BURADA HAYATA DAİR HER TÜRLÜ KONU(DEMOKRASİ ve KEMALİZM(1.2.3. ve 4. maddeler..), İNSAN, SOSYAL, BİREY, EĞİTİM, KADIN ERKEK FARKI(42. madde), EVLİLİK(43.madde), TARİH VB.) KONU SINIFLANDIRMASI OLMADAN, (FACE, TWET VB. SOSYAL MEDYALARDA GURUPLARA YAPTIĞIM YORUMLARIMDAN) KARALAMA KAĞIDI OLARAK ŞİMDİLİK YAZILMIŞ VE YAZILMAYA DEVAM EDİLMEKTEDİR. YÜZLERCE ANALİZ VE SENTEZ ZAMANLA KONU KONU SINIFLANDIRILACAKTIR VE DÜZENLENECEKTİR. BU yorumlar o günün şartları için yapıldığından güncellenmeyecek o günleri hatırlatan şekli bozulmayacaktır. Fakat içeriğinde her devre hitap eden manalar bulunmaktadır. Yani bu karışık haliyle bile okumanızı kesinlikle önerebilirim...Son olarak burası benim özgür düşünce ortamım da diyebilirim. Onun için niyetim hiç bir gönlü üzmek vb. değildir. Kemalist, dindar, dinsiz aslında ideolojisine tapan her kesime sözlerim bazen ağırcadır. YALNIZ SÖZÜM HER KESİMEDİR..Ama hiç bir gönlü kırma niyetiyle yazılmamıştır. Yinede kırılan bir gönül olursa şimdiden özür diler gerçeklerin de acı olduğunu dile getiririm. İlerleyen zamanlarda vaktim olduğunda o uç kırıcı durumları yontma çalışması yapmayı düşünüyorum. Ayrıca fikirlerimin esiri değilimdir. Hür düşünceliyimdir. Kimseyi savunmak için fikir yürütmem. Sadece hakikatin yani gerçeklerin peşindeyimdir. O gün için öyle sonra böyle düşünmüşte olabilirim. Bazı yorumlardaki çelişkiler buradan çıkar. Buradaki fikirlerimin zıttı ispat edildiğinde hemen fikrimi değiştiririm. Sonuçta değişmeyen tek şey değişim demişler. Sevgi ve Saygılarımla..

1. CUMHURİYET BAYRAMI Cumhuriyet, demokrasi face yorumu..

KRALLAR ÇIPLAK (Bir tek savaş var o da sarayı ele geçirme savaşı, saraylıyı koruma iş halka gelince "benim için öl" deme..Ve bu kafa her ideolojik kafada da maalesef var. Maalesef olan hep garibanlara olmakta hem de her tarafın...Hiç bir kesimin birbirinden farkı yok yüzdelik oranı dışında..Her kesimde ülkesini seviyor aslında. Onun için kimliklerimizi kalbimize gömüp ülke için hak, hukuk, adalet, liyakat vb. etrafında birleşmeliyiz. Muhalefetteyken demokrat iktidardayken faşist olanların ülkesi olmamalıyız..Ve bunun için sadece karşı tarafları görüp suçlamamalıyız, kendi kesimlerimizin de aynı olduğunu görmeliyiz.. Demokrat olmayanların demokrasi davası güdenlerin ülkesi bizim güzel ülkemiz):

YANİ BİZDE HER KESİM KENDİ İDEOLOJİSİNİ CUMHURİYET VE DEMOKRASİ OLARAK SAVUNUYOR. Bizde şimdiye kadar her kesimde her zaman ideolojik demokrasi ve cumhuriyet "İN", evrensel demokrasi ve cumhuriyet "OUT" olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Bu ülke hiç bir zaman cumhuriyete, demokrasiye tam anlamıyla geçmedi, geçemedi. 1950 yılına kadar tek parti iktidarı, öncesinde kurulan partileri provoke ve üften sebeplerle kapatmalar, sarayın ankaraya taşınması, sonrasında darbeler... ve hâlâ-2012 olmasına rağmen- darbe anayasasıyla yönetilen ve hâlâ darbeler parti tüzüğüyle idare edilen partiler... Hala kendi ordusunu bile denetleyemeyen devlet, askeri sayıştay, danıştay, ve yargıtayı ayrı olan bir sistem. 89 yıldır bitmeyen devlet eliyle provoke edilen cumhuriyet ve demokrasiye geçiş çalışmalarının toplum karıştırılarak-sağ, sol; alevi, sünni; kürt, türk; dindar, dinsiz; laik, anti laik, ya da sağ kemalizm, sol kemalizm, en son dindar kemalizm- ve bunlar bahane edilerek onlarca kez son buldurulma örnekleri... Unutmayın hiç bir ideoloji demokrasi değildir. İçi demokrasi ile dolu olmayan, hukuk, adalet ve insan haklarından beslenmeyen bir cumhuriyet cumhuriyet felan değildir. Cumhuriyet adı verilmiş diktatörlüktür.Yani gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmişse sonrakilerde hep yanlış olacaktır.

Bir kumarhanede oyuncular bir şey kazanmaz. Başka bir deyişle "Kumarcının kumarcıya yılda sadece bir yumurta hakkı geçermiş" Kazanan kumarhane sahibidir. O hiç bir zaman kaybetmez. Daima kazanır. Ve bu oyunda sadece oyuncular değişmiştir. Bizde de masadaki oyuncular değişip, bazende bir birine kırdırılıp hep resmi ideoloji bu yolla kazanmış ve olan zavallı halka olmuştur. Hep ahmet mehmede kırdırılmıştır. Unutmayın bir satranç oyununda şah da olsanız piyon da olsanız sonunda aynı kutuya atılırsınız. Biz bize önerilen insanları seçmekle kalıyoruz tabi burası da işin başka bir foyası..

İngiltere, norveçi, danimarka, isveç, hollanda, ispanya...Onlarca avrupa devletleri hala krallarını yok etmediler ama cumhuriyet, demokrasi yok mu buralarda(?) Eski yeni kavgasını temsili bir imajla yok etmişler. Mısır, Suriye, Irak, Tunus, Ürdün evet bu ülkelerde yüz yıllardır hiç bir zaman olmadı cumhuriyet ve demokrasi, belki bu nedenle kavgada eksik olmadı. İslam dünyası geri kaldı. YANİ "HAKİKİ CUMHURİYET VE DEMOKRASİNİN OLMADIĞI HİÇ BİR ÜLKEDE KAVGALAR BİTMEZ. -bizim kavgalarımız bitti mi?- YAŞASIN HAKİKİ DEMOKRASİ VE CUMHURİYET. SENİ YAŞATMAK VE KORUMAK BİRİNCİ GÖREVİMİZ OLMALI" Çünkü maddi manevi bütün ilerlemenin temelisin....şunu da belirtmeliyim ki akpli ya da herhangi bir partili değilim ama akp çıraklık dönemini istiyorum, özlüyorum zira avrupa birliği uyumları unutuldu ustalık dönemi de sadece "dindar kemalizm" için çalışmayla geçti. Ak partinin en büyük muhalefeti kendi parti programı kaldı:)) Ayrıca çırak birine kalfasına danışır daha doğruyu yapar. Kalfada danışır ama usta danışmaz. İşte siyasette bu danışmadan davranma ise çok tehlikeli bir vaziyettir. Çıraklık ve kalfalık döneminde adeta bir koolisyon gibi her fikirden insanlar, zengince vardı. Tek adamcılığa ve tek particilikten bu nedenle uzaktı. Fakat daha sonraları kurucuları bile ayrıldı sadece dalkavuk vb. kaldı bu da başka bir neden. Ben koolisyonun bile bir tek parti ve şahısçılıktan daha iyi olacağını düşünürüm en azından ufku daha geniş olur ve bir zihniyet, ideoloji kalıbından uzak bırakır. İnsanları anlaşamadıkça demokrasiye, adalete, hukuğa laikliğe yönlendirir. Dinin birleştirici değil ayrıştırıcı rolü görülür, demokrasinin önemi anlaşılır.

Muhalefetse zaten facia. Eleştirdikleri ak parti ve Tayyip erdoğandan bir mili gram bile fazla demokrat değiller. Zaten bir mili gram demokrat olsalardı halk onlara oy verirdi. Ak parti sebep değil sonuçtur. Şehit ailelerini başörtülü diye yemin törenini bile almama, acile gelen Medine nineyi başörtülü diye tedavi etmeme, birinci gelen öğrenciye başörtülü diye hediye vermeme vb. zihniyet..Kendileri gibi olmayanları sürekli aşağılayan ve oy vermediklerinde hakaret eden gerizekalı, makarna kafalı, beyinsiz vb. diyen zihniyet. Tayyip erdoğana karşı Fidel Castro yu daha demokratmış gibi öven zihniyet(tamam kapitalizmle ilgili mücedele boyutunu demiyorum). Halbuki 50 yıldır ülkesinde muhalefeti yok etmiş. İnternet yasak, tek gazetesi olan vb. lideri demokratmış gibi bize yutturmaya çalışan sahtekar iki yüzlü zihniyet...İran zorla kadınları örtüyorsa bunlar zorla açtırmaya çalışıyor. Ne farkları var? Evrensel, demokratik yürüyüş hakkını yasaklayan zihniyeti elbette ki kınıyorum. Fakat şunu da düşünüyorum: şimdi cumhuriyet bayramı için anıtkabire yürüyenler cumhuriyet için mi yürüyorlar yoksa ideoloji ve partileri için mi? En az akp kadar cumhuriyetten uzak bir cumhuriyet yürüyüşü... Çünkü bu yürüyüşü yapanlar içinde 28 şubat sürecinde "devlet başörtüsünü yasaklıyorsa açacaksın" diyenleri tanıyorum. Şimdi "devlet yürüyüş hakkını yasakladı. O zaman aynı mantıkla yürümeyeceksin mi denilmeli?...." bu tenkidim her kesim için... her kesim kendisi gibi düşünmeyi, inanmayı, yaşamayı, giyinmeyi, aynı kişileri sevmeyi ya da sevmemeyi cumhuriyet ve demokrasi sanıyor. Hiç bir ideoloji demokrasi değildir. Halbuki dostlar cumhuriyet ve demokrasi herkesin birbirine zarar vermeden evrensel haklarına sahip olması, herkesin farklı düşünmesi, giyinmesi, farklı şarkıları dinleyebilmesi, farklı şeyleri kişileri sevmesi, farklı düşünebilmesi, görebilmesi, bakabilmesi değil midir? Hem bu özgürlük değil midir insanları ve milletleri hatta dünyayı geliştiren. Ben mi yanlış biliyorum(?)  Gelin hepimiz vatandaşlık tanımımızı Türkiye vatandaşı olarak evrensel insan haklarını, hukuk, demokrasiyi yerleştirerek eşitlenelim ve bu eşitliğe çalışalım. Farklılıkları kemalistleri, alevileri, dindarları, vb. bir vücudu oluşturan organlar yapıları iskeleti, kanı, kalbi vb. gibi düşünelim. Birisi ölürse ya da bozulursa zamanla bütün vücut yok olur. El ayakla kavga etmez vb. Saygılarımla dostlar

'Şimdi bazı gerçekler çarpıtılmaktadır. Zıt kavramlar yer değiştirmişlerdir. Zulme adalet, esareteyse hürriyet adı veriliyor.' (Bediüzzaman)

“Kuvvet kanunda olmalı. Yoksa istibdat tevzi olunmuş olur.”(Said Nursi) Tabi bu kanun hukuğa dayalı, evrensel hukuğa dayalı, adalete dayalı olmalı. Eğer kuvvet kanunda olmazsa istibdat yani keyfi davranış, diktatörlük beslenmiş olur. Şahıslara, insanlara yetki bırakılmamalı..

“Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir...”

 "Özgürlük ve demokrasi kelimelerini sürekli duyduğunuzda şüphe edin. Geçekten özgür memleketlerde kimse size sürekli özgür olduğunuzu vurgulamaz."
Jacque Fresco

Büyük balonların eceli, küçük iğnelerdir..:)
 

A***

Eskiden padişahların dalkavukları vardı. Resmi bir meslek gibiydi o dönem için..Şimdi ise başta danışmanlar olmak üzere bu işi yapan beyaaa var. Hiç kendisinin tabi olduklarından farklı bir düşünce üretmeyenlerin danışman parası alması bence gereksiz bir masraf..En büyük sıkıntılardan biri yüzlerce yıldır bitmeyen dalkavukluk problemimiz..Allah'ım ülkemizi dalkavukların şerrinden koru ki ülkemizde korunmuş olsun..Bence bu dalkavuklar hem Osmanlıyı hem İslam dünyasını geri bırakmaya sebep oldular. "Ne güzel dediniz efendim, en doğrusunu yapıyorsunuz efendim, ne uygun buyurursanız efenim vb." Sonra olanlar olmuş..

 

***

İnsan olmak demek öteki ile oturup konuşabilmek demektir. Bizi hayvanla ya da öteki canlı türüyle ayıran bir özelliğimizdir bu. Biliyorsunuz sürüler kendileriyle benzerleriyle bir arada yaşarlar. Kendilerine benzerlerle. İnsan ise kendinden farklı olanla iletişim kurabilene denir o halde. Farklıyla oturacak iletişim kuracak, konuşarak sorunu çözecek. Al ver yaparak farklılıklarla gelişecek. Sabit fikirlilikten kurtulacak. Ufku zenginleyecek.🤔

***

B***

Şunu da belirtelim nasıl ki 1. madde de bizim ülkemiz hiç bir dönem demokrasiye geçmemiş ise laiklikte hiç uygulanmamıştır. Neymiş laiklik elden gidiyor muş..Yahu ne zaman elde vardı ki? Devlet dine her zaman karışmamış. Laik devlet ne dine ne dinsize karışmaması ve alet edilmemesi gerekirken her dönem karışmıştır.

Ayrıca insanların hür ortamlarda buluş yapma ve gelişme özelliği de şu sebepledir. İnsanlar hür olmayan ortamlarda ya da hür hissetmedikleri ortamlarda beyinleri kendilerini korumaya almak için statikoyu sabitliği ya da mevcut durumu korumaya girer. Hatta bilimsel olarak beyni küçülür. Kaygı ortamında rahat ta düşünemez. Ya da yaşanılan bir travma olay sonrası eski neşesine-yüzde yüz anlamında- kavuşamayan insanlar gibi. Beyin hür olmayan ortamda, gelişip yenilik üretemez. Bu nedenle demokratik ve hür ortamda insanlar farklı düşünebilir ve farklı düşünme ilerlemeyi ve yeni buluşları getirir. Farklı fikirler gelişim getirir. Aynı düşünen insanlar farklı buluş yapamazlar. Örneğin elektiriği milli eğitim toplanıp "elektiriği bulucağız" deyip bulmuş değil. Okuldan salak diye atılan hatta 9 okuldan EDİSON bulacaktır. Çünkü farklıdır. Aynştayn içinde benzeri bir durum vardır. Diğer buluş yapanlara da bakarsanız benzer şeyleri göreceksiniz. işte evrensel insan hakları, hukuk, adalet, demokrasi bu farklı düşünmeye destek veren insanların bu güne kadar bulduğu en önemli ve gelişmiş faktördür.

C***

Bence kafalarımızın ve bizim nesillerimizin küçüklükten beri halkı birleştirecek evrensel demokratik ve hukuk anlayışından uzak yetişip sadece ideolojik yetişmesi. yoksa herkesi birbirine düşman gören bir yapıya dönüşmezdik. alevi düşman, kürt düşman, dindar düşman vb..Bize herkesi savaştıracak değil birleştirecek demokratik ve hukuki bir bakış açısı gerekir diye düşünüyorum. Çünkü gerçek demokratik ve insan haklarının olduğu ülkelerde devlet herkesin(dindar, dinsiz, ateist, alevi, her kesimin yobazının, vb.) devletidir ve herkesi eşit kucaklar..Yani dindar benim devletim der, dinsiz benim devletim der, alevi benim devletim der, sünni benim devletim der bla bla..Her kesim mutlu edilirse ülke mutlu olur. Bir kesim mutlu olmazsa o ülkenin organı gibidir. Nasıl bir organımız hastaysa bütün vücut er geç etkilenir ve hasta olur. Tarih gösterdiki ideolojik bakışların bitişini gösterdi. Atatürkçüler atatürkten dinciler dinden, dinsizler ateistlerden nefret ettirmedi mi bla bla..Kafamızdaki ötekini silmezsek, değerleri olan insan olmazsak kimse kendi kesiminin hatasını görmez. Siyaset sorun çözmek için olması gerekirken ötekinin düşmanlığıyla iktidar da kalmak için var olmuş. Kimi için atatürkçülük, kimi için dindarlık vb. önemli olmuş. Tamam sorsalar sadece kendileri ülkeyi seviyorlar. Diğerleri düşman. Yahu herkes seviyor diyemiyor. Ülke aynı olduktan sonra insan olmadıktan sonra neye yarar bu ideolojiler yahu. Ömrümüz bitti..Ortak yaşama yolu ideolojiler olamaz. HAK, HUKUK, ADALET, LAİKLİK vb. ortak yaşama alanı olabilir. Yoksa hepsi boktan. Kendisi kürtçe eğitimi savunur tabanı için evlatlarını koleje ya da yurt dışına gönderir. Dindar liderler de aynı tabanını İHL ye gidin der, dünyadan koparır, kendileri koleje amerikaya gönderir. Ah ki hepsi aynı aslında, yapay sorunlar üzerinden kavga sürdürüyoruz yüzyıllardır. Sonra bakın ben gidersem o gelir korkutmasıyla herkesi korkutup kendilerine bağlıyorlar. Halbuki her kesim kendi kesimine hesap sorabilse yani bu öbürüyle korkutmayı bırakıp hesap sorsa...Bu çöplüğü iyi ve ilkeli insan olarak çözebiliriz.Yoksa her kesim sadece koyun oluruz, bizi yer. Diğerini koyunla suçlayan koyunlar olur. Bu suç her kesimin. Neyse yepyeni bir nesil çıkıyor merkezde inanç, din, mezhep vb olmayan sadece insan olan. Ümidim o. Dünya bir kabuk değiştirmiş. Öyle kürt açılımı felanla olmaz. Merkeze temel hak ve hürriyetleri, adaleti, hukuğu vb. koyarsın. Hak hukuk veriyorum denmez. Öyle dersen sen üstün olup lutfedici olursun. Tepeden bakmış olursun. Ama evrensel hakları hukuğu (o. çocukları için veriyorum demeden) verirsin olay biter. Hem onlarda havalara girmez. Zaten evrensel hakları vermek zorundayız ki bu insanlık ve müslümalık görevimiz değil mi? Mesela hangi kardeş dilini kardeşinin dilini yasaklar?(Ak parti öncesi  yasaklama yapan dönemler için yazıyorum) O otuz küsur yıldır çözemediğimiz onlarca kez tamam bitirdik dediğimiz problem adını koymazsın. Gizli saklı görüşmeden sen ver hukuğu, özgürlüğü o zaman dağa çıkanları görmezsin. Öyle dış güçler felan dememiz kendimizi kandırmamızdır. Neden biz gidip alman vb. ülkelerdekini dağa çıkaramıyoruz. Çünkü onlar devletine güveniyor vb. bla bla bla..Herkesin benim devletim dediği bir sistem. Tabiki sadece suç devletin yanlış politikalarında değil teröristlerinde hiç mi suçu yok tabi ki onlarında suçu var bunu da unutmayalım. Kafalar aynı. Zaten siyaset tarihimiz birbirinden öc alma tarihi gibi..Devletin her kesime sahip çıktığı bir devlet..Her kesimden aynı vergiyi aldığı..(bu konu sonra ayrıntılarla devam ederiz.)

***

İZM HAKKINDA: Bir şeyin sonuna izm gelecekse oradan kaçacaksınız. Çünkü bir fikri öldürmenin en kolay yolu onun peşine yılmaz savunucular takmaktır. O yılmaz savunucular İZM peşine takıldığı anda iş rayından çıkar. Dünyanın en parlak fikride olsa çok kısa bir zamanda onu toprağa gömüp radikalleştirebilirsiniz..Hiç bir şeye dair izm olmamalıdır. İnsana dair her fikir zamanında iyidir. Geliştirilmek zorundadır. İzm yaptığınız zaman onu tabulaştırırsınız. Orada sıkışırsınız. İnsan düşüncesini bir kalıba ve cendereye sokarsınız, özgür düşünceyi öldürürsünüz. Bu insanların kendisinde düşünme cesareti hissetmemesinden kaynaklanır. Halbuki DÜŞÜNMEK ve ARAŞTIRMAK her insanın görevidir. Mesela KURAN'DA bu görev bütün insanlara verilir. Sadece bilim adamlarına ve din adamlarına vb. değil. Dolayısıyla bir şeyin peşine takılmak kafa konforu sağlar bize bir rahatlık sağlar ama o fikri ise zaman içinde dondurur. Marks kıymetli bir düşünürdür ama marksizim olduğunda zaman içinde donar, lakayt bir hale gelir, kronik bir hale gelir, zamanla uyumsuz bir hale gelir. Radikal izmler radikal Kemalizm, Marksizim, kapitalizm vb. her hangi bir İZM için geçerlidir bu..Dinci dinsiz bütün dogmatik İZMLER Barışçıyım der Barışı değil sadece düşmanlıkları ve kutuplaşmaları besler. İZM kendisi için başka insanların hakkının yenmesine hatta ölümüne bile izin verir. İşin garibi bu İZMleri savunan radikalleri bile onları yaşayamaz tam zıttını yaşantısıyla savunur yani yaptıkları söylediklerini yalanlar fakat bunun farkına bile varamaz..Farkına vardığı ise asla kendini görmeyip Sadece kendine zıt diğer İZM lerin yaptıkları zulümlerdir. Ve onlardan beslenerek İZM ler yaşamaya çalışır🤔

***

Bu düşmanlıkla beslenmek ile ilgili bir analiz ve sentez daha yapmak istiyorum. Çok iyi tanıdığım sünni dostlarım var. Görüyorum ki sünniliği hiç yaşamıyor-foto yasağı, instegrama kayıt olmayan sünni mi var..vb.-  bile hatta sünniliğinden haberi yok. Fakat ne zaman bir alevi olsa sünniliği hatırlıyor ve alevleniyor. Aynı şekilde hiç aleviliği yaşamayan arkadaşım ve dostum var fakat bir sünni yi görse hemen aleviliği hatırlıyor.. Yani ne garip hatta komik ki bizdeki her mahallede birbirinden beslenerek idelojik mezhepçi takıntılar devam ediyor. Dindarın dindarlığı yaşamayıp kemalisti görünce dindarlığı faşistleştiği yada kemalistin dinciyi görüp faşist kemalizmi pekişmesi gibi...:) Hadi bir ya da daha faşist kemalistlerin osmanlıcılığı doğurup, beslemesi ya da tam tersi gibi..yani bla bla bla(:

***

Ayrıca benim avrupa birliği kriterlerini savunma nedenim avrupanın şerefsizliğini bilmemem değil. (sadece kendilerine demokrat, kendi vatandaşlarına hak hukuk vb. Fakat bizimkiler malesef kendi insanlarına bile hak, hukuk vb. vermemeleri..) Tabiki bütün herkesle birliktelik kuralım ŞENGAN, İSLAM DÜNYASI vesaire vesaire..Fakat bugün örneğin son kullanma tarinini bile avrupa uyum yasaları olarak yani gevurlara bakılarak yazılmışsa bunu benim kul hakkı dersi veren müslüman dostlarım kendi vatandaşı olarak akıl edip uygulama yapmamışsa ben vatandaş olarak tabii avrupa uyum yasalarını savunurum. Aslında bu vb. durumlar İSLAM prensiplerine yakındır. Vatandaşlarını sadece kendi ideolojileri için ölecek garip gurabayı öldürecek canlı olarak gören zihniyetleri eleştiriyorum. Diğerlerinin-şengan, müslüman ülkelerdeki diktatörlerin kriterleri vb.-  kriterlerini beğenmiyorum sıkıntım burada..Mehmet Akifin deyişiyle: "İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz" gibi meselesinden yani:) Beni avrupa kriterlerini savunmaya mahkum bırakanlar utansın diyorum...Önceden bir reklam vardı:Kadın aldığı divanın yani yatağın bir yayında problem var diye şikayete gidiyor. Satan firma sorumlusu: "Ne demek abla o kadar yay içinde tabiki bir iki yay da sıkıntı olabilir" diyor. Sonra aldığı bir fasulye kurtlu çıkıyor. "Abla olabilir onca üründe ben içine mi girdim" diyor. Yani demek istediğim bugün sağlam mal yapmayıp "işte ben müslüman malını alın" diyenlere "sağlam mal yapında alalım" demek gerek. Bunu diğer bütün hukuk vb. sistemlere vurun o zaman mantık anlaşılır.

D***

"Diriliş Ertuğrul" dizisi ekibine ödül konuşması yaptırmayan bir çeşit protesto eden zihniyete yapmış olduğum facebook yorumum:

Her nefeste birilerini "demokratik değil, diktatör" diye eleştirenlerin neden kendilerine bakmadıklarını ya da hiç görmediklerini merak ediyorum. Bu zihniyettekiler değil midir "başörtülü diye birinci gelen çocuklara hediyelerini vermeyen, şehit cenaze törenlerine başörtülü analarını almayan, hatta koalisyonla ve darbeyle-28 şubat- iktidara gelmelerine rağmen kamusal alana sokakları bile katmaya çalışanlar" ve sonra alay edip "neden bu millet ak partiye oy veriyor?" diyen. Cevap: Senin ve benzerlerinin zihniyeti yüzünden. Sen demokrat, hukuktan adaletten uzak, ideolojik kafa dediklerinden bir mili gram demokrat olsaydın, ideolojik tapınan beyinden uzak olsaydın bu millet sana oy verirdi. Ve sen yüzde elli altmış oy alsaydın neler olurdu hayal bile edemiyorum. Bir tek suçlu senin bu zihniyetin. Hiç millete bir şey demeyin..!!!

E***

Her siyasi parti yıllardır kendi ideolojik yapısı üzerinden oy topluyor. Milliyetçilik, dincilik, ırkçılık, kemalistçilik vb. Ve diğeri gelecek korkutmasıyla işini yürütüyor. Bütün bu nedenle siyasi partiler ekonomi projesini, eğitim projesini, yolsuzluk projesini, ilerleme projesini ortaya koymuyor. Örneğin her dönemde görülen “egemenlik milletin paralar kimini” yok etmek için şöyle bir projem var demiyor. İnternet sitesinde ne kadar vergi toplandığını herkes görecek ve paraların nereye gittiğini de görecek böylece yolsuzluk kolay kolay yapılamayacak hepsinin cezası hesabı sorulabilecek. Şimdi millet vekilleri bile göremiyor maalesef. O zaman ne dinciler gelecek diye bunu sormayın diyebilecekler ya da kemalistler gelecek diye sormayın diyebilecek. Eğitim, enerji politikan ne diye sormalıyız bunları sormayınca biri din, diğeri milliyetçilik, diğeri ırk, diğeri Kemalizm Alevilik vb. yollarla belli oyları almaya devam eder…Zaten bir çoğu başka türlü oy da alamayacak yapıdalar. Bir de herkesim diğer kesimi bölücülük yapmakla suçluyor. Kemalist dincileri, aleviler sünnileri, ya da tam tersi..Bana sorarsanız kimse kimseyi suçlamasın. HER KESİM SUÇLU. Ya da bu suçta payları var.  Sadece bir birini suçluyorlar ve görüyorlar..Hiç bir kesim Türkiyeli değil. Obama biz deyince amerika anlaşılıyor. Bizimkiler biz deyince kendi kesimi anlaşılıyor. Yani bu kesimcilik ülkemizi sadece bölüyor. Bundan milletçe kurtulmak gerekir. Taki ülkemiz Allah korusun iç kutuplaşmaya doğru gitmesin. Her kesimin mutlu olduğu bir demokrasi kurmamız gerekir. Çünkü bütün kesimler bir organ ise bir organ bile rahatsız olsa vücut mutlu olamayacağı gibi ülkemizdeki bir kesim bile mutlu olamazsa huzur gelmez. Ve bir gün her kesimi mutsuz huzursuz eder. Onlarca yılda olsa. Nasıl ki Ben çocukluğumda kürtçe yasağı doğuda kastamonuda değil bana diyenlerin pkk beslenmesine sebep olan o uygulama sebebiyle askerlikte doğuda komando olup savaşmaları gibi.

-2-Biz bu muyuz? Sadece Taraf..EN BÜYÜK DÜŞMANINIZ İDEOLOJİLERİMİZ Mİ?

    Bizim her gurubumuz endazesiz, ölçüsüz taraf olma yolundadır. Bir taraftan yasakları savunuyoruz, bir taraftan yasaklardan yakınıyoruz. Yani yasaklar size hizmet ediyorsa, sizin düşüncenize, ideolojinize hizmet ediyorsa devam etmeli. Size ve ideolojinize aykırı geliyorsa yasaklanmalı, sansür olmalı vb. Hiç bir kesim kendi yaptıkları zulmü görmüyor sadece karşısı olduğu kesimin yaptıklarını görüyor.

"Komunizmin çıkış noktası, yani burjuvanın ezmesine karşı olan tutum ve başkaldırı haktır, doğrudur. Ayrıca sermayenin insanı ezdiği ve hiç fakirleri düşünmemeleri, ayrıca dini bir afyon olarak kullanmaları vb. hepsi haktır, gerçektir. Her şeyde hatta en batıl bir fikirde bile hak noktaları bulunabilir hatta bulunmaktadır. Fakat unutulmamalıdır ki komunizde zamanla kendi burjuvasını oluşturup yöneten kısmını adeta kapitalizmin üst sınıfı burjivistler gibi hakim ve her şeyi yemesine hatta yutmasına fırsat sunmuştur. Kapitalizmin öldürdüğü ve akıttığı kan kadar hatta daha fazla kan akıtmış ve kendi kurdukları diktatör üst komünist burjivistine karşı gelenleri yok etmişlerdir. yani durum sonuçta her ikisinde de aynı zulum olmuştur. Komünizmde bu noktada aynı işi yapmış masumları yutmuş, art niyetle kullanılan bir dini anlayış sömürü gibi neredeyse din olmuştur. Rusya zalim kapitalizme geçişin en kanlı yolunun sosyalizm vb. olduğunu göstermiştir. Fakat bakın Fidel CASTRO yu övenler onun ve benzerlerinin ne yaptığını görmüyorlar bile. Hiç muhalefet yok. 50 yıldır o iktidarda.Tek gazete, internet yasak...say sayabildiğin kadar ama bu durumunu hiç bir sosyalist ortaya koymaz. Zaten kendi sistemine koysan bazılarını onunla savaşacaktır.."

Çifte standartla hareket etmek önce çifte standartla hareket edenleri vurur. Değişimi sevmeyen, demokratik olmayan toplumlar diktatör üretir. Bu ise geri kalmanın ve ilerleyememenin ana nedenidir. Yüzyıllardır İslam dünyasıda bu yüzden gerilemiştir. Çünkü özgürlük yaratıcılığı, ilmi, girişimciliği, yatırımcılığı, icadı geliştirir. Ak parti çıraklık ve kalfalık dönemindeki gibi demokrat değil anlıyorum. Ama Ak partiye demokrat değil diyenler kendileri ondan daha fazla demokratlıktan uzaklar. Hak arıyorum derken ortalığı yakıp yıkıyorlar bu da onları zaten ele veriyor. Vatandaşlık hakları gibi vatandaşlık sorumluluğuda vardır. Hak aramada yakıp yıkarak değil demokratik yollarla olmalıdır. Yoksa yangın başlatır ve nerede söneceğini tutturamazsınız. Kendileri demokrat olsalardı zaten sorun olmazdı. O zaman milletin kaçacak bir adresi olurdu. İşte bu da benim sıkıntım. Şimdi bana her kesim-kemalist, dinci, cübbeli, tarikatçı, sosyalist, kominist vb.- aynı gelmeye başladı. Her kesim belli bir gücü eli geçirinceye kadar son derece kibar, iyi insan, güler yüzlü felan filan. Fakat sonrasında hoş geldin ideoloji-ellerinden gelse muhaliflerinin kellelerini koparacaklar- ve demokrasi, hak hukuktan uzaklaşma. Keşke hepsi demokrat olsa..Acaba programlanmış robotlarlarla mı muhatabız?.. Fikren yenilenler ya da fikirlerinin çürütüleceğini görenler saldırganlaşır ya da kaçar ya da ses tonu şiddetiyle değişik yönlendirmeler yapar felan filan...

Demokrasi, adalet, hukuk, evrensel insan hakları vb. insanlığın ortak malıdır. Huzurlu, kavgasız yaşamın temelidir. Gerek uzak doğudan, gerek islam dünyasından, semavi dinlerden vb. alınmıştır. Fakat son dönemlerde, yüzyıllarda bunlara avrupa sahip çıkmış ve ilerlemiştir. İslam dünyası içerisinde hoşgörü ve farklı dinlere saygı olmasına rağmen şii ve sünnilerin yanlış yorumlarıyla tamamen uzaklaşılmıştır ve yüzyıllardır sadece diktatör yetiştirmiştir. Herkes kendi ideolojisini savunurken bunun farkına bile varmamışlardır. Örneğin kendilerini özgürlükçü sananlar mecliste başörtüsü için merve kavakçıyı linç edenler, daha sonra neden herkes ak partiye oy veriyor diye sorabiliyorlar. Oy verenleri suçlayıp gerizekalı, karnını kaşıyan adam vb. deyip kendi zeka seviyesini, aşağılıklarını, çukurluklarını gösterebiliyorlar. Halbuki tek suçlu o tutumları. Millet 28 şubattakilerden, ak partiye kaçtı. Ak parti demokratlaştıracakken rövanşist ve dindar kemalizmi kurmaya başlayınca yani Ak parti bozulmaya başlayınca. Abdullah GÜLden de geri dönüp bir düzeltme şansı görmeyince kaçacak yer arıyor. Kısır döngü insanlarımızı akıl almaz yollara saptırıyor. İnşallah bir patlama olmaz felan filan..Çünkü gerçekten ak partinin alternatifi çıkmadı hala. Yapılması gereken özlerine dönmeleridir, demokrasi, evrensel insan hakları vb. acele sahip çıkmalarıdır..Yoksa Türkiye ortadoğu ülkeleri gibi diktatörlüğe itilir. O diktatör halkın özgürlüklerini alır. Bu özgürlükler alınırken milli ve dini duygular gıdıklanarak yapılır. Fetö vb. bunu din ile yapıyor. Bu sayede halk aptallaştırılıp beyinleri sömürülür. Bu diktatörlüğe gidiş tamamen ve her türlü şekilde desteklenir. Toplumda iç çatışma çıktığında kendi insanlarına orantısız güç kullanmaya başlandığında ise Birleşmiş milletlerin müdahale hakkı doğar ve o ülke bölünür. Bu Libya, ırak, suriye vb. lerinde olan sonuca sürüklenir bu genel stratejidir maalesef bu aynı senaryo defalarca yutturulur.

YENİ ANAYASADA OLMASI GEREKEN DEMOKRASİ, HUKUK, EVRENSEL İNSAN HAKLARI..ACELE DÜZELTİLMESİ GEREKENLER..YANİ HİÇ BİR DÖNEM GEÇEMEDİĞİMİZ KUVVET AYRILIĞIYLA BERABER DEMOKRATİK SİSTEM MADDELERİ..

1. Sayıştay: Paraların nereye gittiğini herkes  her vatandaş görebilmeli. Şimdi millet vekilleri bile göremiyor. Egemenlik milletin paralar kimin olmamalı. Devlet ödesin deyip devlet ödediğinde de paranın halktan çıktığını halk da görmeli. "Oysa biz genel tanım içinde biliyoruzki: Vatanlar her zaman zenginlerindir, vatanseverler fakirdir:)  Bu, şehitlerimizin neden hep gariban ailelerden olduğunu bir nebze açıklıyor gibi..Onlar da takip etmeli paraları ki..

2. Savcılık: Savcılığın kolluk kuvveti gelişmiş demokrasilerdeki gibi ayrı olmalı. Jandarmadan ya da polisten olmamalı. Bağımsız olmalı. Ayrıca bir yolsuzluğu araştırırken üstlerinde izin almamalı. BAğımsız yapabilmeli. Şimdi örneğin bir valinin yolsuzluğunu araştırırken "efendim galiba yolsuzluk yapıyorsunuz. Sizi araştırabilir miyim" dememeli. TAbi valide ona ne cevap vereceği belli. Gelişmiş devletlerde bu bağımsızlıkla krallar bile yargılanıyor. vb. Askeri yargı vb. tamamen kaldırılmalı.

3.Cumhuriyet: Kemalizm, faşizm, din vb. İdeolojilerden beslenmemeli. TEmelinde demokrasi, hukuk, adalet, eşitlik merkezli devlet, evrensel insan hakları olmalı. Yoksa cumhuriyet adı verilmiş diktatörlük olur. Dindarın dinsizin, alevinin, sünninin her kesimin "benim devletim" diyebileceği bir devlet olmalı.

4. Parti iç tüzüğü: Ak parti, chp, mhp vb. her ilçenin, ilin temsilcileri merkezden değil oranın örgütü seçip ankaraya gönderse daha doğru olur. Yani bizlere seçilmesi gerekenler diretilmiş olmaz. Aynı şekilde hep aynı liderler kendilerine beyat etmiş insanları şeçtiğinden hep aynı kişi hükmünde oluyor. Bu yalaka ve dalkavuklarını etrafına toplayan liderler hiç eleştirilmiyor ve gidişat kötü olup gelişme olmuyor. Olsa da çok yavaş yavaş oluyor. Osmanlının yüzyıllarca kendini en mükemmel bilmesi ve gerilediğinin farkına varmaması gibi..Hatta o liderler öyle ileri gidiyor ki..Bakanına bir göreve başlama bir de tarihsiz istifa dilekçesi veriyorlar. Kendilerine zıt bir şey derlerse istifa ettiklerini gazetelerden öğreniyorlar.:)

5. Evrensel insan hakları ve evrensel hukuk, demokrasi:

6. YÖK:

7. Atamalar: Sadece liyakata göre olmalı. Senin adamın benim adamım vb. olmamalı

 

A2***

İçi demokrasi ile dolu olmayan, hukuk, adalet ve insan haklarından beslenmeyen bir cumhuriyet cumhuriyet felan değildir. Cumhuriyet adı verilmiş diktatörlüktür. 1950 ye kadar uygulanan da budur. 

Merkezinde hukuğun olmadığı devletler çetedir başka bir şey değildir. Kimse vesayet kurumlarına karşı değil bizde..Karşı oldukları şey o kurumların direksiyonunda olmamak yani onları ele geçirememiş olmak, ya da kaybetmiş olmak..İşte bütün mesele..

Ayrıca hukuğumuz, adaletimiz vb. iyi olmazsa yabancı sermaye başta olmak üzere bütün yatırımcılar kendini iyi hissetmediğinden kaçar yatırım yapmaz dolar vb. fırlar ihracat vb. durur. Çünkü bizim iran, rusya, suudi arabistan  gibi petrolümüz, doğalgazımız vb. yok. Aman dikkat ha..

B2***

Hürriyeti su-i tefsir etmeyiniz: ta elimizden kaçmasın ve müteaffin olan eski esareti başka kapta bize içirmekle bizi boğmasın. Haşiye: Evet, daha dehşetli bir istibdad ile pek acı ve zehirli bir esareti bize içirdiler.__Said Nursi

 

Eğer beyniniz ideolojileriniz vb. nedenlerden bir şekilde kilitliyse; kilidini kırmadan ya da açmadan bari konuşmayın!
 

***

Şimdiye kadar insanlar arasında melekle de şeytanla da hiç tanışmadım. Herkes de karmalık var galiba. Herkes günahıyla sevabıyla insandır. İyi diyelim iyi olsun:)

 

3. Demokrasinin ideolojiden farkı..ve KEMALİZM

Herkes bir yapıda olmaz olamaz. Dünyada her insan farklıdır. Yani farklı beyin kaç insan varsa o kadar vardır. O sayıda da farklı insanlar düşünceler vardır. Herkes aynı olsa ne sıkıcı bir dünya olurdu.

TEK TİPLEŞEREK ÇÜRÜRSÜN. FARKLI OLMAK NORMALDİR.. Tek tipin, hacının, hocanın, kemalistin, sosyalistin yani ideolojinin hakim olduğu hiyerarjinin hakim olduğu her yerde her türlü zulüm olur ve maalesef üstünü kapatırlar. Ayrıca insanı nitelikli hale getiren, canlandıran, geliştiren benzeşmediğin adamlarla ahbaplıktır.

Biz insan olmayı başaramamış bir toplumuz ve her birimiz o toplumun bir mensubuyuz. Her kesim sadece kendi mahallesini görüyor ve anlıyor diğerlerini görmek istemiyor. Onların hatalarına laflar ediyor. Diğer mahallelerin kendi adamlarının hatalarına görmelerini istiyor. Kendi kesimini görmüyor. İnsan olmak demek öteki ile oturup konuşabilmek demektir. Bizi hayvanla ya da öteki canlı türüyle ayıran özelliğimizdir. Biliyorsunuz sürüler kendileriyle benzerleriyle bir arada yaşarlar. Kendilerine benzerlerle. İnsan ise kendinden farklı olanla iletişim kurabilene denir. Onunla oturacak iletişim kuracak, konuşarak sorunu çözecek. Hayvanlarda ki özellik ne: Karşı sürüyle savaş. Hayvanda iki tür birbirini yiyecek. Güçlü olan ayakta kalacak. İnsan demek öteki ile konuşan demektir. İnsanlar başkasıyla konuşmanın yolunu ve çözüme konuşarak ulaşmaktır insanlık. Farklılıklarla genişlemek zenginlemektir.

Bu ülkede toplum yok. Çünkü biz birey de olmadık. Birey olmayınca toplum olmadık. Toplum olmadığımız içinde millet olmadık. İlkelerde birleşemedik. Ne olduk bu nedenle? Kendine benzeşen insanlarla bir arada yaşaya sürüleriz olduk biz. Sürü…Atatürkçüler Atatürkçülerle yaşar, onlarla konuşur, onlarla dolaşır, onlarla selamlaşır, Solcular solcularla, ırkçı Kürtler ırkçı Kürtlerle, ülkücüler ülkücülerle, aleviler Alevilerle, Sünniler Sünnilerle..Arkadaş sen ülkücüsün hadi şu Kürtçüyle konuş desen konuşmayı bilmeyecek. Sen Kürtsün git bir mhp liyle konuş bir bak bakalım nedir derdi konuşamıyor. Ya sen Sünni sin git bu ülkede aleviler var onun derdi nedir bir konuş. Hiç birimiz bir ötekiyle konuşmayı bilmiyoruz. Ben de dahil Herkes kendine benzeyenle bir arada yaşıyor, çok mutlu. Demokrasiyi kendine istiyor, sadece kendine HALBUKİ DEMOKRASİ SADECE KENDİNİN DEĞİL BAŞKASININ HAKKINI SAVUNMAKTIR. HERKES BAŞKASININ HAKKINI SAVUNACAK Kİ DEMOKRASİ GELSİN. Bizde herkes kendi hakkını savunduğu için böyle her dönem küçük küçükte olsa ayrı bir faşizm geliyor.

Bizler çok iyi dinci olduk, çok iyi kemalist olduk, çok iyi alevi olduk, sünni olduk, sağcı olduk, solcu olduk, kominist olduk. Fakat İNSAN olamadık.

TÜRKİYE MUHALİFKEN DEMOKRAT AMA İKTİDARA GELDİKLERİNDE FAŞİSTLEŞEN İNSANLARIN ÜLKESİDİR..Niye böyle diğer ülkeler sorunlarını çözüyorken biz yüzlerce yıllık aynı sorunlarlayız. O sorunları çözmeyerek her kesim heba ediliyor neden? Çünkü biz Kemalist olmayı, dindar ya da dinci, alevi olmayı, sağcı solcu vb. olmayı İNSAN olmanın önüne geçirdik. Ya da biz onlarla insan olacağımızı sandık. İyi Atatürkçü olalım dedik iyi insan demekdik, iyi dindar iyi insan demedi, alevi vb. hepsi aynı. Hepsi kendi rozetini taşıyanı kayırdı. Ve liyaket te bu nedenle bitti. Suçlu her kesim. Ve şimdiki berbatlıklar buradan..hala yorulmuyorlar..neye yarar bu ideolojik takıntılar ayırım ve zarardan başka..NEden sen almanyayı amerikayı bölemiyorsunda onlar seni bölüyorlar? Neden? Herkes ya da her siyasi parti bir sınıfı almış ve o sınıflar neden sen sadece o sınıfa aitsin diyemiyor. Bu da ülkeyi bir bütün olarak görmekten ve birlikten uzak tutuyor. Ülke binamız çürüyor. Onu ona bunu şuna kırdırıyorlar..Bu yolla her kesim gücü ele geçirince aman bak benim hırsızlığımı görürsen şunlar gelecek vb. Adam Sarıgüle oy veriyor-kılıçdaroğlunun hırsız dediği, yolsuzluk dosyalarını salladığı- sonra aynı adam ak partililer niye hırsıza oy veriyor diye utanmadan soruyor. Sen niye sarıgüle oy verdiyesen diye cevap vermek gerek. ah ki ne ah? Her kesim aynı sakın hiç biri üstüne alınmasın..hepsinin üzerinden siyasi organizasyon var. dinden, dinsizden, müslümandan, kürtten, türkten vb. Dinci, türkçü, kürtçü vb. bu cü, çü vb. ler ise başımaza bela olan ekler..Herkes suçlu sıkıntı burada..Her kesim diğer kesimin desteğini alacak şekilde çalışmadıkça bunun için kendi kesimini eleştirmedikçe bu birliktelik sağlanamaz. Bu paradigma bozulmaz. Her kesim bu yolla uyutulur ve uyutuluyor. Neden oranlarımız artmıyor..Bu etnik köken, mezhep ve ayırım vb. ile mücadele ve müdahale etmiyorsunuz? İnsan olmak önemli başkasıyla konuşabilen..İyi insan olmadıktan sonra dindar olsan ne olur, dinsiz olsan, alevi, sünni, kemalist vb. olsan ne olur? Sonuç siyaset inanılmaz bizi bölmüş ve bunun birbirimize düşman etmelerine müsaade etmeyin. Yoksa sadece kandırılan oluruz ve oluyoruz hemde yüzyıllardır. Bu paradigma yıkılmalı ve bunun tek yol DEMOKRASİ ve evrensel insan hakları, hukuk, adalet...Mezhep, din, ırk vb. siyaseti ise bunların hepsi ORTAÇAĞ SİYASETİdir. Ve dünya sıralamasında iyi olanlar merkeze hak, evrensel hukuk, ve adalet, laik vb. koyanlar dünya sıralamasında en öndeler fakat merkeze ortadoğu 56 devlet her sıralamada en sonda:) işin aslı yeni nesil bu dayatmaları yıkacak buna tramp ve benzerleride dayanamayacak:) Şunu da söyleyeyim bu ülkede Atatürkten atatürkçü dikta döneminde insanlar nefret etmeye başladı. Ya da oranını arttırdı. Dindarla döneminde de ateizm patladı niyekine:)

 

En iyi devlet dişleri çekilmiş devlettir. Kolay kolay mazlumlara, masumlara zulmedemez gerçek bir kuvvetler ayrılığı olursa. Kuvvetler ayrılığının önemi de buradan gelir. Yoksa zaten her kesimin kodamanları kendilerini kurtarıyor. Yani başkanlık sistemi olmalı fakat kuvvetler ayrılığı korunarak. Aslında sistemden çok sistemlerin -ne olursa olsun- içeriği ve yapısı önemli. Merkezinde adalet, hukuk, liyakat vb. mi var yoksa ideoloji vb. mi?

Bir olay bugün adam kayırmacılık var diyenler için her dönem olduğunu görmek ve göstermek için, her kesim birbirini koyun görmesi ve kendinin koyunluğunun farkında olmamasını göstermek için:

1993'te kurulan dyp-shp hükümetinin shp'li adalet bakanları oktay ve moğultay döneminde, 2 bin hakim ve savcı alınmıştı. yazılıda ilk 100'e giren 57 hakim-savcı adayı 'mülakatta' elenmişti. 

1994 yılında hakimlik ve savcılık için yapılan yazılı sınavda dereceye girenlerin yarıdan fazlasının, bakan'ın oluşturduğu heyetin yaptığı mülakatta elenmesi, yargıda siyasallaşma iddialarını gündeme getirdi; ancak ne yargı kurumları ne barolar birliği ne de diğer sol partiler olaya tepki göstermedi. en başarılıların yarısı elendi 1994'teki yazılı sınavda aldıkları yüksek puanlarla ilk 10'a giren 4, ilk 50'ye giren 27, ilk 100'e giren 57 hakim ve savcı adayı, mülakatta 'başarısız' sayılarak elendi. 

mülakatlarda hakim ve savcı adaylarına 'namaz kılıp kılmadıkları'nın dahi sorulduğu da gazetelere yansımıştı. shp'li adalet bakanı mehmet moğultay ise, yargıya yandaşlarını dolduruyorlar eleştirilerine cevap verirken, 'siyasallaşma itirafı'nda bulunuyordu: 'elbette kendi partililerimi alacağım. sınavda mhp'lileri mi alacaktım?
moğultay'ın bu sözleri büyük tartışmalara neden oldu ancak rejim krizine dönüştürülmedi." yani bugünlere laf deyenler o günlerde söylenseler di bir alınması gereken ders daha her kesim için maalesef..Bu konuyu internette aratabilirsini..
 

Türkiye'nin en önemli meselelerden biri askeri vesayetin, sivil iktidara yani seçilenlere demokratik yol harici müdahaleleri, karışmalarıydı. Demokrasi vesayet olmadığı gibi, sadece seçilmiş hükümetler tarafından yönetim değildir. Demokrasi aynı zamanda HUKUK devletidir, vatandaşların temel hak ve özgürlükleridir. Bunun güvencesini de demokrasilerde ideolojiden uzak yargı organları, demokrasi ilkelerine ve hukuk devleti ilkelerine bağlı olarak yerine getirirler. Bizim eksiğimiz ülkemizdeki yargı organlarının vesayet anlayışıyla davranmalarıydı. Bu her devirde böyle olmuştur. Bu nedenle belki biz hiç bir zaman ciddi bir devlette olamadık.  Amma bu yargı organlarının denetiminin ortadan kaldırılması anlamına hiç bir zaman gelemez. Bizim ideolojilere değil HUKUK ilkelerine bağlı yargıya ihtiyacımız vardır. Demokrasinin bir ayağı seçilmiş hükümet ise öbür ayağı da hukuk devleti temel hak ve özgürlükler, bunu denetleyen yargı, kuvvetler ayrılığı demektir. Kuvvetler ayrılığı burada demokrasi için olmazsa olmazdır. Askeri vesayetten ak partiye kaçmak, ya da sivil vesayete kaçmak sonra oradan kaçacak yer bulamamak nedeni ise bizim bu eksiğimizdir. (Ak parti sebep değil sonuçtur.) Hatta milletimiz tarih boyunca kafalarına darbe tokmaları yediğinden ortamına göre konuşan dönek bir hale geldiler. Aslında en acısı da bu değil mi?

Din ve milliyet, ideoloji siyaseti ayrılığa iç savaşa götürür,
 Fakat bunlarla mücadele siyaseti de iç savaşa götürür.

Evet sömürgecilik korkunç bir şey, insanlık dışı, ahlak dışı bir şey. Fakat ben size daha korkunç olanını söyleyeyim çok çeşitli argümanlarla mezhep, ırk, din, ideoloji vb. SÖMÜRÜLMEYE ELVERİŞLİ olmak__(konu sonra açıklanacak)

BU ÜLKENİN SUYUNDAN MI TOPRAĞINDAN MI BİLEMİYORUM..TOPLUMA HER İDEOLOJİK KESİM GÜDÜLMESİ GEREKEN ÇOBAN OLARAK BAKIYOR. BU DEMOKRATİK VE ÇAĞDAŞ BİR BAKIŞ DEĞİL. AKSİNE İLKÇAĞ VE ORTAÇAĞIN SKOLASTİK, KALIPÇI BİR BAKIŞ ŞEKLİDİR. BİZ SÜRÜ DEĞİLİZ YÖNETİCİLERİMİZ İSE ÇOBAN DEĞİLDİRLER. Ve BİZDE maalesef milletine güvenmeyen bir hastalıklı bakış halini almıştır.. Biz Türkiye cumhuriyet vatandaşları olarak güdülmesi gereken sürü değiliz. başımıza gelenlerde bizim çobanlarımız değil. Biz ne zaman evleneceğimize, ne zaman çocuk yapacağımıza, kaç çocuk yapacağımıza kendimiz karar veririz. Bir demokraside buna yurttaşlar karar verir. Bunun için ve hiç bir şey için başbakanın, devletin, hükümetin, izni ve yönergesine ihtiyacımız yoktur. Bunun altını çizerek yazmak ihtiyacı duyuyorum. Bunu şöyle de hatırlatalım..Kemalizm niye eleştiriliyor? İlkelerde demokrat olmak yok. Çünkü başöğretmenlik yapıyor. Yani ne giyeceğim: frank giyeceksin. Batı müziği dinleyeceksin. Alaturka yasak dinlemeyeceksin. "beef strogonof" yiyeceksin, içki içeceksin.. neyse..yani şöyle düşüneceksin, böyle giyincen, böyle yaşayacaksın, şunu sevecen, bunu sevmeyecen, şunu okuyacan, bunu okumayacan, modernlik budur, bunun icaplarını yapacaksın, sen anlamazsın, ben sana yol gösterecem, türk müziği dinlersen, kebap yersen çağ dışısın, gerisin, ilkelsin, bilmem nesin, felan filan da.. Ama her kesimimiz bu tenkit ettiğimiz gibi değil mi? Şimdi aynı başöğretmenlik, aynı halka güvenmeme, aynı halkı gütme anlayışıyla halka bakma. Ama sadece ölçüleri değiştirerek her sefer ve görüşte.. Örneğin bu sefer: üzüm suyu içeceksin, üç çocuk yapacaksın, muhteşem yüzyılı seyretmeyeceksin, bir gazete ya da kişi orduyu eleştirirken iyi diyeceksin, hükümeti eleştirince almayacaksın. Aynı şekilde muhalefette öyle tabiki.. Burda ne fark var Allah aşkına..Laikçi kemalizm ile dindar kemalizm anlayışı dışında ne fark var? Her muhalefeti, hükümeti hep aynı değil mi? Biz vatandaşlar sadece yüzdelik oranına göre tercih yapmak zorunda kalmıyor muyuz? Ehveni şer hangisi diye..Bu örneği bütün guruplarımız için çoğaltamaz mıyız aynı şekilde. Yeni olan, farklı olan, demokrat olan, insanlarına güvenen ve özgürlük vermekten korkmayan, topluma güvenen, tercihlerine saygı duyan, insanları gütmeye kalkmayan herkes..birde şöyle bir bakalım. bu ülke 72 milyon işte kaç erkek varsa yani 36 milyon tayyip erdoğan yetiştirmek mi arzuluyoruz. ya da Kemal kılıçdaroğlu, ya da Devlet bahçeli yetiştirmek mi arzuluyoruz. Ne sıkıcı bir ülke olmaz mı? Yani bu tek tipçi anlayışın kemalizmden farkı ne? Herkes bana benziyecek, herkes tek tip olacak, BENZEŞECEĞİZ, TEKTİPLEŞECEĞİZ, Çürür toplum ya..Demokrasinin en büyük enerjisi benzememezlikten, özgürlüklerden, farklılıklardan kaynaklanan yaratıcılık sayesinde gelişiyor.  Dün bir kesim şunu giyme bunu yapma, derken bugün farklı bir kesim yine farklı şeyleri söyleyerek toplum mühendisliğine kalkıyor. Ne zaman biz özgürleşeceğiz, demokratlaşacağız..? "Bu hayat benim kardeşim. Ben senden akıl almak mecburiyetinde değilim. Bir insana sormadan o istemeden akıl ve şekil vermek dünyanın en ayıp işidir bence.. Bu benim hayatım ya.. Sana mı soracağım. Ben senden akıl almak mecburiyetinde değilim. Ne yiyeceğim, ne içeceğim, nasıl giyineceğim, ne dinleyeceğim, sana ne? Bu ne ayıp bir şey değil mi?" "BURANIN SUYUNDA MI VAR TOPRAĞINDA MI VAR" bu ayıp ben çözemedim. (Bu tenkidim her kesim içindir.)

Bir düşünelim. Eskiden her yerde -devlet eliyle yaptırılan- Atatürk heykeli vardı, şimdi başbakanımız her yere -devlet eliyle- cami koymaya başlıyor. Üstelik 28 şubat rövanşı niyetine Taksime de devlet eliyle cami koymak istiyor. Eskiden cumhuriyetin temel hedefi "kemalist gençlik" ti , şimdi "dindar gençlik" e dönüştü. Yani demokrat, özgür, çağdaş bir dünya, istediği gibi kendi hayatına yön verebilecek insanlar istemiyoruz. Ya da laik kemalizmden, dindar kemalizme..Dün Atatürkü koruma kanunu vardı hala var ve muhafazakarlar çok eleştiriyordu şimdi muhteşem süleymanı koruma kanunu çıkarma çalışmaları... şimdi bundan demokrasi çıkmaz zaten. benim istediğimi istemeyenler, demokrasi adına eleştirenler ayak bağı oluyor. sayıştay paraları soracak "olmaz" deniliyor. Askesi danıştay, sayıştay, yargıtay hala farklı..Hala askerin aldığı maaşı bile soramayan, halka açıklayamayan bir sayıştay..Avrupa meclisinde, ingiltere meclisinde başörtülü millet vekilleri bizde..bak biz yüzde elli aldık. Parayı da istediğimiz şekilde harcarız. Bir gazete yada kişi ordunun demokrasiye ters düşün hallerini tenkit ederken iyi, hükümeti tenkit ederken kötü ve yoldan çıktı." UNUTMAYIN MUHALEFET daha beter. Her kesim aynı. Sistem değiştirilmesi gerekirken Özal zamanındaki hata gibi adam değiştirme yoluna gidilmesi yanlışı. Bu gelinen noktalar hiç sağlıklı değil. Muhalefet partileri ise eleştirilecek seviyede bile değiller. Bahse bile değmezler.

 

***

 

    Dünya da tek adam, tek parti rejimi olarak yaşayan, ihya olan, ilerleyen, güçlenen ve bölünmeyen sonu gelmeyen bir ülke yok. İranda ki cumhuriyette bile toplumun ve muhalefetin gazını alan, tek adamlığı dengeleyen farklı görüşteki bir oluşum yani güçler dengesi var. Hele doğalgazı, petrolü vb. olmazsa tam bir son olur tek adamcılık. Bu Mısır, Libya, Suriye, Irak hepsinde aynı şey oldu. Önce bir Saddam sonra olanlar oldu. Nasıl ki Kazakistan da bir kişi bir karar verdi. Paralar o ülkeden kaçtı. Çünkü güven olmazsa yabancı yatırımcılar kaçar, ekonomi göçer. Yani hukuk ve güven olmazsa hele bir de o ülkenin bir doğalgaz ve petrol gibi gücü yoksa o ülkede para kaçar. Dolar çıkar vb. her türlü çöküş bence başlar. En büyük tehlikede bu vb. durumdur. Hukuk bir devletin ana kolonudur. Güçler ayrılığı olmazsa belli bir kesim hakim olur ve kutuplaşma olur. Devlet ile mafya arasındaki fark devlette hukuk olmasıdır. İkisinde de güç var. FArkı hukuk olması. Eğer bir kesimde güç olursa hukuk ortadan kalkıyor Irak ve suriyedeki tek parti-baas- rejimi gibi. Kimse onlara hesap soramaz hale geliyor.

 

"Akıl ve iradelerini başkasına teslim veya emanet edenler, zamanla mal ve servetlerini aynı şekilde kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıya gelirler.
“şahısperestliğin” yer yer hâlâ hükmettiği bir zamanda,

İdareci reisler, ellerinde bulunan varlık ve imkânlarla millete hizmet etmeli; bunları kendi şahsî menfaat veya siyasî maksatları için kullanmamalı. Aksi halde, milletten aldıklarını yine millete karşı istimal edilebilir bir kuvvete, bir topuza dönüştürmüş olurlar.

Bu zamanda, herşeyi bir tek şahsa bırakmamalı ve bütün bütün itimat etmemeli. Çünkü, zaman şahıs zamanı değil; aksine, heyet ve şahs-ı mânevî zamanı. Heyet nezdinde görülen ve heyetin kontrolü altında yapılan işlerde, denetimden ve şeffaflıktan kaçılamaz, yani kapalı devre iş görülemez."__Bundan bir asır kadar evvel, bu yöndeki tehlikeye dikkat çeken Bediüzzaman Hazretleri, Münazarat isimli eserinden.

 

 

HİÇ TARİHTEN DERS ALINMIYOR..

Demokrasi(hukuk, evrensel insan hakları) tek çaremiz, tek kurtuluşumuz, ve ilerlememiz için tek yolumuzdur. Hem teknolojide hem barışta hem ekonomide hem beyinde..BU demokratik haklar ise ne pkk için ne bir başkası barışı için verilmez. Yani demokrasi olmadan kalıcı barış olmaz. Hiç bir kesim için huzur olmaz. Eğer demokrasi getirilmezse ideolojik takıntılar için çalışılınca bu sistem önce sizin üzerinize çöker. Askeri vesayeti gerilettik derken ergenekoncularla ve bolyozcularla el ele vermek tam bir soru işareti. Aslında asıl oyun burada bir düşünürsek..Çünkü bizzat ben bu işleri cemaatin yapabileceğine güç olarak ihtimal vermiyorum yani o üst akıl bence saftiring cemaat olmama ihtimali benim gözümde çok yüksek..Ak parti belki de en fazla oyuna burada geldi. Saygısını kaybetti. Alternatifi olmadığı için belki şanslıydı. Bu coğrafya oyun içinde oyun coğrafyası:) Hatta bazen oyun kuruyorum diyenler oynatılan oluyor bu coğrafya da:) Tabi o davaları sulandıranlarında kulakları çınlasın. Aynı 12 eylül öncesi, ya da onlarca örnekteki gibi..Ezilirken devletin yönetimine geçenler kısa süre içinde ezmeye başlarsa bu iş bu şekilde yürümez..

Yugoslavya da ukrayna da çoğulculuğu destekleyen o zamanki yönetim kaybetmiş elindeki çoğulcuyla baskı kurmaya çalışanlar ülkelerinin toprak kaybına hatta tamamen kaybına sebebiyet vermişlerdir. Halbuki demokrasiye geçen bir Yugoslavya olsaydı bu gün güney avrupanın en büyük devleti olurdu. Büyüğe destekle yaşayacağını sanan zavallı yıkıldı. Yıkılmadan önce kutuplaşan bir parti durumu vardı. Boşnakların, hırvatların, sırpların partisi..Yugoslavya ve ukrayna zamanı okuyamadı. Osmanlının son dönemi gibi..İyi niyetli ve heycanlı Enver paşa tarzı yetmez. Maalesef demokrasi yerine ideolojinin diretilmesi bizide aynı tehlikeye sokuyor. Sakın büyük kısım bizde diye sevinmeyelim. Yani sünniler yüzde altmış alıyoruz vb. Ayrıca o geri kalan yüzde kırk muhalefet etmiyor nefret etmeye başlıyor. Muhalefet olsa güzel bir şey olurdu. Bir an önce ideolojilerden sıyrılıp, Osmanlı ve Halifelik hayallerini terkedip ayaklarımızla yere basmalıyız. Hemde bu yolla daha güzel İslama hizmet ederiz. Eğer bunlarda diretirsek arap dünyasınıda kaybederiz hatta bütün dünyayı da..Yani hiç tarihten ders alınmıyor. İtirazınız varsa Hz. peygamberin medinede kurduğu federal laik devlete bakın. Orada bütün guruplar müşrik, yahudi, dinsiz, vb. hepsi Hz. peygamberin adaleti sebebiyle onu yönetici olarak seçiyordu ve güveniyordu. Şimdiki mezhepçi grupçu, cemaatçi hangi müslüman gurubuna insanlar güvenebilir ki. Hatta müslümanlar bile haklı olarak güvenemez. Gerçi tarihte genelde anlaşmalı federaller uzun süreli anlaşıyor çok güçlü oluyor fakat zorla federaller bölünebiliyor vb.

****

Oysa biz genel tanım içinde biliyoruz ki: Vatanlar her zaman zenginlerindir, vatanseverler ise fakirdir. Bu, şehitlerimizin neden hep gariban ailelerden olduğunu bir nebze açıklıyor gibi..

*****

-4-

4.Beynini ideolojilerine esir etmiş MUHAFIZ nesiliz..Bu nedenle herkes iç düşman:))

Dostlar.."Bugün Başbakanın "muhteşem yüzyıl" ile ilgili tenkitlerini tenkit edenleri haklı buluyorum sanane filme karış, sanata karış .." Fakat bir şey dikkatimi çekti. Bu başbakanı bu konuda tenkit edenler Can dündar'ı "Mustafa" filmi için afaroz edenler değil miydi(?) Yine aklı fikri devreden çıkaran duyguları savaştıran ideolojik bakış ve tenkitler...Çünkü her kesimimiz en ağır ideolojik yükler ve sorumluluklar omuzlarımıza yüklenerek büyütülen bir nesil olduk. Fikir üreten, farklı düşünen değil sadece muhafız ve duygusal olan. Hasret kaldım bu ülkede duygusal, ideolojik takıntıları savunma savaşlarından kurtulup, fikir ve bireyi ve yalnız hakikatleri önemseyen bir yapıya kavuşmaya. Hiç bir ideolojinin muhafızı olmak istemiyorum. Çünkü muhafızlık kendi fikirlerini savunma ve körü körüne kabullenme dogmasına insanı iter, ve o kafayla gerçekler görülemez. Demokrasi, sosyal, hukuk devleti, hak ve hukuk hiç görülemez. Fikrin ve ideolojin için muhafızlık uğruna her şeyi feda etmeyi kabullenmiş, diğer insanları, dünyayı feda edip yakıp yıkma pahasına da olsa hiçe sayan bir yapıya girmiş olursunuz. Muhafızlığın olduğu yerde duygu savaşları başlar gerçeği arama, bireyi önemseme, dinleme, anlama, hak ve hukuku gözetme ise biter. Zulmün kapısı böylelikle açılmış olur. Kenan evren gibi darbecilerde kendini bu mantıkla haklı görür. Çünkü "O biiiir MUHAFIZ" "Bu ülkede kanun önünde eşitlik sadece eşit vatandaşlar için olabilir" Bu sözü diyen bir Türkiye barolar birliği başkanıydı. Yani kanun önünde herkesin eşit olması ilkesini savunması gereken birinci şahıs:)) işte ideolojik kafada son nokta.(.)

Bugünkü yanlış tenkit edildiği gibi dünkü yanlışlarda tenkit edilmedi. Yani ilkelerde birleşilmeli. Benim ideolojime göre seninkine göre olursa oradan zulüm çıkar. Bu ülkede "Deniz Gezmiş" asıldı diye sevinen bir kesim olduğu gibi, "Menderes" asıldı diye sevinen bir kesimde var. Berkin Elvan için sokağa dökülenler Yasin Börü için sokağa dökülmüyor. Tarikat liderine aklını vermekle suçlayanlar kendi akıllarını kemalizme veriyor aynı şey olduğunu görmüyor..Ya da İran'da kadınlar zorla kapatılmasıyla bizimkilerin zorla açması arasında özgürlük yönünden aynı zulüm olduğunu göremeyenler de var. Ermeni soykırımı için mücadele eden sözde aydınların hiç HoCALI soykırımı kurbanları  için bir tek kelime ettiğini gördünüz mü? Ergenekoncular içeride diye ayaklananlar Erdoğan şiir okudu diye hapse girdiğinde de  ayaklansalardı benim için samimiyetleri daha inandırıcı olurdu. Şimdikilere hırsız hırsız diye bağıranlar niye onlara oy veriyosunuz müslümanlar diyenlerin İstanbul belediye seçimlerinde Mustafa SARIGÜLE -ki KILIÇDAROĞLU hırsızlık dosyalarını sallıyordu, ben demiyorum:) - oy verenler olduğunu görüyoruz. Ensar vakfındaki şerefsiz tecavüzcü için ayaklananlar, Aziz nesin vakfındaki şerefsiz tecavüzcü için ayaklanmadı. Onlar onu bunlar bunu kapatmaya çalıştı. Mehmet Moğoltaya gazeteciler 1993 te  "Siz hep chp ve alevileri aldınız HSYK' ya diye sorduklarında. Ne yani MHP den mi alacaktım?" demelerini görmeyip diğer kayırmacıları görmelerine..Her kesimin aynı oluşuna değiniyorum. Benim mevzuum bu değerli dostum. Yani mevzum her kesim birbirlerine o kadar çok benziyorlar ki: Her kesimimiz aynı şekilde dogmatik, karaktersiz, yobaz, beyinsiz, mürit, sersemit, dayatıcı, sansürcü, liderine tapan, kendi liderinin fotosunu her yere asan vb...Atatürk yüzyıl yaşayacak sanki aynı atatürk kalacak:) İşte bu noktada Atatürkçü atatürkün düşmanıdır, Muhammedçi hz. peygamberin düşmanıdır, al birini vur ötekine..Zaten biz atatükten atatürkçülerin iktidarında dindende dindarların iktidarında nefret etmedik mi? (Düşman, her türlü hileden aciz kalınca dost görünür; sonra dostlukla öyle işler çevirir ki, düşman yapamaz.__Sadi-i Şirazi)
Ayrıca her kesim batının sadece kötü yönlerini örnek alır. Polisin dövdüğünü örnek gösterir ama aldığı cezayı görmez ya da avrupanın kurtulmak istediği şeyi göstermez ya da ilerlemesine neden olanları görmez..

 

 

-5-

Belki bir hikaye yazmalıyız ve böyle başlamalı..Cennete gitmek isteyenlerin cehenneme çevirdiği ülkede(ler)... (?)(!) Kendisi fırsat buldukça o sistemden kaçmak isteyenler, hatta kötüledikleri, düşman ilan ettikleri o ülkelere kaçmak isteyenler..Yaşamak istemedikleri sistemi kurmak isteyenler.....Hatta o kaçtıklarında bile kurmak isteyenler..Sorsan hepsinin cennete girmek isteyenlerin cehenneme çevirdikleri ülkelerinde....dilim varmıyor galiba..anladın onu sen(!) Cenabı hak bu dünyayı müslümanlara teslim etmiyorsa bir bildiği vardır diyorum. İşleri güçleri birilerini mürted ilan edip işlerine gelmeyince vurmak, kesmek vb. Burada eleştirdiğim öz müslümanlık değil eklemelerle dinin içine ettiğimiz müslümanlıktan çıkardığımız müslümanlıktır. Yoksa ilk peygamberden son peygambere olan o bozulmamış öz değildir. Nasılki İsa peygamber ben Allahın oğluyum dememiştir sonradan eklenmiştir. Kuran olmasaydı belki onu da suçlardık...

***

Olgunlaşmak hiçbir şeye şaşırmamaktır.
(Dostoyevski)

Çingeneyi padişah yapmışlar önce babasını asmış. (atasözü)

 


             
***

En tehlikeli yalan içine doğru karışmış ya da karıştırılmış yalandır..Ve popüler dünya bu yalanlardan geçilmiyor...

Dostlar insan zeki bir varlıktır. Zeki ve akıllı varlıkların toptancı olma lüksü olmamalı. Yanlış her tarafta olabilir, doğrularda..Arada farklı renkleri tespit etmemiz lazım. hayatı tek boyut görmemek ya beyaz ya siyah, bizim taraf karşı taraf, ya doğru ya yanlış. Yanlışın içindeki doğruları, doğrunun içindeki yanlışları görmek lazım. Bunu yapmayın karşı tarafa saldırmayı marifet sayıyoruz, ölçüsüzce kalpleri kırıyoruz, ağzımıza geleni hain, israilci, haşhaşi söylüyoruz ve genelliyoruz. Bu cehalet göstergesidir, onu kır bunu kır bize insan kalmıyor. bu da marifet sanıılıyor. vasayalım bir insanın hatası var diye ağzına geleni söylemek mi helallik..En sert kelimeler yetmiyor bile.. beyinlerde hak değil öfke var, tarafgirlik var..biz bu muyuz dediğim mesele bu..Vefa İstanbul'da semt adı bakın geçmişe..

Belki bir hikaye yazmalıyız ve böyle başlamalı..Cennete gitmek isteyenlerin cehenneme çevirdiği ülkede(ler)... (?)(!) 

*****

İnsanı kusurlarıyla sevmek onu kusursuz sevmektir." E Allah da bizden kusursuz olmamızı beklemiyor değil mi? Zaten olamayız. Amaç kusurlu olduğumuzun bilincinde olup ve onu kabullenip -ki bu zamanda yazık ki pek çok kişi küçük dağları da ben yarattım tavrında- O'na samimiyetle yönelmektir.

*****

Sabit düşünce beyin ölümü demektir. Durağanlık, sabitlik çok tehlikeli bir durumdur. Belki de bu nedenle çevremizdeki her kesimin ideolojik guruplarından zombileriyle karşı karşıyayız. İşleyen beyin ışıldar. Bu sebeple Allah kafa karışıklığınızı arttırsın:)

 

***

"Hıristiyanlığın malı olmayan mehâsin-i medeniyeti ona mal etmek ve İslâmiyetin düşmanı olan tedennîyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir." Said Nursi Bence birde belkide müslümanlar müslümanlığın özünden mezhep vb. takıntılarla-kıl, kadın düşmanlığı, sahte hadislerle beyinlerini dondurma vb.- uzaklaştığı içinde olmuş olabilir..

***

(TEK TİPLEŞEREK ÇÜRÜRSÜN. İnsanı nitelikli hale getiren, canlandıran, geliştiren benzeşmediğin adamlarla ahbaplıktır.)

Tek tipçilik, ideolojik dogmatiklik, tek adamcılık her ülkenin sonunu getirir. Ve o ülkeye beka sorunu yaşatır.

TEK TİP

***Bizim ülkemiz, padişahı kovulmuş olan sarayı elde etmek ile halk savaşı yapan; fakat hiç bir zaman için demokrasiye geçmeyen, her kesimin-kemalist, dindar, sağ, sol, alevi vb.- "sarayı ele geçirmekle halkı şekillendirme savaşı" veren mantığın esiri olmuştur. Sarayı o an için ele geçirenler demokrasi ve cumhuriyet getirdiğini iddia etmişlerdir. Hatta belli bir kesim halkada bunu yutturmuşlardır. -HER KESİM KENDİ TEK ADAMINI DİRETMEKTE- Bu nedenle enerjimiz 90 yıldır birbirimizi yemekle geçmiş ve çoook yavaş ilerlemişiz. Almanya İkinci Dünya savaşı sonrası hemen gelişip zıplarken biz hala yavaş yavaş yavaş...Tabi asıl islam dünyasının geri kalmasının asıl nedenidir bu diktatörlükler. TEK ADAM cılığın olduğu yerler de o tek adamlar kendilerinin yaptığı her türlü pisliğin, zulmün üzerini kapatıp masumları ezebilirler. Sakın ha bu tek adamcılığı sadece siyaset vb. olarak düşünmeyin tarikat ve cemaat liderleri içinde düşünün. Hatta bu dini ve ideolojik liderler için daha da kötü bir durum oluşur. Onlar din adına zalimlikleri geçer en büyük zalim olurlar. Gevur dedikleri ülkelerdeki muhalefet ile liderler tartışırlar ekranlar ve göz önünde ama bunlar hiç tartışmazlar. Hangisi gevur bu arada..Bu nedenle islam dünyası geri kalır. Hazenfer uçtu diye kellesi vurulmuşsa yine demokrasi ve özgürlüğün, bilimin önünün kapatılmasıdır. Birini öldürmek istediklerinde hemen fetva bulurlar ya da elfazı küfür derler, öldürmek için dinden çıkarırlar felan filan..Nasıl ilerlesin diktatörlüklerin hakim olduğu bir dünya da bilim, fikir vb...Ey İslam dünyası ne olur artık her şeyi tartış ve kendine gel.

Tek adam delirince her kesim teröristinden dindarına kadar delirir. Ya da her kesimi delirtir. Ülkenin klonları yıkılıyor o tek adamlara yer açılması için..

İlk meclisi mebusandaki millet vekilleri cepheye gider, denetler, koşturur, fikir beyan eder. Ondan sonra 90 yıl boyunca bu ülkede milletvekilleri çalışmadı ki sadece lider ne diyorsa o oldu. Bu ülkede parlamenter sistem de hiç olmadı aslında. Parlamento yani meclis yani millet vekillerimiz sayıştayı yani paraların nereye gittiğini göremiyorsa..Sadece el kaldırma ve indirme memuru gibi liderleri için kol kaldırıp indiriyorlarsa..Orduya verilen para bile millet vekillerimizce fotokopiler on beş dakkalığına dağıtılarak toplanıyorsa..Ben yine "egemenlik milletin paralar kimin?" diye  olan meşhur soruyu hatırlatırım..Yani parlamenter sistem hiç olmadı, olsa olsa "başbakanlık" sistemi oldu. Şimdilerde ise kupon araziler rant kavgası cumhurbaşkanlığına karşı oldu..Fakat başbakanlık sistemi kurum olduğu için hatta yüzlerce yıllık bir kurum olduğu için, ve yüzyıllardır bütün rantları kendi merkezinde tutarak paylaştırdığı için buna açıktan olmasa bile gizliden direnecektir. Hatta direnmektedir ama perde altında...

Beş vakit namaz kılıp, cuma felan kaçırmayıp sonra yolsuzluğa, haksızlığa, deniz feneri davasına, somaya-ölen işçilere- susup ahlak ve müslümanlığı çıkara göre yorumlamak maalesef siyasal islam bu mu dedirtmeye başladı. Aynı şekilde 28 şubatta da kemalistler bankalar boşaltılırken sesleri bile çıkmadı..Bu din ve ahlak hiç bir şekilde siyasi olarak tavır değiştiremeyecek bir bütünlük ilke kararlılık yalnız kalsan bile bunu savunma mecburiyeti getirir. 75 bin dolarlık mı auroluk mu saati savunmamayı gerekir. Yani deniz fenerine sustuğu an, kaçak saraya sustuğu an, şırnakta bombalanan kaçakçılara sustuğu an, işçiler ölüyor sustuğu an,  ben bunlara oy vereyim ama cumayı kaçırmayalım deyip hırsızlığa ya da haksızlığa ranta karşı çıkmadığın vakit ne İslamcılar bu mu dedirtmiş olur ve siyasal islamı bitirmiş olursunuz. Dolayısıyla islama zarar vermiş lursunuz. Laiklikte din ile dünya ayrıldığı gibi islamda da hiç olmaması gereken din ile ahlak ayırmış olursunuz. Bu cemaatler içinde böyle..

Türkiye aynı zamanda sosyolojik olarakta dinin müslümanlığın, gerçek müslümanlığın aşındığını, ya da ne olup olmadığını bu dönemden sonra "müslümanlık buysa Allahım koru ya rabbim ya" diyecek hale gelmiştir. Özellikle bu cemaat ve parti kavgası tekke düştü kel göründüye vesile olmuştur benim için. Yani her kesimden bu noktada itimat gitmiştir. Hele diğer cemaatlerin ve guruplarında çiftte telli oynaması "biz bu durumdan nasıl faydalanırıza getirmesi" tamamen alttan halktan oluşumları şüpheye düşürtmüş. "İleride cemaat gibi bunlarda kuvvetlenince ne iş çevirir" sorusu nedeniyle, eskiden denilen " ya namazlı niyazlı adam sağlam adam, onunla uğraşma" vb. hürmetide tamamen kırmış artık müslüman görünümlülerden bile müslüman görünümlüler bile iyi gözle bakamaz olmuştur. Yani siyasal islam ve alt hareket olarak başlayan cemaat tarikat vb. oluşumlar bir taraftanda sosyolojik olarak dibe vurmaya doğru gidiyor ve maalesef gitmiştir. Bu ilkesiz tutumlar aynı menderes asıldığında sevinen bir kesim, ve deniz gezmiş asıldığında sevinen bir kesim gibi ilkesiz hale gelmişlerdir. Senin yasağın iyi benim yasağım kötü gibi senin hızsızın kötü ya da benim hırsızım iyiye gelinerek asıl ilkeler üzerinde birleşilmesi gerekirken ilkesizlik üzerinde birleşilmeye doğru gidilmiştir. "Bizi çok eziyorlar, itiyorlar, kakıyorlar felan"..Yahu ezilen adam demokrasi hukuk ister. Yani mağduriyetin ortadan kalkmasını ister. FAkat gücü eli geçirince ise ...............anladınız işte..Dostlar sözüm kesinlikle her kesime..Ak partiye felan değil cemaatte aynı şekilde kendini görmüyor çifte standart yapıyor. İçlerindeki halis ve mübareklere -hem ak partide, hem tarikat, cemaat vb.lerinde- hiç bir sözüm yok. Tabi beyinlerini ve vicdanlarını satmadıkları müddetçe..Ayrıca bu millet galiba ak partiye oy vermeye devam edecektir. Çünkü 28 şubatta öyle şeyler çektirdiniz ki başka alternatifi yoktur. Bu yorumum o halisler için değil dünyaya dalmış cemaat ve siyasi güç olduktan sonra egolarına yenilmiş ve sui istimal etmişlere....SAygılarımla..

***

Hani eski bir hikaye vardı. Oğlum "ben sana vali olamazsın demedim" diye sonlanan...Abi dinci olduk, teist olduk, kemalist olduk, alevi, sünni, ateist, sağcı, solcu, komünist vb. her şey olduk. Galiba bir İNSAN olamadık😏🤔
    ***

-6-

Ya burada padişah devlet olmadı kardeşim padişah devlet olmadı. 36 tane padişah geldi 17 si yıkıldı, dördü kelleyi verdi. Hemde mutlak güç iken. Muhalefet bile yok iken. Devlet birisi olunca zaten devlet olamazsın. Devlet hiç kimsenin olmadığı o bütün nüfusa eşit mesafeli hukuksal bir hizmet örgütüdür. "Ben devlet oldum:)" "SEn kimsin ki devlet oldun ya:)" Devlet olabilirse birisi devlet kalmaz. Kİmsenin devlet olmadığı yerde devlet olur.  Meseleniz devlet olmak mıydı yoksa mağduriyet bırakmamakmıydı. Demokratik hukuk devleti getirmekmiydi, kemalizmden kurtulmakmıydı..Bu defa anladık ki haksızlık vesayet baskı, sadece asker yoluyla olmuyor. Milletin oyuyla gelende yapabiliyor cemaatte..Demekki bu asker meselesi, sandıktan çıkma meselesi değildir. Demek mesele hukuk meselesi, adalet meselesidir. İslam ben cuma kılarım, vb. meselesi değildir. İslam ahlak, yalan söylememe, hırsızlık yapmama, kamu ihalelerinde yürütmeme vb. dir. Kendilerine gelince ahlakı müslümanlıktan kopartmak değildir.. Bunu maalesef tüm dini gruplar vb. dini devletler vb. yapıyor. Pardon dinsiz gruplarda gücü ele geçirince yapıyor. Kemalisti belki bütün faşist ideolojik kafalar vb. sadece dinci ya da dinsize yüklenmeyelim. Sonuçta bir çok ideolojiler din gibi. Kendilerinin yaptıkları zulümleri görmüyorlar bile..Yani yani yani her kesime bu eleştirilerim. Fark göremiyorum çünkü. Yani gidişat iyi değil inşallah düzelir. Hayat buna çok büyük tepki verir. İnşallah bu çöküntü ve felaketten onarım olur ve zarar görmeden resterasyon, demoktarik hukuk devletine dönüşürken düzenleme bunlara göre hukuk, büyüme, devlet sistemi, tarim, bir daha sivil vesayete girmeme firen sistemi vb. düzeltilir. SAygılarımla dostum.

"Totaliter siyasi hareketlerin hepsinde, asla hata yapmayan yüce bir lider vardır ve onunla çelişenlerin hepsi "ihanet"le suçlanır.
Totaliter siyasi hareketlerin hepsinde, ulu önder bütün erdemleri kendinde toplamıştır. Onunla çelişenler ego, hırs, ihanet timsalidir.
Totaliter siyasi hareketlerde "fitne"den nefret edilir. Fitneyi önlemenin de tek yolu vardır: Herkesin ulu öndere sorgusuz itaat etmesi."
(Mustafa Akyol)

 

***

Dikkat! Siyasetçiler hiç bir şekilde teröre destek veremezler, vermemeliler..Bunun hiç bir bahanesi olmaz. Her türlü terörü, devlet terörünü de desteklemekten uzak durmalıyız. Taki iç savaşa doğru gidiş olmasın. Ama bunu demokratik yollarla yapmalısınız. Ha güç elinize geçince önce demokrasiyi yersiniz, ideoloji putunuza taparsınız, o ayrı bir konu(bu eleştirim işin yüzdeliği değişse de her kesime)..Anarşi çıkarma yoluna giderseniz Suriye vb. iç savaşa giden yola destek vermiş olursunuz. O zaman olan masumlara olur. Büyük bir zulum kapısı açılır. Savunduklarınız ise helikopterlerine atlar istediği bir ülkede keyif çatar..Yani olan bizlere olur.

***

Osmanlı neden çöktü? Bir nedeni de Adem-i merkeziyetçiliğe güvenmediği için çöktü. Eğer merkezden yönetim olmasaydı, yerel yönetime izin verseydi Sırplar, Bulgarlar, yunanlar 16 ayrı devlet Osmanlıdan çıkmayacaktı. Bu ara Kürtler bağımsız devlet kuracakmış:) Sanki Türkiye bağımsız da:) İnanıyor musunuz orada bağımsız bırakılacaklarına:) Burası Osmanlının yanlışlarını, reflekslerini sağlıklı tutuyor. Halbuki bu tür refleksler zarar vermiş ders almamız gerek artık..Merkezden yönetim sebebiyle halka güvenmeme nedeniyle Osmanlı parçalanmasına rağmen, aynı refleksi sürdürüyoruz. Bu çok tehlikeli bir durumdur.  Ne var yani merkezi yönetim terki talebinde, ya da yerel yönetimde.. Dünya daki gelişmiş ülkeler hep eyalet sisteminde ve yerel yönetimde..Ne var yani resmi dil yanında yerel dilinde eğitimde kullanılmasında. Özgürlükler bölücü ve parçalayıcı değildir aksine birleştiricidir. Bizde hangi özgürlük verilse hemen “bölünüyoruz” aslında işin gerçeği tam tersinde..

-7-

Fasık(günahkar) fasıklığını yaymaya çalışır. Kafir(inançsız) küfrünü yaymaya çalışır. Ödevini yapmayan çocuğun hiç kimsenin ödevini göstertmemeye çalışması gibi, yada herkesin ödev yapmamış olmasını istemesi gibi..kafirde kendine benzetmeye çalışır o yüzden düşmanıdır inananların..Yani miri malından devlet malından para çalan kendini suçlu hissetmemek için herkesin çalmasını ister. Aynı kural her iki taraf içinde geçerlidir. Başörtüsünden rahatsız olma nedeni de birazda bu gibi psikolojidir. Neden takıyor emir var. Ve bu hatırlatma rahatsızlık veriyor ve görmeye tahammül edemiyor. Fakat işin gerçeği:  BENZEŞMEYENDEN RAHATSIZ OLUNCA DEMOKRASİ OLMAZ. DEVLET DEMOKRATİK OLUR. BİREY OLMAZ. KAMUDA HERKES İNANCINA GÖRE ÖRTÜLÜ ÇALIŞABİLİR, AMA BAŞKALARINA KARIŞMAZ. ÖRTMEYENLERDE ÖRTÜLÜLERE KARIŞAMAZ. "Efendim Kuranda yok felan filan" karışamaz.

    Türkiye de bütün mesele devlet tanımının belirlenememesindendir. Bizde devletin valisi tabiri vardır. Vali devletinde ben, ya da herhangi bir vatandaş devletin değil mi? Bizim önce değiştirmemiz gereken tabir devlet anlayışımız ve tanımımızdır. Devlet hizmet örgütüdür. Milleti şekillendirme örgütü değildir. Hizmet karışmaz. Devlet hizmet üretir. Başörtüsü takanların bu benim bireysel tercihimdir demesi ister örtünürüm, ister açılırım demesi daha devleti bireysel hakların koruması açısından elini kuvvetlendirir. Olay bireysel hakka girerse evrensel hakka girer. Bir dönem bütün brokratlar oruç tutmuyor, bir dönem hepsi tutuyor. Bu nedir? Bireysel hakların güvencesi olmamasıdır.

    Devletin bir hizmet örgütüdür. Halkı şekillendirme örgütü değildir. Devletin halkı modernleştirme ya da zorla şekillendirme gibi bir yetkisi olamaz. Modernlik sana bana göre değişebilir. Ya da ben mordernleşmek isteyemeyebilirim. Zorunda mıyım? diyebilirim. Bütün kadınlar kapalı olsa bir kadın açık olsa ona devlet karışmamalı, ya da bütün kadınlar açık olsa bir kadın kapalı olsa ona da hiç bir bahaneyle karışılmamalı..Zorla açan ile zorla kapayan yamyamlar, linç zihniyetliler aynı işi yapmaktalar. Zavallı kadınlar:) Yani olan onlara oluyor..Bizde gündem her zaman aynı bıktım ben bundan artık..Yüz yıl önceki konu ile bu günkü konular aynı..Gazetelerin konuları aynı..Temel hiç bir sorunu çözemiyoruz. Tasarruf oranları, ermeni meselesi, laiklik, vb. yüz yıl öncesinin gazetesi ile aynıdır problem..Hala din istismarı, ya da dinsizlik istismarı, laiklik, kemalizm istismarı, eski yeni kavgası felan filan..

-8-

LİDER TİPİ TOPLUM..şahıslar bitmeli dahi bile olsa meşveretin yerini tutamaz, sistem ve kural merkezli olmalı..

Doğu toplumları, Rusya da dahil lider tipi toplumuz biz. Bunu sadece siyasi lider olarak düşünmeyelim. Şirkette patron, ailede anne, baba veyahutta herhangi bir kanaat önderi, cemaat lideri vb. Liderlerin her adımını takip ederiz, gözlemleriz. Onları rol model yaparız. Fakat normalde insanın ergenlik tamamlanıncaya kadar rol modeli olması gerekir. Ondan sonra onları eleştirmeye başlarız. Onların iyi taraflarını alır, kötü taraflarını bırakırız. Biz bu gelişim süreci içerisinde toplum olarak ergenliği geçememiş bir milletiz sanki..İtaat kültürü, halbuki itaat kültürü kanunlara ve sisteme olursa gelişme süreci tamamlanmış olur. Şahıslara itaat var bizde. Gelişmişlik seviyesi kanun ve kurallara itaatla olur. Hatta lider, yönetici yanlış şey yaparsa yanlış yapıyorsun diyebilir. İtaat kültüründe ise lidere hiçbir uyarı dönmediğinden kendine ilah gibi kusursuzluk verir ve büyüklük hastalığına yakalanır. Ayrıcalıklı olmayı kurallara uygun kanunlara uymamak ve çiğnemek olarak algılayan bir yerde hukuk devletinin anlaşılması zordur. Önce kural devleti bile olamadık maalesef:)) Demokratik hukuk devleti de bunun kaldırılması için ortaya çıkmış. Hz. Peygamber zamanında da bu ikinciyi hakim yapmıştı, kurallara itaati ortaya koymuş ve istişareyi seçimi önemsetmişti. Hz. Ömer zamanında “yanlış yaptığında seni kılıçlarımızla düzeltiriz” diyen kültürden zamanla doğunun baskın itaat kültürüne dönülmüştür. Halbuki İslamın getirdiği kültür itaat kültürü değil demokrasi, meşveret, seçim, sistem, kural ve kanun kültürüdür. Fakat zamanla aklını liderin cebine bırak rahat yat şekline dönüştürülmüştür. (her kesim içindir bu yorum)

-9-

-Bu yorumlar hiç bir parti için felan değildir..Her kesim ve parti içindir..Bu gün akpartiye demokrat değil, dikdatör felan diyenler kendileride hattta kat kat olarak aynı kafadadırlar, cemaatler ve tarikatler dahil..Ve aslında bizim halkımız hangisi daha az diye ona oy vermektedir. Değiştirilmesi gereken ise bütün sistemdir..Demokrasi, hak ve hukuk merkezli bir anayasa ve devlet yapısıdır..

Tarikatlerin ve cemaatlerin hedefi sadece iyi insan yetiştirmek olmalı. Hayır sever insanların gücünü bu gaye dışında kullanmak çok tehlikeli ve önü alınması gereken bir tedbir sistemi gerektirmez mi? Onlarda şeffaf, hak ve hukuk, demokratik ve ilkeli olmalı. Avrupadaki ruhban sınıfı gibi önce halkın bağış ve paralarıyla güçlenip sonra zenginlere paralılara hizmet eden, hatta yönetime müdahale edip o güçle toplumun her hangi bir ferdine ya da partisine afarozu, vb. kullanan bir kurum haline gelmemeli. Eskiden dengeli cemaatler, tarikatler, medreseler devlet ve dünya işlerine karışmazdı. Hedefi iyi insan yetiştirmekti. Elde ettikleri güçle zayıfları dışlama ve silme yetkisine sahip olamazdı. Devlet işine girenlerle ise irtibatı kopartırlar dünyaya ait güçlerden yaka silkerlerdi. Yani dünyaya, siyasete karıştırmazlardı. Hatta Ebul Vefa bu nedenle kendisiyle ısrarla görüşmek isteyen Fatihle ve oğlu Beyazıtla görüşmemiştir bile. Hacı bayram talebelerin askerlik yapmasını men eden sayı için sadece akşemseddinin adını vermiştir. Hiristiyanlık dünyasındaki Ruhban sınıfına, insanları dışlama mekanizmasına yani dünya idaresine karışan sınıfa benzememek için bu esastır. Bu güçle ve kafa ile bir zulüm makinasına, aforoz, enterdi makinasına dönüşme tehlikesine karşı bu kural göz ardı edilmemeli..diye düşünüyorum_2013

Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar.
Giordano Bruno

*******

Vatan için bu cemaatlerin devlette iyi insan yetiştirmek dışında hiçbir iş yapmaması gerekir ve asla devlette girmek vb. işe yeltenmelililer. Eğer demokrasi hukuk liyakat vb. dışında bu gayeye girerlerse o ülkede ve devlette çok büyük kaoslar ve zulumler ortaya çıkar. Belki zulumün en büyüğünü oluşturur.

 

     Herkesin hedefi Kemalizm’de iradeyi ele geçirmede..

     Demokrasi adına Kemalizm iflas etmiştir. Kemalizmin kemikleşen faşist yorumu iflas etmiştir. Yani devletin otoriter baskıcı şekillendirici oluşu bitmek zorundadır.

     Zamanında iyi niyetlerle atılan adımlar kemikleşmiş yorumuyla demokrasiye ulaşmada çok zarar vermiştir vermeye

     devam etmektedir. Aynı akvaryumdan okyanusa bırakılan balığın okyanusta kendinizi hala akvaryumda sanıp aynı metrekarede

      dolaşması gibi biz de kemalizme takıldık:))

     Lâik Kemalizm, Dindar Kemalizm, sol Kemalizm, ülkücü Kemalizm, sağ Kemalizm felan filan..

     Olayda, Sayıştay olayı da sonuçta Egemenlik milletin, paralar kimin de kalıyor:))

     Bu yüzden bence (HSYK) Hakim ve Savcı Yüksek Kurumu, Hakim ve Savcıları   Yeme Kurumuna dönüşmektedir.

     Çünkü orayı elde eden kesimin ideolojisini koruma telaşı ve yapısı, düzenlemelerle  bunu gerektirmektedir.

     Dolayısıyla kendi kendilerini vurmaktadır. Ayrıca kendileri hakim olduklarında karşılarında duracak bir güç kalmayınca

     ben "kendilerine dur diyecek bir güç ya da kuvvetler ayrılığı olmayınca" korkuyorum. Çünkü zulumler ve haksızlıklar

     örtülüyor. Uzunca bir süre kimse dur diyemiyor..Kendi gibi düşünmeyen ve ranta karşı çıkanlar vatan haini oluveriyor.

     Bu bırakın muhalefeti, merkez bankası başkanı olsa bile.... Türkiye'deki ideolojik rant anlayışı, rant toplumu bizi bitiriyor.   

     Fakat bu tutum yani demokratik, hukuk devleti yapmama tutumu, silahı oyunuzu kaybettiğinizde geriye tepmektedir.

     "Merak etmeyin ben varım"  diyen Özal'dan sonra 28 şubatın gelmesi gibi..

     Demokratik, hukuk devletlerinde ise bu durum görülmemektedir.

     Kim başa geçerse geçsin hukuk ve demokrasiye hizmet edecek sistemde olduklarından sayıştay, danıştay vb. kurumlar kullanılamamakta

     ve devlet sadece demokratik, hukukî bir hizmet örgütü olmaktadır..

     Neyse ileri demokrasiler de olur böyle şeyler ya:)) Demokrasi demokrasidir. İleri demokrasi ne ya:)

     Ne de olsa ileri demokrasi..Ya bir türlü normal demokrasiye geçemiyoruz. Yahya KEmal miydi dediği gibi:)

Paralel devlet tabiki yok edilmesi gereken devlet tek olur. paraleli maraleli olmaz. Paralel yok edilmeli. Hırsızı yakalayan devlet olmalı, hür adalet sistemiyle:)) ya da Milli rüşvet ve yolsuzluğu gayr-i milli unsurlar açığa çıkarıyor olmamalı. Kuvvet adalet sistemde olmalı..

Bizim seçtiğimiz ya da halkın seçtiği bir partiyi savcı,adli vb. operasyonlarla  aşağı indirme darbedir.

Cemaat ile devletin, hükümetin kavga etmesi kesinlikle olağan bir olay değildir..Sonuçta hükümetler seçimle başa gelmektedir.

Cemaat tarikat vb. leri ise seçimle gelmemektedir.

Birbirinin yatak arkadaşı olanların menfaatleri çatışınca olan bu kavgaları sadece siyasal ve halk hareketi olarak

ortaya islamı kullanarak çıkacak hareketlere zarar verdi ve bitirdi. Elli yıllık emekler zarar gördü..

Sonuçta parti liderlerini halk seçimle baştan indirir.

Ya cemaat lideri ne olacak. O seçimle inip gelmiyor ki..Neyin kavgasını veriyorki cemaat mi ne..!

Ayrıca cemaatin içindeki dinleme vb. durumlar için suçlular tespit edilip cezalandırılmalı. Hepsini cezalandırmaya çalışmak başka bir zulmün kapısını açar. Aynı şekilde akpartide ki suçlular tespit edilip peşine düşülmeli. Genelleştirmek doğru değildir zulüm kapını açar masumlara..(5/MÂİDE-8: Ey Inananlar! Allah icin adaleti ayakta tutup gozeten sahidler olun. Bir topluluga olan ofkeniz sizi adaletsizlige suruklemesin; adil olun; bu, Allah'a karsi gelmekten sakinmaya daha yakindir. Allah'tan sakinin, dogrusu Allah islediklerinizden Haberdar'dir.) yani bu ayet-i kerime her iki kesim için ölçü olmalı derim. Her hangi bir cemaate, tarikate, siyasi kuruma, atatürke bağlı olmak suç değildir. Devlet suç varsa sadece onun yani suçun ve suçlunun peşine düşülmelidir. Yoksa eleştirdiğimiz ya da eleştirdikleri kemalizmin tarikatleri yasaklamasıyla aynı mantık olur. Hiçbir farkı olmaz. Gerçi her kesimimiz aynı tezi bana ait bir şey değildir her halde:) Ellerine gücü verince kemalizmi aratırlar:) Sadece ezilirken demokrasi, hürriyet, insan hakları vb. derler:) Garipdir ki bizim ülkede iktidar hiç muhalefete düşmek istemez. İktidarında öyle şeyler yaparlar ki bu nedenledir belki bu durum. Aynı şekilde Chp de hiç muhalefete düşmek istememişti. Tek partiyle 1950 ye kadar gitti. Artık dünyada diktatör olarak anıldığından Menderese izin vermek zorunda kaldılar. Gerçi bunu öyle isteyerek yapmadılar. Şimdi cemaati ak parti bitirince "size su yok" diyecek, eğer cemaat ak partiyi bitirse onlar da ona "size su yok " diyecek. Banada artık her kesimin "tekke düştü kel görüktü" demek düşecek ve her kesim benim için bitmiş olacak. Nasıl ki önceden Rusya ve amerika ile savaşan afgan mücahitlerine güzel gözle bakarken sonrasında birbirlerine düşüp her türlü sapkınlıkları -pedofil, birbirini mürted ilan edip her şeylerini kasp vb.- durumlarını görüp soğumam gibi..Önceden lojmanlara karşı olan ak parti şimdi sarayları savunuyor. Önceden makam arabalarına karşı olan ak parti şimdi diyanet işleri makam arabasını kabul etmedi diye ısrarla ona gönderiyor. Dediğim gibi muhalefetteyken başka iktidardayken zamanlar değişiyorlar. Bu sadece ak parti için değil tarih boyunca. Acaba tarikatler de demi güçlendikçe zamanla değişiyor? Dünyalaşıyor iktidarı ele geçirmeye mi çalışıyor? Önceden garip gurabaya hizmet için varız diyenler artık iktidarla güç savaşına girişiyor? Ah ki ne ah. Ne farkları kalıyor şu ehli dünya vb. diye aşağıladıklarından.. Dünyaya  daldı diye eleştirdiklerinden..

Güçlü ordu güçlü Türkiye (28 şubat)

Güçlü akp güçlü Türkiye(ne farkı var?)

Yani 28 şubat vb. sivil darbeye de ya da başka bir deyişle kemalizm vb. gibi tek bir gurubun gücü ele geçirmesine de hayır demek gerek.

Demokrasi ile 2007 de İslamı birleştiriyordun Ak parti ne güzel, fakat demokrasinin yerine islamcılığı koydun mahvettin. Tabiki şişenin

başına oturup da islam dünyasına iyi örnek olmayı esas almalıydın.

Ayrıcı sen bunu başarabilseydin islam dünyasına en büyük örnekle nefes aldırıp yaşanabilir hale getirecektin..ah ki ne ah..

İnşallah biran önce fabrika ayarlarına geri dönersin maalesef hiç bir altarnatifin yok. Hele bu muhalefet senden bir mg. demokrat vb. değilken.

??????????????????????????????????

paralel maralel hepsi yok edilmeli. Devlet tektir. O da demokratik, hukuk, adalet, insan hakları, liyakat merkezli devlet.

paralel devlete de kesinlikle  hayır ve acilen yok edilmeli. elbet

asıl evrensel ve demokratik hukuk devletine evet olmalı.

yoksa sol kemalizm, sağ kemalizm, dindar kemalizm,

ülkücü kemalizm gelir, gelen diğerlerine vatan haini, israil der,

paralel devlet der olur biter..

Demokrasi her zamanki gibi gelmez

ve insanımız, guruplarımız yine birbirini yer..alevi sünni, sağ sol,

dindar, akpli paralelci vesaire vesaire..Demek bu kavga birbirlerinin ne olduklarını gösterdi ve cemaat ve tarikatlerinde eline güç geçince baskıcı, rantçı olabileceği, kemalizm gibi fabrika ayarlarımı gibi tehlikeli olacağını ispatladı. En büyük komedi malesef bizim canımız, ülkemiz..

Kriptolu başbakanın telefonlarının felan dinlenmesi ise bize göstermeli ki bu işler sadece cemaat memaat işi değil..

Belki diğer büyük devletilerin almanya, amerika vb.lerinin operasyonu. Bu işte cemaat kullanılıyor.

Ya da bunlar cemaat memaat değil gerçekten terörist...Yani oyunlar çok büyük. Sadece bunlara inat demokrasiye, hukuğa,

adalete, liyakate vb. tam sarılmakla bu oyunlar yok edilebilir.

 

Bir dini cemaatin devletle savaşması hiç olağan bir şey olamaz. Cemaati felan aşan işler bunlar..Birileri satın almış bunları.

İki yiğit bir biriyle dövüşürken bir çocuk onlarla oynayabilir planları da olabilir bunlar..

Fakat halk için iyi tarafı şu ki tekke düşüp kel gözükmesine vesile oldu. Yani artık insanlar akıllarını kimseye teslim

etmemenin önemini görmeye başlarlar diye ümit ediyorum..

Dediğim gibi bizim canımız ülkemiz..Bu ülkenin merkezine demokrasinin, hukuğun, adaletin, hakkın gelmemesi

sadece canımız ülkemizin gelişmesini istemeyenlerin hedefi olabilir..

Özetle....bıktım:) __Aralık 2013

-10-

BIKTIM...
Yaşım 41 ve sürekli hassas dönemden, gerilimden ve kavgalardan geçmekten bıktım..

VATAN SAĞ OLSUN ELBET...Koltuk sağ olsun diyenlerden bıktım..

Koca millete, bize birleşin deyipte üç beş kişinin vatan menfaati için birleşememesinden, kavga ve ayrılık çıkarmalarından bıktım.

Egemenlik milletin elbet..ama paralar benim olsun da milletin olmasın-sayıştay ve padişahlık, tek parti dönemi ve her dönem için- diyenlerden bıktım.

 

DEMOKRASİ, HAK HUKUK OLSUN ELBET. İdeolojim sağ olsun diyenlerden bıktım.

Dışından farklı içinden farklı hesap yapanlardan bıktım..

Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekleyenlerden bıktım..

Senin yasağın kötü, benim yasağım iyi diyenlerden bıktım..

Kendi kesimini görmeyip sadece diğerlerini görenlerden bıktım.

Demokrasiyi, hak ve özgürlükleri ideolojilerine esir edenlerden ve bunun tüm komşularda ve tarihte tüm dünyada iç savaş sebebi olduğunu göremeyenlerden bıktım.

Sürekli yeni yeni iç ve dış düşmanlar üretip sonra onları dişardakilerle bağlantı kurdurup iç savaş vb. çıkarmalarından bıktım.

Bu nedenle hep bunu aynı senaryoyu yutan güzel milletimin bu huyundan ve milletçe kaybetmemizden bıktım.

Bizlere hep kendi adamlarını, önerdiklerini seçtirdiklerini, bizlerin kendi adamlarımızı seçtiğimizi sanmamızdan ve bizlere bunu yutturmalarından bıktım.

Sarayı(payitaht, sonrasında Ankara) ele geçirme savaşı verenlerin sadece saraydakilere, kendilerine bir şey dokunmasın diye çaba sarf etmelerinden kanun ve düzenleme yapmalarından bıktım. Huzuru biz gariban millete çok görenlerden, bizleri sadece kendileri için ölecek varlık gören, bu beyin yamyamlarından, para tüccarlarından, din, Atatürk vb. tüccar babalarından bıktım.

Belki de sırf bu nedenle deprem, işçileri koruma kanunu vb. saraydakilere dokunmadığından Şehitlerimizi her zaman garibanlardan görmekten bıktım..
En kızdığımda hak ve hukuk araması gerekenlerin, hak hukuk aramayarak sadece ideolojileri için beyin yamyamlığı yapanlardan, insanları aptallaştıranlardan ve kızdıkları gibi olduğunun farkına varmayan aptallaşan insanlardan bıktım...Kısaca İnsan görünümlü insan olmayanlardan, programlanmış robotlardan bıktım...

 

***

"Karanlık karanlığı yok edemez, karanlığı sadece ışık yok edebilir.
Nefret nefreti yok edemez, nefreti sadece sevgi yok edebilir." (Martin Luther King)

***

Aldanmaya hazır insanlar olduğu müddetçe aldatanlar her zaman olacaktır..

 

İnsanları castro sosyalizmi kullanarak diktatörlük kurdu, ırakda saddam baasla yine başka şekilde, kimisi din, iran da diktatörlük kurdu. Aslında olan şeyler hep aynı sadece aldatmada kullandıkları malzemeler farklı..Tabi bir çoğunda dini ve milli malzemeler..Yani ya mushaf sallar, ya bayrak sallar, ya atatürk sallar, ya komünizm ideoloji sallar..Bu sallamalarla aldatır. Sonuçta düzen değişir ama düzülen hiç değişmez:)

 

 

***

Atatürkçüler atatürkten, dinciler dinden bıktırdı. Atatürkü chp den ya da kemalistlerden kurtamak gerektiği gibi, dini de dincilerden kurtarmak gerek ki yıpranmasınlar...

 

***

 

Ülkemizi kurtarıcılardan kurtarmak, dostum bırakın şu ülkeyi rahat ya bir kurtarmayın yahu.

Önüne gelen ülkeyi kurtarmaya kalkıyor:))

 

***

 

Konuşan yalnız hakikattir. (said nursi)

 

Haklı çıkmak için değil,
Hakkı bulmak için konuşmak iyidir.

 

(15 Temmuz darbe girişimi yorumu___Bu yorumlar sıralamada en sondadır fakat önemine binaen başa alındı. Eski den kafa karışıklığımdan cemaat vb. dediğimizinde artık fetö olduğu kesinleşti.

-Hür düşünceli oluşumdan, eleştirinin önemine inanan, hatta İslam dünyası ve Osmanlı yüzyıllardır eleştiriyi yok ettiği için geri kaldığına inanan biri olarak fetöyüde eleştirmiştim. Ağlayarak din anlatılmaz, tarikat vb. leri sadece iyi insan yetiştirmek hedefinde olmalı. Ben oy kullanıp siyasileri yönetimden düşürürüm ama sizler seçilmiyorsunuz. Bu nedenle ya siyasi parti kurun ya da haddinizi bilin vb. Bir dini cemaatin ya da tarikatin hükümetle ya da devletle savaşı olağan değil vb. demişimdir.- Her kesimi eleştiren biri olarak dememe rağmen böyle bir darbe hareketinin bit tarikat ve cemaatin yapabileceğine hiç ihtimal bile getirmedim ve "sadece bitr mhp, hdp, chp vb. gibi aşırı muhalefet olarak devam ederler diye düşünmüştüm. Bu olaydan sonra bunların ne kadar tehlikeli olabileceğini görünce bu derece görünce şimdi hiç birini görmek bile istemiyorum. ŞOK halindeyim..Ve aklıma Ali şeriati geldi. Bu din şişede durduğu gibi durmuyor..

"Dindar bir toplumu ancak din adına, din alimleri kandırabilirdi ve öyle de oldu. (Ali ŞERİATİ)" Düşünebiliyor musunuz? 650 pilottan yani jet vb. savaş plotundan 400 ü fetöcü çıktı. Ve bunlar atılacağını tespit ettiklerinden erken darbeye kalkmışlar. Yani bir on yıl daha geçse bizim savaş uçaklarımızı kaldırmak için ATLAS jet vb. lerinden pilot dilenecektik. Ne büyük bir tehlike atlatmışız. Mevlam muhafaza. Bir zamanlar Fatimileri ele geçiren ya da tarihte benzerleri görülen(-hani başta haşhaşilerin ele geçirme yolu farkedildiğinde bir baktılarki bütün yargı, yürütme, ordu yu ele geçirdiğinden yöneticeiler yapacak bir şey kalmadığından kaçarak devleti onlara teslim etmişlerdi-) darbeler gibi artık ders alalım ve dini guruplara karşı hiç bir şekilde devleti bırakacak tavizlere girmeyelim...

Cumhurbaşkanımızı haklı bulurdum ama bir dini gurubu pkk ya benzetiyor diye abartılı bulurdum. Tamamen haklıymış. Hatta şok şok şok durumum ömür boyu beni cemaat tarikat düşmanı haline getirebilir artık maalesef o kızdığım tarikat düşmanları komünist, solcu vb. uçlar  gibi oldum. Gerçi bütün ideolojilerin bu tehlikeli boyutu var. Demek gerçekten insan kime bahane veriyorsa o durumu düşüyor muş. Artık cumhurbaşkanımdan da özür diliyorum. -abartıyor dediğim için bir özür borçlusu olarak- )

Tarihte galiba Abbasilerde de bu tür bir olay olmuş. Bir kaç olay olmuş hatta bir imam zamanla devleti ele geçirmiş. Hatta o zamanın devlet adamları isyan başlayınca bir bakmışlar her yeri ele geçirmişler kaçıp gitmişler. Devleti teslim etmek zorumda kalmışlar. Haşhaşi olayı yani. Belki de bilimde o devirde çığır açan bayrağı ele geçiren Abbasileri de bu yolla bitirmişler maalesef..Tehlikeye bakın ki 650 pilottan 400 ü fetöcü olarak atılıyor. Eğer bunlar adamlar bizi ordudan atarlar korkusuyla erken darbeye girişmeseler on yıl sonra bir ordudaki savaş uçağını kaldırmak için Atlas jetten pilot isteyecektik:)

Bu işte gerçekten Allah'in Lütfi Ilahisi ile Kurtulmuşuz hicde öyle salakca bir plan değilmiş

* Darbe sabah 04.00 da tam teşekküllü planlanmıştı fakat genel kurmay başkanı hareketliliği farkedip karargahta kaldi ve bu olayi yanindaki hainler istanbula bildirdi bu yüzden operasyon 6 saat erken başladı...

* İstanbul Arnavutköy'de tank birliğindeki binbaşı olayı fark edip emniyeti aradi belediyenin is makinaları kışlanın kapısını kapattı, orada 2 albay 1 polis sehit oldu ama tanklar çıkamadı

* Malatyada 8 adet kargo uçağı mühimmatı Türkiye'ye dağıtmak için yüklendi fakat belediye uçuş pistine itfaiye ve belediye araçlarını parketti uçaklar kalkamadi

* Karargaha giren tuğgenerali bir astsubay alnindan vurdu ve şehit oldu karargahtaki bütün plan çöktü

* Cumhurbaşkanınin 1 haftadir yeri bilinmiyordu hain yaveri yerini söyledi ama yine operasyonun erken başlamasından dolayı Cumhurbaşkanı oteli terkettikten sonra hainler geldi

* Cumhurbaşkanı ölümü göze alarak istanbul'a uçtu uçuş numarasini TC Ana yerine TK8464 yani tarifeli bir uçuş kodu ile istanbula indi eğer Ankara'ya inseydi helikopterler havalimaninda veya sarayda vurmak icin hazir bekloyordu burdada 1. Ordu Komutanı olaya el koydu sizi acilen istanbul'a bekliyoruz dedi...

* Türksat telekom da ve bilimum yerlerde sivil ve polis direnisleri oldu hesap tutmadi iletişimi kesemediler Telekom acibadem müdürlüğünde muhtar bile şehit oldu...

* Vatan caddesine giden panzerlerin içinde emniyetten atilan fetocu emniyet amiri bile hazirdi darbe olduğunda yani o hain emniyet Müdürlüğü koltuğuna oturmak icin vatana gitti suan adi herif vatan caddesindeki emniyette nezarette...

*Tabi halkı tamamen unutmuşlardi aslinda onlarin planinda 4.5 G ile canlı yayın yapacağı yoktu çünkü saat gece 04.00 da Cumhurbaşkanı yakalanmasa bile iletişim tamamen kesilmiş olacakti ve kimse sokak çağrısı yapamayacakti...

Bunun gibi yüzlerce olay var yani bizi Allah Korudu yoksa plan kusursuzdu fakat hesap edemedikleri şey *Allah'in Planiydi*
Kendini dev aynasında gören alçak bir hoca bozuntusunun vahşi yüzünü gördük. Maalesef çirkin ve adice küçük çıkarları uğruna ordumuzu ve devletimizi kullanmak istedi. Bu milleti ezelden beri büyük bir vazife yüklemiş olan Cenab-ı Hak devletimizi ve milletimizi korudu ve daima korusun.

Kendini dev aynasında gören alçak bir hoca bozuntusunun vahşi yüzünü gündüzden açık gördük. Maalesef çirkin ve adice küçük çıkarları uğruna insanların beynini din ile ele geçirip, beyin yamyamlığı ile ordumuzu ve devletimizi kullanmak hatta yok etmek istedi. Benim asıl kaygım acaba diğer guruplarda eline güç geçirdiğinde kendi ideolojileri için fetö gibi olabilir mi? Ya da her kesim aynı mı? Artık hiç birine güvenmiyor ve mücadele etmek gerektiğini düşünüyorum. Bu milleti ezelden beri büyük bir vazife yüklemiş olan Cenab-ı Hak devletimizi ve milletimizi korudu ve daima korusun.

****

abi gerçekten dediğinize katılıyorum ama ben hepsinin içinde tanıdıklarımı dinlerim hatta her kesimi dinlerim maalesef hepsinin dibini kazınca bu gidişat "elinle, dilinle söyle düzelt hadisinden başlayarak" var. Ayrıca "alimler peygamberlerin varisleridir" vb. hadislerin kullanılması da var. Bu yolla bakın o varis benim deyip insanların beyinlerini ele geçiriyorlar bence. Belki bu sebeple tapıyorlar alim bildikleri zalimlerine diye düşünüyorum. Bir bu konu irdelenmeli.(bu kısım sonra düzenlenecek...)

 

*****

Darbecilik neleri deşifre etti dersiniz?

Darbe fırsatçılarına; 

Küçük görülen ‘yurdum insanı’ ordunun şerefini kurtarmadı mı?

Halen baskıcılığın ve laikliği sopa olarak kullanmanın insanları takiyyeye sürüklediğini görmüyor musunuz? 

FG ile birlikte Mevlâna’ya, Muhyittin-i Arabî’ye ve mezarının gizli olmasını isteyen Bediüzzaman’a ‘dini narsistlik yani kendini kutsallaştırma, şirk’ iddiası ile aynı anda vuran çarpık bakış ilmî cehalet değil mi?

“İlahi irade elinde kamışım,

 Ben ha yazmışım ha yazmamışım” diyen Necip Fazıl da mı müşrik?

Bir kimsenin ilmî tevazu olarak “Bu eserler ilhamla yazdırıldı, bana ait olamaz, ben sadece aracıyım” demesi neden Allah’a ortak koşmak olarak okunur? Ancak egosu yüksek insanlar bunu anlayamadıkları için öyle yorumlayabilirler. Takipçilerinin Mevlâna’yı kutsallaştırması neden Mevlâna’nın suçu olsun.

15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimi sonrası pek çok asker kökenli veya sivil kişi konuştu, yazdı. İki şey dikkatimi çekti. Birincisi Genelkurmay Başkanlığı yapanlar dahil pek çoğunun darbe tanımlamasının net olmadığını gözlemlemek artık sır değil. İkincisi hemen her şey üst akla ve dış veya yanlış nedene bağlanıyor.

Tıpta 3T kuralı vardır. Teşhis, Tedavi ve Takip. Sosyal hastalıklar için de bu kural geçerlidir. Teşhisiniz yanlışsa doğru strateji kuramazsınız, takibiniz yoksa stratejik planlar boşa gider.

Sonuç olarak: Tarihi kıyaslar en iyi analiz yöntemleridir. Kanuni Sultan Süleyman, Şeyh Yahya Efendiye mektupla sorar cevaben tarihi “haksızlık, yolsuzluk ve yoksulluk” dersini alır.  

Kanuni “Sen ilahî sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın âkıbeti nasıl olur? …şeklinde mektubunu gönderir. Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahyâ Efendi’nin cevabı bir bakıma çok kısa, ama içinden çıkılmaz bir haldedir: “Neme lâzım be Sultânım!

Kanuni hayretle ve sitemle bizzat gelerek sorar, Yahya Efendi cevaben…

“Sultânım sizin sorunuzu ciddiye almamak kâbil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim.”

“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece “neme lâzım be Sultânım!” demişsiniz. Sanki “Beni böyle işlere karıştırma” der gibi bir anlam çıkarıyorum.”

“Sultânım! 

1-Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şâyi olsa, işitenler de “neme lâzım” deyip uzaklaşsalar, 

2-Koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, (yani kayırılmış kişiler varsa) bilenler bunu söylemeyip sussa. 

3-Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryâdı göklere çıksa (yoksulluk, korumasızlık ) da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. 

Böyle durumlardan sonra 

Devletin hazinesi boşalır, 

Halkın itimâd ve hürmeti sarsılır, 

Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir...”

FG gibi kendini kutsallaştırmış bir kişi ile Yahya efendi gibi Sultanlara yol gösteren gerçek rehberleri karıştırırsak 16. Devletimizin çöküşüne sebep olmaz mıyız?

Nevzat Tarhan

31.08.2016

 

 

 

FET֒YÜ VE TERÖRÜ BESLEYEN MEZOPOTAMYA KÜLTÜRÜ

 

 

Kıyamete kadar unutulmayacak ‘asker ve cemaat görünümlü’ bir örgüt darbesini 15 Temmuz 2016 da yaşadık. Tartışmalarda Ordumuzun  yıpranmamasına özen gösterdik, diğer taraftan dinin sivil toplum kuruluşları  (STK) olan ibadet gruplarının da yıpranmadan kendini zamanın ruhuna uydurmasına da özen göstermeli miyiz?

Üzerinden bir ay geçmesine rağmen herkes şaşkın, endişeli ve olay bütün güncelliğini koruyor. Ayrıca Gaziantep’ten düğün yerinde 14 yaşında bir canlı bomba ile 51 ölüm haberi geldi. Herkes ‘Ne oluyoruz?’ diyor.

Dün asker içindeki bir örgütün itihar saldırısı bugün bir çocuğun intihar saldırısı. Bu saldırıları besleyen mezopotamya kültürü ve bu kültürü kullanan küresel güçler.

15 Temmuz gecesi sivil direnişe gönüllü katılanların profiline baktığımızda 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat mağdurlarının önemli bir oranda olduğunu görüyoruz. Demekki toplumda darbeye karşı bir antikor oluşmuş. Artık klasik darbe mümkün değil o halde.

Hesaplaşmak isteyenlerin yeni yöntemi ne olur?  Asimetrik savaş yöntemleri kullanmak

1- Toplumda kardeşlik bağlarına zarar verecek her şey yapmak,

2-Seri intihar saldırıları ile kimlik kavgası başlatmak,

3-Ekonomik istikrarı bozarak yılgınlık oluşturmak.

Temel çözüm toplumun her katmanını kucaklayıcı politika üretmek.

Yaşananların stratejik ve jeopolitik yönlerinde benzer şeyler söylenilmeye başlandı. Hangi iklimde ve ortamda böyle bir zehirlenme yaşandı görünmeyen sebepler nelerdir? Bunları konuşmalıyız artık.



 

‘FET֒ Yapısının kültürel karşılığı var mı?

Üç görüş var.

Birincisi İstihbaratçıların savunduğu FETÖ gerçek islamı temsil ediyor söylemi. Böylece üç dini birleştiren İbrahimi dinler diyerek yeni küresel din söylemi ile küresel güçlerin sömürgesine hizmet edecek bir akımı “Ilımlı İslam” adı altında  pazarlayan görüş.

İkinci görüş Politik Psikologların savunduğu “Gülenist Kült” söylemi. Böylece gerçek islamdan sapmış bir yeni kültürel  İslam olup gerçek islamın DNA sını değiştirmiş bir ideolojisi olan akımdır.

Üçüncü görüş ise gittikçe daha kabul gören görüştür. Kendi kültürel dokusu olmayan  toplumun ve dinin bütün değerlerini ve kutsallarını kullanmış siyasi hedef içinde kabalist, ateist veya evanjelik dahil her türlü inancın salatası olan bir siyasi harekettir cemaat veya kült değildir.

Mezopotamya çok kültüre ebelik yapmış bir ortamdır ve üç ana özelliği vardır.

1-Dini ve mistik itaat ve sadakat çok önemlidir,

2-Baskı ve şiddet sorun çözme yöntemi olarak doğal kabul edilir,

3-Acı çekme ve kutsal amaç için ölme yüceltilir.

Cemaatlerin rolü

Dini cemaatler siyaset ve ticaretten uzak durmayı başardıklarında ahlak öğretisine ve aktarımına hizmet ettiler. Dünyevileştiklerinde ise mezopotamya kültürünün etkisi ile haşhaşiler veya kadıyaniler gibi terör örgütü oldular.

İstanbul’da Yuşa Peygamberin 17 m.lik makamını biliriz, kapısında şu yazar. “ Sultan III. Selim ziyaretçilerin çokluğu ve aşırı davranışları nedeniyle mevlüt okumasını bile yasaklamıştı.”

Yani Cumhuriyetin ilk yıllarında Mevlevi ve Bektaşi tekkeleri hariç bütün tekkelerin kapatılması ilk değilmiş.

 

Gülenist Fetişizm denebilir mi?

Fetişizm bir nesneye tekrarlayıcı bir biçimde tapınırcasına bağlanma demektir. Dogmatik bağlanmanın somut biçimidir. Kişi haz aldığı için veya rahatlamak için bağlanır. İçindeki hüzünlü boşluğu bununla doldurur. Cinsel objelere, paraya, makama, siyasi liderlere, dini liderlere, çocuğuna tapınırca bağlanmanın çok örnekleri vardır.

Fetişizm olguları incelendiğinde geçmiş hayatlarında baskılı aile ortamında büyüme veya çoklu travmaları tesbit ederiz.

 

İstibdat rejim haline gelirse

Bireysel istibdat hasta veya kötücül kişillikleri yetiştirir.

Siyasi istibdat muhalefeti susturur illegal yapıları besler.

Dini istibdat sapkın dini grupların doğmasına neden olur.

Bilimsel istibdat eğitimli militanlar yetiştirir.

Ailevi istibdat özgüveni eksik veya ters kimlikli çocukları büyütür.

Demokrasi aileden başlar

İstibdatın ölçüsü tek kişinin dediğinin olması, özgür istişarenin olmaması, farklı fikirlere tahammülsüzlük ve fikrini zorla kabul ettirme kolaycılığıdır.

Üsküdar Ünüversitesinin kuruluşundan beri  mottosu yaptığımız “Eleştirilebilirlik, özgürlükçülük, çoğulculuk ve katılımcılık” klişesi baskıcı kültürlere karşı geliştirilmiş demokrasi kültürünün felsefesini oluşturur.

Sosyal fetişizmi ise özgürlükçü olmayan baskıcı ve aşırı kontrolcu sistemler büyütür. Psikolojik savaşın fil yöntemi ile itaat sağlanır. Çukura düşen fil siyah kıyafetliler gelir döver, beyaz kıyafetliler gelip kutarır fil artık beyaz kıyafetli çocuğa bile itaat eden köle haline gelmiştir.

FG ye tapınırcasına bağlanan, artığı kağıt peçeteyi, portakal kabuğunu kutsallaştırmayı ve saklamayı gören pek çok kimse şaşırıyor.

Gizli şirk

Tevhit öğretisinden uzak bir dini öğreti varsa modern veya geleneksel farketmez kabirlere bel bağlarlar. Bunu seküler veya semavi din adına yaparlar. Bağlanmanın şirk yani Allah’a ortak koşma olmaması için bağlanılan nesnenin mutlak ilim, irade, kudret sahibi olması ve ölümsüz olması gerekir.

Hz.Peygamber’in kabrinin Mekke değil Medine de olmasını istemesi bir faniye tapınmayı önlemek içindi. Bir çok gerçek Allah dostunun kabirlerinin gizli olmasını istemeleri bunun içindi.

Ancak FG dünyevi ve siyasi bir fetiş nesnesi olarak toplu hipnoz kullandı.

 

Sosyal Hipnoz nedir?

Hipnoz tedavide kullanılan bir yöntemdir. Kişide farklı bilinç durumu oluşturulur, özgür iradesi geçici olarak terapiste verilir. Terapist kişinin başaramadığı telkinleri on sunar kişide kolayca benimser, korkularını yenmeyi uzman yolu ile öğrenir. Tedavi amaçlı yapılan beynin yıkanıp yeniden programlanmasıdır. Hipnoza en kolay itaat eğitimi alan bireyler girer. Asker ve polisler en iyi adaylardır.

İkna gücü yüksek, beceri sahibi bir kişi toplu hipnoz yapıp kitleleri kendisine bağlayabilir. Haşhasiler esrar ve morfin kullanarak kimyasal hipnoz yaparak vaad ettikleri cennet için intihar saldırıları düzenlemişlerdi.

Gülenist doktrin Bediüzzaman’ın aklı ikna eden, inancı ispatlayan eserleri ile tasavvuf  metodolojisinin adanmışlığını ve bağlanma modelini işine gelen yönlerini birleştirerek kendi subjektif paradigmasını oluşturdu. Gülenist fetişizm ve hipnoz seansları ile kitleleri kendisine bağladı. Kişilerin hipnozla vesayetini aldı. Takipçilerinin çoğunun itaat eğitiminden  geçmiş bireyler olması tesadüf değil.



 

Türkiye gerçeği

Son yıllarda ırk eksenli resmi ideolojinin baskıcılığı ve  askeri vesayeti kalkarken askerin içinde boşluğu dolduran din eksenli ikinci bir vesayet gelişmiş. Çünkü sistem ve askeri kültür lider tipi idi. Sadakati, itaati ve dogmatik bağlılığı yüceltiyordu. Demek ki laik özellikli dogmatik bağlılıktan kaçarken biat kültürünü demokrasi kültürüne çevirememişiz.

 

İnsanlar neden “tapınma ve bağlanma” ihtiyacı içindedirler?

Aşırı yıkıcı dini gruplar neden çıkar? Spritüel psikoloji ile uğraşanlar bu soruyu çok sorarlar. Hatta “İnanç geni mi var?” sorusu tartışılır. Dinin insanı teselli etme ve hayata anlam katma gücü ile ruhumuzun derinliklerinde koruyucu baba arama eğiliminin bir araya gelmesi en büyük gerekçedir. (İnanç Psikolojisi kitabına bakınız).

 

Dogmatik bağlılığın tehlikeleri

Doğmanın tanımı eleştirilmez, tartışılmaz, değişmez, mutlak kesin doğru şey, dogmatik bağlılık ise ileri sürülen düşünce ve ilkeleri araştırmadan, kanıt aramadan, incelemeden, eleştirmeden, tartışmadan doğru ve mutlak olan güce bağlanmak olarak tanımlanır.

Her ideolojinin ve doktrinin dogmaları olmuştur. İdeoloji veya doktrin bilime açıksa ve kendine güveniyorsa eleştiriye de açıktır böylece dogmalar zamanla azalır.

Dogmatik bağlılık bağnazlık anlamına gelir. 

Bağnaz eleştiriye açık değildir.

Bağnaz bir süre sonra zorba olmaya başlar. Yani kendi fikrini zorla kabul ettirmeyi ister.

Bağnaz katıdır ama ilkeli değildir, hedefi çıkarıdır.

Bağnazın yöntemi keyfidir, adil değildir, hatadan Dönmez.

Bağnaz istişare etmez, ediyor rolü oynar.

Bağnazın kutsalı egosudur, övülmekten çok hoşlanır.

Bağnaz egosunu tatmin için alçak gönüllü rolü oynar.

Bağnaz çıkarı için köle bile olur, kendine köle olanı göklere çıkarır.

 

Bağnaz bireyler biat kültürünün ürünüdürler.

Biat kültürü dogmatik bağlılığı besler. Çünkü itaat ve sadakati liyakatten önce tutar.

Biat kültürü eleştiriden rahatsız olur, çünkü hesap vermekten hoşlanmaz.

Biat kültürü lideri kutsallaştırır, çünkü çoğulcu değildir.

Biat kültürü aklını lidere teslim eder, çünkü katılımcı değildir.

Biat kültürü bencildir çünkü özeleştiriye kapalıdır.

Biat kültürü kolaycıdır çünkü özgüveni düşüktür, kurtarıcı bekler.

Biat kültürü aklı küçümser çünkü fikrine güvenmez.

Biat kültürü karizmatik lideri sever ve hemen kutsallaştırarak sorumluluktan kaçar.

Beni şaşırtan şeylerden birisi de F.Gülen’in Bediüzzaman’ı ve tasavvufu bu kadar kolay istismar edebilmesi olmuştur. Gülen Bediüzmanın aklı ikna eden eserleri ile tasavvufun metodolojisini birleştirerek bir canavar örgüt ortaya çıkardı. İnsanların mehdiyet beklentisini kullandı ve efsane kişiliğine insanları bağladı.

Bediüzzaman’ın “Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz."(Münazarat 1909)

Anadoluda güzel bir söz vardır. “Domates tarlada insan ortamda yetişir” diye. İyi ruhsal özellikleri öğreten tasavvuf kültürünü yok edersek sadece görüneni kutsallaştıran selefi radikalizmi büyütmüş oluruz. İŞİD böyle çıkmadı mı?

Dinin teselli etme gücü ve hayata anlam katma gücü insanın bağlanma ihtiyacı ile birleşiyor, çaresizlik durumlarında ruhumuzdaki koruyucu babaya sığınarak kaçınılmaz bir kimya oluşuyor. Buna karşı çıkmak yerine. Biat kültürünün kıblesin düzeltmek gerekiyor. 

 

Bunun için;

Şahıslara değil ilkelere ve davalara bağlanınız,

Sadece kalbinizin sesini değil aklınızın da sesini dinleyiniz,

Bağlanmak istediğiniz değeri eleştirisel düşünce süzgecinden geçirmeden inanmayınız.

Evinizin kapısını her çalanı içeri almadığınız gibi kalb kapınızı her çalanı da misafir etmeyiniz.

Giyeceğiniz elbiseyi ölçtüğünüz gibi ruhunuza giydireceğiniz ahlak elbisesini de ölçüp biçiniz.

Dini gösterip dünya isteyen, Allah’ı gösterip kendisine adanmışlık isteyen gizli müşriklere dikkat ediniz.

 

Dini radikalizme ve fetişizme karşı çözüm akıl ve kalbin birlikte yol almasını sağlamaktadır.

Sosyal radikalizme ve fetişizme  karşı çözüm demokratik değerlerden “özgürlükçülük, çoğulculuk, katılımcılık  ve hesap verebilirlik” ilkeleri ile  ortaçağ baskıcılığına karşı gelişen bireysel özgürlüklerin önü açan gelişmiş toplumların çözümüdür.

Unutmayınız!

Hileli adam kendini sevdirmekte başarılıdır, inanılmayacak kadar güzel vaadleri sorgulamak gerekir.

 

Unutmayınız!

Soytarıyı kral yapan şey o’na ederinden fazla değer vermektir.

 

Unutmayınız!

Egomuzun derinliklerinde iblis etkisi vardır, şartlar oluştuğunda herkes canavarlaşır, o canavar herşeyi yutmaya başlar. Özgür olanlar ve ölçüsü olanlar hariç.

 

Unutmayınız!

Akıllı insan Allah’ın insana verdiği en kıymetli emanet olan “Özgür İrade” emanetini kimseye bilinçsizce teslim etmez.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

22.08.2016

 

 


 

***

Dostlar ben canım ülkemde millete dayanarak iktidara gelmelerden hep korkar oldum. Bir iktidar ne zamanki dini ve milli duyguları istismar ediyorsa o iktidar hırsızlık vb. yapıyordur demişler. Dini kullanmamalıyız ki yıpranmasın. Dini kullanan coğrafyalarda din, mezhep vb. savaş sebebi olmaya başlıyor. Fakat çin gibi dini kullanma kültürü olmayan ülkeler de ise bu olmuyor. Günahlarını almayayım ama dünyanın her yerinde böyledir bu. Ben hukuğa, hakka, adalete, demokrasiye dayanan iktidar istiyorum. Beyinlerini beyin yamyamlarına teslim eden halkımız bir sahtekardan, bir sahtekara koşturmaktadır maalesef. Aklını ya dini ya milleti, ya mezhebi kullananların ceplerine bırakmalarından bıkmıyorlar. Dostlar merkezinde demokrasi, hak, hukuk, adalet, paraların nereye gittiğinin şeffaf -sayıştay- görülmesi gerek. Dindar benim devletim desin, dinsiz benim devletim, alevi, sünni, kemalist, demokrat, liberal vb. herkesimin benim diyebileceği bir iktidar. Çünkü millete dayanarak geldim diyenler kendi gibi olmayanları yemek ortamına iktidarını dönüştürmekteler ve zalimliklerine ise millet kelimesini alet etmekteler. O yedikleri tekrar mücadele etmekte yıllar sonra iktidara gelip diğerini ezmek ortamını oluşturmakta..Bu da bizi bitiren ana mesele olmakta..Bu umduğum iktidar bir koalisyondan sonra ak parti içinde yeni bir oluşumla on yıl sonra gelecektir diye düşünüyorum..yani temelinde milleti ezmede kullanılan millet ve ideoloji olan iktidar değil, temelinde demokrasi, hukuk olan iktidar..

Şunu da belirtelim nasıl ki 1. madde de bizim ülkemiz hiç bir dönem demokrasiye geçmemiş ise laiklikte hiç uygulanmamıştır. Devlet dine her zaman karışmış. Laik devlet ne dine ne dinsize karışmaması gerekirken..

-11-

150 senedir kıyafet kavgasından bıkmadık mı? Biz kıyafet değiştirdik diye dünya aynı mı giyinmek zorunda? Bir de hiristiyanlar da yüz yıl mezhep savaşları sürdü vb. diyerek onları eleştiririz. Ya biz yüz yıldır bir başörtüsünü halledememiş bir milletiz. Ne diyeceğiz gelecek nesillere ne açıklayacağız. Tabi onlarıda gerizekalı yam yam maymun fikirli yetiştirirsek bir bin yıl daha gider:) Irkından dolayı, tavırlarından dolayı, itikatlarından dolayı, renklerinden dolayı vb.. terörü kitseleştirmeye hizmet etmemek gerek. Maksat yani amaç ne olursa olsun. Vatanı koruyorum diye terör yapsanız terördür adı, vatanı vurmak içinde yapsanız terördür. Kimse kendini Allah yerine koymasın, kimse de kendini devlet ve kanun yerine koymasın. Bu memlekette eksikte olsa, aksakta olsa bazı şeyler hala işliyor. Siz adalet sağlamaya kalkarsanız anarşi olur ve herkes, her yer en acısı da masumlar da yanar.. Ya da bilmeden ona hizmet edersiniz sadık ahmak olursunuz. Onların ekmeğine yağ sürmeyin. Devletin işini devlete bırakın. Siz sokağa çıkınca kargaşaya hizmet ediyorsunuz genç kardeşler:)

 

 

12

Bir insan hem kemalist, hem demokrat olamaz. Çünkü kemalizm, sosyalizm, faşizm, vb. gibi ideolojidir ve herkesi aynı düşünmeye, yaşamaya, sevmeye, inanmaya mesela yakın tarihi sadece nutuktan öğrenmeye mecbur eder. Demokrasi ise farklı düşünmeyi, yaşamayı, sevmeyi, giyinmeyi, inanmayı vb. kabul etmektir. İran zorla kadınları kapatır, bu demokrasiye terstir, biz ise zorla açarız bu da demokrat olmaya terstir. Yani her ikisi de aynı şeydir. İdeolojik takıntı ve saplantıdır. Demokratçılık değildir. İnsan işi değildir ideolojik şekillendirmeler. Başkasının belirlediği hayatı yaşamak iğrenç bir şeydir. Bu moda baskısından tutun, film, reklam yoluyla bile olsa kitap baskılarına kadar aynı şeydir. Başkasının güzel gördüğünü güzel görmek zorunda mıyız. Çeşitlilik hürriyetin ve demokrasinin temelidir. Farklılığı yok ederseniz demokrasiyi güçlendiremezsiniz. Biz farklılığı yok ediyoruz farkında bile değiliz. Tek tipliği tercih ederken bile farkında değiliz. :Birileri bizim adımıza tercih yapıyor. Anneler gününü filan gün, babalar gününü filan gün, bu moda bu sene felan filan..her sahada tek tipçiler, renkler, site ve evler..Başkalarının güdümüyle yaşanmaz yaşanırsa hür olunmaz, birey olunamaz..

 

(TEK TİPLEŞEREK ÇÜRÜRSÜN. İnsanı nitelikli hale getiren, canlandıran, geliştiren benzeşmediğin adamlarla ahbaplıktır.)

 

O tek adamlar hep şunu diyor. "Tamam ben varım hallederim. Bana güvenin." diyordu Özal fakat daha sonra 28 şubat süreci geldi. Aynı şeyi diğerleri de dedi sonra olanlar oldu. Yani sistem demokratikleştirilmeyince orada kimin olduğunun hiç bir önemi yok. Amerika vb. gelişmiş ülkelerde ise başa  kim gelirse gelsin demokratik hukuk devleti olmalarından kaynaklanan rahatlık devam ediyor. Bizde de şimdilerde Tayyip aynı şeyi diyor. Bu malesef bizim tarihi yanlışımız..

Demokraside her şey sandık olamaz. Bir insan öldürse başbakan bu sandıkla görülmez..Hadi sandığa gidelim denmez. Dediğim gibi demokratik hukuk devleti..

O Tek adamlar tarih boyunca delirince her kesim teröristinden dindarına kadar delirir. Ya da her kesimi delirtir. Ülkenin klonları yıkılıyor o tek adamlara yer açılması için..

***

Dostlar..NE GÜZEL BİR "YARIN" SÖZCÜĞÜ, Tarihte bugün; Yıl:1923, 28 EKİM'DE..En önemli sahip çıkmamız gereken, elimizden kaçırmamamız gereken değer: CUMHURİYET BAYRAMIMIZI EN İÇTEN DUYGULARIMLA KUTLARIM. YAŞASIN CUMHURİYET, YAŞASIN HÜRRİYET!
(İçi demokrasi ile dolu olmayan, hukuk, adalet ve insan haklarından beslenmeyen yani ideolojik, mezhepçi, kemalist, faşist laik, ateist vb. bir cumhuriyet cumhuriyet felan değildir. Cumhuriyet adı verilmiş diktatörlüktür. Hedef 2023 tü gelişmesi gereken Cumhuriyetimiz 1923'e gidiyor artık.. Demokrasi serüvenimiz ise tek partiden tek partiye..Parti devletine de hayır. Bu işin suçlusu ise başta şimdiki muhalefet ve geçmişte yaptıkları elbette..Benden değilsen bu ülkede yaşayamayacaksın. Benim yasağım iyi, senin yasağın kötü. Egemenlik milletin paralar kimin? devam.. Bize diretilen kişileri seçmek zorunda bırakılışımız..Sarayı ele geçirme savaşı..Kuvvetler birliği:) bla bla bla..Suçlu aramayın her kesimimiz de suç var..)

 

 

 

13

    Milli güvenlilk kurulunun olduğu bir ülke birinci sınıf demokrasi olamaz. Gıda güvenliği bile, milli güvenlik kurulunda konuşuluyorsa ne demektir. Danışma kurumu olması gerekirken askerlerden oluşan bir karar verme ve anayasal kurum olması sadece utandırıcıdır.

    Adalet mülkün yani devletin temelidir. ADALET HERKESE LAZIMDIR. SADECE KENDİN HAKSIZLIĞA UĞRADIĞIN ZAMAN ADALETİ HATIRLARSAN HERKESTEN DAHA ACINACAK DURUMA DÜŞERSİN.... BU KURAL HERKES İÇİN GEÇERLİDİR.... Nazi Almanya’sı döneminde bir DİN ADAMININ söylediği sözler bütün dünya insanlığı tarafından ezbere bilinir. “Gelip Yahudileri götürdüler, ses etmedim. Gelip Koministleri götürdüler, onlar Kominist bana ne dedim, gelip komşumu götürdüler, kim bilir ne yapmıştır diyerek sesimi çıkarmadım, bir gün beni almaya geldiklerinde sesini çıkaracak kimselerin kalmadığını acıyla gördüm” diyordu. Bir örnek daha uzun tutukluluk süresinin fazlalığı hiç garibanlar içerideyken kimsenin aklına gelmiyordu ne vakit ucu ankaraya dokundu hemen gündeme geliverdi..vb..

14

    Bu ülkede her devirde yürütme harika yapılıyor(yasama yürütme yargı).:)); Bizde yürütmenin tanımı yıllarca yanlış anlaşılmış. Her kesim gelince yürütmeye başlıyor. Sistemide kendini koruyacak paraların nerelere gittiğini kimseye göstermeyecek şekline getiriyor. Sayıştay yasası:)) Yani Egemenlik milletin fakat paralar kimin? sorusu işin özü:)

    Ara sıra hemşerilerimden oluşan ziyaret ettiğim, esnafları çok çeşitli zihniyetlere ait bir han var. İçerde dindarımız, solcumuz, koministimiz, milliyetçimiz vb.. her türden esnafımız var. Fakat yılda bir iki kez olmak üzere her sefer gittiğimde zararına satışlar yazıyor hem de hemen hemen hepsinde. Ya yirmi sene zararına satış yapan bir müessese hiç ayakta kalabilir mi? Demek hepsinde sıkıntı var. Dürüstlük sıkıntısı ve kendileri hariç herkesi enayi, akılsız görme hastalığı. Olayın aslı dindarımız "besmele" ile kazıklıyor, ülkücümüz "vatan millet" diye diye, sosyalistimiz "toplum, kamu vb." her kesimimiz bozulmuş ne yapacağız şaşırdık. Hepsinin harika sebepleri var. Bakın başa geçipte yürütmeyen bir kesimimiz var mı? Hem de hepsinin bahaneleri ve suçlamaları da hazır. Tarafgirlikten hırsızlığa hırsızlık bile diyemiyoruz. Kanunları, polisleri ve savcıları değiştiriyoruz.  Zamanlaması ne olursa olsun, ister manidar ister manidarsız ırsızlık yapmak, çalıp çırpmak günah be ya. (Kamu spotu:))Nasrettin Hoca'nın "hırsızın hiç mi suçu yok" hikayesi çok manidar burada..Sonuçta her kesim yiyebileceğinden ve insan olduğundan bu nedenle kimseye güvenmeyen, şeffaf, bir sistem kurulmalı. Sayıştayda ve paraların nereye gittiği, ne kadar toplandığı şeffaf bir biçimde görülebilmeli, hem de her vatandaş tarafından..Kuran-ı Kerimdeki Nemrut ve Firavun örnekleri sadece onlar için değil, günümüzde gerçekten İmanlı Nemrutlar ve Firavunlar da var..ya da her kesimde..

     Dostlar yüzyıllardır afiyetle hem yiyoruz hem de birbirimizi yedirmelerine izin veriyoruz. Ortak noktamız ise sadece farkında olmayışımız. Yedirenler değişiyor sadece. Bazen sağ, bazen sol, Kemalizm vb. değişen hiç bir şey yok. Değişmeyen ise yediğimizin farkında bile olmayışımız. Hiç bir dönem demokratik, hukuğa geçmememiz. Sarayı ele geçirenlerin değişip, egemenliği millete verişi, paraları ise kendilerinin alışı. Solumuz eşitlik,toplum hakları, milliyetçimiz vatan millet, komünistimiz komu, en son dindarımız besmele çekip yiyor..hep hoş geliyor sol kemalizm, milliyetçi kemalizm, sağ Kemalizm, dindar Kemalizm, hangisi ele geçirirse diğerini eziyor.. güle güle hak, hukuk, evrensel insan hakları, demokrasi..eğer demokrasi ve evrensel haklar üzerinden olsaydı kimse diğerini ezemezdi..yorumum sadece ak partiye değil cemaate ve her kesime..Ayrıca hala siyasetin yüzünü göremeyişimize ve tek çıkar yolun demokrasi olduğunu unutmamıza değerli dostlar..

    Şimdide duydum ki bir gurup Yavuz Bahadıroğlu ve Senai Demircinin kitaplarına ambargo koymuş.., Hadi burdan yakın her kesimin ve gurubun-ülkücü, dinci, dinsiz, sağ, sol, alevi sünni vb.- acaba birbirinden farkı ne? Bıktım bu ülkenin hizblerinden, guruplarından..eline gücü geçiren, kendisi gibi düşünmediğine ambargo uygulmaya kalkıyor. sıkıntı ise sadece karşıdakilerin uyguladıklarını görmeleri kendilerininkini görmemeleri..O zaman yaşasın hürriyet diyorum. hepsinden nefret edecek kadar kalbimi yoramam..güle güle.........cümlesi ve cümleleri yaşasın hürriyet, özgür düşünce..

-15-

Valla "barış" için:)

Çok fazla barış sözü duyuyorsak...Barış için atom bombası yaptık ve hatta attık. (Amerika) Irak'a barış için gittik. Ruslar barış için sınırımızda. İçimizdeki sözde akademisyenler barış için bildiri yayınlıyor. Pkk mantığındaki barış. Barış için Molotofla halk otobüsü hatta içindekini yak.(?) Tarihte özellikle komünist önderlerin diktatörlerin dilinden barış düşmüyordu. Sonuç barış için yüz milyonları öldür:) Özde akademisyenler, dinci, dinsiz, sağcı, solcu, devletçi, atatürkçü, osmanlıcı, bayrakçı, milletçi, hitlerci, sosyalistler hepsi ama hepsi barış için. En çok silah alan ülkeler barış için alıyor. Orta doğudaki huzursuzluktan beslenenler barış için. En çok silah satan ülkeler galiba onlarda barış için..(!) Muhtemelen Neron bile Romayı barış için yakmıştı. 20. yüz yıl gibi 21. yüzyılda da savaşın adı barış galiba. Ne de olsa bizim bile Kıbrıs barış harekatımız var. Acaba Olmadık şeyin sözü çok mu edilir? 40 yılı geçen ömrümün sonunda dini ve milli duyguları gıdıklayan siyasetçi vb.lerinin söylemlerinden korkmaya başladığım kelimelerin arasına artık "barış" ta girdi maalesef..Bana da yazık dimi ya:)

Malikhanede oturanlar kulübede oturmayı övüyorsa, ortada bir iki yüzlülük var demektir...

Önceden bazı insanların yaptıkları söylediklerini yalanlar derdik, şimdi aynı şeyi genelleştirerek tüm ideoloji tüccarlarına ve ideolojilerine karşı söylemeye başladım(?):) O dediklerin bende varsa Allah beni affetsin yoksa Allah seni affetsin(!) mi deseler birbirlerine:)

********

Doğru yol her zaman düz olan değildir..Hatta hiç bir zaman..Doğru yol fraktal, karmaşık, kırıklı, eğri büğrü, geriye dönüşlü, helezonlu bituhaf bişey:) Ve Bir Portekiz atasözü olayı özetliyor: "Tanrı eğri çizgilerle doğru yazar" :)

Ayrıca her kesimin de doğruları vardır. Aman şunu dinleme bunu okuma vb. diyenler sadece sizi kendi grup ve ideolojine bağlamak isteyen ve sizi ya da beyninizi ele geçirmeye çalışanlardır. Ve kendi düşüncelerine güvenemeyenlerdir..


 

-16-

"İyi insan var. Kötü insan var. Ama iyi bir insanı kötü bir insan yapmak için din gerekli" diyor. Doğrusu şu olmalı bu sözün: "Ama iyi bir insanı kötü bir insan yapmak için dogma, ideoloji gerekli." demek gerek. Yani bu şekide geliştirmek gerek. Gerçekten dogmalar insanları korkunç şeytanlara dönüştürebiliyor. Bugün barış deyen insan Allah için insanları ya da ideolojileri için insanları kesebiliyorlar, öldürebiliyorlar. Aynı şekilde ideolojik tipler komünist, ateist, dinci, vb. lerinin tarihi hep böyle. Kominist barış barış der. Sonuca bak milyonları öldürmüş. Hiristiyanlık "düşmanını bile sev" der ama dogma dindar papa müslümanları kes dediği için haçlı seferleri, cadı avları, incili çevireni yakabiliyorlar, ortaçağda papazların işkence aletleri, ezberlenen dogmalarla insanlar robatlaştırılarak bir düğmelerine basıldığında o iyi olan insan işkenceci oluveriyor. Ve her siyasi kesim vb. tarafından rahatlıkla beyinleri alınabilinip maddi ve manevi kullanıma açıyorlar. Aynı dogma ile müslümanlar belli süre sonra düşünmeyi, fiziği, kimyayı, hatta Kuranı sorgulamayı ve ilimleri bile başka bir şeymiş gibi algılıyorlar. Ne alaka..Milli ve dini duyguları okşayarak paraları yürüten, bazen aynı yollarla en büyük terörizmi gösteren yapan devletler var. Bu noktada en büyük terörist devlet olabiliyor. Amerika meclisinde israilin filistine yaptığı bir saldırıda 400 ü çocuk olmak üzere 2500 sivil öldü. Fakat meclis üyeleri israilden ölen bir kaç asker için yas tuttu, göz yaşı döküyordu. Çünkü filistinlileri terörist olarak görüyor, israili mağdur olarak görüyorlardı. Propaganda hep bu şekilde yapılmıştı.

Ayrıca İsraile bakın dünyayı yönetmesine ve konya kadar olmasına rağmen hep mağdur edebiyatı yapıyor. Hiç meydan okumuyor ne amerikaya ne dünyaya. Biliyor ki meydan okusa onu tükrükle boğarlar. Bizimkiler ise sürekli almanyaya, ingiltereye, ışide vb. sürekli meydan okuyup haddini bilin diyoruz. Bu meydan okuma ise onları mıknatıs gibi bize çekiyor. Bu siyaset değiştirilmeli tabiiki yine çok kuvvetli olalım silahlarımızı güçlendirelim o ayrı konu. Ama akvaryumdaki beta balığına bölgeci balıkların meydan okuduğunda ona saldırdığı gibi.. Beta balığına meydan okumayana dokunmaması gibi bir duruma dikkat etmek gerekir. 

Zaten bir ülkede dini ve milli duygular ne kadar çok gıkdıklanıyorsa o kadar çok haksızlık, zulum, haksızlık, para kaçırma vb. oluyor demektir. 28 şubatta laiklik elden gidiyor diye bankalar boşaltılmamış mıydı? Buna da neyse..:)

Teistlerin sitesinde şöyle yazıyordu: " Din; Doğru olan şey ne olursa olsun; emredileni yapmaktır. Ahlak; Emredilen şey ne olursa olsun; doğru olan şeyi yapmaktır. " Yani sizin anlayacağınız "teistlerin de din tanımı beya ahlaklıymış:)" Sonuç ne mi oldu: Hemen beni engellediler:)

Kemalistlere Kemalizmin demokrasi olmadığını anlatacak delillere girdim. Bir baktım onlarda beni engelledi.

Hdp sembatizanı olan bir guruba Türkiye bağımsız mı ki, Oradaki kürt devleti bağımsız olacak. Hem o kadar barışcıysanız siz neden batıya gitmeyi düşünüp o sisteminizin içinde yaşamayı düşünmüyorsunuz. Bu gün sadece siz değil bir çok ideolojik tipleri kendi savunduğu sistemin içine koyun önce onlar onlarla mücadele etmeye başlar ve memnun olmaz hatta kaçacak delil arar dedim. Sonuç onlarda beni engelledi:)

Dini guruplarda Kadın dövmek, recm, şeriatın uydurma hadislerle yapılan zulumleri, barış dinini nasıl savaş dini haline getirdiklerini anlatacak delilleriden bahsetmeye başladım. O gurupta beni silmiş.

Hiristiyanlık kendi içinde doğan ve topraklarını alarak yayılan İslamı ezdiğini iddia edemez. Çünkü İslam zaten yayıldıkça yayılmış hiristiyanlığın merkezlerini ala ala gitmiş en son ayasofya vb. Yani manevi üstünlük yanında maddi üstünlükte İslamdadır dedim diye cevaba başladım fakat bu seferde ateist formu engelledi. Sonuç mu: Her kesimin dogmaları çok tehlikeli, işlerine gelmeyince dinlemezler bile. Buradan da şu son sonucun sonucunu çıkarıyorum: Mücadele etmemiz gereken dogmalar ve dogmalardır:)


 

20.Evrensel devlet anlayışı ve biz..

Demokratik haklar pazarlık konusu olamaz..Evrensel insan hakları da pazarlık konusu olamaz..Çağdaş demokratik devletlerde "devletin" tanımı şudur. Devlet halkın ihtiyaçlarını gideren, topluma hizmet götüren yine halkın kurduğu örgüttür. Devlet milleti şekillendirmez. Devlet insan için vardır. İnsan devlet için olmaz. Devlet vatandaşına hizmet götürür. Ama ideolojik ve çağdaş olmayan demokrasilerde ise devlet milleti şekillendirir. Ne yiyeceğine, giyeceğine, neyi sevip sevmeyeceğine, nasıl inanacağına vb. müdahale eder. Bu nasıl halka hizmet götürmektir ya hu.. Elektrik kurumu halka hizmet verirken "sen şöyle giyinirsen sana elektirik bağlarım diyebilir mi?" Sosyal demokratik hukuk devletinde hiç böyle bir şey olabilir mi? Nasıl sosyal bir hizmet olan eğitim hizmetini götürürken bunu diyebiliyor? Bu ise demokrasi değil ideolojik dayatmadır. Demokratik devletlerde halka hizmet örgütü olan devlet sadece kamu hizmeti verir. Ve kamuya yani halka hizmet götürdüğünden halkın kılık kıyafetine, okula hangi kılık kıyafetle geleceğine hiç karışmaz. Halkın özgürlüğünün yanında olur. Bu nedenle normal demokrasi ülkelerinde ABD, İngiltere, Norveç, İsveç, Finlandiya vb. başlarında temsili olarak kralları olmalarına rağmen bir Müslüman öğretmen okula başörtüsüyle gidip öğretmenlik yapabilir. Öğrencilerde pijama ile okullarına giderler. Biz de ise kılık kıyafetine karışıyor, ibadethanelerinde cem evleri ibadethane sayılmasın diyebiliyor, ruhban okulunu kapalı tutabiliyor ve bununla laik ve demokrat olduğunu hatta ileri demokrasi olduğunu bile iddia edebiliyor.  Devletin sosyal ve hukuk devleti olmasına ise laiklik varken hiç gereği yok olarak bakılıyor. Latife hanımın, Halide Edip Adıvarın, Kazım Karabekir'in kitapları yasaklanabiliyor. Yakın tarih sadece Nutuk tan öğretilebiliyor. Uluslararası İnsan hakları ihlali mahkemelerinde en çok ceza alan ülke oluyoruz. Yetmiş bine yakın faili meçhuller ile yine birinciyiz.. Bırakalım ileri demokrasiyi de bir normal demokrasiye geçebilsek diyorum ben..

Malesef hiç bir kesimimizin diğerinden farkı yok..Güçlü ordu güçlü Türkiye, diyordu 28 şubatta askerler..şimdide aynı şeyi Güçlü akp güçlü Türkiye..Güçlü sol güçlü Türkiye, ya da Güçlü Mhp güçlü Türkiye...ne farkı var? Hoş geldin 28 şubat..pardon hiç bir yere gitmemiştin zaten:)

21- Kabullenilmiş darbe zihniyeti..

    Darbe anayasamızın 130, 131 ve 132. maddelerine hiç dokunulmaması..YÖK'e dokunulmaması..YÖK nedir? 12 eylül darbesinden gelen bütün üniversitelerin kışlalaştırılmasıdır(askeri kışla anlayın artık). Yine darbeyle gelen siyasi partiler yasası da siyasetin kışlalaştırılmasıdır. Halkın elinden alınması tek adamlara verilmesi, halkın seçim değil oy vermesi ve parti içi bir demokrasi sağlayamamalarına neden olan bir yasadır. Örneğin: AKP, CHP, MHP her il ve ilçeden meclise gönderecekleri kişileri o ilin ve ilçenin parti teşkilatı seçmesi gerekirken liderler seçiyor. Yani halk sadece oy veriyor kendilerini temsil edecek adam göndermiyor..Yönetiyormuşuz gibi yapıyor halkımız, ve yiyoruz yüzyıldır:)) Siyasi partiler yasasına göre "bütün siyasi partiler Atatürk ilke ve inkılaplarına göre faaliyet göstermeyi emreder, zorundadır. Bütün partiler Atatürkçü olmak zorundadır" . Böyle bir siyasi rejim düşünebiliyor musunuz? Bütün partiler aynı ideolojiye göre olacak ve bunun adı demokrasi olacak. Ama sonrada nedense siyasi partiler yasası hiç değişmeyecek..Hatta bu maddeler gelmiş geçmiş hiç bir sivil siyasi parti tarafından değiştirilmeyecek ve hiç bahsedilmeyecek bile.. Dünyada darbe anayasasıyla yönetilen tek devlet, sivil sayıştay, danıştay, yargıdan başka askeri yargısı olan, sayıştayı danıştayı olan tek devlet. Avrupa insan hakları mahkemesinde en çok rekor düzeyde ceza alan tek devlet..Yani referanduma destek verdik ama...Dün YÖK'e karşıyız diyenler bugün YÖK çü.. Dün askeri yargıya karşıyız diyenler bugün Şırnak daki kaçakçı bombalamasında Askeri yargı sonucunu bekleyelim diyor...27 nisan neden yargılanmıyor?..Niye hala 200 den fazla 12 eylül yasası duruyor.. Neden demokratikleşmeyi, 12 eylülü tamamen bitirmeyi tartışmıyoruz da başkanlık sistemini tartışıyoruz..

Yani Türkiye'de rejimi mi demokratlaştırmak istiyorsunuz, yoksa vesayeti ele geçirmek mi istiyorsunuz, bence bütün mesele..Mesela Hala her türlü açıklamayı genel kurmay başkanı yapıyor, savunma bakanlığının sesi bile çıkmıyor..Bu soru son yüzyılın sorunu ve demokrasiye geçmedeki en önemli engel.

22.
Farklı düşünenler ilerlemelere ve buluşlara imza atanlardır..Demokrasi ve hürriyetin önemi buradan belli olur. Belki bu nedenle demokratik ve hürriyetçi toplumlar ilerlerken diğerleri yerinde sayar geri kalır. Hazenferi uçtu diye asanların kulakları çınlasın...

Dünyadaki ilerlemenin, buluşların en önemli ve büyük kısmı  aynı düşünen, yaşayan, aynı şeyleri seven tek tipleşen gurup ve toplulukların etkisiyle olmamıştır. Aksine farklı düşünen bireylerin etkisiyle olmuştur. Fakat temel eğitim dışında insanlar imece usulü buluş yapmamıştır. Yani eğitim bakanlığı “hadi millet ampulü buluyoruz” deyip ampul bulunmamıştır. Aksine “geri zekalı”  denilerek defalarca okuldan atılan Edison “ampul yanmaz diyenlere inat binlerce deneyler yaparak bulmuştur. Albert Einstein(Aynştayn)’da benzer hikayeye sahiptir. Neredeyse bütün çığır açanların benzer hikayeleri vardır. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” demiş atalarımız ama hep harikalıklar bir ellerden hatta farklı ellerden çıkmış tarih boyunca. Hiçbir ÖSYM ya da üniversite birincisini hiçbir buluşta ve tarihte göremeyiz ama üniversiteyi terk eden Bill Gates ve Steven Paul Jobs(kendisini yetiştiren, büyüten anne babası Anadolu’dan gittiği söylenilen; HP, IBM ve MİCROSOFT piyasasını geçebilmiş)  bilişim dünyasında çığır açmıştır. İlkokul mezunu bile olamayan insanların yanında iş başvurusu yapmaya çalışan nice üniversite mezunları hatta birincileri de az değildir. Yani “beşikten mezara” olan eğitim ve kendimizi geliştirme işi sadece örgün eğitime bağlı değildir.

                Elbette insanlar “işçisin sen işçi kal” mantığıyla da yaşamamalılar. Günümüzde Dünya’da eğitime bakışta özelikle bu açıdan tamamen değişmekte…Gazeteci yazarlar “gazetecilik” mezunları olmadığı gibi, edebiyatçılar da “edebiyat” mezunları  değiller.  Siz hiç neden en iyi kitapevi sitesini yapanların “Barnes, Noble, Waldenbooks “ gibi dev kitap sirketleri değil de “amozon” olduğunu düşündünüz mü? Neden internetteki açık artırma sitesinin bilinen müzayede şirketleri değil de “ebay,  vb.” olduğunu hiç düşündünüz mü? Neden en başarılı enformasyon sitesi yapanların “CNN, BBC ve Newsweek”değil de “yahoo” olduğunu merak ettik mi? Ya da “facebook, tweter”  ve benzerlerini iletişim devleri yapmadığını, bulmadığını fark ettik mi? Demek insanları belli bir şablona sokamayız gerçeğini de düşünmeliyiz. İşte tamda bu nedenle kimse kimsenin aklını egomanya altına alamaz, hür fikrini "ben şu profesörüm, evrim profesörüyüm, yada tıp profesörüyüm, bu sahada yalnızca ben konuşabilirim diyemez ve dememeli...Eğer öyle olsaydı dünyada gelişme çok nakıs yani noksan kalırdı. Gerektiğinde insanlar kabiliyet ve yapılarına göre isterlerse ömürlerinin belli aşamalarında meslekte değiştirebilmeliler.  Oysa biz yıllardır daha 12 yaşındaki çocukların mesleklerini seçmelerini bekleyip o yoldan bir daha çıkamayacak şekle onları sokmadık mı? Yazık bu nesillere….

Son paragrafı “herkes” sözcüğünü, “birey”in önemine dikkat çekmek için çok kullanarak bitirmek istiyorum.  Dünya eğitim kuramlarında davranışçılıktan, beynin keşfi ve incelenmesiye bilişselliğe ve en sonda DNA keşfi ve incelenmesiyle yapısalcılığa geçti. Bizler ise hala davranışçılık üzerine ısrardayız. Gerçi yeni yeni bu durum düzeltilmeye başlanıyor.. Herkesin aynı düşünmesiyle ya da basmakalıp tek tiplikle, sürü psikolojisiyle ya da ideolojik bakışlarla olmamıştır tarihteki hiçbir buluş. Belki de en önemlisi bu sebeple, en başta farklılıkları düşman değil; zenginlik olarak görmeliyiz ve ideolojik basmakalıp kafalardan kurtulmalıyız bir an önce... Herkesin matematiği mükemmel olacak diye bir kural yoktur. Ya da herkes edebiyatçı olmak zorunda değildir. Bu nedenle hiçbir çocuğumuzu bu dersleri kötü diye silmemeliyiz. Her bir insan ayrı bir âlemdir, bir evrendir, bir ya da birkaç kabiliyettedir. Herkes bir yapıda bir yaratılış ve kabiliyette de değildir. O yüzden herkes kendi çocuğuna -merkeze onun isteklerini koymak şartıyla -uygun bir ya da birkaç alan, meslek seçmeli, tespit edilmeli ve yönlendirilmelidir… Yoksa hikâyemizdeki gibi hayatımızdaki bütün alanlarda ve mesleklerde sadece en iyi birazlar olur ve oluyor…

-23-

Her şeyin fazlası zararlı dır. Balıklara bile fazla yem verince ölüyor. Merhamette, fedakarlıkta yeteri kadar olmalı,,,,

***

Allah'ın soracağı soruları kullara sormayın..

***

Yani bu dünyada din mevki makam-mehdi, lider vb.- olmadan anlatılamaz mı? Halbuki tamamen olay terstir. Nefis cümleden edna(en aşağı, adi), mana cümleden âlâdır(üstündür). Yani kuyumcunun tipi vb. önemli değildir. Önemli olan kuyumcudaki altındır. Fikirlerinizdir altın olan.

-24-

Kimse hakikatin tarafında değil, kendi tarafını savunmada..Sırtımızdaki akrebi uyaranlara teşekkür edip ve akrebi sırtımızdan atmak gerekir. Fakat günümüzde bir uyarı yaptığımızda ya da kendimize yapıldığında akrebi sırtımızdan atmıyoruz, ya da atmıyorlar, uyaranı atıyorlar.. Her kesimimizde var galiba bu durum..:))

Belki de bu nedenle benim için böyle guruplara bir itimatsızlık güvensizlik ve şüphe her zaman için vardır. Bir ortamda yukarıdan gelenlerin mesajlarına bir farklı bir fikir söylediğinizde insanların fısıldaşmaları artıyor ve bakışları değişiyorsa o ortamı terkedin gidin. Ya da size bu daha olmamış ermemiş itaat etme sırrını kazanmamış diye bakıyorlarsa koşa koşa terkedin. Onların hepsi akıllarını liderlerine kaptırmış, şeffaflıktan uzaklaşmış ve gizli kapaklı işler çevirmeye müsait robot tiplerdir. BAkmayın bugün iyi insan gözüktüklerini o robotlar ortam ve emir gereği öyledirler. Fırsat ellerine geçince işine gelenlere mürted vb. derler ve aforoz edebilirler.

***

En yakınlarınız tarafından da olsa Üzerinize atılan topraklar bile dirilişinize neden olabilir. Yeterki egonuza değil Yıkılmaza dayanın ve şevkinizi, neşenizi asla bozmayın🤔

***

"Benim görüşüm doğrudur. Ama yanlış olma ihtimali her zaman olan bir doğrudur. Muarızımda bir şey söylüyor ama bana göre yanlıştır. Fakat mutlak yanlış değildir. Her zaman doğru olma ihtimalide mevcuttur"_İmam-ı Şafi__yani şu edebe bakın..Demek alim büyüdükçe hakikatin yani gerçeklerin karşısında ki küçüklüğünü farkediyor iddaalı konuşma katsayısı giderek azalıyor. Cehalette çoğaldıkça da -haşa- Allah gibi konuşma katsayısı artıyor..
Günümüzdeki cehaletten kaynaklanan uslupla denilen ise "Benim burada söylediğim yanlış ihtimali bulunmayan tek doğrudur. Sizin görüşünüz ise kıyamete kadar zerre miktar doğru ihtimali bulunmayan YANLIŞTIR"🤔

***

Gerçi cemaatler ve gruplar insan gibidir. Hataları da vardır. Doğrularıda. Fakat doğrularını görüp takdir ederken yanlışlarını da ikaz etmelidir. Düzeltme yoluna gidilmelidir. Bir insanın ömür boyu tükürüğünü toplasanız ve sadece ona öyle baksanız içinde boğulur. Yani sadece kötü yönlerine bakılmamalı. İnsan gibi iyi yönleri kemiyeten ya da keyfiyyeten fazlaysa iyidir.

***

Düşünen insan heykelinin bir akıl hastanesinde sergileyen tek ülkeyiz) taraf olanlar, ve tarafı için kavga edenler fikir üretemez. Kavga üretir. İnsanlar için "algı" üretir. Algılarla ve algı yönetimiyle milleti yönetir. Çünkü gerçekler ayrıdır, algılar ayrıdır. Malesef gerçek olan değil algı olan esastır. Bazı politikacılar başta olmak üzere aldatan insanlar algı yönetimi yaparak gerçekleri gizler..Türkiye demokrasiye hiç bir dönem geçemediği için ve sürekli kimi sosyal, kimi siyasal, kimi dinsel kavga ortamında yaşatıldığı için bilgi üretmiyor..üretemez.. İslam dünyasıda yüzyıllardır kavgadan başka bir şey üretmediğinden ilerleme, bilim üretmiyor..

***

Benden misin değil misin işte bütün mesele:)

Biz de eleştiri olmaz. Tarafgirlik olur...Her kesimin başında bir birey vardır. Biz düşünmeyiz o düşünür. Biz sadece muhafızlığını yaparız. Eleştiri en güzeli insan o eleştirileri dinler iyiye doğru ilerler. Dediğim gibi bizde eleştiri olmaz. Tarafgirlik olur. Herkes kendi tarafını savunur. Savunduğu tarafın ise hatalarını da savunur. Hiç bir hatasını kabul etmez. Karşı tarafı yıkar hiç bazen hiç iyilik bırakmamasına..Bu nedenle eleştiriler yıkıcı olur. Olması gerektiği gibi yapıcı olmaz. Sıkıntımız burada..Hiç bir tarafın tarafı değilim. Çünkü aklı olmayan aklını birilerine teslim etmiş robot değilim.

(Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, “Mesleğim haktır veya daha güzeldir” demeye hakkın var. Fakat “Yalnız hak benim mesleğimdir” demeye hakkın yoktur. وَعَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلِيلَةٌ – وَلٰكِنَّ عَيْنَ السُّخْطِ تُبْدِى الْمَسَاوِيَا (Rıza gözü, ayıplara karşı kördür. Kem göz ise çirkinlikleri gösterir.) sırrınca, insafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz, başkasının mesleğini butlan ile mahkûm edemez.) Bediüzzaman

***

Türkiyedeki en büyük örgüt ELALEM ne der örgütüdür. Bu kaygı ise hayatımızı bitirmiş..İnsanın hayatında güven esas, kuşku istisna olmalı. Ne bahtsız yetiştirilen bir milletin çocuklarıyız ki hayatımızda kuşku esas güven istisna durumunda..Devlet halka güvenmez, halk devlete güvenmez..En güvenilir insanların bile güvensiz durumlarının konuşulabilmesi güzel şeyler ama uslubunca..Gelişmiş toplumların farkı hukuk olmasıdır. Artık birileri gelsin Türkiyeyi düzeltsin yok..Herkes siyasi ortamına hukuk herkese lazım diyerek bizim güvendiğimiz sisteme hukuğu yerleştirmeliyiz..Her kesim kendi kesimini bu konuda düzeltmeli..Siyasilerde tartişınca sonunda tokalaşabilmeliler..Halkımızda tartışmayı ikinci plana atılmalı adalet ve hukuk için çalışmalıyız. Çünkü artık hiç bir kesim için adalete güven kalmadı..

-25-

Cemaatlerin en eksik kaldığı konu sanatçı yetiştirmemesidir bence. Hep şikayet ederler dizilerde dindar karakterler yok yada örtülüler hep hizmetçi vb. diye. yada dini filmler yok diye.. fakat her cemaat kendi içinde bu gibi işlerle uğraşmayı malayani, boş iş ya da abes , şeytttan işi felan olarak addeder. Sonrada kim ilgilenirse aralarından atarak çıkarırlar. Yazarların kalemlerini kırarlar, şarkı söyleyenleri dışlarlar, sanatı bitirirler vb. sonrada neden dindar sanatçı yok diye dert yanarlar.

26. Müzik türleri ve Fazıl say

KÖTÜ MÜZİK TÜRÜ YOKTUR. İYİ VE KÖTÜ MÜZİK VARDIR. Her müzik türünde hepimizin his, heves ve duygularımıza hitap eden bir kaç tane harika şarkı vardır. Tabi bu beğendiğimiz türde yüz tane olursa, beğenmediğimiz türde bir kaç tane olabilir. Bunun için kimse kimseye müzik terciği sebebiyle aşağılayıcı bir tabir kullanamaz. Bu demokrasi ve özgürlüğün temel prensibidir. İlla şu müzik türünü dinleyeceksiniz. Benim sevdiğimi seveceksiniz kafası faşist ve insanlıktan, demokrasiden uzaklaşmış zalim bir kafadır.

Kazak Abdal'dan Harika bir hiciv dostlar.. Var çevremizde bazen:))
Ben özellikle Fazıl Say gibi müzik tercihi sebebiyle millete vatan haini diyen "piyanoyu vatan sanan" ya da kendisi gibi düşünmeyenleri hain ilan edenlere ve tüm sonradan görmelere ithaf ediyorum bu şiiri..Ayrıca bir müslüm, ferdi, orhan baba da biz kendimizden bir şeyler bulup yüreğimize seslenen bir şeyler görüyoruz. Senin piyanonda ise kendimizden bir şey bulamıyoruz. Avrupadakiler ise onlarınkini iyi çaldığın için belki sana ödül veriyorlar. yani bizden de onlara bir şey taşımamış oluyoırsun. Taşıdığın bir kaç eser ise o tenkit ettiğin hain saydığın halk ozanlarına ait bir kaç ilahi bestesi..

BEĞENMEZ
Ormanda büyüyen adam azgını 
Çarşıda pazarda insan beğenmez 
Medrese kaçkını softa bozgunu 
Selam vermeğe dervişan beğenmez

Alemi taneder yanına varsan
Seni yanıltır mes'ele sorsan
Bir cim çıkmaz eğer karnını yarsan 
Camiye gelir de erkan beğenmez

Elin kapusunda kul kardaş olan 
Burnu sümüklü hem gözü yaş olan 
Bayramdan bayrama bir traş olan 
Berber dükkanında oğlan beğenmez

Dağlarda bayırda gezen bir yörük 
Kimi timarlı sipahi kimi serbölük 
Bir elife dili dönmiyen hödük 
Şehristana gelir ezan beğenmez

Bir çubuğu vardır gayet küçücek 
Zu'mu fasidince keyif sürecek 
Kırık çanağı yok ayran içecek 
Kahveye gelir de fincan beğenmez

Yaz olunca yayla yayla göçenler 
Topuz korkusundan şardan kaçanlar 
Meşe yaprağını kıyıp içenler 
Rumeli Yenicesi duhan beğenmez

Aslında, neslinde giymemiş hare 
İş gelmez elinden gitmez bir kare 
Sandığı gömleksiz duran mekkare 
Bedestana gelir kaftan beğenmez

Kazak Abdal söyler bu türlü sözü 
Yoğurt ayran ile hallolmuş özü 
Köyden şehre gelse bir Türkün kızı 
İnci yakut ister mercan beğenmez 
Kazak Abdal

-27-Ankaralılaşmanın etkisi..

Bizimkiler sadece muhalefetteyken demokrat oluyorlar. Ya da muhalefetteyken hak, hukuk, adalet, demokrasi der gücü ele geçirince ise .....anlatı onu sen:)

II. Abdülhamit han demokratikleşeceğim dedi, meşrutiyet ilanına söz verdi başa geçti. Sonrasında diktatörlük kurdu. İttihat terakki Abdulhamiti diktatör diye baştan indirdi fakat kısa süre sonra  ondan daha diktatör oldular..

Bütün cumhuriyet tarihi de özellikle 1950 sonrası benzer bir şey yani devlet çok antidemokratik bir yapıda, toplumun çok önemli bir kesimlerini yok sayıyor, onlara hakaret ediyor. Yaşama haklarına tecavüz ediyor. Ve bunun karşılığında daima bir çevre hareketi çıkıyor. Çevre hareketi çok güçlü çıkıyor. Demokratik taleplerle geliyor. İktidarı ele geçiriyor. İktidarı ele geçirdikten sonra ise iktidara çok fazla yanaşıyorlar. İktidar bir ateş sanki..yani o pervanenin lambaya gidip lambanın kendini yakacağını fark etmeden ateşe tutulması gibi.. şeyh galibin çok güzel bir şiiri var bu konuda..ve Adnan Menderes nasıl geldi nasıl gitti., (menderesin tabi sonu daha acıklı ve daha farklı)Süleyman Demirel nasıl geldi nasıl gitti. Gelişi bambaşkaydı ama ittihat ve terakkici olarak gitti. Yollar yürümekle aşınmaz demekten geldi, resmi ideoloji ne ise odur dedi. Bülent Ecevit nasıl geldi nasıl gitti. Su kullananın toprak işleyenin sözüyle geldi. Mecliste burası devlete meydan okuma yeri değildir diyerek başörtülü millet vekilini avrupanın her meclisinde başörtülü millet vekilleri varken halkçı ve sosyal ile başa gelmişken meclisten kovdu. MHP  ve ülkücü hareket ise yıllarca ne için savaştı onlarda kendi başörtülü vekillerine ısrar ederek başörtüsünü açtırttı. 28 şubata ses çıkarmadı. Yani çevre hareketiyle geliyorsun ama o çevre hareketine farklı davranıyorsun. Özal nasıl geldi en sonunda sürgün ve sansür kararnamesine kadar getirdi meseleyi. Unutmayalım eses kararı.. ne oldu özalda gitti ve özal da bu sebepten giderken yüzde 21 e düştü oyları. E şimdi Türkiyenin sağ hareketi diyebileceğimiz ak parti de tekrar iktidara yaklaşmakta yani o ateşe yaklaşan pervane böceği gibi ve bu nedenle erime tehlikesine yaklaşmaktadır. Eğer böyle olursa onunda arkasında daha güçlü bir çevre hareketi gelmeye başlayacaktır. Evet türkiyenin tarihi bu… ne dersiniz dostlar…hepsi iktidardan gidemiyorlar ve bu nedenle iktidardan gidemeyenlerin esir olduğu güçlerin denetimine giriyorlar. Yani Mehmet Altan'ın deyişiyle halktan kopup saraya yaklaşıyorlar, Ankaralılaşıyorlar..

   

 Zamanla Millet içinde farklı Ankara'da farklı..

    Ak parti yöneticilerinin, sözcülerinin, millet vekillerinin, başbakandan bakanlara, parti sözcülerinden milletvekillerine kadar 2007 ve 2008 e kadar dilleri devlet dili değildi. Türkiye'de seçmen devletini sever devletiyle kavga etmeyi çok istemez ama kendisine devlet diliyle hitap eden yöneticileri sevmez. Bunu cumhuriyet tarihinden hatta açık konuşmak gerekirse CHP tarihinden çok iyi biliyoruz. Son zamanlarda devlet diline geçiş başladı. Devlet dili başka bir şey. Alternatif olarak hukuk dili, demokrasi dili, hoşgörü dili, bir empati dili ama devlet dili dedikleri katı, kuru, statükocu, çok belirgin ne diyeceğini önceden bildiğin mesela eskiden başbakanın konuşması bizi şaşırtacak derecede bize daha sıcak gelirdi. Eski Dersim konuşması mesela..Alışmışız biz Demirellere, Tansu Çillerlere, Mesut yılmazlara.. Sayın Başbakan Ak partinin çıraklık döneminde bu isimlerden dediğim gibi farklı tarz konuşma yapardı..Şimdilerde şaşırtıcı bir dil görmemeye başladık. Bakanlarda, parti sözcüleri hatta valiler de öyle oldu.. BU DEVLET DİLİ AK PARTİYE ZARAR VERECEK. Bir de işin bu boyutu var. Eğer Türkiye'yi tanıyorsak Türkiyeli seçmen uzun vadede devlet dili kullanan partilerin arkasında olmuyor. Bakalım Turgut Özal'ın 83 ve 84 deki konuşmalarına bakalım bir de 90 konuşmalarına bakalım..90 lara doğru devlet diline kaydı oyları yüzde yirmilere düştü..Aynı şey Süleyman Demirel için "yollar yürümekle aşınmaz" dilinden 28 şubat günlerinde geldiği dil" devlet rutin dışına çıkabilir, kızlarımız başörtüsü ile okumak isterse Viyana'da, Suudi Arabistan'da okusunlar" ile siyasi hayatı ve halkın desteği bitti. O tarihlerde bir seçime girseydi barajın altında kalacağı kesindi. Aynı şey Bülent Ecevit içinde "meclisten başörtülü millet vekilini çıkarttığı için siyasi tarihi bitmiştir." Hepsinin halk desteğini alırken söyledikleri söz farklı "düzeni demokratlaştıracağız" iktidara gelince ise orayı ele geçirip sistemi değiştirmeyi unutuyorlar. İktidar mücadelesi yapıyorlar. Fakirleşen siyasi görmüyoruz hepsi zenginleşiyorlar.

28. Ne oldu zengin Türkçemize..(?)

İngilizler lugatlarında "adanayı" bile kendi kelimeleri olarak göstermeye çalışıyorlar. neymiş ingiliz kraliçesi oraya gittiğinde ve konuşma yaptığında lugatlarında görülsün ve bilinsin miş. Ayran ve yoğurdu türkler bulmasına ve dünyaya yaymasına rağmen onu bile ingiliz kelimesi olarak lügatlarında kökenini bile ingilizce olarak bulunduruyorlar. biz ise kendi milletimize binlerce yıldır girmiş kullanılan kelimeleri bile "farsça, arapça, osmanlıca vb. " diye diye o milyonlarca kelimelerimizi yok ettik. şimdi ikiyüz elli, üç yüz kelimeyle konuşan bir nesil haline geldik.  250 ve 300 kelime ile ne şiir olur ne nesir, ne roman, ne tiyatro. atatürkün nutkunu, mehmet akifin şiirlerini anlayamayan bir nesil yetiştirdik. İsmet paşanın meclis konuşmasında dediği gibi "lisanımızdaki yabani kelimeleri ihraç edeceğiz." halbuki bu lafı derken lisan arapça, yaban farsça, kelime arapça, ihraç arapça..:)) halbuki hepsi türkçeleşmiş ve tamamen türkçe olmuş kelimeler. ne diyelim.

***

Şiir, onu yazana değil ona ihtiyacı olana aittir. (Pablo Neruda)

Bir şairin ölümü bir evrenin ölümü gibidir..

 

29.

  Sadece dindar mı yobaz..yoksa her kesimimizde var mı..Kesinlikle..Genelleme yapmak genelde hata olur. Her kesimin yobazı vardır. En büyük tehlikeli ve ortak yapı ise gücü eli geçirinceye kadar "demokrasi, eşitlik, hak, adalet vb." demeleri gücü eli geçirince ise birer zalime dönüşmeleri..

    Dostlar, her kesimin yobazı vardır. Dindarın, dinsizin, kemalistin, alevinin, kürdün, türkün, lazın, ateistin. Bu devlet herkesin. Zaten korksalar yobaz olmazlar dimi..Her gerçek demokratik ve hukuk devleti olan ülkeler ise kendi dindarına, dinsizine, yobazına, ateistine, faşistine, komünistine kendi eşit vatandaşı olarak bakar, saygı duyar, eşit davranır ve bir birlerini aşağılayıp bir birlerine kırdırmalarına müsaade etmez.  Zaten çağdaşlığın, medeniliğin ve demokrasinin gereği budur. Herkes aynı düşünsün, aynı şeyi sevsin, aynı giyinsin vb. ideolojik bakışlar ise ilk çağ ve orta çağın skolastik düşünce şeklidir ve dayatmacılığıdır. Çağdaşlığa ve demokrasiye ters olarak sadece düşmanlığı ve iç savaşı ortaya çıkarır. Bence bize de acil olarak gereken ideolojik bakışlardan ve ideolojik demokrasi tanımlamalarından evrensel demokrasi bakışına geçmemiz.  Bütün kuşların karga, çiçeklerin papatya, balıkların hamsi olacağı dar bir dünyadan sayısız çiçek, kuş ve balık türlerini bir arada yaşatmayı ve böylece hayatın çeşitliliklerin kabulü ve zenginliğiyle kabullenip, gerçek demokrasi anlayışıyla her farklılığı düşman görmeyi terk etmeliyiz diye düşünüyorum.

    Türk Kürt kardeştir diyoruz. Sonra Kürtçeyi yasaklıyoruz mesela..İnsan hiç kardeşinin öz dilini yasaklar mı? Alevilere, gayri müslimlere mesela hala heybeli adadaki ruhban okulu kapalı. Cem evlerinin ibadethane sayılıp sayılmaması için diyanetten karar isteme vb. uygulamalar laiklik dışıdır. çünkü laik devlet bunlara karışamaz. Türkiyede diyanet işleri başkanlığı sünni müslümanları mı temsil ediyor. ya da laikliğe göre temsil etmeli. Nerden böyle bir şey çıkarabiliriz. türkiyede 1925 yılından beri türkiyede tarikat ve cemaatler üzerinde yasaklar ve baskılar uygulanıyor. Onların özgürce davranmaları engelleniyor. Bu ne biçim laikliktir. Diyanet işleri başkanlığı hangi sünni müslümanlığı ya da hangi sünni çoğunluğu temsil ediyor. Enteresan bir yer bizim ülkemiz. Mevlevilik niye yasak değil. Ya da mevlevilik nedir? Diyanet işleri başkanlığı olmadığı kesin bir defa. Tekke ve zaviyeler yasak diyorsun. "laikliğe zıt bir karar olarak, devlet dine karışmaması laiklikken karışıyorsun- fakat mevlevilik serbest diyorsu. mevlevilik Tarikat değil mi? yanlış anlaşılmasın ben hepsinin yasaklığına karşıyım. yani nasıl bir laiklik uygulamasının yanlışlığına devlet dine karışmaması esasının uygulanmadığına sadece dikkat çekmek istiyorum. "Demokratik ülkeler her kesindir. Her kese eşit yaklaşır. "Bu ülke tarikatların, müritlerin ülkesi olamaz." mantığı sadece ideolojik dayatmaların olduğu ülkelerde geçerlidir. Devlet dindarın, dinsizin, müridin, mürşidin, vb. her kesimindir. Devlet hepsine aynı mesafeli olur. Ve evrensel haklarını korur. Hepsini denetler ve onlarda evrensel haklar dışında bir birlerine tecavüz ettikleri zaman devlet araya girer ve hepsini hizaya sokar.

 30.

 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı yorumu..

    Egemenlik milletin, lojman, makam arabaları ve paralar kimin? 23 Nisan Milli Egemenlik kutlamalarında Sayıştay hiç konuşulmuyor. Sayıştayın konuşulmadığı bir milli egemenlik olabilir mi? Egemenlik milletin ama paralar kimin? Sayıştayın yasa tasarısı paraların kimin olduğunu bir cumhuriyet parlamentosu adına denetlememizi istemeyenlerin olduğu imasıdır, ifadesidir. Zaten sayıştay muhabbetine o sebepten girdim. her devirde yeniyordu ve yendi. Bu yiyenlerde lâiki, kemalisti, sosyalisti, dindar vb. hepsi oldu. Kimse sayıştay kanununu değiştirmedi. şimdikini tenkit edenler yemedi mi yuttu ve yutturdu. hala denetlenemiyor ülkenin gelirlerinin nereye gittiği. diğer demokratik ülkelerle kıyaslayalım sayıştay kanunu rezalet. Demokratik ülkelerde örneğin İsveçte maaşını 9 000 kron olarak alan vatandaş hemen gider o aldığınız maaşın 4 000 kronunu vergi olarak elden teslim eder. Elden teslim etmenin acısıyla devletin vergileri nereye ödediğini kuruşu kuruşun takip eder. Sayıştay ise her vatandaşın devletin harcamaları nereye yaptığını gösterir şekilde şeffaf ve demokrattır. Bizde ise bir memur ne kadar vergi verdiğini bile bilmez. Zaten ülkemizde doğru düzgün vergi toplanmaz. Çok vergi vermesi gerekenler hilesini bulur az verir, bazen de hiç vermez.  Bizde bırakın paraların nereye gittiğini, hala askerin ne kadar maaş aldığını bile bilmeyiz. Yeme ise her devirde ama bazen gemicikler titanik olmuş..bu ülke ulusal egemenlik bayramını sayıştayın önemini bilmeden çocuk bayramı olarak kutlarsa bende "egemenlik milletin peki paralar kimin?" diye sorarım dostum.

     Ayrıca eskiden beri merak ediyorum. Bu demokrasiyi, cumhuriyeti CHP partisi mi buldu? Biz cumhuriyeti kurduk felan sürekli. Halkı kurtardık. diyorlar. Neden kurtardığınız halkın değerleriyle bu kadar kavgalınız? Kemalizmin faşizan yorumunda suç Atatürkün değil..İçlerinde en mübareği o ve payı yüzde sekizi aşmaz bu faşizan yorumda..Chp, ismet paşa vb. yüzde doksanları geçer.. Ayrıca kurtuluş savaşında kurtuluş savaşını veren ve kurtuluşu kazandıran Osmanlı mebusan meclisi olduğu halde Osmanlıyı gerici ve irticacı ilan edip bu kadar düşman olmak neden? Hem de o millet vekilleri günümüzdekiler gibi sadece el kaldırıp indirmediler. Cephelerde komutanlarla savaşıp, gerektiğinde beğenmedikleri komutanları görevden aldılar. Tam bir mücahitlikle millet vekilliklerini yaptılar. Ben bu kurtardık laflarını duydukça Ömer Seyfettin'in "diyet" hikayesi aklıma geliyor. Hani hırsızlık yapan birini kurtaran bir zengin. İkide bir ben senin elini kurtardım diyerek hikaye kahramanını kızdırıyordu. O da sonunda al kurtardığın el senin olsun diyerek elini kesiyor ve adamın suratına fırlatıyordu. Kurtaran o ilk meclistir. 1924 e kadar devam eden ve bu ülkenin en gerçek demokratik, özgürlükçü ve halkçı olan anayasasını yapan meclis. Sen kurtadın -ki alakası yok- diye beni köle yapıp milli değerlerimizi, inançlarımız aşağılarsan birincisi kurtarmamış olursun. ikincisi de hikayedeki gibi al başına çal elini diyesi gelir herkesin...

    Kamusal alan kimsenin babasının malı değil. Kamu toplum demektir. Ve toplumda her kesimden oluşur. Sadece belli bir ideolojinin malı değildir. Dindarının, dinsizinin her kesin malı ve bu ülkenin vatandaşı olan herkes her yere girme hakkına sahiptir. kamusal alan denilen saçmalık işgal altın da mı ki olmaz? yoksa kamusal alan kurtarılmadı mı? amerikada, ingilterede, norveçte, isveçte serbest bizde serbest değilse, avrupa parlemantosunda bile başörtülü millet vekillri doluysa, öğretmenleri bile her türlü kılık kıyafetle her yere girebilyorsa biz esaretten kurtulamamışız o zaman. kimse bizim kurtluluş savaşında kurtulduğumuzu demesin. kimse kimsenin kılık kıyafetine karışamaz. İran kadınları zorla kapatıyor biz ise zorla açııyoruz. Gariptir her ikisine de erkekler karar veriyor. Bu ikiside aynı zulumdür, saçmalıktır, diktatörlüktür, faşizmdir, demokrasi ve cumhuriyete zıt bir uygulamadır. Bu bunun gibi saçma ve zalim uygulamayı ancak demokrasi ve toplum düşmanları savunabilir.

31. Değişen zaman ve insan..nereye gidiyoruz..

"Baktım da..göremedim..Kalabalığı, neşeyi, muhabbeti, yârenliği, hasb-ı hâli, dertleşmeyi almış götürmüş birileri..’Çok’u ‘az’ etmiş ya birileri..Eskiden, yani benim bildiğim, en az altı kişilik olurdu fincan takımları..’Altı’ küçük, ağızları yuvarlak, tutma yerleri azıcık kıvrımlı, dipleri darca, tatlı göbekli, naif kahve fincanı; ‘altı’ genişçe, rahat, kucaklayan, saran, koruyan, çiçeği kenarına

gamze gibi serpilmiş fincan altlığı.. Onlar eder on iki parça,sohbeti kim bilir kaç hayat?..Kahkahası, dostluğu çoğaltır ya mutluluğu o kalabalığın..Kahve çoktur her şeyiyle, az değil vesselâm.. Lâkin, baktım da iki kişilik takımlar satılır olmuş artık..Ona da takım demişler ya neyse..Onu da kırpmışız her şeyi kırptığımız gibi..Kelimelerimizi azaltıyoruz ya oradan da eksiltmişiz muhabbetlerimizi..Kahve kalabalık olmaz olmuş artık..Minimali mini tutmamış, abartmışız..Artık ‘kırk yıllık’ hatırları da olmaz acı kahvelerin, böleriz onu da bir güzel şu meşhur ‘hesapçılığımızla’.. Acı kahvelere tatlı sohbetlerin yakıştığı zamanları değişiriz üç dedikodulu, çoğu suskunluk iki kişilik yalnızlıklarımıza, iki kişlik kahve ‘takımlarımıza’..Dedim ya ‘çok’u ‘az’ etmişler, kahve ‘az’ı ‘çok’ ederken hem de.. -ilke"

Bu harika yorum aklıma sağdan soldan duyduğum bir kaç madde daha getirdi.

‎"Kahve takımları altı kişilikten, 
iki kişiliğe azaldı..Mesajlarda seslileri yazmıyoruz, 
kelimeler kısaldı, azaldı, cümleler azaldı. 
yollar mesafeler azaldı,
aileler çekirdek oldu, topluluklar azaldı.
 

herkesin acelesi var, dostların bile, 
zamanlarımız azaldı. Hayatımızda şiir azaldı, nesir azaldı dolayısıyla keyif azaldı.
Adı da bireyselcilik oldu. 
Sosyal medya ise: "herkesin elinde bir telefon, 
önünde bir bilgisayar, yanındakiyle sohbet edeceğine, diziye bakanlar, twit atanlar.. muhabbetlerimiz azaldı..Vefa azaldı. Vefa artık İstanbul'da bir semt adı..Güvenerek dertleşeceklerimiz azaldı..Dizilerde başkalarının hayatlarını izleyerek yaşadığımız hayatımız azaldı..giderek yalnızlaşan çocuklarımız, insanlarımız..teknolojiyle artık birbirine ihtiyaç duymayan insanlarımız bu nedenle yalnızlaşan,
yalnızlaştıkça içine kapanan ve 
tabi sorunlar yumağına dolaşan insanlar..Sosyal medya paylaşım 
değil, herkesin kendi bireyselliğinin intikam dünyasıdır. Sosyal medya... yani yalnızlığından intikam alma sendromunun yansımasıdır. Sosyal medya derken sosyal hayatın tüm unsurlarından kopmak değil midir bu? Cihazlar bizi yönetmeye ve kontrol etmeye başladı.. paylaşımlarımız azaldı..Ama üzülmeyelim çoğalan bir şeylerimiz var: Fotolarla her gittiğimizi ve yaptığımızı riya ve gösterişe dökmelerimiz..Her söylediğimizi hatta on yıl önce söylenenleri sağa sola çekerek, yarın aleyhime kullanır mı diye kendimizi şüpheye düşürtenler, bu nedenle dertleşmemize, dertleşecek insan bulmamıza engel olan arkadaşlar, akrabalar, büyük olmayan büyükler, maske takmamızı gerektiren ve bu nedenle hepimizi insanlardan kaçmak zorunda bırakan kafalar. Belki de bu nedenle her ortama göre değiştirilen maskeler, maskeyi kaldırdığınızda bir maske daha ve MASKELİ insanlarımız..(!)

 

***

Sürekli dizi izleyip başkalarının hayatını izleyerek ömrünüzü bitirirseniz siz hayatınızı yaşamamış olursunuz.
 

 

32. Evrensel demokrasi ve insan hakları..

Demokratik haklar pazarlık konusu olamaz..Evrensel insan hakları da pazarlık konusu olamaz..Bir kişide olsa hak haktır.

Tarihte Türk demokratikti, ebediyen de demokratik Türk kalacak..Türkiyedeki devlet yapılanması özgürlüklere, çoğulculuğa bakışının ana kumandası darbeciler tarafından oluşturulmuştur. Tek parti döneminin ürünü Darbeci zihniyetten, vb..Türkiyede acil olarak 12 eylülü yok edip, AB standartlarında bir cumhuriyet ve demokrasi getirmeliyiz. tabi bu başta siyaset kurumunda olmalı. 12 eylül siyasi partiler anayasası değişmeli 1921 anayasası demokratik mesela.. ayrıca paraların nerelere gittiğini de görebilen bir millet olmalıyız, yani sayıştay kanunlarıda demokratikleştirilmeli, hala askerin bile ne kadar maaş aldığını bilmiyoruz. Yani temel hak ve hürriyetler üzerinden bakılmalı..ideolojiler üzerinden değil..merkezde insan hakları, hukuk, demokratiklik ve çoğulculuk olmalı..tabi bu önce kafalarımızda olmalı.. Bu ülke hem dervişlerin, hem berduşların herkesin ülkesidir. Kimin ülkesi olup olmayacağına kimse karar veremez.

 

DOSTLAR...

HER KESİMİMİZ İÇİN DİYEBİLECEĞİM "ÇOK CİDDİ BİR PROBLEMİMİZ" VAR. DÜNYA EĞİTİMDE BEYNİ KEŞFETTİ "BİLİŞSELLİĞE" GEÇTİ. DAHA SONRA "DNA" YI KEŞFETTİ "YAPISALCILIĞA" GEÇTİ. BİZ İSE HALA "DAVRANIŞÇI EĞİTİM KURAMINDA" ISRAR ETTİK. Bilim araştırmalarına göre insanların başka insanlarla iletişimi beyni en zirve aktive ediyor ve canlandırıyor. En zor fizik sorusunun aktivesi bile onun yanında hiç kalıyor. Bizim öğrencilerimiz bunu teneffüslerde yapıyor. Sonraları ise dinleniyor. Bunu son derece düşünceli okul ve eğitim sistemi bildiği için onlara beyin dinlenme zamanları da ayırıyor. Biz buna DERS SAATİ diyoruz:) Duygu olmayan eğitim olmaz. Eğitimimiz sakın duygunu katma diyor. Halbuki duygusal bir bağlantı olmadan öğrenme olmaz..Yani eğitim sistemi beya ters hayatın gerçekliğine. Ne öğreniyorsak okul dışında öğreniyoruz. Belki hayata lazım olan her şeyleri dışarıdan öğreniyoruz..

AYNEN BUNUN GİBİ DÜNYA ELLİ SENEDİR "İDEOLOJİK TAKILMAYI" TERK ETTİ  VE "BİREYSELLİĞE" ÖNEM VERDİ. "İDEOLOJİK DUYGULARIN ÇATIŞMALARINA" SON VERDİ "BİREYSEL FİKİRLERİN" VE İDEOLOJİLERİN İÇİNDEKİ FİKİRLERLE UĞRAŞTILAR. BİZ İSE HALA İDEOLOJİYİ SAVUNMA ADINA DUYGUSAL ÇATIŞMALARLA BİRBİRİMİZE GİRDİK. BİRBİRİMİZİ DİNLEMİYORUZ BİLE.  KİN NEFRET VE İDEOLOJİLERİMİZİ SAVUNMAKLA BAZEN HİÇ FİKİRLERE BİLE BAKMADAN BİRBİRİMİZLE YARIM ASIRDIR SAVAŞTIK, CEDELLEŞTİK. "FİKİRLERİMİZ" SAVUNULMUYOR, DUYGULARIMIZLA "İDEOLOJİLERİMİZİ" SAVUNMALAR YAPIYORUZ. ÇÜNKÜ HER KESİMİMİZ BİREY OLMAKTAN UZAK BELLİ İDEOLOJİLERİN MUHAFIZLARI KENDİMİZİ KABUL ETTİK. HİÇ İNSANA BİREYE ÖNEM VERMEDİK. İDEOLOJİLER VE CEMAATLER İÇİN HER ZAMAN BİREYLERİ HARCADIK. "BİREY CEMAATE YA DA İDEOLOJİLERE FEDA EDİLİR" MANTIĞIYLA İNSANLARI, İNSAN YERİNE KOYMADIK. HATTA ONU BIRAKIN İDEOLOJİLERİ SAVUNMAK ADINA O DELİ GÖMLEĞİ OLAN İDEOLOJİLERİN DEDİKLERİNİ BİLE UNUTTUK. DİNDAR DİNSİZ, ALEVİ SÜNNİ, CEMAATLER VB. HER KESİM İÇİN BURADA ÖRNEKLER YAZMAYA BAŞLASAM YÜZ SAYFAYI BULUR. BU HAMUR ÇOK SU GÖTÜRÜR. FAKAT BİR ÖRNEK YAZALIM O DA DEVLETİMİZİN BİR MADDESİNE BAKIŞ AÇIMIZLA İLGİLİ OLSUN:

    İDEOLOJİK ANAYASAMIZDAKİ "DEVLET DEMOKRATİK, LAİK, SOSYAL VE HUKUK DEVLETİDİR" ANLAYIŞINA BAKACAK OLALIM. ÇÜNKÜ DEVLET LAİK OLMALIDAN BAŞKA HİÇ BİR MADDEYE ÖNEM VERİLMİYOR. YANİ DEVLETİN SOSYALLİĞİ, DEMOKRATLIĞI, EVRENSEL HUKUK DEVLETİ OLDUĞU GERÇEKLERİ VE MADDELERİ HER ZAMANDA TAMAMEN GÖRMEZDEN GELİNİYOR. BE

LAİK: EVET BU ÜLKE HİÇ BİR ZAMAN LAİK DE OLMADI BENCE. LAİK BİR DEVLET, NE DİNE NE DİNSİZLİĞE KARIŞAMAZ. AMA BİZDE DEVLET DİNE VE DİNDARLAR SON ON  YILDA AZALMAKLA BERABER HER ZAMAN KARIŞTI. DİYANET YOLUYLA SÜNNİLERİN BİLE BEĞENMEDİĞİ BİR SÜNNİLİK ANLAYIŞI DAYATILDI YA DA ALEVİLERİN CEM EVLERİNİ YOK TA SAYDI. LAİK BİR DEVLETTE İSE İNSAN İSTERSE HAMAM BÖCEĞİNE TAPAR VE BUNA KİMSE KARIŞAMAZ, KARIŞMAMALI. DEVLET SADECE BİR ZULÜM HAKSIZLIK DİĞER KESİMİ EZME VB. DURUMLARDA MÜDAHALE EDEBİLİR.

DEMOKRATİK DEVLET İLKESİ: HER KESİN FARKLI DÜŞÜNMESİ İNANMASI, GİYİNMESİ BİR BİRİNE ZARAR VERMEDEN YAŞAYA BİLMESİ. BU İSE HER KESİM TARAFINDAN HİÇ OLMADI. KİMSE ÖZGÜR DÜŞÜNCEYE HİÇ BİR İDEOLOJİK GURUP TARAFINDAN BIRAKILMADI. AKSİNE AYNI DÜŞÜNMEYE, AYNI İNANMAYA, YAŞAMAYA ZORLANDI. TÜRKİYE İRAN OLACAK, ZORLA KIZLARIN BAŞINI ÖRTTÜRECEKLER DİYENLER, AYNI İRAN GİBİ ZORLA KIZLARIN BAŞINI AÇTIRDILAR. İKİSİNİN DE ERKEKLERİN KARAR VERMESİYLE OLAN AYNI ŞEY OLDUĞUNU UNUTTULAR. YANİ ZORLA ÖRTTÜRMEK NE İSE ZORLA AÇTIRMAKTA AYNISIDIR, HİÇ BİR FARKI YOKTUR.

SOSYAL DEVLET İLKESİ:  ANADOLU'DA EDİRNE'DEN ERZURUM'A, KARSA, ARDAHANA KADAR BAŞÖRTÜSÜ ÇOK DEĞİŞİK BİÇİMLERDE (YAZMA VB.) GİYİLMEKTEDİR. YANİ TOPLUMUN BİREYLERİNDE VE GENELİNDE YAYGIN HER YERDE ONLARCA DEĞİŞİK TARZLARIYLA GÖRÜLEBİLEN BİR KILIK KIYAFET ŞEKLİDİR. DİNİ SİMGEDEN ÇOK SOSYAL BİR GERÇEKLİĞİMİZDİR. ŞİMDİ OKULLARIMIZA BİR BAŞÖRTÜLÜ VELİ GELİP ÇOCUĞUN DURUMUNU SORABİLİRKEN, BAŞÖRTÜLÜ BİR ÖĞRENCİ YA DA ÖĞRETMEN GİREMEMEKTEDİR. BAŞÖRTÜSÜNÜ SAVUNAN ERKEK BİR ÖĞRETMEN İSE GİREBİLMEKTEDİR. AVRUPA, İNGİLTERE MECLİSİNDE BAŞÖRTÜLÜ BİR MİLLET VEKİLİ BULUNABİLİRKEN, İSVEÇ, NORVEÇ, HOLLANDA, AMERİKA VB. DEMOKRASİSİ İLERLEMİŞ HER ÜLKEDE MÜSLÜMAN ÖĞRETMENLER KILIK KIYAFETLERİYLE DERSLERE GİRERKEN BİZDE KAMUSAL ALAN DENİLMEKTE VE YASAKLANMAKTA. BU KAMUSAL ALANA VELİ NASIL GİRİYOR. YA DA KAMUSAL ALAN DÜŞMAN KUVVETLER TARAFINDAN İŞGAL ALTINDA VE KURTARILMADI MI Kİ KENDİ SOSYAL REALİTEMİZ OLAN BAŞÖRTÜSÜ ORADA YASAKLANIYOR. YA DA BELLİ BİR ZÜMRENİN, OLİGARŞİK BİR BASKI SONUCU BU ZULÜM YAPILIYOR. ŞİMDİ OKULUN KAPISINDA BİZE TANGO ELBİSESİ GİYMEYİ BİRİLERİ DAYATSA BU ÖZGÜRLÜĞE SIĞAR MI? AYNI ŞEKİLDE ZORLA BAŞÖRTÜSÜ GİYDİRİLSE BÜTÜN KADINLARA.. YANİ YAPILAN TAMAMEN BİR ZULÜMDÜR. BİR KESİMİN BAŞKA BİR KESİMİN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ BİREYSEL TERCİĞİNİ YOK ETMESİ ZULMÜDÜR. HEM KAMUSAL ALAN SAÇMALIĞINA DİNSEL SİMGE ADI ALTINDA BİR YASAKLAMA UYDURMA BAHANESİNİ GETİRENLERE ŞUNU SÖYLEMELİYİZ. BU DOGMATİK BİR DİN KURALI MIDIR Kİ DEĞİŞTİRİLİP ESNETİLMİYOR.

HUKUK DEVLETİ: İDELOJİK BAKIŞLAR ZATEN HAKSIZLIĞI HAKLI OLARAK İNSANLARIMIZA GÖSTERİR. BENİM ADAMIM, BENİM YASAĞIM DOĞRUDUR. BU ÜLKEDE ADNAN MENDERES ASILDI DİYE SEVİNEN BİR KESİM VAR. AYNI ŞEKİLDE DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARI ASILDI DİYE SEVİNEN BAŞKA BİR KESİM DAHA VAR. HALBUKİ İLKELERDE BİRLEŞMEK GEREKMEZ Mİ? HER İKİSİ DE HUKUKSUZLUK DEĞİL Mİ? KADINLARI KENDİ İSTEĞİ DIŞINDA ZORLA AÇMAK HANGİ İDEOLOJİK OLMAYAN EVRENSEL HUKUKTA OLABİLİR? YA DA YILLARCA UYGULANAN KÜRTÇE, LAZCA VB. KONUŞMA YASAKLARI?

YANİ ARTIK HEPİMİZİN İDEOLOJİK DEMOKRASİ VE CUMHURTİYETTEN KURTULUP EVRENSEL DEMOKRASİ VE CUMHURİYETE GEÇİŞİMİZİ ZİHNİMİZE YERLEŞTİRMEMİZ GEREKMEKTEDİR. YOKSA ŞU ÜÇ GÜNLÜK DÜNYADA AVRUPA DEMOKRASİSİNE YÜZLERİMİZİ DÖNMEYE MUHTAÇ ETMEK, KAVGALARIN DEVAMINI SAĞLAMAKTIR. BU İSE ENERJİMİZİ BİRBİRİMİZİ YEMEYE VE BİTİRMEYE HARCAMAK OLDUĞUNDAN BİZLERİ GERİ BIRAKACAKTIR. HER KESİMİN KABULLENECEĞİ VE DEVLETİM DİYEBİLECEĞİ EVRENSEL DEMOKRATİK VE İNSAN HAKLARINA DAYALI BAKIŞ AÇISI VE ANAYASA DİLEĞİYLE..

 

-33-En büyük devlet problemimiz..

DALKAVUK PROBLEMİ

        Her iktidar sahibinin etrafı etten kemikten duvarlarla çevrilir. Surlar arasına hapsedilir. Eski dönemlerde  dalkavukluk bir meslekti. Bilinirdi ve ciddiye alınmazdı. Şimdi yüksek yüksek mevkilerde meslekleri dalkavukluk olmayan dalkavuklar türedi ki bunu keşfetmek çok zordur. Başbakana öyle bir tablo çiziyorlar ki etraf gül gülistan sandırıyor. "Ne kadar güzel söylediniz efendim, ne kadar harikasınız vb." Önce "hadi ordan" diyor yöneticiler zamanla ise mağlup olup yutmaya her şeyi ve kendini harika diye sanmaya başlıyorlar. Çünkü o dalkavuklar gerçeklerin anlaşılmasına ciddi mani oluyor, anlaşıldığında ise oy kaybı ve iktidardan düşme gerçekleşiyor.. Olanlar olmuş oluyor yani..Eskiden en azından padişahlar bile bunu düşündüğünden kılık değiştirerek sokağa çıkarlarmış. ya şimdi..o bile yok..

        Ayrıca şimdiki alimlerde şeyh edipali, molla gürani gibi hatalarını cesurca yüzlerine vuranların kalmaması yani özellikle osmanlının son dönemlerinde hep padişah yalakalarının olması osmanlıyı bile göçertmiştir. Şeyh edip ali "Milleti yaşatki devlet yaşasın" demişti. Yani devlet millet içindir demişti ve osmanlı o mantıkla ilerlemiştir. Fakat sonraları halkı çoban görmüşler ve bitmişlerdir maalesef..

        Türkiye de ki en büyük problemlerden biride kraldan çok kralcıların bulunmasıdır. Bu da gerçeklerin kapatılmasına ve insanların birbirini anlamayarak iç çatışmaya, enerjimizi birbirimizi yemede kullanmamıza, demokrasiden uzaklaşmamıza neden olmaktadır. Bunun neden olduğu anlayışsızlık ise insanları iç savaşa bile sürükleyebilir.

***

Aşırı övünmek gibi bir hastalığınız varsa, alçak gönüllülüğü yem olarak milletin önüne atın ve tavlayın onları:) Yani abartılı bir tevazu ile girin ordan kendinizi yüceltip çıkın:) Böyledir bu iş..İşte bu nedenle Abartılı tevazu hikayelerinden korkun. Arkasında tarifsiz Everest Tepesi gibi kibir gelir. Yani tevazuyla yapılan kibir en tehlikelisidir. Yada ihlasla yapılan riya..🤔

****

-34-

Size birisi elinize bir metrelik diye 90 cmlik bir ölçü birimini verirse her şeyi yanlış ölçersiniz. metreyi 90 cm olarak yutturursa ya da elinize metre diye verdiği ölcü 90 cm olursa siz ne ölçerseniz ölçün yanlış ölçmüş olursunuz..Doğru ölçmek için önce metrenizin doğru olması gerekir.

-35-

OTİSTİKLER ATEİST İSE ATEİSTLER OTİSTİK OLMASIN...

Geçenlerde bir tartıma duydum. Bir bilim adamı otistikler ateist diyordu. Sebep olarak ise soyut düşünemeyen bir kesiminin olmasını delil olarak gösteriyordu. Otizmin ilk ön belirtisi geç konuşma. Yürüyüş gelişmesi normal olduğu halde zihinsel gelişimleri farklı oluyor. Sosyal beyinleri farklı gelişiyor. Bu çocuklar duygusal okur yazarlığı öğrenemiyor. Empati öğrenemiyor. Sembolik düşünemiyor. Somutta kalıyor. Soyut düşünemiyor. Metaryalizmi çökerten ise teorik fiziktir. Otistiklerde gördüğüne inanır, görmediğine inanmaz. Gündüz ay gözükmediğinde yok oldu sanar. Ya da gece güneş gözükmediğinde.. Dolayısıyla ateistler otistiktir..Görmediğime inanmam der. Çünkü soyut kavramlar yok..Ay önüne kitabı koyunca, ya da gündüz olunca gözükmez ve o an otistik için yok olur. Otistler sorumlu değildir çünkü cezayı ehliyet ya da hukuki ehliyet yoktur. İnanç sistemlerinde mesul ve sorumlu değiller..Hastalar..Sorumlu değiller..Ateistler bu evrendeki her şeyde aklı mecbur eden düzen ve mucizelere karşı somuttan soyuta geçemiyorlar..Bu kadar sonsuz denecek kadar çok evren delili olmasına rağmen akılları basmıyorsa, bir harf yazarsız olmazken, bir iğne bile ustasız olmazken, ya da dumandan ateşi düşünemeyen bir kafa oluyorsa akıl dışı olur ve davranışı otistik bir davranış sergilemiş olur.

İnanç somuttan soyuta gitmemiştir. soyuttan somuta gitmiştir. Önce inanç gelmiştir, insanlar onu somutlaştırmak istemiştir ve temsil etmek istemiş. O da put, heykel vb.leri ile temsil ederek soyuttan somuta geçiş olmuştur. Çünkü insanlar soyutları somutlaştırmak, görünür olarak simgeleştirmek ister.

****

Şu anda yaşadığımız tek hücreliden çok hücreliye dünyada basit bir canlı yok. Bu nedenle bu ayırım yanlış. Canlı cansız her şey bir mucize aslında. Bakmayın siz neymiş basit canlılar diye ayırım yapanlara. Zaten basit olsalardı insanlığın on binlere yıllık birikimiyle şimdiye laboratuvarda kolaylıkla yapılıyor olurdu. 
İnkarcının teki inançlı bir düşünüre: “Eğer Allah varsa bana bir mucize göstersin.
Ben de inanayım.” demiş.
Düşünür ise hiç düşünmeden: “Sen söyle ne mucize değil ki…” demiş.

 

***

Belki bunlarda iman olayı olmasaydı japonlardan daha kötü olurdu. nasılki zalimlerinde derece dereceleri var. 28 şubatta şehit ailelerini yemin törenine bile almayanların, abudlhamidin kütüphanesini yok sayanların ve onlarca bankayı hortumlıyanların hala kendilerini demokrat vb. diye görmeleri gibi. Yani onun bunun çocukları bunların yanında peygamber kalır. Çünkü bunlar şerefli görünümlü şerefsiz, ilkeli görünümlü ilkesiz, ahlaklı görünümlü ahlaksız olduğundan çok daha adidirler. Sonra da sorarlar milletin oyları neden ak partiye kaçtı? Cevap senin yüzünden.(bu kısım sonra düzenlenecek)

 

 

36.Yönetenler yönetiliyor bence de..

Banu Avar'ın da söylediği gibi yönetenleri yönettikleri kesin. Bende buna inanıyorum. Ama genellersek sonuç facia..Antep ve Maraşta başörtüsüne saldıran fransız askeri için ayaklanan milletten meclisinde başörtülü bir tane millet vekili bile olmayan bir devlete nasıl gelindi? Hemde avrupa ve ingiltere meclislerinde bile başörtülü millet vekilleri varken. Ya da hala 2012 üniversitelerine antep ve maraş da bile başörtüsü yasağı nasıl konuldu? Türk milletinden çok emin değiller,bunda da haklılar. Biz bu milletin yöneticilerini yönetiyoruz ondan eminiz demişler. Ama milletten korkuyorlar.. peki o zaman bir türlü bu milletin değerleriyle barışmayan CHP ve 1950 yılına kadar olan tek parti dönemide o yöneticilerden değil mi? Bu yöneticiler içinde kemalistler felanda olmasın. Ve millet o ideolojinin hep zıttına oy veriyor tarih boyunca..??? Bu da belki oyunlarını bozuyor..

 

37. En batıl davalarda bile hak noktalar vardır..

Komunizmin çıkış noktası, yani burjuvanın ezmesine karşı olan tutum ve başkaldırı haktır, doğrudur. Ayrıca sermayenin insanı ezdiği ve hiç fakirleri düşünmemeleri, ayrıca dini bir afyon olarak kullanmaları vb. hepsi haktır, gerçektir. Her şeyde hatta en batıl bir fikirde bile hak noktaları bulunabilir hatta bulunmaktadır. Fakat unutulmamalıdır ki komunizde zamanla kendi burjuvasını oluşturup yöneten kısmını adeta kapitalizmin üst sınıfı burjivistler gibi hakim ve her şeyi yemesine hatta yutmasına fırsat sunmuştur. Kapitalizmin öldürdüğü ve akıttığı kan kadar hatta daha fazla kan akıtmış ve kendi kurdukları diktatör üst komünist burjivistine karşı gelenleri yok etmişlerdir. yani durum sonuçta her ikisinde de aynı zulum olmuştur. Komünizmde bu noktada aynı işi yapmış masumları yutmuş, art niyetle kullanılan bir dini anlayış sömürü gibi neredeyse din olmuştur. Rusya zalim kapitalizme geçişin en kanlı yolunun sosyalizm vb. olduğunu göstermiştir.

 İslam ise zengin fakir arasında zekat, sadaka, devlet eliyle sorumluluk ihtiyaçlarını karşılama vb. yollarla köprü kurmuştur. Aslında sosyalizme yakındır. Ama özel mülkiyete ve çok çalışmaya saygıyla beraber. Neyse..

Ayrıca bir insan ben şia ve sünni imamlarına karşıyım, hadislere karşıyım vb. der. Evet bende karşıyım hz. peygamber zamanında şia sünni mi vardı? Fakat onlarıda okuyup dinlemeliyiz içindeki doğruları alabilmeliyiz. Onların okunmasına dinlenmesine tabi akılla analiz ve sentezine neden karşı olayım. Onlarda da bazı birikimler faydalar, ilimler var. Onlar alınmalı elbet. Halbuki dikkat karşıyım diyenler bile onlardan aldıklarını kullanarak savunma ve fikir üretimi yapıyor. Yani hak nerede ve kimde olursa olsun alınıp faydalanılmalı derim ben. Tabi yalnız hak benim dememek "manayı murat haktır" demek önemli. Ve tarafsız gerçekleri görme niyeti önemli..Gerisi hikay. "Bir dane hakikat bir batman yalanı yok eder."..Akla yaklaştırmak için çocuları çözen bir kimsenin şekerle çocukları kandırdığı gibi-tabi bu masum ve temiz bir örnek, yoksa dediğim gibi sadece akla yaklaştırmak için- insanların, kadınların ya da erkeklerin bazı zaaflarını çözenlerin buldukları bazı hakikatlerle onları etkileyip kullanmaları da tarih boyunca çok vuku bulmuştur. Bu konuda akla kapı açıp iradeyi elden almayacak bir olay anlatayım. Örneğin:

38 Eşitlik ve adalet farkı..

Eşitlikte adalet yoktur. Adalette eşitlik vardır. Bir kadın ile bir erkeği eşitlik diye inşaat ta ağır yük taşıma işine veremezsiniz. Eşitlik olarak aynı işe verseniz eşitlik olur ama adalet olamaz. Ya da bir iş yerinde çok çalışan ile az çalışana aynı parayı ve ödülü verirseniz eşitlik olur ama adalet olamaz. Dünyada her millette ve her insan gurubunda çalışkanı tembeli bulunur, bazende işi ya da yapısı gereği çok çalışanla az çalışan, ağır çalışanla hafif çalışanlar olacaktır. Bunların aynı değerlendirilmesi ve çalıışanın zenginleştirilmemesi, ya da çalışanın hakkını almaması onuda tembelleştirecek ve yoldan çıkaracaktır. Mesela bir ömrünü yıllarını okumaya vermiş bir doktar ile hiç okumamış yanındaki hizmetçisine aynı parayı vermek saçma olur gibi.. Zaten kominizmin cuvalladığı noktalardan biri de budur. Yani halk özel mülkiyete ne kadar da çalışsa sahip olamayacağnı görür ve çalışmaz. Çinde Maodan sonra çatı altındaki toprağı ekime izin verilmişti. Uçsuz bucaksız Çin topraklarına göre yüksek oranda ürün alınmıştı. Bu olay kapitalizmin delillerinden sayılmıştır. Özetle Fakir ile zengin arasındaki köprüyü kuracak bir sistem gerekmektedir. Bunu da başta zekat vb. "komşusu açken tok yatan bizden değildir" vb. ile islam yapar. Kanun önünde herkes eşittir ve eşit olmadır. Eşitlik kanun önündedir.

    Mahlukiyet noktasında da bütün mahluklar eşittir. İnsan hayvana, hayvan bitkiye, toprağa üstünlük olarak bakılamaz.

39. Peygambere bak ümmete bak..

Peygambere bakıyoruz güler yüzlü ümmete bakıyoruz asık suratlı. Peygambere bakıyoruz hiç kalp kırmıyor. Ümmete bakıyoruz kalp kırmakla kalmıyor her fırsatta yerinden söküp atıyor. Peygamber kusur görmezdi, ümmete bak kusur görmekle kalmıyor her fırsatta herkes ve her kesimde bulduklarıyla cehennemin dibine atıyor..Peygamber aşağılamazdı ümmete bak aşağılamak için konuşuyor...Huzursuz, kavgacı insanların "huzur İslamda" demesi ne kadar saçma..Halbuki peygamber dini dünya ve ahiret huzuru için getirdi. Dünyada da huzur duyamıyorsan inancının bir yerlerinde yanlış anlayışların var demektir. Mevlevi demiş "Yaratılanı hoş gör Yaratandan ötürü", Bektaşi demiş "Biz görmeyiz" yani hiç görmeyiz..harika dimi.. ya şimdiki ümmete bak..Kusur görmeyen peygamberin ümmeti..Kusur ve eksik görmek için gözü var sanki..Fakat o kusur hiç kendini görmez. Ölümü düşünse başkasına verir. "Kendine savcı, başkasına avukat ol" sözünü tamamen tersine kullanır. Bu tenkitler kendime dostlar başkasına da değil kimse üzerine alınmasın hani..Keşke şu windows office vb. programlardaki biçim boyacısı düğmesi var ya..Hani bir paragrafa ya da yazıya uyguladığınız sadece biçimi kopyalayan keşke tamamen unutturulmuş dini ve peygamberin ahlakını da ümmete öyle kopyalayabilsek:) Ve din güzel ahlaktırı anlayabilsek ve anlatabilsek..

***

Ne kadar vicdanlıysak o kadar insanız. Ne kadar insan isek o kadar Müslümanız..

***

Müslüman olmak sevgi, şefkat ve merhamet dolu olmak anlamına gelir. İnsanı sevgi eksenine oturtamayan ve dünya da da mutluluk vermeyen dindarlık gözden geçirilmelidir.Çünkü Kuran ve İslam önce dünya huzurumuzu ve mutluluğumuzu sağlamalıdır. Sağlamıyorsa sağlamayan anlayışımız gözden geçirilmeli ve yanlışlıklar düzeltilmelidir. -Başta kendim tabiki-Sevgi, saygı ve merhametli olmamız dileğiyle HAYIRLI CUMALAR:)

***

Şeytanı şeytan yapan yaratanı tanımaması değildir, egosu, kibri ve kendini büyük görmesidir. Çünkü gerçekte büyüklük sadece Allah’(c.c.)a aittir. Ve yapabildiğimiz her şey ancak onun lütfuyladır şükür edilir, gurur edilmez. O'ndandır her kemalat, kabiliyet vb..Allah cümlemizi her türlü kibirden, gururdan, egodan, benlikten korusun._HERKESE HAYIRLI CUMALAR..

***

Dostlar geçenlerde Ahmet Akgündüzün Bediüzzaman seyyid ve şerif dir diye soyunu peygamberimizin soyuna dayandırdığını ve otuz yıllık araştırma olduğunu dinledim. Allah aşkına ya soy sopla övünmek cahiliye adeti değil miydi. hz. peygamberin ahlakında bunu kaldırmak hedef değil miydi. Bediüzzaman kürt olsa ne farkeder, türk olsa, arap olsa alman olsa.. Allah aşkına ya ne demek bu..Hz. lutun oğlu kafir değilmiydi, ibrahim peygamberin babası, hz. peygamberin amcası ebu lehep ne önemi varkı nesep ve soy sopun....Neyin peşindesiniz??? Yani islamın asıl mücadele ettiği şeyleri(recm, kadını aşağılama, asabiyet yani soy sopçuluk, ırkçılık, şahıslara akıllarını verdirerek aklı kullandırmama, şahısları büyütme, ideolojilere ve şahıslara taptırma vb.) uyduruk hadis vb. leriyle islamın içine atılıyor da bu yolla farkına varmıyoruz maalesef..

***

 

40. Eğitimin temeli..

Aklın nuru fünun-u medeniyedir. Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. Ayrıldıkları vakit birincisinde hile ve şüphe. İkincisinde taassup doğar.

Şimdi düşünelim. Bir inşaat mühendisi bir bina yaparken 4 torba çimento atması lazım gerekirken 2 torba atıyor. Paranın gerisini ise cebine atıyor. Soralım. Bu adam okumamış mı? Elbette okumuş. Bolu'da bir kimya profesörü uçucu mürekkepler üzerine çalışma yaparak hemen uçması yerine aylar sonra uçacak şekle getiriyor. Kurduğu inşaat firmasına ait ödeme çeklerini o mürekkeple atıyor. Tabi sonuç malum.. Aylar sonra çekin ödeme günü geldiğinde imza uçmuş oluyor. Şimdi soralım bu profesör okumadı mı? Vicdan neden olmadı.. Çünkü vicdanı oluşturan inanç ve dindir. Tabi bir insana sadece dini ilim verilirse bu seferde taassuplu, dar görüşlü insanlar yetişir. Yani dini ile fenler birlikte okutulduğunda ancak eğitim doğar..

 

Öğrenmek için duygusal iletişimde şart. Ya espiri ile ya sizi seviyorum vb. diyerek duygusal iletişim sınıfla insanlarla vb. kurmak öğrenmek için şarttır.

İnsanlar duygusal bağlantı kurduklarıyla yani sevdikleriyle öğreniyorlar.

*********

    Öğrenciler sevdiklerini öğrenir, korktuklarını değil. Yani eğitimde de duygusal bağ önemlidir. Neymiş rasyonel olmakmış böyle bir öğrenme olmaz. Öğrenme de duygusal bağlarla sevgiyle vb. yollarla olur. Duygusal gereksinimlerle olur. Aynı şekilde iş yerinde duygusal oluşum ve bağlantı, çocukla, ailede, sınıf ortamında vb.her yerde. Muhabbetledir her şey..hatta bir hatayla bile uyuşturucu kullanan bir çocuk aile muhabbeti iyi ise ailede ortam huzurlu ise o yanlıştan dönüyor. Yani duygusal aile bağı varsa kurtuluyor.

*********

HER KESİMİMİZ İÇİN DİYEBİLECEĞİM "ÇOK CİDDİ BİR PROBLEMİMİZ" VAR. DÜNYA EĞİTİMDE BEYNİ KEŞFETTİ "BİLİŞSELLİĞE" GEÇTİ. DAHA SONRA "DNA" YI KEŞFETTİ "YAPISALCILIĞA" GEÇTİ. BİZ İSE HALA "DAVRANIŞÇI EĞİTİM KURAMINDA" ISRAR ETTİK. Bilim araştırmalarına göre insanların başka insanlarla iletişimi beyni en zirve aktive ediyor ve canlandırıyor. En zor fizik sorusunun aktivesi bile onun yanında hiç kalıyor. Bizim öğrencilerimiz bunu teneffüslerde yapıyor. Sonraları ise dinleniyor. Bunu son derece düşünceli okul ve eğitim sistemi bildiği için onlara beyin dinlenme zamanları da ayırıyor. Biz buna DERS SAATİ diyoruz:) Duygu olmayan eğitim olmaz. Eğitimimiz sakın duygunu katma diyor. Halbuki duygusal bir bağlantı olmadan öğrenme olmaz..Yani eğitim sistemi beya ters hayatın gerçekliğine. Ne öğreniyorsak okul dışında öğreniyoruz. Belki hayata lazım olan her şeyleri dışarıdan öğreniyoruz..

 

 

Almanya'da bir okul müdürü her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlere bu mektubu gönderirmiş:

Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim.
Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü.
İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.

Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.

Sizlerden isteğim şudur:

Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır...

***

Duygu, heyecan, sevgi olmadan da eğitim olmazz. Heycan olacak ki beyin hatta çocukların beyni öğrenmeye açılsın. Bu nedenle öğretmenler espirili vb. olsa iyi olur. Ya da anlattıklarına duygu katsa..

Öğrenmek için duygusal iletişimde şart. Ya espiri ile ya sizi seviyorum vb. diyerek duygusal iletişim sınıfla insanlarla vb. kurmak öğrenmek için şarttır.

İnsanlar duygusal bağlantı kurduklarıyla yani sevdikleriyle öğreniyorlar.

Eskiden, bilgi öğreten anlamında “muallim” denirdi öğretmenlere. Sonra öğret kökünden öğretmen türetildi, öğretmen denilmeye başlandı.
Hoca sözcüğü ise geçerliliğini koruyor. Her ne kadar, Hayat Bilgisi dizisindeki öğretmen, kendisine “hocam” diyen öğrencilerine kızıyor, “Hoca camide” diyorsa da hoca demekten vazgeçmiyor çoğu kişiler.
Hakemlere de hoca deniliyor, antrenörlere, teknik direktörlere de. Gençler yarı şaka yarı ciddi, birbirlerine “hocam” diye sesleniyorlar kimi zaman, gerçek hocalarla dalga geçercesine.
Hocalarla ilgili birçok fıkra, özdeyiş, atasözü, deyim vardır. Anadolu’da, “kızı kıymetli olan kocaya, oğlu kıymetli olan hocaya vermez” denilir.
Bir atasözümüz, “hocanın vurduğu yerde gül biter” diyor.
Platon’a göre, “nefsinin öğretmeni, vicdanının öğrencisi” olmak gerekir.
Byron, “acı, akıllı adamların hocasıdır” diyor.
Moliere, aşkı en büyük hoca olarak niteliyor.
Bir türkümüz, “Mektebin bacaları, ders verir hocaları” diye başlıyor...
...
On beş yirmi yıl önce bir köye gitmiştim. Orada bana hoca diye seslenmelerine bakarak karım, “bunlar senin öğretmen olduğunu nereden biliyorlar” diye sordu.
Ben de, “alnımda yazıyor herhalde” diye güldüm. Konuşmalarımızı duyan bir köylü, “Biz, saygı duyduğumuz kişilere böyle deriz” dedi.
İçimden, “keşke bu saygıyı hoca sözcüğünün dillerine sakız edenler de duysa” diye söylendim. Günümüzde, öğretmenleri, küçümseyenleri, dövenleri, öldürenleri görüyorum da, nereden nereye geldiğimize şaşıyorum...
...
Büyük İskender, “Babam beni gökten indirdi. Hocam ise yerden göğe çıkardı(...) benim gerçek babam Filip değil, Aristo’dur” diyerek öğretmenin değerini, önemini ne güzel anlatıyor.
Bir Çin atasözüne göre, “Beni öven düşmanım, eleştiren ise öğretmenimdir.”
Birisi sizi överse düşmanlık yapmış olur. Çünkü siz çalışmalarınızı yeterli görüp yerinizde sayarsınız. Ama eleştirilirseniz, daha iyisini, daha güzelini yapmaya çalışır ve ilerlersiniz.
...
Gerçek öğretmenlerle ilgili birkaç özlü söz yazalım:
“Sıradan bir öğretmen anlatır.
İyi öğretmen açıklar.
Usta öğretmen gösterir.
Büyük öğretmen ilham verir.”
Arthur Ward,
“Öğrenme isteği uyandırmayan öğretmen, soğuk demiri dövmektedir ancak.”
Horace Mann.
“Öğretmek, iki kez öğrenmek demektir.”
Joseph Joubert.
...
Günel Altıntaş, “Alengirli Sözler Antolojisi” adı kitabında öğretmenlerle, eğitim-öğretimle ilgili güzel sözlere yer vermiş. Gelin bir de oradaki sözlere göz atalım:
“Öğretmen, kandile benzer;
kendisini tüketerek başkalarına ışık verir.”
Feffini.
“İyi bir öğretmen kendisini yavaş yavaş gereksiz kılabilen insandır.”
T. J. Carruthers.
“Okuma zevkini kazanamayanın öğrenimi yarıda kalmış demektir.”
P. Pencaut
“gereksiz şeyler öğrenenler, gerekli şeylere kulaklarını tıkamış olurlar.”
Kenneth Burke
“Deneyler en iyi öğretmenlerdir;
yalnız okul masrafları biraz yüksektir.”
Thomas Carlyle
...
“Alışkanlık pek yaman bir öğretmendir, hiç şakası yoktur” diyen Montaigne;
“En iyisi, gençlerde öğrenme hevesini ve sevgisini uyandırmaktır; yoksa kitap yüklü birer eşek yaparız onları” diyerek gerçek eğitim öğretimin nasıl olması gerektiğini belirtiyor.
...
Mevlana da birçok kitabı olup da bunlardan yararlanamayanları kitap yüklü eşeklere benzetmişti...
Das Beste şöyle diyor: “İnsan ne kadar çok düşünürse, düşünmeyi o kadar benimser. Eğitim, sistemli düşünmeyi öğretmiyorsa hiçbir yayarı yoktur.” Oysa kimi öğretmenler, öğrencilerinin kitaptaki düşünceleri ezberlemelerini, kendileri gibi düşünmelerini isterler. Soru soran, çizgi dışına çıkan öğrencileri sevmezler. Oysa; “Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir” der Walter Lpmann.
...
Kökleri acı, meyveleri tatlı(Aristo) olan eğitim, Metin Münir’e göre, bir insanın en büyük sermayesidir.
“Eğitimsiz insan, sermaye değil, borçtur.”
Eflatun, eğitimin amacının yetenekleri geliştirmek olduğunu söylüyor. Oysa okullardaki eğitsel kollara gereken önem verilmiyor, yetenekli öğrenciler geliştirilmeye çalışılmıyor. “Her şeye burnunu sokma, dersine çalış” diye azarlanıyorlar.
...
Maksim Gorki, “Öğretmenlerin en akıllısı ve en yeğini yaşamdır” diyor. Oysa bizde hayat bilgisi dersleri sadece ilköğretimin birinci kademesinde veriliyor! Böylece gençler yurttaşlık bilgilerinden habersiz yaşıyorlar, resmi dairelere nasıl başvurulacağını, sosyal konularda ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilmiyor, okuldan çıkıp hayata atılınca sudan çıkmış balığa dönüyorlar.
Kendi vücutlarıyla ilgili bilgi edineceklerine sineklerin iç organlarını belliyorlar, Türkiye’yi öğreneceklerine, diğer ülkeleri öğreniyorlar...
Öğrenmenin, eğitimin yaşı yoktur.
...
Demokritos, “Yaşlanıyorum ama öğreniyorum” diyor. Öğrenmek genç kalmaktır.
...
Sokrates yetmiş yaşında, ölüme mahkûm. Bir öğrencisi elinde sazıyla veda ziyaretine gelmiştir. Sokrates ona, “Bana şunu çalmayı öğretsene” diyor. Öğrenci şaşırıyor: “Hocam, ölmek üzeresiniz. Saz çalıp da ne olacak?” diyor. Sokrates şöyle diyor:
“Zevk çalmakta değil, öğrenmekte.”
...
Öğretmenlerin de öğrenciler gibi okuyup öğrenmesi, araştırma yapması gerek. Oysa bizde belli bir yaştan sonra, hatta okulu bitirince kitaplar bir yana atılır, “Bu kadar öğrendiğim yetiversin” diye düşünülür. Dünya durmuyor. Öğrenecek o kadar bilgi var ki. Ölünceye kadar hem öğretmen hem öğrenci olmalıyız.
...
Nasrettin Hoca ne güzel söylemiş: “Bilenler bilmeyenlere öğretsin.” Bizim gibi az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde aydınlar hem öğrenci hem öğretmen olmak zorundadırlar, yoksa çağdaş uygarlık yarışında yaya kalırız.
Ne diyor bakın Tevfik Fikret:
“Yüksel ki yerin bu yer değildir
Dünyaya geliş hüner değildir.”


 

41. İslam ve kadın..

İlk müslüman ilk vahy gelen Hz. Muhammed(sav) bir erkek. İkinci-aslında ilk müslüman bir kadın- müslüman Hz. Hatice bir kadın. Üçüncü müslüman Hz. Ali bir çocuk. Burada kaderin bir işaretidir ki ilerleme ve gelişme üçünün imtizacıyla yani birleşmesiyle olur. Kadın, erkek ve çocuktan herhangi biri ihmal edildiğinde o toplum, o millet yüzyıllar sonrasında da olsa geri kalmaya mahkumdur. Ayrıca peygamberimizin soyunun devamı kızından olmasıda kaderin tokat gibi bir dersidir anlayan ümmete..

değerli hocam kadını iş hayatına sokmayınca bizim erkekler isterlerse cinsel sömürü objesi yapmıyorlar mı sanki..Kadını sadece erkek eline bakan bir varlık görmekte ne amaçla olabilir. kadın sadece evlerine girmeli, ya da evden mı çıkmamalı dinimiz de tam olarak nedir durum. Bir çok müslüman devletinde araba kullanmaları bile yasaklanıyor.. halbuki peygamberimizn zamanında deveye biner peygamberimizin yanında savaşa, ticarete gider, huzurunda çocuklarını emzirir halde gelir ve sorusunu bütün cemaat içinde sorabilirdi. Hz Ömere kadar beraber her yerdelerdi. Allah aşkınıa bana açıklarmısınız kadın sadece dinimiz de ev de mi oturmalı? Bence ilk müslüman Peygamber erkek, sonra Hz. Hatica validemiz kadın, sonra Hz. Ali çocuk. biz bunu kaderin remzi yani işareti olarak algılamalı ve ne kadını ne de çocuğu ihmal etmemelşiyiz. kadınlar ihmal ediliğ ikinci dereceye atılınca bence alemi islam geriledi diye de düşünüyorum. Lafa gelince Aişe komutanlıkta yaptı. İyide çarşaf ve peçe içinde mi yaptı. Öyle olsaydı onun komutanlık yaptığını nereden bilebilirlerdi askerleri. Onun kılığına biri girer o olduğu belli bile olmazdı. Örtüyü uydur, yetmez peçeyi uydur, yetmez çarşafı uydur, yetmez kadını yok etmeyi uydur. Yuh be..Aydınlatın dostlar yorumlarınızı bekliyorum ama bence bu konu çok çok önemli..

-42-

Kadın ve erkekler arasındaki temel farklar:

Aşağıdaki farklar başta aşkta olmak üzere, yüzdelik oranların çokluğuna ve dominant olmaya göre belirlenmiş ve düşünülmüştür. Yoksa her iki özellikte kadın ve erkekte vardır. Kadın erkekten çok işin insanlık tarafına bakmak gerektir. Farklılık orandan gelir. Genelleme yapmak genelde hata olur. Şablon yoktur ve olmamalıdır. Fakat şablon olmamakla beraber kadın ile erkek beyninin farklı çalıştığı noktaları vardır. Bu farklılık ve açıkları kapatmak için erkek ve kadınlar ayrı çaba ve gayret sarfetmesi gerekmektedir. Bu da eğitimle kapatılabilinir.

1. Kadınlar erotizm sergiler, romantizm bekler. Erkekler ise romantizm sergiler, erotizmi bekler ya da hedefler. Bu nedenle kadınlarda bu yapıyı keşfeden, bilen ve mantığı kavrayan megaloman erkekler, kadınları övme ve yüceltme yollarıyla onları kendi tarafına çekerek, yani çeşitli romantik hareketlerle ve sayısız övgülerle kadını kendi safına çekip,  kadını elde edip ahlaksızlık hedefine yürümeyi çoklukla başarır. Kadınlar aşktan bahsederken romantik aşkları önceler. Sağlıklı bir evlilik devamı içini, erkek erotizm dışında romantizme de önem vermeli, kadın ise romantizm dışında erotizme de önem vermeli. Neymiş araştırmalara göre erkekler günde erotizmi kadınlardan iki üç kat fazla düşünürmüş. Bence hikaye sadece bir kere düşünür uyanmalarıyla başlar sonra gece bitap düşüp uyuyuncaya kadar:)

Ayrıca bir bilimsel araştırmaya göre de aldatmada bile kadınlar duygusal aldatmayı fiziksel aldatmaya göre daha çok önem verip öncelerken, erkeklerde ise fiziksel yani cinsel aldatmayı duygusal aldatmadan daha fazla önemsediği görülmüş. Ve ayrılma, boşanmada bu duruma göre karar vermedeki önceliklerinin farklı olduğu tespit edilmiş.

2. Kadınlarda bencillik duygusu anaç yapılarından dolayı daha azdır. Bazı noktalar-evlat, ailesini tutma vb.- hariç Şefkati, duygusallığı daha yüksektir. Erkekler ise bencillikte kadına nispeten zirvededir. Şefkat ve sevgi daha azdır. Mantığına ve aklına duygularını satarlar. Örneğin hediye almada kadın estetik, güzellik vb. ararken o hediyeyi alması ve araması da gecikebilir. Bu nedenle nişan sonrası eşya alışverişinde kadınlar önce kendileri uzun uzun gezsinler sonra erkeği alıp belli noktaların gezdirsin. Yoksa bir avize için bile onlarca yer gezmesi erkek yapısı için çok ağır gelebilir ve tartışma çıkabilir yeter artık alt tarafı avize vb. Erkek kendi bencil yapısından kendininde işine gelecek bir hediye almaya çalışır. Örneğin çikolata alır oturur birlikte yer:) Özel günlerde yemeğe giderek kendisi de faydalanma tabi bu son gayet güzel bir yol her ikisi için..vb..

3. Kadınlarda empati duygusu yine anaç yapılarından dolayı daha yüksek ve esastır. Fıtratları bozulmamışsa. Hatta empati kadınlarda doğuştandır denilebilir. Çünkü bebekle empati kuracaklar, iletişim kuracaklar ve onu büyütecekler.  Erkeklerde ise çok daha zayıftır. Anasınıfı gözlemlerinde bir çocuk düşüp ağladığında onun yanına gidip dertleşip rahatlatmaya çalışanlar kız çocukları oluyor. Erkek çocukları ise oyunlarına devam ediyorlar. Ayrıca çocukluk dönemlerindeki kız erkek çocuklarının oyuncak tercihlerinin bile farklılıkları bize bu konuyla ilgili ipuçları oluşturuyor. Kızlar bebek vb., erkekler araba vb..Erkekler atlamalı, zıplamalı, tehlikeli oyunlar oynarken-ki biraz önlobu az çalışacak ki eski devirlerde avcılık yapabilecek vb., kızlar ise korumalı vb. oyunlar çünkü riske girmeyecek önlobu düşünceliği, korumacılığı olacak ve ihtiyatlı olacak ki çocuğu koruyup büyütebilsin. Oksitosin de çok salgılayıp güveni ile sahip çıksın. Hani ben artık çocuk yapmam, çocuk çok zor deyip daha sonra o çileleri unutarak tekrar çocuk isteyen kadınlar bu hormansal farkların özellikleridir. Zaten Anne eşittir: KADIN + OKSİTOSUN hormonudur. KADIN + OKSİTOSUNA anne diyoruz:)

4. Bütün canlılarda bağlanma ihtiyacı vardır. Bağlanma duygusunun ortaya çıkmasında kadın erkek farkı önemlidir. Bunun biyolojik bir açıklaması da vardır.

Oksitosin hormonu erkeklere oranla kadınlarda daha çok salgılanır. Bu aynı zamanda annelik hormonudur. Kadınların kolay bağlanmalarının nedeni duygusal açıdan daha disiplinsiz olmaları değildir. Vücut kimyamız bağlanma ihtiyacımızı da yönetir. Önce eşlerine bu hormanla bağlanırlar. Sonrasında çocuklarına geçer. Bu nedenle evlilik çocuk oluncaya kadardır:) Çocuk devreye girmeye başladığında kadınlar ne olur erkekleri bırakmayın. O korkar ne çocuğa ne kadına bir şey olacak diye uzaklaşır. İlk çocuğu aldığında hemen babalık oluşmaz. O çocuk kurbağa gibi gelir. Onu çocuğa alıştırın. Karnınızı dinletin, okşatın çocukla karında ikenden başlayarak bağlantı kurun. Yoksa doğar doğmaz eline verilen çocuğa o alışamaz ve maalesef başka birisine yönelebilir. Dediğimiz gibi evlilik çocuk öncesi ve çocuk sonrası gibi MİİLATTAN ÖNCE VE SONRA gibi ikiye ayrılır viraja girer. Çocuk sonrası kavgalar ayrıca yazılmalı tabiki..vb. Çocuk olunca anneler babalarına gösterdiği özeni çocuklara yönlendirir. Ayrıca bu hormon bağlandıkları üzerinde kusur ve hataları da unutturma etkisi yapar. Annelere ne kadar çocuklar yanlış yaparsa yapsın sonralarında unutma nedenleri budur. Babalar ise kolay kolay unutmazlar. Bu nedenle araya hep anneler girer. Çocuklara anne yakın gelmesinin bir nedeninden biri de bu durumdur. Oksitosin etkisi gidince anneler "bir daha çocuk yapmam vb." derler ama o hormon devreye girdiğinden doğum sonrası vb. tekrar o acıları vb. unutuverir. Aşk ta da bu vb. hormonlar nedeniyle aşık olduklarınız ne yaparsa yapsın unutur ya da hafife alıp görmezden gelirsiniz. Yine bu hormon fazlalığı nedeniyle bir kadın "Seni seviyorum" derse inanın, ama bir erkek derse inanmayın:) Çünkü bağlanma hormonu erkekte azdır. Tabi bu hormon aşk ömrü azaldığında kaybolduğunda ise olanlar olur:) Şefkate, sevgiye vb. şeylere dönerse sıkıntı yok. Fiziksel dokunuşlar, sevgi sözleri, sarılma vb. durumlar bu hormonu salgılatıyor ve bağlılık oluşmasına yardımcı oluyor. BU yolu çocuklarınıza sık sarılarak vb. yollarlada pekiştirebilirsinz..


 

5. Sevgi dilleri  her insanda farklı olmakla birlikte erkekler görmekle bile uyarılabilmektedir ama kadınlar ise dokunmak, uzun süreli fiziksel temas vb. ile uyarılıp doyarlar. Bu dikkate alınmadığında kadın doyuma ulaşmaz, erkek erken doyuma ulaşır. Sevgi dilleri çok önemli. Duyguların dilleri önemli. (1. kimi insanda konuşarak söyleme -seni seviyorum- vb. 2. kimi insanda sevdiğine hizmet etmektir. 3. hediyeleşmektir. 4. fiziksel temastır, dokunmaktır. Sevgi dili sözle olan bir kişiye, sevgi dili hizmet olan bir kişi ne kadar çok hizmet ederse etsin, işlerinde ona yardım etsin. Sevgi olarak tatmin ettiğini sansa bile tatmin edemez. Mutlaka diliyle de onu sevdiğini söylemesi gerek.) Erotizm erkekte görsel olarak ortaya çıkar yani görsel olarak uyarılır. Kadında fiziksel temasla ortaya çıkar. Bu nokta ilişkilerde çok önemlidir, beyin yapıları farklı uyarılır, çalışır.

    Kadın dokunma, söyleme, davranış gibi üç sevgi dilinin de aynı anda kullanılmasından anlar ve eşinin sevgi gösterisini göstermeyi terslemez. Erkek ise tek bir dil ile bile tatmin olabilir.

6. Erkek beyni ile kadın beyni aynı çalışmıyor.. Biyolojik farklılıklar var. Erkek beyni daha çok sol beyin ağırlıkta mantık, muhakeme, analiz, konuşma, hesaplama vb. gibi. Kadın beyni sağ beyin ağırlıklı duygular, heyecanlar, müzik, sanat, estetik algılama gibi...Ama ön beyin ikisi arasıda ise denge kurar. Örneğin alışverişte erkek ucuz olsun kaliteli olsun der. Kadın güzel olsun, hoş olsun der ve bitiremez alışverişi:)  Bu özellikler kadın erkek ilişkilerinde dikkate alınması gereken özelliklerdir. Göz önüne alınması ilişkileri kolaylaştırır. Bu farklılıklar aslında bir birlerini tamamlamaları içindir, kavga etmeleri için değil..

Bütün bu sebepden A) erkekler duygularını anlatırken zorluk çekerler, Karşısındaki kişi hıçkırıklarla ağlarken bile "sen neden ağlıyorsun" diyebilir. B) Kadınlar çok küçük ayrıntıları bile önemserken, erkekler genellikle doğum günü, evlilik yıldönümünü unutabilir. C) Kadınlar aranmayı isterken, erkekler telefonda konuşmaktan pekte hoşlanmayabilirler, bazıları aşırı ilgi ve takipten de sıkılabilirler  D) Biten bir ilişkide kadın ağlarken, erkek " ya bunu kabullenmek gerekir  vb." havasında olabilir. E) Erkekler yer yön, yol bulmada ve şoförlükte hemen öğrenirken-beynin üç boyut desteğinden dolayı-, kadın daha fazla efor sarfetmek zorunda..Yemekleri belli kaplarda kadınlar harika yaparken sayılar çoğaldığında tutturamaları da aynı nedendendir. Ayrıca erkekteki erkeklik hormonu olması nedeniyel hep kendini gösterecek işler yapıp tarihte ya da ortamda sivrilen de erkektir. Belki erkekleri buluş vb. yapmaya itende bu hormondur. F) Dert paylaşma ihtiyacı erkeklerde daha azdır, hatta bazılarında hiç yoktur, kadında ise daha fazladır. Erkek kadının derdini dinlemeli, -onun bu yapısını anlamayan erkekler amma geveze kadın milleti dır dır dır her şeyi uzatıyor dememeli yapılarından kaynaklanıyor demeli- kadın ise problemlerde erkek kabuğuna çekilip, düşündüğünde onun başına gidip gevezelik yapmamalı, -amma odun bu erkek felan dememeli yapıları böyle demeli- onu biraz yalnız bırakarak rahatlamasını sağlamalı..G) KAdınlar çocuklarını korumak için akrep, sinek vb. tehlikelerden daha çok korkar, erkek ise avcı karakteriyle pek korkmaz. H) KAdın alışverişte estetiğe dikkat ederken, erkek ucuz olsun kolay olsuna bakar ve kadını anlamaz. Tabi kadında erkeği anlamaz. "bir şey için elli dükkana nasıl gezersin" diye kızar. halbuki kadındaki estetik anlayışı sebebyledir. maddeler daha çoğaltılabilir. Kadın kaygısı arttığında ifade ederek rahatlar, erkek ise ifade etmeyerek saklayarak rahatlar hatta ifade edilip anlaşılmasından daha fazla rahatsız olur ve kızarak öfkeyle olayı başka yerlere yönlendirir. Erkek araba kullanırken yolu bulamadığında "yolu kaybettin" felan demesin, bıraksın gidecekleri yere on dakika geç gitsin, ama yolu kendi bulup mutlu olsun, gaz versin..felan filan maddleler daha yazılabilir. I)Kadın dinlenilmek isterken, erkek çözüm düşünür kadının paylaşım için, sevildiğini, anlaşıldığını ve romantiği artırmak için konuştuğunu düşünmez..İ) Belirli gün ve haftalarda manzaralı, estetik bir yerde yemeğe gidilerek hem erkeğin faydacılık anlayışı he kadının estetik anlayışı giderilebilinir. Bunun gibi ortak değerler aranılıp bulunulabilinir. J) Erkekler fikir aktarımına önem verirler, kadınlar ise duygu aktarımı yaparlar. Bu nedenle iknada kadınlar daha iyidir. Çünkü duygu aktarımı iletişimde esastır. Kadın erkek farkı..kadınlar öfkelerini ağlayarak atar, erkekler kırarak, bağırıp çağırarak K) Erkeklere bir gece de ya da günde birden fazla problem söylerseniz eline kumandayı alır ve size dinler gibi yapar. Günde birden fazla iş yüklemeyin:) L) Erkeklerden kadınlar yardım alsınlar ki onlara kendini güçlü kabul ettirsin. Yani kavanoz açtırdığınızda çek yat çektirdiğinizde vb. kendini güçlü ve sizi kabullenen hale getirirsiniz M) Bol bol özellikle sarılabildiğinizde göğüs üstüne mesela 3 dakika kafanızı şefkatle de olsa dayasanız bağlanma hormonu salgılar ve size bağlanır..N) Kadınlar 3 boyutta sıkıntı yaşadıklarından iyi şoför olamazlar. Şoförlük erkek mesleği diyebiliriz. Yemek yapımında bile belli bir ölçüyü aşınca kadın ne yapacağını şaşırır. Çünkü tuz ve oranı hep belli kaplarla sınırlamıştır. Erkek ise zihni 3 boyutuna isterse bir tencereden bir kazana çıksın pilav tuzu vb. oranları hatta hiç bakmadan atar gider. Aşçılarından bu sayıya oranla hızlı olması nedenle erkekler arasında ustalık oranının fazla olmasında bu durum etkilidir. vb. maddeler çoğaltılabilinir..

7. Kadınlar ergenliğini hemen tamamlayıp olgunluğa bir kaç senede ulaşır. Erkekler ise çok geç olgunlaşır, ergenlikten çıkamaz, yaşları kırka kadar bile olgunlaşamayıp karakteri oturmaya bilir.:)) Örneğin

         Erkekler, düşünceye duygu katmayı geç ve güç başarıyorlar. (sonra açıklanacak)

        Erkek evi sığınak gibi görmek ister. İşten gelen erkeğe kadın hemen "Zaten şu makinada bozuldu. Sen hala tamir etmedin. Çocularda durmadı sabahtan beri beni mahvetti. vb. " kafa yorarak karşılamamalı. O da sesini yükseltip "Zaten işten geç geldim vb." başlayınca o gün mahvolur. Ya da eve gelen ve dağınıklığı gören bir erkek "bu ne dağınıklık" vb. diyeceğine ben dilini kullanarak "dağınık ortam beni rahatsız ediyor, ya da düzensizlik beni mutsuz ediyor. Hadi toplayalım" şeklinde tepki verirse bir işbirliğine de girerse o ortam ve evlilik kuvvetleşir.

 

8. Kadınlar akrabalarına kan bağlarına her harükalde sahip çıkarlar, erkeklere göre daha bağımlıdır. Haksızlıkta görseler kardeşine, amcasına vb. sahip çıkarlar. Eşlerinin akrabalarına ise öyle olamaz. Erkekler ise tersidir. Haksızlığı kardeşinden, babasından bile görseler silebilir eşiyle beraber kötülüyebilir.

9.

 

43. EVLİLİK..

GİRİŞ bir espiriyle olsun: İşte bütün boşanmaların nedeni: EVLİLİK:)) ve neden boşanmalar artar:) Çiftler kişiliklerini tanıyarak evleniyor, karakterlerini tanıyarak ayrılıyorlar. Yani..Bir de  Egoizmin tepelerinde dolaşan insanlar aile kuramazlar ve devam ettiremezler..(Her aile kuramayan için geçerli değildir. Fakat çok güzel bir tespit ve doğruluk payı olan durumları var. Yoksa şablon ve tek neden değil tabiki..)

BİRİNCİSİ: Sevgi dolu bir bakış, sıcak dokunuş, tatlı tebessüm, güzel bir söz...bu dört sihirli kelime evlilikteki sorunların çoğunu çözer. Sahip köle ilişkisi olan evlilikler en büyük problemdir. Aşılması gereken budur. Ezilen bir eş, ezen bir taraf olmamalı. Bu şekilde olursa mutsuzluk ve huzursuz çocuklar olur. Kazan kazan ilişkisi olmalı..

Evleneyim de mutlu olayım demeyin. Önce mutlu olun sonra evlenin.:) Bir insan bekardende mutluysa mutludur, evliykende. Yani..

Eş seçim ve evliliği yürütme kuralları:(Kusursuz eş arayan eşsiz kalır:)
Aşk evliliğe dönebilir. Aşksız şevksiz yaşanmaz..Yeme içme ihtiyacı gibi bir ihtiyaçtır. Aşk temel ihtiyaçlardandır. Ve insana hayat katar. Aşk demek sadece insana duyulan değildir. Doğru anlamlar katılmalıdır. Aşk olmadan zaten insan harekete geçmez.
Mekan ve zaman uzaklıkları farketmez:) Telapati gibi altıncı his gibi hissedilir birbirini su ihtiyacını bile hissedebilirler.  Bazıları aşkı yönlendirir işine, paraya, güce, kariyere vb.  Bir gecelik zevk aşkı aşk değildir. O başka bir duygunun tatminidir. Tatmin olmak başkadır mutluluk başkadır. Aşk çok daha üstün ve sürekli bir duygudur. Gücünün yetmediği bir şeye aşık olursa acı vardır. Takıntılı, tutkulu ve imkansız aşklar hastalık durumuna gelmeden rehberlikle tedavi edilebilmeli..En zehirli madde aşktır demiş eczaneciler. İlaç gibidir yani. Yerinde ve dozunda kullanmayı başarabilirsek dertlerimize derman olur, hayatımıza güzellik katar. Kullanamazsak ise zehir olur.. Sürdürebilirlik önemlidir. Sürdüremezse travma yani sönmüş volkan gibi durur. Sağlıklı durulursa sorun yok yoksa sönmüş volkan zıplar ve felakete yol açabilir. Hiç sebepsiz alkolik olan kişi gelip geçici sandığı lise aşkına patlayan volkan gibi karşına çıkmış olabilir, yani tedavi olması gerekir:)).. Leyla mecnun birleşince ayrılmaları gibide bazen ayrılık, sensizlik, hayalindekine aşık olma, acıdan keyif alma vb. Çaba ve emek sarf edilerek kazanılan aşklar daha kalıcıdır bu arada.) Kadın zamanla seviyor..Erkek beyni kolay elde ettiğini önemsizleştirebiliyor..Kolay ulaşılanları kabul etmez. Avcı erkekler romantizm verir, erotizm hedefler. Kadınlar ise tam tersini sergiler. Ciddi ilişkilerde kendini hemen teslim eden kadınlardan erkekler kaçar.Uzun vadede istediğinde güven karakteri olarak karşıyı denemeye çalışır. Kaybetme riskinide erkek bu arada göze alabilir. Kadın kaybedeceğim diye aradığında ise erkek önemsemez oluyor. Aşk bağlanma enerjisidir. Uzun yol..1. Dönem: Romantizm dönemi 2. Dönem: Çatışma dönemi, kişilik ve güç çatışması, çıkar için mi şehvetin merkezde olduğu aşklarda görsellik, kişiliğin merkezde olduğu aşklarda ise karakter önemlidir.   3. Dönem: Bağlılık dönemi: Akıllıca çözüm üretebilirlerse her şeyden, sorundan bir şeyler öğrenilirse  daha iyiye gitmiş olunur.

1: Evleninceye kadar gözünü dört aç, evlilikten sonra yarım aç ya da açma:)) Evlilikte huzur bulmak için, eşinizde kusur bulmaktan vazgeçin...
Evlilikte birinci planda sevgi değil, güven, güvende hissedilen yerde sevgide çoğalır. Gayede birlikte..Dürüstlükle birlikte..Herşey karşılıklı meşveretle olmalı.

Koşullu sevgide sakat, ben ne istiyorsam yapıyor da yanlış bencilce bir sevgidir. Mizaçlar ne olursa olsun iyi bir işbirliği kurabiliyorlarsa evlilik kaliteli devam eder. Kendimize benzetmeye ya da kafamızdaki baba, kadın rolüne, modeline sokmaya olduğu gibi çalışmazsa evlilikteki yeni senaryolara, hayata giren aktörlere göre uydurulmalı. 

    Korkunun aşırısı paranoya ise, sevginin aşırısı da aşktır. İnsanın kendi hayatını koruması ve tehlikeye atmaması için korku iyidir, gereklidir. Ama paranoya kötülüdür. Hayatınızı zehir ve işkence eder. Akılla yönetilen korku iyi ve faydalı olduğu gibi akılla yönetilen aşk ve sevgi iyidir. Aşk ise akıl yönetiminde sevgiye dönmeli. Aşk halinde evlenme tehlikelidir. Ve aşk etkisiyle evlenenlerin istatistiklere göre yüzde doksanından fazlası ayrılıkla biter. Çünkü aşk kusur göstermez. Birine aşık olduğunda yemek yerken ağzını şapırdatması sana en tatlı hal gelirken, altı ay sonra onun o hareketinden nefret edersin. Belki sofradan kalkıp gitmek istersin. Aşk aklı ve kalbi devre dışı bırakıyor. AŞIK OLDUĞUN KİŞİYLE EVLEN AMA KESİNLİKLE AŞIKKEN DEĞİL. Yoksa sonu ayrılıktır. Zaten en uzun aşk altı ay ya da sekiz ay sürüyor. Nişanlılık dönemi de en az sekiz ay olarak bunun için gerekli. Son karar için aklı ve mantığı devreden çıkaran aşkın hormanların dengelenmesini bekleyin.

    Aşık olursam ancak evlenirim, aşık olursam evlilik iyi olur tarzındaki kararı istatistikler yalanlıyor. Elbette beğenmeden hoşlanmadan evlilik olmaz. Aşk evliliğin sebebi değil sonucu da olabilir. Eğer iyi iş birliği kuruyorsa insanlar, iyi aşıkta olabiliyorlar. Yani şablon yok..İyi işbirliği kuruluyorsa, güvende varsa, insan eşinin yanında evinde güvende ise devam..

Kadın erkek ilişkisi işbirliği kurma esasına göre olmalı. Kadın erkek yarışması üzerine olmamalı. İşbirliğiyle, yardımlaşmayla, meşveretle, ikna ile birbirini tamamlamalılar. Yardımlaşma esas rekabet istisna olmalı. Rekabet esas ama yardımlaşma istisna şeklinde olmamalı. Olursa ayrılık ve hayat işkence olur. Feminizmdeki gibi kadın toplumda ayakta durması için erkek gibi olmalı, vb. mantıklarla olursa ailede tahrip edici rol olabilir.

2:Hücre duvarınızı en başta en yakın akraba arkadaş vb. için oluşturun. Hiç kimse özellikle en yakınlarınız ikinizi bir birinizden ayırarak laf deme özgürlüğünü ve cesaretini kendinde bulamamalı. Kadın kocasına karşı başta kendi tarafına sper, aynı şekilde koca da kendi tarafına eşine karşı sper olabilmeli kimseyi karıştırtmamalı vb. Maalesef bizim kültürümüz hem erkek için hem de kadın için yeni bir yuva yani hücre oluşturmaya izin vermiyor. Kadı evlenmesine rağmen hala eski yuvasıyla anne babasıyla irtibat halinde oluyor-başta telefon sky vb. görüşmelerle artık mesafelerde fayda vermiyor- aynı şekilde erkekte kendi yuvasıyla oluyor. Bu en büyük tehlike ikiside artık farklı yuva sahibi olduklarının yani bağımsız kendi yuvalarını kurduklarının şuuruna varabilmelidir. Özellerini de mümkün oldukça paylaşmamaları gerekir. Tabi danışmaları gereken âkil insan seçebilirler. Tabi o âkil ise âkil(akıllı) olmalı yeni yuvaya zarar vermeyecek olgunukta olmalı. Bu son madde "Danışan dağları aşmış danışmayan düz yolda şaşmış" manası içindir..

3:Meşveret, her işte meşveretle hareket etmek, danışarak, fikir alarak, çocuklar olduğunda onları da katarak..

4:Ben bilincinin olduğu yerde aşk sürmez. Biz bilinci olan kişi ve insanla ancak evlenirlir. Ben özgürlüklerimden vazgeçmem diyenle evlenilmez. Yoksa çocuklar çeker ceremesini. Ben değişmem dememek. Bir komutan savaşa giderse ben kaçarım diyerek gidemeyeceği gibi. Bencil ve ben değişemem diyenlere tavsiyemiz evlenmemek. Hidrojen ve oksijenin tek başına suyu yapamayacağı gibi.. Hidrojen hem hidrojen hem de su olacağım diyemez. Eşim benim isteklerim için olmalı mantığını içeren bencil mantık da olmamalı. Aşk, sevgi, evlilik basamakları sıralaması  önemli..

Evlilik takım ruhudur. Bir evlilikte "benim geleceğim ne olacak" diyemezsiniz. "Bizim geleceğimiz ne olmalı" diyebilirsiniz. Evlilikte güven esas olmalı bunun içinde gizli gündem olmamalı.

EN ÖNEMLİSİ: Unutmayın illa ki sorun olacaktır. Eşler birbirini sorun görüp birbirleriyle mücadele etmemeli. Birbirlerini karşılarına almamalı. Ne olursa olsun SORUNU TESPİT EDİP birlikte o sorunu KARŞILARINA ALMALI ve çözmeliler. Eğer sorunu değilde birbirlerini hedefe koyarlarsa evlilik yürümez. Sorunu hedefe koyarlarsa birliktelikle o evlikik pekişir ve yürür hemde omuz omuza verdiklerinden bağlanım gerçekleşmiş olur.

5: Olmazsa olmazlar fazla madde olmamalı. Bir iki madde olmalı. dürüstlük, nerede olduğundan haber verme vb.

6: Hiç bir zaman en yakın arkadaşlarınızı, anne babanızı vb.  özellikle evliliğin ilk yıllarında savunmaya geçmeyin. Şöyle deyin "bende onların öyle olduğunu biliyorum ama ne yapalım markete gidip değiştiremem ki ne yapalımda o durumlarını tolere edelim" yaklaşımına girilmeli. En önemlisi de maalesef sinsi olarak tam bir kadını erkeğe düşman eden, erkeğide kadına düşman eden sahtekar kültürün zavallı elemanlarıyız. Lafa gelince kızımız gibidir, ya da damat için oğlumuz gibidir derler. Ama fırsat buldukça birbirleri aleyhine zehirleri akıtırlar. Aman sırrını söyleme, kendini ezdirme, açığını ya da açığımızı verme vb. tavırlarla en yakınları eşleri birbirini düşmanı yaparlar. Dost görünümlü en büyük düşmanlığı yaparlar. Ayrıldıklarında ise "biz iyiliği için söylemiştik, ya da iyiliği için yapmıştık" şeklinde aralarından çekilirler faturayı da onlara keserler. Bu noktayı asla unutmayın birinci düşmanlarınız iyi ya da kötü niyetlerle birinci derecedeki yakınlarınızdır. Hepsi başka başka yollarla karışmaya kalkar.Yani evlilik 1000 kişilik bir olaydır:))  İki kişilik felan değil. Yani "bütün boşanmaların nedeni evlilik" değil:) Anneleriniz 30 yıllık birikimi, olgunluğu bir anda damat ya da gelinlerinde görmek isterler. Kendisi o kızdığı meselenin belki bin katını yaşamıştır. Fakat sizi o konuyla eleştirir. Bu ise sizi bitirir. Aynen insanlarımız yaya iken arabalara küfreder, araba kullanırken yayalara küfreder ki gibi de davranırlar. Akrabaya uzak duran Allaha yakın olur. Tabi konumuz olgun ve kaliteli akrabalar için değil. Zaten şimdiki büyükler büyük olmadığından artık bizim de huzur evlerimiz var, ya da evlerden onları uzaklaştırarak olarak kader onları tokatlıyor galiba:) Örneğin

7:Eğer duygusal açıdan sevgi, şefkat vb. doyum olmazsa olay sadece cinsel doyuma vb. kalırsa yürümez. Karşılıklı doyum(Sevgi, saygı, sadakat, karşılıklı dürüstlük, sabır, özellikle güven, cinsellik,) görülmezse evlilik hayatı tehlikeye girmektedir. Şefkat cimriliği yaşanıyor günümüzde.  Bu durum sorumluluklar içinde geçerlidir. Aslında evlilik takım ruhudur.  Örneğin Yahu eve güleryüzlü olarak gelince en azından elinizi omuzunuza koyun, sarılın o gelince güleryüzle hoşgeldiniz deyin, vb.

8. Ayrıca ekonomik olarak eşiniz ev kadını bile olsa her ay sonu aile bütçesine göre birlikte belirlenecek belli bir meblağ yani para özgür harcanması için ayırılmalı. O para hem erkek için hem kadın için aile bütçesine göre ayrılmalı ve hiç karışılmamalı. İsterse o parayı biriktirip kendi arzu ettiği bir şeyi almak için biriktirebilir, isterse yırtıp atabilir. Bu durum psikolojik rahatlık sağlar.

9. Çocuk sonrası evlilik bir viraja girer. .Çünkü merkeze çocuk oturmaya başladığından eşler birbirini ihmal etmeye başlar..

10. Evlilik Aşırı eleştiri kaldırmaz. Yapıcı eleştiri olmalı, sık sık her halini eleştirdiğinizde, ya da eleştirildiğinizde huzur kaçar, olay yapıcılıktan uzaklaşır. Müdahaleci bir evlilik değil bir en fazla iki maddeyi geçmeyen kırmızı çizgi dışında özgürlükçü bir evlilik olmalı. Her haliyle kabullenmek, destek olmak gerek.

 

11. Olduğu gibi kabul etmek, değiştirme yapmamak. Benleri yok etmeden biz olmak çok önemli.

12.Aşık olarak evlenen kişiler eğer sıfır ile 100 arasında bir değerlendirme olacaksa 100 dereceden başlar. Fakat aşk hayalindeki kişiye kusur görmeden kafadan 100 derecesini verdiğinden zamanla o kişiyi tanıdıkça notları düşmeye başlar. Tabiî ki hayal kırıklıklarıyla bu not tanıdıkça yani aşkın etkisiyle 100 puandan zamanla puanlar gerilemeye başlayacaktır. Not ellilere düşse ve orada buluşsalar bile evlilik kurtulabilir devam eder. Fakat fazla düşmesi maalesef..aşık olmadan mantık evliliği ve hayal kurmadan evlenenlerin şansı fazla beklentiye ve ön kabullenmeye girmeme ihtimaliyle kabullendiklerinde puanı sıfırdan başlar. Ve zamanla bu puan yükselmeye 50 ye gitmeye başlar. Daha şanslıdır bu evlilik.

Bu zamandaki tehlikelerden biri de California sendromu: Hayatın amacı ve gayesi zevk olarak görmek. Hedonizm yani zevkçilik, hayat gayesini zevk ve keyif almak olarak görmek. Bu gaye bencil karakter oluşturur. Evliliği ve çocuğu ise yine bu amaç için isterler. Yani çocuk ve evlilik zevkini yaşamak için..Fakat daha sonra bakarlar ki çocuk ve evlilik yükü zevkine engel olarak görmeye başladığında "evlilik ve çocuk" hayat gayem olan zevkime engeldir" derler. Ayrılırlar hayatının diğer kalan kısmında ise günü birlik ilişkilerle yaşamaya çalışırlar. Yalnız kalırlar bu nedenle de hayatları yalnızlık bunalımıyla geçer ve bunalımıyla kalır, sonuçta çok mutsuz olur..Bu tür sendrom bizim Antalya sahili gibi sahil olan California da yaşandığı için bunu bulan araştırmacı bu ismi koymuştur. Şunu da unutmayalım bencillikle, hedonizm, merhametsizlikle birleşince bu insandan en zalim insan çıkar. Lafta en merhametli gibi edebiyat verir uygulamada ise zalimlik yapar. Değerler eğitimi verilmez değer içerikli eğitim verilmelidir. Roman imparatorluğunun da en kuvvetli zamanında yıkıldığını unutmayalım. Hedonist anlayışıyla Romada aile bozuldu ve olanlar oldu. Günümüzde de humanizmle hedonizmle kendi konforunu düşünen insanlar aileye vb. hiç önem vermez hale geliyorlar. Çünkü hep sen önemlisin eş, aile vb. hiç bir şey önemli değil deniyor.Ve insanların bencilliğinden, egosundan evlerde kimseye yer kalmıyor. Bu bencil yapı ise yalnızlığı getiriyor.

  13. Yorgun gözle at, bekar gözle avrat alma:) (Türk atasözü).

        Erkekler, düşünceye duygu katmayı geç ve güç başarıyorlar.

        Erkek evi sığınak gibi görmek ister. İşten gelen erkeğe kadın hemen "Zaten şu makinada bozuldu. Sen hala tamir etmedin. Çocularda durmadı sabahtan beri beni mahvetti. vb. " kafa yorarak karşılamamalı. O da sesini yükseltip "Zaten işten geç geldim vb." başlayınca o gün mahvolur. Ya da eve gelen ve dağınıklığı gören bir erkek "bu ne dağınıklık" vb. diyeceğine ben dilini kullanarak "dağınık ortam beni rahatsız ediyor, ya da düzensizlik beni mutsuz ediyor. Hadi toplayalım" şeklinde tepki verirse bir işbirliğine de girerse o ortam ve evlilik kuvvetleşir.

  14. Evlilikte ben onu neden istiyorm. Eğer bir kişi o güzel olsun , karakterinden hoşlanması tercih meselesi olması dışında parası vb. yanında kendi egosunu tatmin ve vitrin olarak istiyorsa ve ona aşıksa bu bencilce bir istemedir. Ve o özellik gittiği zaman ayrılık gelir. Yani aşıklık değil bencilliktir. Örneğin güzelliğine alıştığında

  15. Aşk (Beyinde aşk ile extaci aynı etkiyi yapıyor. Zevk açısından farklı değil. Birisinde nesnesel bir durum var öbüründe yok.) Aşk hormon dengesizliği geçici olmayıp sürekli devam etse insanın ölümüne bile neden olabilir. Ömrü 25 seneye kadar düşer:)) Yani bünyesi dayanmaz. Onun için bir çok düşünür islam alimleri bile aşk halini hastalık olarak kabul etmiştir. Korkunun aşırısı paranoya ise, sevginin aşırısı da aşktır. İnsanın kendi hayatını koruması ve tehlikeye atmaması için korku iyidir, gereklidir. Ama paranoya kötülüdür. Hayatınızı zehir ve işkence eder. Akılla yönetilen korku iyi ve faydalı olduğu gibi akılla yönetilen aşk ve sevgi iyidir. Aşk ise akıl yönetiminde sevgiye dönmeli. Aşk halinde evlenme tehlikelidir. Ve aşk etkisiyle evlenenlerin yüzde doksanından fazlası ayrılıkla biter. Çünkü aşk kusur göstermez. Birine aşık olduğunda yemek yerken ağzını şapırdatması sana en tatlı hal gelirken, altı ay sonra onun o hareketinden nefret edersin. Belki sofradan kalkıp gitmek istersin. Aşk aklı ve kalbi devre dışı bırakıyor. AŞIK OLDUĞUN KİŞİYLE EVLEN AMA KESİNLİKLE AŞIKKEN DEĞİL. Yoksa sonu ayrılıktır. Zaten en uzun aşk altı ay ya da sekiz ay sürüyor. Nadiren yıllar süren var. Hatta on yıl, o da kavuşamayanlar için..Nişanlılık dönemi de en az sekiz ay olarak bunun için gerekli. Aklı ve mantığı devreden çıkaran aşkın hormonların dengelenmesini bekleyin. Aşık insan aldatmaz fakat..

Aşk hastalık hem de ilaç. İlginç bir şey. Hem dert hem şifa. Aşkta beyin asit özellikli kimyasallarla, alkali haz özellikli huzur verici kimyasal da üretebilir. Bir insan aşkı doğru yorumlarsa, aşkla ilişkisini doğru oluşturursa insana zevk verir, huzur verir, tersi olarak yorumlarsa ve içinde kin, öfke, kıskançlık vebenzeri duygularda girerse insana zehir olur, tansiyonu yükseltir, nabzı yükseltir. Diğerinde ise uçmaya vesile ve hayattan keyif almaya sebep olur. Beyin o bölgesindeki aşırı takılma günümüzde tedavi edilebiliyor ve bu sayede normale dönüyor. Beyinde aşkla bağlanma hormonuda salgılanır. Aşk iyi ilişki ve işbirliği kurma durumuyla devam ediyor. Ayrılık olmuyor. Olay hormonlarla bağlanma hormonuyla kontrol edilebilmeli. Aşka düşersin ama akılla kontrol edilmelidir, aşkla birlikte yaşanmayı öğrenmek zorundayız. Böyle olursa kabul edilebilir, sürdürülebilir ve sağlığımızda korunur. Çünkü aşk temel duygulardan biridir. Aşk duygusu sermayedir ve bu sermaye iyi geliştirilip, akılla yönetilirse harika bir olay olur. Sadece akılla hayat olmaz, ya da sadece duyguyla..akılla duygunun birlikte gitmesi gerekir. Duygu o an hoşuna gidiyor ama orta ve uzun vadede iyi gitmeyebiliyor. Yani denge önemli..yüzümüzde en önemli oragan göz ama önemli diye gözü büyütmeye kalkarsanız yakışıklılığı ortadan kalkar..Aşk da çok önemli ama büyütmeye kalkarsanız aynı sorunu yaşarsınız hayatınızda..Akılla duygunun birlikte gitmesi gerekir. Aşkta rol paylaşımı vardır. Sevdiği kişiyle insan bir araya gelirken 4m 1 y. Mutfak, muhabbet, meslek, yatak odası gibi. İlişkilerde paylaşımı dengeli yapılmalı. Sadece bir tanesi göz gibi büyütülmemeli..Evlikik sonrası kadın sadece anneliğe takılırsa olmaz. Yada erkek sadece iş hayatına takılırsa o da olmaz. Aşk bütün rollerde orantılı olmalıki aşk ve evlilik dengeli devam etsin.. İlişkilerde Aşk sermeyesine iyi eğitip, iyi geliştirebilirse hayatına enerji katabilir. Aşkın ölçebiliyor bilim artık beyinde..Aşkın üç ayağı arzu, sevgi, bağlanma. Üçünü bir arada götürebilmemiz gerektir. İyi yatırım, akılcı yatırım yapılırsa hayatta insana kuvvet veren hale gelir.

16. Bediüzzaman’ın Münazarat’ında öğrendiğimize göre, “cerbezenin tavr-ı acîbi, zaman ve mekânda müteferrik şeyleri” toplaması, onları bir yapmasıdır. Bu iki uçta gelişir. Bir uçta, cerbezeyle, “bir seyyieyi sümbüllendirerek hasenata galip etmektir.” Bunun neticesi vahimdir: “Hem de büyük işlerde yalnız kusurları gören, cerbezelik ile aldanır veya aldatır.”
Bediüzzaman, cerbezenin diğer ucuna aşkı misal olarak koyar ve cerbezeyi, “envaıyla garâibin makinesi” olarak görür. “Cerbeze-âlûd bir âşıkın nazarında umum kâinat birbirine muhabbetle müncezip ve rakkasâne hareket ediyor ve gülüşüyor.”
    Aynı metinde sözü edilen bahçe analojisi üzerinden gidersek; elinde sepet bahçeye giren cerbezecinin biri bahçenin ağaçlarındaki çarık çürük meyveleri toplar, sepeti önümüze koyar ve işte der, bahçenin mahsulü bu sepettekiler. Bu bahçeye yapılan haksızlığın dik alasıdır.

Aşkta ise insan bunun tam tersini yapar. Bahçedeki sadece en güzel ürünleri görür toplar, kötüleri ise tevil eder, bahçeye vermez. Nasılki bir insanın sadece kötü tarafına bakarsanız ondan kötüsü olmaz. Ya da sadece iyi tarafına bakarsanız ondan iyisi olmaz. Bir insanın bir ömür boyu tükürüğünü toplasanız içinde boğulacağı gibi..Cerbezenin yaptığı budur. Bunun için insan değerlendirilirken aynı ahiretteki değerlendirme mantığı gibi iyiliğin ve kötülüğün ağırlığına göre yani hangisi baskınsa ona göre değerlendirilmelidir. Bazen olur ki bir iyi huy onlarca kötü huyu bastırabilir, dürüstlük, kötü gün dostum olma vb. Bazen omuz bir batman yükü kaldırır ama göz bir tozu bile kaldırmaz..

Evliliklerde ve ikili ilişkilerde bilerek ya da bilmeyerek yapılan hatalı davranışlar kimi zaman telafisi olmayan sonuçlara yol açabiliyor…

İkili ilişkilerde ve evliliklerdeki bazı tutum ve hataların her iki tarafa da zarar verebileceğini belirten Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bir ilişki siz istemedikçe asla sona ermez ancak ilişkideki bazı hatalı tutumlar haklı olan eşleri haksız duruma düşürebilir” dedi. Prof. Dr. Tarhan, bu hataları sıralayarak önemli tavsiyelerde bulundu…

Misilleme yapmak

İnsandaki doğal dürtülerden biri olan öç alma hissi, aldatan tarafa acı çektirmek için yasak ilişkiye götürebilir kişiyi. İnsan bazen de bunu eşine istenilebilir ve beğenilebilir olduğunu ispatlamak ya da kıskanmasını sağlamak için yapabilir. Fakat sonuç her zaman yıkımla sonuçlanır. Sallantıda olan evlilik bitecektir.

Duyguları bastırmak

İnsanın kendini denetlemesi iyidir ama bu duygularını ifade etmemesi anlamına gelmez. Kişi hislerini mutlaka doğru yöntemlerle açığa vurmalıdır. Kavga dili, karşı tarafı savunmaya iter. O sebeple karşı tarafın vicdanını rahatsız edecek anlatımlardan kaçınmak gerekir.

İşlenen suçu sopa gibi kullanmak

Bazı insanlar sevdiklerinin hata yapmasından hoşlanırlar. Bu tipler yapılan yanlışı sevdikleri insanı denetlemek için sopa gibi kullanır. Ancak korkunun egemen olduğu bir ilişki sevgiyi yıpratır ve iki tarafı da mutsuz eder. Başkasının hatası yüzünden kalbi kırılan kimse ‘sen dili’ ile değil, ‘ben dili’ ile konuşmayı başarmalıdır.

Kendine güveni kaybetmek

Hadiselerin çözümünde meseleleri ayrıştırabilmek çok önemlidir. Ancak problemleri doğru analiz edebilen bir kişi, ‘Benim hatam varsa bile böyle davranması gerekmezdi’ diyerek kendine olan güvenini muhafaza edebilir. Şu iyi bilinmelidir ki insanın kendisine değer vermesi ayrı, özeleştiri yapması ayrıdır. Bir insan kendine özgüveni kaybına uğramadan hatalarını sorgulayıp değişmenin yolunu bulabilir.

Ayrıntılara dalmak

Hataların üzerine toprak örtmeyi başarabilmek zor ama mutlu bir hayat için gereklidir. Hatasını kabul eden bir insana ise sürekli detaylı bir şekilde hesap sormak onu aşağılayacak, muhtemelen kaçınmaya veya kavga diline sebebiyet verecektir. (alıntı galiba sözcü gazetesinden )

***

SORUNLU/SORUMLU EVLİLİK(6)


1)Hayatımıza renk ve süs katan hobilerimizin olması, evliliği daha bir mutlu kılar.


2)Yalnız öncelikleri ihmal edip, hobileri gereğinden fazla önemsemek, beyin enerjisinin boşa harcanması demektir.


3)Evlilikte kadının evdeki rolü küçümsendiğinde iyi nesiller yetiştirme de küçümsenmiş olur.


4)Kızı Fatıma’ya “sen Ali’nin cariyesi ol ki Ali de senin kölen olsun” diyor Peygamberimiz…


5)Belki de eşler arasında yaşanan büyük problemlerin çözümüdür bu Nebevi öğüt…


6)Evlilikte üç aşama vardır:
a)Romantik duygularla beslenen başlangıç aşaması…
b)Kişilik ve güç mücadelesinin olduğu dönem ki, bu dönemde iki taraf da birbirini tanıyacak ve akıllı çözümler üretecektir…
c)Bağlılık dönemidir…


7)Eşler akıllı veya şanslı iseler üçüncü dönem olan bağlılık aşamasına geçerler…


8)Evlilikte aşkın devam etmesi, iyi ilişki kurmaya bağlıdır.


9)Bunun için aşk iyi ilişkinin sebebi değil, sonucudur…


10)Evliliklerinde mutlu olmayan eşler, karşı tarafın gizli kalmış farklarını anladığında sevgi ve iyi niyetin de yardımıyla sorunlarını kolaylıkla çözme imkânını da bulmuş olacaklardır.


11)Elli yıl aynı yastığa baş koyduktan sonra birbirlerinin yeni huylarını keşfettiklerini söyleyen pek çok çifte rastlanabilmektedir. (İstifade edilen kaynak: Kadın Psikolojisi Prof. Dr. Nevzat Tarhan) (29/11/2016 Hasan ÜNAL)

43.1

43.2

Yapmak zordur yıkmak kolaydır. Bir kişi bu binayı bir dinamitle yıkabilir ya da bir bombayla ya da bir balyoz eline alsa binayı tek başına bina olmaktan çıkarır yıkar gider. Fakat yap dediğinde yapamaz. Bir insanı öldürmek için bir aort damarını kesmeniz yeterli, ya da bir darbe ama yap deyince binlerce sistemi gerek ya da imkansız vb. Onun için “tahrip kolaydır” şeklinde bir söz vardır. Ayrıca yapmak zor olduğundan yıkmak kolay olduğundan aşağılık zayıf insanlar hep yıkma yoluna giderler. Teröristler, kötü insanlar gibi. Ayrıca bazı anarşist fikirlileri kendi sistemlerine bile koysanız memnun olmazlar.

43.3 insan hakkında bir analiz sentez

- İnsandaki akıl, geçmişi düşünür. Geçmişte, her  insanın gördüğü binler lezzet vardı ve şu anda kaybolmuş. Zeval-i lzzet elem olduğu için insan akıl vasıtasıyla o lezzetlerin yokluğunu düşünüp üzülür.
Ahirete iman olduğu zaman, o kaybolan lezzetlerden bin kat daha fazla lezzetlerin cennette bulunduğuna inandığı için bu üzüntüsü gider.
- Her insanın başından bir sürü elem ve musibetler geçmiştir. İnsan akıl vasıtasıyla bu acıları düşünür ve üzülür.
Ahirette iman şuuru, bu acıların bir sevabı, bir karşılığı var der, o kederleri lezzete çevirir.
- Her insanın anası- babası, kardeşi, evladı veya benzeri çok sevdiği bazı kimselerin ölmesi, insanda çok ağır şoklar ve ebedi ayrılıktan kaynaklanan müthiş travmalar meydana getirir. İmansızlık cihetiyle geçmişi bir mezar-ı ekber görür ve sürekli üzülür.
Ahirete iman şuuru, böyle ebedi bir ayrılığın olmadığını, birkaç gün sonra o çok sevdiği kimselerle yine karşılaşacağı ve beraber olacağını hatırlattığı için bütün üzüntüleri lezzetlere çevirir.
- Bu pencereden meseleye baktığımızda detaylara dair daha pek çok misali düşünebiliriz.
- Hayvan, sadece bulunduğu andan ibarettir. Geçmiş ve gelecek diye bir durum söz konusu değildir. Bu nedenle, geçmişin üzüntüsünü ve geleceğin de kaygısını taşımaz, lezzetini tam alır. Hatta asker bölüğümüzde bir kurbanlık hayvan alınmıştı. Ve maalesef askerler onu doyumayı yani yem ve ot vermeyi unutmuşlardı. Kurban kesmek için yatırdıklarında kurtuldu ve tamamen kaçacağına hemen yakınımızdaki yeşilliğe dalarak otlamaya başladı. Ayrıca bir yanda kurban kesimi yapılırken diğer yanda otlamaya devam eden koyunları görürsünüz.
Ama insanın aklı ve duyguları olduğu ve çok geliştiği için, hem mazi ve hem de gelecek, onu çok meşgul eder. Hayvan gibi duyarsız olmak istese de başarılı olamaz. Duyarsız olmak için tek çare sarhoşluk ve eğlencelerdir. Bu ise geçici bir unutkanlığı sağlar. Uyandıktan sonra, daha şiddetli bir şekilde ızdırap çeker. Ağzını sonuna kadar açmış olan kabri unutmak istese de unutamaz.
Zira insan istikbalini düşünen bir varlıktır. Gerçek ve daimi istikbal ise kabir sonrasıdır. Fakat hazırlığı olmayan insanlar için kabir bir ejderha ağzı olarak ona dehşet veriyor.
Dolayısı ile insan istese de hayvan gibi rahat ve duyarsız olamaz. Zira geçmiş ve geleceğe gidip gelen bir aklı ve etkilenen duyguları vardır.

 

 

 

 

44.

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan uzun ve mutlu evliliğin 13 kuralını söyledi. Son Sığınak Aile kitabında konuyu ele alan Tarhan, 15 yıllık evli olan ve evliliklerini en az prob­lemle sürdüren 100 ailenin mutluluk sırlarını şu şekilde ifade ediyor.

 

-45-

Nasıl yaşarsa insan hasta olmazın, mutlu olurun üzerinde durmamız lazım. Koruyucu ruh sağlığı ve mutlu olmanın önemi. Mutlu olmak için insanın önce iyi insan olmak gerek. Mutlu olmak öğrenilebilinir. Mutlu ise depresyona da girmez insan. İyi insan olmadıkça iyi gazeteci, öğretmen, vb. olamazsını. Milli eğtimde iyi insan olmayı öğretemiyoruz. Nasıl mutlu olur derken bencil çocukta yetiştiriliyor. Bencil çocuk sadece o an için mutlu olur. Uzun süreçte ise mutsuz olur. Rastgele iyimserlikle olunamaz mutluluk. Bir bahçeye bakarsanız bahçe olur. Bakmazsanız "bakarsan bağ bakmazsan dağ olur" demiş atalarımız. Zaten bir şeyi olduğu gibi bırakınca kötüye gider iyiye gitmez. Temkinli, akılcı iyimserlik mutluluk olmalı. Mutluluk anı yaşa mantığıyla olamaz. Uğrunda yaşayacak bir idealinin olması da mutluluk içerisindedir. O an için çile çektirse de uzun vadede mutluluk getirir. O kimseler kendiyle barışık, başı dik olurlar. İş hayatının sağlıklı olmasını sağlıyor. Ruh sağlığı durum değil devam edilmesi gereken süreçtir. Yatırım yapılması gerekir. Sürdürülmesi gerekir. Bu ruh sağlığı düzgün bireyler insanları ve toplumu bulaşıcı olduğundan mutluluğu yayar.

***

Evet vesvese musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner.

► Ona büyük nazarıyla baksan büyür, küçük görsen küçülür.

► Korksan ağırlaşır, hasta eder. Korkmazsan hafif olur, gizli kalır.

► Mahiyetini bilmezsen devam eder,yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider.

► Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki; cehalet onu davet eder, ilim onu yok eder.

► Tanımazsan gelir, tanırsan gider.

***

ENDİŞE BİTTİĞİNDE SAĞLIK BİR ANDA DÜZELİR Eğer sürekli hastalık yada nefret, kızgınlık ve olumsuzluk düşünceleri taşırsanız, bedeniniz bu düşünceleri fiziksel boyuta dönüştürecektir. Endişe, nefretten sonra insanın kendisine ölümcül zarar verdiği en kötü zihin aktivitesidir… Endişe, nefret, korku, anksiyete, acı çekme, sabırsızlık, hırs, tamah, anlayışsızlık, yargılama ve suçlama gibi ürünleriyle birlikte bedene, hücresel boyutta saldırır. Bu koşullarda sağlıklı bedene sahip olmak imkansızdır. Endişenin hiçbir anlamı, amacı yoktur. Ziyan edilmiş mental enerjidir. Endişe aynı zamanda bedene müthiş zarar veren biyokimyasal reaksiyona sebeptir.Hazımsızlıktan, kalp krizine kadar her türlü hastalığa neden olur. ENDİŞE BİTTİĞİNDE SAĞLIK BİR ANDA DÜZELİR… Neale Donald Walsch  Endişenin ortadan kalmasında tahkiki imanın rolü büyüktür.

***

""Yarın, öbür gün aç olacağım, susuz olacağım" diye bugün mütemadiyen su içmek, ekmek yemek ne kadar ahmakçasına bir divaneliktir. Öyle de, gelecek günlerdeki, şimdi adem olan musibet ve hastalıkları düşünüp, şimdiden onlardan müteellim olmak, sabırsızlık göstermek, hiçbir mecburiyet olmadan kendi kendine zulmetmek öyle bir belâhettir ki, hakkında şefkat ve merhamet liyakatini selb ediyor. Elhasıl, nasıl şükür nimeti ziyadeleştiriyor; öyle de, şekvâ musibeti ziyadeleştirir. Hem merhamete liyakati selb eder. "
Lem'alar ~2. Lem'a
 

***

Hayat, harekâtla kemalâtını bulur; beliyyat(belalar, dertler) vasıtasıyla terakki eder. 
Mektubat - 45

***


Aristo bile kral Artur gibi öğrencileri olmasına rağmen onlar dan ve yeni nesilden şikayet çi olmuş
Yani ilk çağ tabletlerinde bile kaynana gelin kavgaları olduğu gibi yeni nesilden şikayet etme de var. Yani kuşak çatışması her devirde olmuş.
 

 

46.

İslam dünyasını ortaçağda bırakan nedenler:

1.Cehalet:

2.Zaruret:

3.İhtilaf:

4. Şahsi menfaatini genelin menfaatine tercih etme. Ortak menfaatlerde birleşememe hastalığı.:

5. Bireyi yok eden cemaatleşme anlayışları. Yüzyılların hatası. :

Alemi islamı orta çağda bırakan nedenler a) Yeis, ümitsizliğin içimizde dirilmesi, yeşermesi, diktatörlük ve diktatörler, yönetime katılamayan halkta müthiş bir yeis yani ümitsizlik gelişir, bu da genel gelişime, ve ilerlemeye engeldir b) adaveti ve düşmanlığı sevmek c) Müslümanları birbirine bağlayan nurani rabıtaları bilmemek   d) nemelazım istibdatın yadigarıdır  e) bulaşıcı hastalıklar gibi yayılan istibdat, baskıcı rejimler: Baskıcı rejim altında aynı avrupanın skolastik düşünce zamanları gibidir. İnsanlar sadece durumu muhafazaya kalkar ve zaruri ihtiyaçlarına-yeme, içme, ev, mevcudu korumaya- odaklanır. Yani yatırım yapıp gelişmeye önem vermez. Ülkemizde bile 1920 den 1950 ye kadarda diktatörlük vardı. Fakat Türkiye geleneksel olarak istişare ile yönetildiğinden diğer İslam ülkelerinden daha karlı ve ileride. Demokratik danışma anlayışı Osmanlıdan beri olmuştur. Danışmanları hep olmuştur. f) menfaati şahsiyesine himmetini hasretmesi, eskiden infak vardı şimdi bakın halimize sadaka bile veremeyen bir haldeyiz. Ayrıca yanlış tevekkül anlayışı ile bir lokma bir hırka anlayışı ile yatırım şevkinde olanların şevkinide kırdılar. Halbuki dünyayı kalbe değil cebe koyduğumuzda dünyaya çok ihtiyaç vardı..

 

***

Tarih hep güçlüler tarafından yazılmıştır.
Güçlü olanlar tarafından yazılan tarih her zaman yenilenin anlamını kıymetsizleşmiştir.
Bir Afrika atasözünde söylendiği gibi "Aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar; av hikayeleri hep avcıları övecektir".
Av hikayelerinin avcıları övmesi yeterli değil, söylenenlere inanmak için aslanları hiç görmemiş olmak gerekir.

 

47

Avrupa'yı ilerleten nedenler:

1. Demir vb. madenlerin üzerinde oluşu, bol oluşu. Coğrafi keşifler, burujuvanın bilmi, ilim adamlarını kiliseye inat desteklemesi ve aydınlanma çağı..matbaa vb. 

2. Bağırsaklar gibi nehirlerinin ulaşımda son derece ucuz olarak kullanılabilmesi, bizim asyada ki ev anadolumuzdaki ulaşıma elverişli değil, avrupadaki missipi ve benzerlerinde ise feribotlar işliyor her türlü ulaşımda kullanılıyor. Bu da gelişimi hızlandırıyor.

3. Avrupa insanı soğuk iklim insanı, bir şeyden hemen etkilenmiyor, soğukkanlı insanlar. Bir şeyi hemen kabul edip heyecanla etki altında kalıp balıklama dalmıyorlar. Bizim akdeniz ve asya insanları ise sıcakkanlı insanlar. Hemen aceleci, duyguları hemen uyanır zirveye çıkar, ve hemen iner zirvede, bir şeyi hemen alır hemen verirler. Hemen heyecan ve duygusallıkla alır, doyar bırakır. Avrupa insanı çoğu zaman güneş görmeyen, bulutlu kapalı bir iklimin etkisiyle soğukkanlıdır. Teknoloji ve gelişmeyi geç aldı, kolay kolay bırakmadı.

4. Ortaçağda ve Yeniçağda müslümanlar hür fikirliydi, araştırmacıydı. Fatihin fermanlarından tutun Kanuninin fermanlarına bile alimler ters düşebilir, farklı fikirler beyan ederlerde. Şimdi ise her kesim aklını kendi ideolojisine ve taraftarlığına bıraktı. Eleştiri olayı kalmadı, tarafmısın değilmisin mantığına bürünüldü. Bu nedenle ortaçağda ve yeniçağda bilim gelişmeleri ve buluşları İslam dünyasındaydı. Bilimin temeli olan bu eserler ise özellikle papazlar tarafından da başta İtalyancaya çevrilerek, avrupada rönesansın temeli oldu. Sonra dinde reform ile aydınlanma çağı başladı.

    Dünyadaki gibi Türkiye de de aydınlanmanın yolu dinden geçtiğine inanıyorum. Martin Luter gibi yani avrupadaki Rönesans reform hareketlerini yapanlar yine din adamlarıydı. Yani düzelme dinden başladı.

Batı ise skolastik düşünce(kilise ve papa ne diyorsa doğrudur) içindeydi. Haçlı seferlerinden sonra kağıt, barut  ile beraber pusulada avrupaya geçti. Ayrıca söyledikleri doğru çıkmayan papa ve kiliseye olan teslimiyet artık kalmadı. Pusula sayesinde ve sağlam gemiler sayesinde coğrafi keşiflerle yeni kıtalar eski dünya ülkeleri dışında keşfedildi. Sonra sırasıyla rönesans, reform, aydınlanma çağı, ve ingiltere başta olarak sanayi inkılabı..Daha sonrasında sanayi inkılabı için gerekli hammadde ve enerji yarışı bu yeni keşfedilen ve zayıf olan afrikayı sömürmeye sebep olmakla kalmadı, I. Dünya savaşına neden oldu, daha sonra tekrar toparlanan Almanya II. Dünya savaşını başlattı. I. Dünya savaşında toprakları petrol kaynakları içinde olan Osmanlı İmpratorluğu ise sömürülmek için parçalanmak zorundaydı. İşçi sınıfı ile sermaye sınıfı arasındaki mücadele ise bu çorbaya tuz oldu. Özetle taraf olmayan ve aklını ideolojilere teslim etmeyen dolayısıyla hür akıllı ve fikirli olanlar ilerler. Skolastik düşünceden çıkmaları nedeniyle ilerlediler. Biz ise çok değişik bir skolastik düşünce bataklığına girdik. Sadece taraflıkla, muhafızlıkla kavga ürettik. Merkeze demokrasi, insan hakları ve hukuğu koymadık. Bu da bizi gerileten daha durumunu bile tespit edemeyen sadece kendini beğenen, geçmişiyle hava atan bir hale soktu.

5. İnsanları müslümanların olması gereken sıfatlarla donandı. Çalışmak dürüstlük vb. Bunda Endülüs Emevilerinden aldıkları daha sonraları katolik ahlaka karşı protestan Martin Luther ile islam ahlakıyla, ticaret ahlakıyla yani doğru sıfatlarla donandığı için mutlu ve başarılı. Burada ateist sıfatlar ile dindar sıfatları kıyaslamak lazım. Kişi ateist bile olsa dindar sıfatlarla donanmışsa başarılı ve mutlu, dindar olsa bile dinsiz ve ahlaksız sıfatlarla donanmışsa başarısız ve mutsuzdur. Şu an bazı kişileri dinsiz bile olsa dindar sıfatlarla dolular. Çalışkanlık, işini dürüst yapma vb. Fakat on sene sonraları ne olur bu gidişle bilinmez..Batı bir çok değerleri bizden almış ama referans göstermemiş. Mehmet Akif Üstadın deyişiyle "İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi" oldu. Bu da kanun olarak onları  ilerletti bizi geriletti. Şunun gibi bir müslüman da kafir de kendini gökdelenden atsa ölür. Bu Allahın yaratılış kanunudur. Çalışan ve işini sağlam yapan insan kafir de olsa müslüman olsa kazanır. Biz bin yıldır yanlış tevekkül anlayışıyla tembellikle geriledik. Bir lokma bir hırka anlayışıyla dünyaya çalışma şevkini de kıranlar oldu. Oysa ki dünya kalbe olmasa da cebe mutlaka konulmalıydı. Onlar ise İslamın evrensel değerlerine tabi olarak "çalışkan, dürüst vb." ilerledi.    

Dostlar dinsizin her hali dinsizce olmadığı gibi dindarında her hali dindarca olmuyor. meselenin birinci maddesi bundan ibaret.. Bozulmamış fıtrat(yaratılış) yalan söylemez. Dinsizler bile ahlak kurallarına bazen bir dindardan fazla sahip çıkarlar. Yani Yaratan o dengeyi sevkiyle yöneltmesiyle sağlamıştır.

TEVEKKÜL

YANİ İNSAN TEVEKKÜL ETTİKÇE HAKİKİ İNSAN YÜKSEKLERİN YÜKSEĞİNE ÇIKAR ETMEDİKÇE İSE AŞAĞILARIN AŞAĞISINA DÜŞER

            Üçüncü Nokta: İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın ağırlıklarından kurtulabilir. "Tevekkeltü alallah" “Allah’a tevekkül ettim” der, hayat gemisinde tam bir güvenle olayların dağ gibi dalgaları içinde gezer. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak' ın (mutlak  kudret sahibi yaratıcının) kudret eline emanet eder, rahatla dünyadan geçer, kabirde dinlenir, istirahat eder. Sonra sonsuz saadete girmek için Cennet'e uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i safilîne(aşağıların aşağısına) çeker. Demek iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül iki cihan saadetini gerektirir, iktiza eder. Fakat yanlış anlama. Tevekkül, (1)sebepleri bütün bütün reddetmek değildir. Belki(aksine, kesinlikle) (2)sebepleri kudret elinin perdesi bilip uyarak; (3)sebeplere teşebbüs ise, bir çeşit fiili dua olarak düşünüp kabul ederek; (4)sonuçları, neticeyi, meyveyi yalnız Cenab-ı Hak'tan istemek ve neticeleri ondan bilmek ve ona minnettar olmaktan ibarettir.

Peygamber efendimiz bile savaşa giderken en iyi planı uyguluyor çift zırh giyiyordu. Diğer hayat kuralları sırasında fiili olarak yapılması gereken her kurala en iyisiyle uyuyordu. Hastalanınca doktora gidiyordu. Yani ben peygamberim demiyordu. Öyle dese Allahın evrene koyduğu kuralları beğenmemek hükmüne geçer. Bir müslümanda apartmandan kendisini atsa düşer, kafirde..Yani Allahın yer çekimi kanunu herkesi kapsar. Tekvini yani yaratılış kanunlarına insan uymak zorundadır. Bu vb. yaratanın kanunlarıdır. Cezası karşılığı hemendir. Bir de kelamdan gelen namaz vb. kanunlar ise cezası daha çok ahirettedir. Mesela bir çiftçinin en iyi tohumu alması, en iyi yollarla toprağa yerleştirmesi, sulaması, ilaçlaması, gübrelemesi yani sebep olarak en iyi sebeplere müracaat etmesi de tevekkül tanımının içine girmektedir. Eğer bunlara uymazsa tevekkül etmiyor demektir. Burandan tevekkül yukarıda işaretlenen dört maddenin birleşmesiyle olur. Yani fiili dua esastır. Kavli dua ise ayrıca bir ibadettir. Her ikisi birden yapılmalı.

            Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri, şu hikâyeye benzer:

            Vaktiyle iki adam hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir gemiye bir bilet alıp girdiler. Birisi girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup nezaret eder. Diğeri hem ahmak, hem gururlu olduğundan yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." O dedi: "Yok, ben bırakmayacağım. Belki kaybolur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhafaza edeceğim." Yine ona denildi: "Bizi ve sizi kaldıran şu önemli sultanın gemisi daha kuvvetlidir. Daha fazla iyi korur. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın gittikçe ağırlaşan şu yüklere dayanamayacak. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse, ya delidir diye seni kovacak. Ya haindir, gemimizi suçluyor, bizimle alay ediyor, hapis edilsin, diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünki dikkat edenlerin bakışlarında, zayıflığı gösteren büyük görünmen ile, aczi gösteren gururun ile, riyayı(gösterişi) ve zilleti gösteren yapmacık hareketin ile kendini halka alay konusu yaptın. Herkes sana gülüyor." denildikten sonra o bîçarenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. "Oh!.. Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum." dedi.

            İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her olayın karşısında titremekten ve hodfüruşluktan(bencil ve kendini beğenmeden) ve maskaralıktan ve ahiret şikayetinden ve dünya ağırlığının hapsinden kurtulasın.

 

6. Batı zenginleştikten sonra şu an tembelleşti. Prensip ve dinden aldıkları ahlakını kaybetmeye başladı. İnsanlar kof gösterişli durumda ama tembel. İçi çürümüş heybetli bir ağaçın herhangi bir fırtınaya gelemeyeceği, dayanamayacağı gibi..Dini prensiplerin etkisi altındaki ateist gurubun zamanla temelini kaybetmeye başlamasının neticesi daha yeni yeni gözükecek. Ateizmin etkileri yirmi beş sene sonra gözükmeye başlayacak. Örneğin:

7.

 Bilim kimsenin babasının malı değildir. Her hangi bir dinin, milletin ya da zümrenin değildir. Ortaçağda ve yeni çağ da Müslümanlar da olan bayrak daha sonraları batıya geçmiş, daha sonra ise tekrar doğuya japanyoya, ya da çine vb. yere geçmiştir mesela. İnsanlar on binlerce yılın bir birikimiyle bugünkü medeniyete, bilimsel buluşlara geçmiştir. İnsanlar sizin anlayışınızla zamanla herkes belli bir şey katarak ileriye götürmüştür. Bu nedenle hiçbir din zümre ya da İslam vb. gericiliğe sebep oldu denilemez.

İnanan insan inanmayan insandan daha iyi duyuyor, görüyor denilemeyeceği gibi inanan insanlar inanmayandan daha ahlaklıdır denilemeyebilir. Allah varsa ahlakın anlamı vardır denilebilinir. Bir insan ahlaklıyım diye Allaha inanmama hakkına sahip midir? Ahlaklıyım diye elbette o sorumluluklardan kurtulamaz. Aynı kural insanlara iyilik yaptım diyenler içinde geçerlidir. Bir inek sabahtan akşama kadar kafasını hiç yerden kaldırmadan otlar ve insanlara süt üretir. Bu nedenle cennetin baş köşesi benimdir demez. Eğer insanlara iyilik ve hizmetim geçtiği için cennetin baş köşesine geçmeliyiz dersek baş köşede inekler olmalı mesela..Aynen bunun gibi elektiriği bulan Edison elektiriği bulması ve insanlara büyük hizmeti nedeniyle elbette ahrette bir mertebesi cehennem içinde de olsa olacaktır. Cünkü cehennem bile mertebe mertebe. Ayrıca Allah isterse Cehennem içinde bir cennet, cennet içinde bir cehennem de yaratabilir. Hikmetinden sual olunmaz derler eskimezler:))

Müslüman Bilim Adamları

1. Akşemseddin: Pasteur ’dan 400 sene önce mikrobu bulmuştur (Zaten pasteur da mikrobu bulunca müslüman olmuştur.)

2. Ali Kuşçu: Büyük astronomi bilgini. İlk defa ayın şekillerini anlatan kitabı yazmıştır.

3. Ebul-Vefa: Trigonometri’de tanjant,cotanjant,sekant,kosekant ’ı bulan büyük alimdir

4.Biruni: İlk defa dünyanın döndüğünü ispat etmiştir.

5. Ebu Kamil Şü’ca: Avrupaya matematiği öğretmiştir.

6. Ebu Ma’şer: Med-Cezir (Gel-Git) olayını ilk o bulmuştur.

7. Battani: Dünyanın en büyük kaşifidir. Trigonometrinin kaşifidir

8. Cabir Bin Hayyan: Atom bombası fikrinin babası ve kimya biliminin atası büyük alim

9. Cezeri: 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babasıdır

10. Demiri: Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazmıştır.

11. Farabi: Ses olayını ilk defa fiziki yönden açıklamıştır.Sesin fiziki izahını ilk defa o yapmıştır

12. Gıyasüddin Cemşid: Matematikte ondalık kesir sistemini ilk o bulmuştur.

13. İbn Cessar: Cüzzamın sebebini ve tedavisini 900 sene önce açıklamıştır

14. İbn Hatip: Vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklamıştır

15. İbn Firnas: Wright kardeşlerden bin sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştirdi.

16. İbn Karaka: 900 sene önce harika bir torna tezgahı yapmıştır

17. İbni türk: Cebirin temelini atan bilginlerdendir

18. İdrisi: Yedi asır önce bugünkü ne çok benzeyen dünya haritası çizmiştir

19. İbni Sina: Eserleri Avrupa üniversitesinde 600 sene ders kitabı olarak okutmuştur. Tıbbın babasıdır. AVRUPA ya göre adı AVICENNA’dır.

20. Kadızade Rumi: yaşadığı asrın en büyük matematik ve astronomi bilginidir. Fizik kurallarını astronomiye uyarlamıştır

21. Kambur Vesim: verem mikrobunu R.Koch’tan 150 sene önce keşfetmiştir

22. İbnünnefis: avrupalılardan üç asır önce küçük kan dolaşımını keşfetmiştir

23. Piri Reis: 400 sene önce bugünküne en yakın dünya haritasını çizmiştir.

24.Ömer hayyam: Cebiri oluşturandır. İlk defa o bulmuştur..

48

İstanbul hariç bütün Anadolu, ülke taşradır. İzmiri Ankarası dahil. 3. Köprü ile İstanbul genişletiliyor. Şunu kabul etmek gerekirki bu gidişle bütün Türkiye İstanbul olmak yolunda. Zaten Türkiye İstanbul..istanbul büyüdükçe bütün ülke İstanbul olacak. Fakat doğru olanı ülkemizde gerek kanunla gerek yollarla en ucuz ulaşımla her yeri istanbula gibi ulaşıma elverişli hale getirmek. Diyelim ki bir fabrika kuracaksınız. Önce kanunlara bakarsınız, çünkü bir ülkedeki kanunların yatırımları sağlayacak demokrasi ve alt yapıya sahip olması gerekir. Özellikle bir ülke hukuk yönünden bir ülke ne kadar demokratik, evrensel hukuk ve insan haklarına uygunluğu ve hukuksal güveni olursa hem yabancı, hem yerli yatırımcıyı çeker ve ekonomik yönden de gelişir. En önemli diğer konu ise ulaşımdır. En pahalı ulaşım hava ve kara yolu iken bizim ülkemizde yatırım hep bunlar üzerine yapılmıştır. En ucuz ulaşım yolu ise deniz ve tren yolu yani raylı taşımadır. Bir tren belkil yüzlerce tırın taşıdığını taşır. Eğer raylı ve tren yolu ülkemizin her yerinde olsaydı: fabrika kurmak isteyen bir kişi fizibilite yaptığında hammaddeyi getirmesi ve üretilen malı dünyaya ulaşımla yayması çok kolay olacaktı. O zamanda yatırımcı ha İstanbul a ha anadolunun her hangi bir yerine yatırım yapması kolaylaşacaktı. Bu kolaylık özellikle kanunlada vergi kolaylığı, İstanbul dışına yatırım yapacakları artı olarak destekleyecek düzenlemelerle olduğunda kimse büyük bir kısım İstanbul a gelmez olacak herkes kendi memleketinde yaşamını sürdürecek ve bütün ülke zenginleşip gelişecektir. Fakat şimdi hep Avrupa ve üç kıtaya ulaşımda hem deniz, hem kara olarak en uygun olarak İstanbul genişletilerek, neredeyse bütün anadoluyu İstanbul yaparak bu iş sürmekte..tabiki bu gidişle değil üçüncü köprü, dördüncü köprü bile yetmez..

-49-

Müslümanlık her engellemeye ve müslümanların bu halline rağmen inanılmaz artmakta ve artıyor neden?:

2029 da bütün Avrupa ve Amerika dahil bütün dünya ağırlıklı olarak Müslüman olacak

-50-KILIK KIYAFET ÖZGÜRLÜĞÜ

Kılık kıyafet dayatması özgürlüğü, girişimciliği, özgüveni yok etmedir. İtaat kültürünün devamıdır. Farklılığa karşı çıkmasıdır. Tek tip elbise insanda psikolojik kısıtlayıcı etkisi vardır. Sadece bu nedenle bile kılık kıyafet özgürlüğü gerekmektedir. Eksi yönü ise marka tutkusu olabilir. Ama bu da koyu renk giyilmesi gibi basit bir şartla bazı şeyler aşılabilir. İmaj geliştirmede kıyafet alışkanlığı da iyi olabilir, bütçesine göre kıyafet alabilmeyi de erken yaşta öğrenecek. Bu nedenle çokta ürkülmemeli. Başka kültürlere özenen insan değil özgüvenli insan olmalılar. Modernleşime kendi kültürümüzü yok ederek olmalı mantığı kendimize olan özgüvenimizi yıkma mantığıdır. yudum insanı diye küçümsenme mantığı oldu. Halbuki nasıl bir yurdum insanı ki orta asyadan gelip avrupanın ortalarına kadar gitmişler. psikolojik etkiye dikkat etmek gerek değil mi? Yukarıdan aşağıya müdahale çoğulcu bakış ile tekçi bakışların çatışması...Fakir öğrenciler tek kıyafetle üstüne örtü atılarak sahip çıkılmama sebebi olabilir. Zaten mahallelerin yapıları bir birine yakın..

-51- HUMANİZM

Batı ateizmle bu günlere gelmedi. Aksine yine papazlar içinden dini gurupların içinde çıkan protestanlık martin luter vb. çabalarıyla geldi.Sanki reform ateistlerin yapması diye yanlış bir dikta var. Yani reformu ve rönesansı yapanlar ve yayanlar dinsizler değildir. Aksine dinin yanlış yorumunu yine dinle gören dindarlardır. Din ahlakının evrensellikleri doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık, vb. iş hayatını zıplattı. Bu günlere gelmeside ikinci dünya savaşı sonrası elli senelik bir mesele.. Alt yapısındaki ahlak yine dindir, dinin doğru mesajlarıdır, yanlışlarından yinde dindar guruplar tarafından ayıklanmasıdır.. Bu günün neticesi ise sonraları gözükmeye başlayacaktır. Tanrıdan kaçma ateizmi getirdi. Daha neticeleri gözükmedi. Gerçi yaşlılara saygısızlık, ahlaksızlık mazlumu ezme vb. zulümler daha yeni yeni baş gösteriyor. Kilisede insan doğduğu zaman günahkar olarak kabul ediliyor. Vaftiz babası onu temizliyor. Ruhban sınıfı bu şekilde etkinliğini devam ettiriyor. Doğuştan insan kötüdür, günahkardır diye baktıklarına karşılık HÜMANİZM doğuştan insan iyidir diye tepkiyle doğdu ve insanlara her halükarda iyi olarak baktı, kabul etti. İnsan içindeki kötücül ve fena duyguları yok saydı. Barışçıl olmayan, savaşçık olan, bencil, acımasız vb. duyguları yok sayarak "sen iyisin, önemlisin, senden başka önemli yok, üstün tek varlıksın" olarak insanı kabul etti. Onun bir adım ilerisi ise kendi ırkını yani insan ırkını üstün kabul etti. Her şey insana hizmet için vardı. Bunun sonucunda insan dışındaki diğer canlıları ötekileştirdi. Humaniz insanı merkeze alarak insanı kutsallaştırdı. İnsanı kutsallaştırınca hata başlıyor. "İnsancı" olmak ayrı "insan" olmak ayrı. İnsani değerlere "evet" ama "insancı" bencilliğe hayır. "İnsancı" olunduğu zaman insanı tanrılaştırıyorsunuz. Kendini yeryüzü tanrısı görmeye başlıyorsun. Evet insan eşrefi mahlukattır en şereflidir ama bu diğer canlılara üstünlük taslama ya da onların haklarına tecavüz etme hakkını vermez. "Doğaya hakim olmallıyız. Doğaya hakim olmak için doğayı yakıp yıkabiliriz." Backhem  diyerek bu felsefesiyle endüstri inkılabında doğa katline sebep oldu diyebiliriz. Doğa ile biz mücadele halindeyiz. Zaten evrimci kafayla güçlü olan kazanır. Biz güçlüyüz doğayı yok edebiliriz. Anne çocuk ilişkisi arasında da bu mücadele vardır. Çocuk ağladığı zaman eline alma mantığını otuz senedir yanlış olmasına rağmen onu öğrettiler. Halbuki çocuk annesine sarılınca rahatlıyor. "Gamgamstayl" daki kol hareketi annenin karnındaki çocuğun kollarını tutuş şekli. Ve insanın kendini en rahat hissettiği alem orasıdaki duruş ve tutuş.  Belki o müzik ve dansı o yüzden bilinçaltındaki güven yüzünden bu kadar yayıldı ve etkiledi. Bir çok öğretinin temelinde hayata bakış felsefesi yatıyor.

-52-aydın ve darbe, insanımız

Biraz beyin cimnastiği yapmak lazım. Biraz ezber bozmak lazım. Aydınlar Türkiye'ye ihanet içinde :)) Ne saçmalık dimi? Türkiye'de hain aydın yerine fikir üretmeyen aydın var. Hiç değiştrimeden aynı şeyleri söyler. Kırk yıldır kendi köşesinde aynı şeyler. Zihinlerimiz özgür değil, tel örgüleri kaldırmak gerek. Özgürleşmemizle devletin milletine özgürlük sağlamasıyla yeni fikirler çıkar. ama devletimiz hep kalıbçıllık içinde şablon..Bizim derdimiz özgür ve özgün düşünen insanlar yetiştirmek olmalı. Fikir mücademiz yok. Duygular çatışıyor. Aydın ihaneti yok. Tembel aydın var, yeni fikir üretmeyen aydın var.

    Darbelerle geçirilen dönemler insanımızı nasıl etkiledi? Bir aile içerisinde kadına ya da çocuğa yönelik şiddet var. Bu şiddet bir aile içinde bir darbe demektir. Çocuğu nasıl etkiler. Kendine güvenine zarar verir, gelecek kaygısı olur, korkular oluşur. Çocuk stres altında sık sık hasta olması bile mümkün. Bunun toplumdaki karşılığı da siyasi  darbelerdir. Sivil ya da askeri olabilir, fark etmez. Gelecek kaygısının yaşanması, hukuksuzluğun yaşanması, vb. milli hakimiyetin yönetenlere yansımaması. Bir ailede ayrımcılık yapılınca nasıl huzursuzluk yaşanırsa, toplumda da, bir şirkette, ülkede de aynı şekilde huzursuzluk yaşanır. Baskıcı bir ortamda, topluma saygısızlık, değerlerine değer vermeme ortamında insandaki ilk tepki savunma duygusu ve mevcudu koruma duygusunu uyandırır. Bu da insanları icatcı, ilerleyici, buluşcu yapmaz, körertir geriletir, sadece mevcudu korumaya başlar. Hem zihinsel, hem fiziksel üretim, yatırım yapamaz.  Bütün enerjisini yeni yatırımlara ve gelişime değil mevcudu iktifaya yöneltir. Baskıcı bir ortamda insanın yetenekleri gelişmiyor. BU da insanı ülkeyi geliştirmiyor. Çünkü bütün enerjisini korumaya harcıyor. Korku artıyor, güven bitiyor ve gelecekle ilgili planlarını bitiriyor. İnsan mahallenin muhtarından korkmaz, ama mahallenin kabadayısından korkar. Çünkü kabadayı hukuk tanımaz. Aynı şey darbe ortamları içinde hukuksuzluğun hukuk sayıldığı toplumlar içinde geçerlidir.

-53  -

Değişim gelişime destek ise orada var olmalıyız. Hani katipler sebebiyle matbaa ülkemize geç gelmişti. Bu dersaneler içinde aynı kural ve esas olmalı. Fakat dersaneler gelişime engel ise hayır, faydası varsa neden olmasın. Bu olay siyasi kararlarla olmamalı faydacılık esasına göre olmalı... İstibdatla diktatörlükle olmamalı. Dünyanın gelişmiş her ülkesinde dersane vardır mesela olay tartışılabilmeli. Dersane sebep mi sonuç mu? Sen dershaneye ihtiyaç hissettirmeyecek bir sistem ortaya koyarsan zaten sorun zamanla ortadan kalkar. Bir de dersaneler ağrıdaki bir çocukla galatasaray lisesinde eğitim gören bir çocuğun aradaki uçurumunu azaltıyor. Özellikle orta gelir için. Çünkü onlar saatine yüzlerce lira verip özel öğretmenler tutacak ekonomik güce sahip değiller. Hem bu yol vergi olayını yani merdiven altı dersleriyle ücretleriyle zarar verir. Ayrıca "test tost kültürüne karşıyız, dersaneler kapansın, öğrenciler nasılsın sorusuna bile şıkları görüp cevap veriyor, beyinlerini kullanıp edebiyat şiir vb. gelişmiyor vb." deyip okulda hafta sonları öğretmenlerle devlet eliyle dersane açmakta neyin nesi oluyor. Karşı isen bence okulda da açmamalısın ki işin ciddiyeti tam olsun.

 

-54-

İnsanda aklı ve kalbi devreden çıkaran duygular: Bu duygular ve güdüler sebebiyle en iyi insan bile bazen katil olabilir, kavga edebilir, vb. her kötü olayla dünya ve ahiretini zindan edebilir, cehenneme çevirebilir. Bu duyguları doyurmanın, kontrol etmenin meşru yolları malesef ne eğitimimizde, ne de dini derslerimizde toplumumuzda düzgün olarak ders olarak yoktur. Herkes arkadaşından, yakın bulduklarından vb. ders almaya çalışıyor. Bu duygu ve güdüler ön lobu susturuyor. Fakat en profesyonel eğitimle aşılabilecek konulardır. Halbuki olması şart olan eğitimdir güdü kontrolü ve bu konu. Ne garip dünya değil mi..

A: Öfke:

B:Şehvet, cinsellik: Hangi yabancı yazardı hatırlamıyorum. Söyle demişti. "Hangi papaza gitsem elindeki incili bırakıp bana gelir":)

C: Aşk:

D: Şöhretperestlik hissi: Meşhur olacağım diye hayatını tehlikeye atanlar var.  Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al. Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar. O bela ve musibete düşersen اِنَّا لِلّهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ de, o belâdan kurtul...(__Said Nursi) Örneğin:

E: Kıskançlık:

F: Hırs ve inat: İnatla yeme yarışı yapacağım derken ölenler var. ya da..

-55-

 

Biz sanırdık varlık ile rahat artar.
Zannederdik rahat ile taat artar.
Bulduk bir ehli tahkik sorduk; hakikatini,
Dedi ki; varlık ile illet artar, rahat ile gaflet artar.
(Anonim)

Azizim genetik dışında avrupa bulunduğu çağa anksiyete çağı yani bunalım çağı diyor. Yani aile hayatı yüzde altmış bitmiş, hep köpek besliyorlar, kadın cinayetleri vb. lerinde maalesef iyi durumda değiller. Her şeyleri son model araba, yat, kat vb. ama intihar odalarıda son model. Abi anlayacağın onların istatistiklerine göre onlarda mutlu değiller. Hattaşehir kanalizasyonlarında anksiyete hapları ölçümleri yapılıyor ve çok fazla çıkıyor. Yani yalnız biz değiliz. Zaten egoların genişliğinden evlerde kimseye yer kalmadı. Hedonizm(zevkçilik) bencilliği, bencillik yalnızlığı yalnızlık ise huzursuzluğu ve bunalımı netice veriyor. Nasıl mide ilacı göze yaramaz. Göze mide ilacı verilmez. Midenin doyması kalbi, ruhu beslemiyor. Keşke şair olsam da öyle yazaydım ya:)

-56-

Her insan neye hayrandır ve neyin kölesi olur_

1. Güce, kuvvete

2. Mükemmellik

3. İhsan, "İnsan ihsanın kuludur"

4. İkram

5. Güzele, mükemmel güzelliğe

-57-

Hiç bir tanışma da hiç bir kimse "ben böyle böyle biriyim. prensiplerim böyle.." diğeri de "bende böyle böyle biriyim.." diyerek arkadaşlığa başlamaz. Onun için hiç kimseye, sınıfa, zümreye baştan böyle benzeri şeyler söyleyerek kendinizi zora sokmayın. Çünkü insan kendini bile tanıyamayabilir. Bırakın zamanla beni tanıdıkça bana göre şekil alır yada birlikte alırız denilmeli. Aslında gideceğiniz bir yer hakkında da çok fazla hayal kurulmamalı. Çünkü gittiğiniz yer hayalinizdeki gibi çıkmadığında hayal kırıklığına uğrayıp keyif alamama ihtimali vardır. Halbuki olduğu gibi kabullenilseydi keyif alacaktı. Doğal olunmalı..Ayrıca normal olmaktan korkan tipler, dikkat çekmek ve sivrilmek isteyen tipler ya da hayattaki en büyük korkusu normallik olan tipler çok sıkıntılı ve sıkıntı çeken tiplerdir. Örneğin..

 

-58-

Ayrıca her zaman için düşünmeden karar vermemek ve olur dememek çok önemlidir. Bu düşünmede zamanın, zeminin, ve şahısların etkisinden kurtulmak gerekir. Bunun için kibarcada olsa müsaadenizle de olsa "bir düşüneyim" diyebilmek mutlaka gereklidir. Size zaman kazandırır ve bu sürede gerekirse danışırsınız, bütün danışmalarınız bittikten sonra ise kendinize göre ama mutlaka kendi dünyanıza göre karar vermelisiniz. "Akıllı insan aklını kullanır, daha akıllı insan ise başkalarının aklını da kullanır. Fakat başkasının aklına uymak ve aklını ona bırakmak ise en büyük akılsızlıktır.

 

-59-

Çocuk eğitimi kuralları hakkında:

Yedi yaşına kadar olan çocuğunuzla oynayınız, 15 yaşına kadar arkadaşlık ediniz, 15 yaşından sonra iştişare(danışın) ediniz.(hz. Ali)

Ayrıca ders çalışmalarda çocuğunuzu keşfedin ona göre ders çalışma sitili edinin. Çocukla bire bir yazmak, okumak ders çalışmak esastır. Örneğin bir temel ders seti alırsınız onu birlikte bitirip çalışırsınız. Hem bu sayede çocuğunuzla nitelikli beraberlik geçirmiş olursunuz. KENDİNİZİ KEŞFEDEREK DERS ÇALIŞIN. İşitsel zekanız iyiyse, ya da uygunsa ona göre şekil alırsınız. Örneğin kendiniz sözel bir derste kitap başında fazla duramıyorsanız ve ezber gereken sözel ders ise yani bir sefer okumakla olmayan bir şeyse mp3 olarak sesinizi kaydeder ya da kayıtlı dersi bulursunuz. Gezerken, yada evde dururken tekrar tekrar ders dinleyerek konuyu şuur altıda öğrenebilirsiniz. Yani sürekli kitap başında durmadan arabada yolculuk ederken bile ders çalışma imkanını kazanmış olursunuz..zekanız görsel ise ona göre şekil alır ve program yaparsanız..

Filizlenen bir tohuma dışarıdan müdahale ederek büyütmeye kalkarsanız tohumu koparıp öldürürsünüz. Esas olan o filizin ve tohumun içinden gelişmesidir. Ya da tiyatroda oynayan çocuğuna annesi sufle verebilir. Yani metinleri kenardan hatırlatmak için söyleyebilir. Fakat sahneye çıkıp onun yerine de geçemez, geçse tiyatronun sonu olur. İşte eskiden anaerkil, babaerkil aileler vardı şimdi ise çocukerkil aileler ya da anneler var. Fakat çocuğun hayattaki her rolünün annesi yapmaya kalktığında çok müdahaleci anne olduğunda çocuğun gelişimi hayatı yorumlaması, sıkıntılara karşı göğüs germesi tohum örneği gibi fazla müdahaleler nedeniyle gelişmemektedir. Artık okulda çocuğun yanında ki arkadaşıyla yaşadığı problemde yer değiştirilmesine bile annesi müdahale etmektedir. Çocuğu istediği yere yerleştirmektedir. Halbuki hiç karışmasa çocuk yaptığı hareketin karşılığı olarak olan durumları kendi dünyasıyla analiz sentez edecek kişisel gelişimine büyük katkıda bulunacaktır. İnsanları fazla gale almamasını yani önemsememesini ya da yeteri kadar önemsemesi gerektiğini ve insanlar için kendisini yıpratmayacak şekle kendisini sokmasını ancak bu yolla başarabilir. Koltuğa çıkmak için çalışan çocuğu annesi koltuğa çıkarmamalıdır. Kendisi mücadele ederek o koltuğa çıkmalıdır mesela..Anne ve ebeveyn ise mümkün olduğunca uzaktan izlemeli ve sadece gerektiğinde tehlikeli durumlarda müdahale etmelidir.

 

-60-

Maalesef her kesimin ve partinin kullandığı argümanlar, bir şeyler var. sorun ideolojik demokrasi kafasından evrensel demokrasiye, hukuğa geçememizde. Benim kullandığım argüman iyi, senin ki kötü..Benim yasağım iyi, senin yasağın kötü mantığında olmamızda. Bu da hiç ilkeli bir duruş olmamakla birlikte yüz yıldır eski yeni kavgasının hatta bütün kavgalarımızın temeli bence dostlar. Dikkat edin eski yeni kavgasını bitiren ülkeler önce evernsel insan haklarını anayasa yapmışlar, eski krallarının yetkilerini minimize ederek eski yeni savaşlarına -ingiltere, norveç, finlandiya, isveç vb.- engel olmuşlar. Enerjilerini boşa harcamamışlar diye düşünüyorum

 

-61-YÜRÜTME:) VE TAKVA ne alaka demeyin takvada yürütüyor:)

YOLSUZLUKLARIN ÜZERİNE GİTMESİNDEN ÖNCE YOLSUZLUĞU AÇIĞA ÇIKARMA GİRİŞİMİNE KARŞI DÜŞÜNCEM:) Evet ortalığın karışmasını, dövizin fırlamasını, borsanın düşmesini kimse istemez. Bende istemem. Fakat yürütme hakkında düşüncemi ve on yıl öncesine dönülen demokratik kazanımlarımızı kaybetmeyi de tenkit ederim.

Bizim ülkede yasama, yürütme, yargıdan en güzel çalışanı YÜRÜTME:)) yürütmeyi çok iyi yapılıyor şeffaflık olmadığından..ya da yürütmeyi yanlış mı anlıyorlar ne:)_yani her dönem yürütme yürütüyor. Paraların nereye gittiği halka gösterilmeli. Egemenlik milletin paralar kimin olmamalı. yani vergilerin nereye harcandığını internetten bile görülmeli belki örtülü ödenek kısmı hariç..


Siyasal iktidarlar 28 şubatçılardan fişleme nasıl yapılır dersleri alıyor muş:))

Milli rüşvet, milli yolsuzluğu İsrail, Amerika-garyri milli unsurlar- ortaya çıkarmaya çalışıyor..bir de bizim düşmanlarımız derler onlara:)) no siyaset, no parti no demokrasi no yök no uludere bombalaması no askeri yargı vb. ve temizlik imandandır:))

TAKVAYA KARŞI DÜŞÜNCEM:) DİNİ ORTADAN KALDIRIP BOZUYOR BENCE

TAKVAYA DENİLEREK DİNE YAPILAN HER TÜRLÜ EKLEMELER DİNİ YOK EDEN ZEHİRDİR. İFRAT TEFRİTTEN DAHA MUZIRDIR YANİ ZARARLIDIR. ÇÜNKÜ İFTAR AŞIRILIK İÇİN DİNE EKLEME YAPILIYOR BU DA DİNİ YOK EDİYOR. TEFRİT İSE EKLEME YAPMADIĞINDAN O KADAR ZARAR VERMİYOR

Dini kendi malı görenler her zaman uydururlar. Fakat dini Allah ın olarak görenler ise uyduramazlar Allah ın emaneti olarak görürler. Takva diye, daha iyiye yönlendiriyorum diye uyduruk hadislerle hikayelerle, olmadı evliya hikayeleriyle kendi görüşlerini –insanları etkilemek için- kullanırlar uydururlar dini din olmaktan ve özünden çıkarırlar. Halbuki Allah tan başak kimse buna yetkili olamaz.

Bunun için Said Nursi’nin saat örneğini hatırlatayım. Bir saati inceleyen  kişi onun salise çarkının önemini kavrıyor. Ve sonra diyor ki bu kadar önemli bir çark neden bu kadar küçük diyerek onu büyütmeye başlıyor. İşte tehlike burada başlıyor ve saat saat olmaktan çıkıyor. Bir de takva denilerek eklemelerin yapılması da aynı şekilde dini din olmaktan çıkarıyor. Peygamberimiz kumlarda namaz kılabilirken bizimkiler maşallah seccade üstüne seccade çorabın üstüne mes ekle ekleyebilirsen….Sonrada dinimizi hiristiyanlar gibi ritüeller çoğaltarak kendilerini ruhban haline getiren din adamları..olmadı hiristiyandaki papazlar gibi insanları kurtaran şia ve Sünni lerdeki hazretler vb…

*********************

Örneğin Miraçtaki sanki peygamberin elli rekatı aşağılara yani beş vakte çekerek insanları Allahtan kurtarması haşa. Ya da yüzbin haşa Allah insanların elli rekatte zorlanacağını anlamıyor tövbe tövbe ayrıca diğer şeyhler, müceddidler vb. leride insanları sanki haşa Allah’ın elinden kurtarıcı gibi göstermeleri özden uzaklaşma ve sonsuz rahmet sahibine en büyük hakaret değil de nedir? Bu gibi uydurma saçmalığına fotografı bile günah deyip eski dini yayınlarda fotoları gizli de olsa bir çizik ile kesmeleri saçmalığı, halbuki Allah’tan başka helal ve haram kılma yetkisi olmamasına rağmen binlerce şey eklenmiş ve İslam’ın özünden uzaklaşılmıştır.

*******************


 

-62-

    Dostlar..Mısır olayından sonra kesinlikle aziz usta haklıymışsın meğer diyelim artık:)) aslında aziz nesinin haklı olduğu tarz olayları bu şekilde açıklama kafasını da kapsamalıdır. sözüm sadece chpye ve üslubadır dostlar.. ayrıca bir kitleye oyları sebebiyle ahmak, gerizekalı vb. demek kişinin, ya da kitlenin kapasitesini gösterir, seçmene hakarettir. yani "unutmasınlar o hakaret ettiklerinin oyuna muhtaç olduklarını". yani aziz nesinin dediği gibi olmasınlar. 1950 öncesi bir toplu iğne bile yapamıyorduk. okuma oranı yüzde onlardaydı. okuma oranı arttıkça bu ülkede chp oy alamadı. böyle de bakabiliriz. bu gün gerizekalı dedikleri ise başta savunma sanayisi olarak her şeyi yapabilir hale getirdi. ucuz ve hakarete dayanan siyaset sadece kırıcılığıyla insanları küstürür ve zıttına iter.

 

-63-

     Hayatta en zor şey masumiyet ile zalimiyetin karışması, suçla masumiyetin bir birine girme durumunda olayın içinden çıkmak dünyanın en zor işidir. Hele masum ve hakkı kullanarak suç işleme girişimlerine alet olanlara ise hiç hak verilemez. Önce şunu belirteyim, yıkanlardan yana değilim yapanlardan yanayım..Tahrip edenlerden yana değilim, tamir edenlerden yanayım…

Namussuzlar kendilerini namuslu gösterir. Şerefsizler şeref elbisesi giyer. Hiç bir aldatıcı "ben sizi aldatacağım" diyerek aldatmaz tam tersi tavır sergilemeye kalkar. Aynen hiç bir esrarkeşin esrarkeş olmak istememesi gibi ya da isteyerek esrarcı olmadığı gibi. Hiç bir sarhoşun, ya da berduşun ben berduş olacağım dememesi gibi ya da isteyerek o tuzağa girmeyeceği gibi..ya da başka tuzaklara girenleri düşünelim. Hiç bir hayat kadını hayat kadını olmayı isteyerek girmemiş ya da çocuğunun olmasını istemez. Ya da berduşun çocuğunun içkici olmasını istememesi gibi..Sigara içen biri çocuğunu sigara içmesini istememesi gibi..

Kadın özgürlüğünü savunmak ayrıdır; kadınları kullanma, sömürme özgürlüğünü savunmak ayrıdır. Bu ikilsini karıştırmamak gerekir. Hiç bir sorumluluk almadan nikah ve evlenmeye karşı çıkma adına kadın haklarını savunmak aslında kadınları kullanma ve sömürme art niyetidir belkide..Sonuçta olan kırılgan ve duygusal yapısıyla kadına olacaktır. Hatta bir haberde 9 gün çocuğunun yanına sadece biberon bırakarak giden bir öğretmenden bahsetmişlerdi. Bütün gazeteler televizyonlar o kadın aleyhine söylemler yaptılar. Fakat hiç bu kadını hamile bırakan erkek te neredeydi demediler mesela..

Din ve inanç, yada inançsızlık özgürlüğünü savunmak ayrıdır, dini ya da dinsizliği kullanmayı,sömürmeyi savunmak ayrıdır..Masumiyet ile zalimiyetin karışması, suçla masumiyetin bir birine girme durumunda olayın içinden çıkmak dünyanın en zor işidir. Hele masum ve hakkı kullanarak suç işleme girişimlerine alet olanlara ise hiç hak verilemez. Gezi olayları başta o polisin sabahki sert müdahalesini kınamak içindi, büyük bir masum ekip vardı. Fakat sonra nerelere gitti..

-64-

    Fakir, imanı olmayan kimsedir. Hizmet nimettir. Sadece bireysellik ve bencillik sadece bunalım ve mutsuzluk getirir.

***

Yaşam yolculuğunda her şeyin gönlünüzce olmasını mı istiyorsunuz? Öyleyse düşüncelerinize, davranışlarınıza ve duygularınıza dikkat edin. Sizlere “İnanç” sisteminin gücünü anlatan “Ağaca Bağırmak” hikayesini paylaşmak istiyorum.

Ağaca Bağırmak

Solomon adalarında yaşayan yerlilerin ilginç bir ağaç kesme yöntemi olduğunu biliyor muydunuz? Elektronik testere gibi teknolojik nimetlerden mahrum olan yerliler, baltayla kesemeyecekleri kadar kalın bir ağacı üfleyerek deviriyorlarmış… Evet, yanlış duymadınız, üf-le-ye-rek. Baltayla deviremeyeceklerini düşündükleri ağacın karşısına hep birlikte dizilip bir ağızdan ağaca kötü sözler fısıldıyorlarmış. Bunu yaparken her bir ağacın içinde bir ruh taşıdığına inanıyorlarmış. Kötü fısıltıların bu ruhu güçlendirip ağacı terk etmesini bekliyorlarmış. Ve haklı da çıkıyorlarmış. Bir süre sonra ağaç kurumaya yüz tutuyor, ardından da devriliyormuş…

İnanamayabilirsiniz… Ancak Solomon adası yerlilerinin ağacın içinde farz ettiği ruhun insanlarda da olduğuna bir inanabilsek… Ve onları baltadan çok kötü sözlerin devireceğine…

Söz baltadan daha yaralayıcı olmalı…

-65-

    ***Önceden acizliğini bilen bir kimse olarak derslere gidildiğinde akla takılan her sorumuzun cevabı önümüze gelirdi. Aynı yeni doğan bir bebeğin bütün ihtiyaçlarının anne sütüyle önümüze gelmesi gibi. Ne vakit ki bebek acizlikten kurtulup kudretine kuvvetine güvendikçe yani çocukluktan gençliğe kuvvetlendikçe acizliğini unuttukça önce suyu ayağına gelmez olur. Sonraları eve ekmek getirmek zorunda kalır. Bizde ilmimize güvendikçe artık dini her soruyu cevaplayabiliyorum felan dedikçe aklımıza takılan soruların cevaplarını bulmamız zorlaşmaktadır. Yani olay yine acizliğimizi Rabbimize karşı unutmamakta.. mahluka karşı değil rabbimize karşı unutmamakta.. Bence bu durum hayattaki her saha için geçerli bir durum. Muhammet Bozdağ bir arkadaşı için şu örneği anlatmıştı. Arkadaşının arkadaşları bakan vb. olmuş. Sonra demişki ne güzel hemen oğluma iş bulurum. Fakat onlarca arkadaşı ileri düzeyde olmalarına karşın ve uğraşmalarına karşın hiç işler yolunda gitmemiş. Sonra aczle Allah'a söyleyince hemen iş bulmuş. Yani Allah unutulup sebeplere bağlanlınca onun tokadını zıttıyla yiyoruz. Bazen Allahın muhabbetiyle bağlantı unutulup direkt sevilen arkadaşlarımızdan tokat yemelerimiz gibi..Ya da bir padişah iki kişiye elma veriyor. Bir tanesi teşekkür etmeden, hunharca sadece elmayı yiyor ve sadece elmanın tadını alıyor. Diğeri ise teşekkürünü ediyor, padişahın hediyesi olduğunu biliyor ve o minnetle, aidiyetle, onurla yiyor. Her şeye sözü geçen Sultanın hediyesidir diye elma lezzeti dışında binlerce kat daha lezzet alıyor. Birincisinde ise Sultan kendisini unutarak elmayı elma için yiyene hoş gözle bakmıyor ve elmaya taptığı, kendisini unutarak elmaya bağlandığı için şefkat tokatlarını birincisine vuruyor. Bizimde hayatımızdaki elmalarda yani bütün nimet, güç ve arkadaş vb. her şey de Sultanı unutarak onlara bağlandığımızda hep o bağlandıklarımızın tokadını yiyoruz. O sevdiğimiz şeyle imtihan oluyor, dostların tokatlarına maruz kalıyoruz. 

Acz ve fakrın gücü adına deyin He-man olun ve "güç bende artık" deyin dostlar..:) Yani en büyük güç acz ve fakre dayanmakla yokluk ve egodan uzaklık gücüdür.

Aciz bir tohumun bu güçle her şeyi emrinde koşturması gibi..

****

Şeytanı şeytan yapan yaratanı tanımaması değildir, egosu, kibri ve kendini büyük görmesidir. Çünkü gerçekte büyüklük sadece Allaha aittir. Ve yapabildiğimiz her şey ancak onun lütfuyladır şükür edilir, gurur edilmez. O'ndandır her kemalat, kabiliyet vb..

 

***

"İnsan fıtraten gayet zayıftır. Halbuki herşey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder.

Hem gayet âcizdir. Halbuki belâları ve düşmanları pek çoktur.

Hem gayet fakirdir. Halbuki ihtiyâcâtı pek ziyadedir.

Hem tembel ve iktidarsızdır. Halbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır.

Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir. Halbuki sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zevâl ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor.

Hem akıl ona yüksek maksatlar ve bâki meyveler gösteriyor. Halbuki eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır."

Beşinci Nükte, Dokuzuncu Söz, Sözler, Bediüzzaman Said Nursi

 

***

Zayıflar birleşirler kendilerini zayıf hissettikleri için. Kuvvetliler ise kendini kuvvetli hissettiğinden ben hallederi vb. dediğinden birleşmiyor. Bence bu sebeple de yenilmiş oluyor.

 

 

-66-

*****************

 

İYİ DE NEDEN SOSYAL BİLGİLER?

Milli Eğitim Bakanlığımız (2005) tarafından geliştirilen ilköğretim programlarında sosyal bilgiler şu şekilde tanımlanmıştır:

Sosyal bilgiler, bireyin toplumsal varoluşunu gerçekleştirebilmesine yardımcı olması amacıyla; tarih, coğrafya, ekonomi, sosyoloji, antropoloji, psikoloji, felsefe, siyaset bilimi ve hukuk gibi sosyal bilimleri ve vatandaşlık bilgisi konularını yansıtan; öğrenme alanlarının bir ünite ya da tema altında birleştirilmesini içeren; insanın sosyal ve fizikî çevresiyle etkileşiminin geçmiş, bugün ve gelecek bağlamında incelendiği; toplu öğretim anlayışından hareketle oluşturulmuş bir ilköğretim dersidir.”1

Sosyal Bilgiler Dersi Neden Önemlidir?

1.Her öğrencinin birey olarak özgüveninin artmasına katkı sağlar. Tarihi ve insanlığı incelediğinde farklılıkları fark eder. Bu sayede farklı olmanın normal olduğunun keşfiyle kendine ve diğerlerine saygılı olmayı öğrenir. Diğerleriyle iletişim kurmayı insanlık gereği olarak görür. Kısaca ideolojik kafalarla birbirine bakmayı bırakıp insan olarak bakmayı başarır.

2.Öğrencilerin gelecekteki yaşamlarına ışık tutarak, bireylerden beklenen niteliklerin geliştirilmesine olanak sağlar. Tarihi süreçte aynı kültürün insanları olarak dedelerimiz olan Büyük Selçuklu, 1. Beylik, Anadolu Selçukluları, 2. Beylik, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti süreçlerini ve aynı kültürün insanları olduğumuzu fark eder. Enerjimizi tüketen eski ve yeni savaşlarının anlamsızlığının önemini gelecek açısından görür. Ülkemiz için bin yıldır verilen emekleri, dökülen kanları, ödenen bedelleri fark edip ülkesine sahip çıkmasının şuuruna varır.

3.Geçmişini bilen ve bu sayede geleceğe emin adımlarla ilerleyen bireylerin yetişmesini sağlar. Tarihinden ders alır. Bir milletin her kesiminin mutlu edilmesiyle huzur bulacağını keşfeder. Cumhuriyet kazanımlarımız olan Atatürk ilke ve inkılâplarının (Cumhuriyet, demokrasi, laiklik, kadın erkek eşitliği vb.) önemini anlar. Bu değerlerin kazanılması için Dünya tarihinde de yaşanılan çileleri, ödenen bedelleri fark eder.

4.Bugünkü bilimin kimsenin babasının malı olmadığını, her milletin yani insanların on binlerce yıllık ortak birikiminin olduğunu görür. Bu birikime yani bilme sahip çıkar. Bilgi, kavram, demokrasi, laiklik, insan hakları vb. değer ve becerilerin gelişmesini sağlayarak, nitelikli bireylerin yetişmesine destek verir, ortamlar hazırlar.

5.Öğrencileri özgür düşünmeye, soru sormaya ve görüş alışverişi yapmaya özendirir. Araştırma içgüdüsünü tetikleyerek monoton bireylerin yetişmesini engeller.

6.Öğrencilerin fiziksel ve duygusal açıdan sağlıklı ve mutlu bireyler olarak yetişmesini amaç edinerek toplumsal düzenin sağlanmasına son derece büyük katkıda bulunur.

7.Millî kimliği merkeze alarak, evrensel değerlerin benimsenmesine önem verir. Bu sayede demokrat kişilikli ve nitelikli bireyler yetişir. Bir kesime ya da diğerleri gördüğüne yapılacak düşmanlığın milli huzuru kaçıracağını ve sonunda kendisinin de huzursuz olacağını anlar. Nasıl ki vücudumuzdaki tüm organların sağlamlığıyla sağlığın oluşacağını gördüğü gibi ülkemizdeki her kesim insanın farklılıklarıyla aynı bayrak altında birbirlerine sahip çıkarak, saygıyla yaşamasının milli sağlık ve huzuru getireceğini keşfeder.

8.Öğrencilerin kendi örf ve âdetleri çerçevesinde ruhsal, ahlâkî, sosyal ve kültürel yönlerden gelişmesini hedefler. Bu sayede de bireylerin toplumsal kimliklerini ayrıcalık olarak görmez, toplumsal birlikteliği kuvvetlendirmek için zenginlik olarak görür. Ortak değerlerin birleştirici özelliğini keşfeder. Bunun için evrensel insan haklarını benimser. Diğerine düşman olarak bakmaz. Bu ülkenin evladı olmayı ortak değer görür.

9.Vatandaşlık haklarını bilen ve kullanan, sorumluluklarını yerine getiren bireyler olarak yetişmesini sağlayarak, neyin doğru, neyin yanlış olduğunun anlaşılmasını sağlar. Haklarla birlikte sorumluluklarının da olduğunun farkına varır.

10. Öğrencilerin toplumsal sorunlara karşı duyarlı olmasını sağlar. Farklı kesimlerinde haklarını savunmanın insan olmanın ve demokrasinin gereği olduğunun anlayışına varır. Bu sayede bağnaz, tutucu, tek tipçi etkilerden sabit düşünceden yani ortaçağda Avrupa’nın girdiği skolastik düşünceden kendini kurtarır. Hür ve özgür düşüncenin önemini anlar. Farklı düşünceye saygı duyar. Sadece karşı tarafı değil kendini de eleştirebilir. Analiz ve sentez yapabilir. Karşı tarafta gördüklerinin kendisinde olup olmadığını tartışabilir.

11. Öğrencilerin öğrenme sürecinde deneyimlerini kullanmasına ve çevreyle etkileşim kurmasına olanak sağlar. Anlamlı öğrenmeye kapı aralar.

Yukarıdakiler gibi daha birçok madde sıralamak mümkün. Sıralanan maddelerin ışığında ise sosyal bilgiler dersi, demokratik değerleri benimsemiş vatandaşlar olarak öğrencilerin içinde yaşadığı topluma uyum sağlamalarını ve öğrencilere bu bilgi birikimini yaşama geçirilebilecek donanımlar kazandırmayı amaçlar. Vazgeçilmez önemi de buradan gelir.. Yâni iyiki de sosyal bilgiler varJ

                                                                                   Mehmet KONCA

                                                                                   Sosyal Bilgiler Öğretmeni

Kaynakça: 1. MEB, Sosyal Bilgiler 4 ve 5. Sınıf Programı, Ankara 2005, s. 51

 

******************************************************************************************************

     Türkiyede temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçiş demektir aslında bu gezi parkı eylemleri. Yani artık demokrasimiz sadece dört beş senede bir oy atan değil, her şeyde referandum vb. metodlarla her zaman yönetime katılacak bir demokrasi ilerlemesidir.  Askeri vesayetten, sivil vesayete kaç o da kemalizmi ele geçirince-önceden ordunun geçirdiği gibi- demokrasi yolunda sivil vesayetten kaçacak yer bulamama:) Yani alternatifsizlik hele bu muhalefetle..Bu gençler kendi kültürünü koruyarak özerk olabilirler, gelişimciliği, özgüveni kaybetmesinler ama demokratik dernekler vb. şeyler kurarak mücadele etsinler. Kendilerini meşru dairede ifade etsin ve mücadele etsinler. Geliştiğimizin göstergesidir bu yeni nesil ve gençler. Umarım iktidar bu dersi almıştır. Maalesef olay sağa sola çekildi. Gerçeklerle algılar ayırt edilince 90 neslinin daha kendine güvenilir, olabileceği eğer devrim koçları olmasaydı çok güzel bir şekilde isteklerini sunacağı ihtimali görüldü. Artık doğu gençleride itaat kültüründe değil, sorgulamacı ve başkaldırıcı, bir yapıda. Amaç eksikliği ve bencillikle birleştiğinde kullanılabilir bir gençlik..Mutlaka bu işe bu farklılıkla bakılmalı, amaç, empati eksiklikleri ve bu nedenle tehlikeli yerlere yönlendirilebilme özellikleri üzerinde durulmalı..Dürtüsel ve anı yaşa ile yetiştirilen bir gençlikle karşı karşıyayız. Bu nedenle bu gençlere kavga ve buyurgan tarzlar olmaz, akıllarına hitap etmeli, politize etmek isteyenler cephe savaşı açtığınız bu gençleri istediği gibi kullanır. Fakat olayların farklı yönlere, hükümeti yıkma girişimlerine çevrilince maalesef olayın hükümet ve vatandaşlar tarafından bu yönünün analizi ve sentezi unutuldu.

*****

Fazilet o dur ki düşmanları dahi tasdik etsin. Dostun övgüsü yalakalık olur. Düşmanın eleştirisi ise düşmanlık olur. O yüzden dostun eleştirisi, düşmanın övgüsüdür kıymetli olan.

-67-

Dersaneler ve birinciler(BU BÖLÜM SONRADAN EKLENECEK)

İDARECİLİK NOTLARI İÇİNE TAKIM RUHUNA ZARAR VEREN HAREKETLER TABİRİNİ EKLEMEK İÇİN
BİREBİR UYARIYI EKLE HAZ.ALİ SÖZÜ
BİRDE BİRİNCİLİK DERSANE ÖĞRETMENLERİN SAÇMALAMA BAKIŞI

Bir: Dershane,okula alternatif değildir ve olmamalıdır.Okulda bir şey almamış öğrenciyi dershane hiç bir yere getiremez. Dershaneleri kutsamak çok mantıklı gelmiyor bana, Dershane ihtiyaç değildir,son yıllarda uygulandığı üzere adet,gelenek(benim çocuğum neden geri kalsın yaklaşımı)...
Dershaneler iyi öğrencilerin peşine düşer,indirim yapar, ismini duyurur,zengin ama geride kalmış öğrenciler hedef kitlesidir.Yaz dönemi dershane camlarına asılan ............... Boğaziçi Üniversitesi,Sayısal İl 1.si gibi tanıtımlar dershanenin değil okul,aile ve çocuğun başarısıdır.Katkısı illaki vardır ama bizimle başardılar dedirtecek derecede değil. Bu bilimselde değil. Bir çocuğa, ya da sınıfa ne kadar emek harcanırsa harcansın eğer o zeka türü yoksa yüzde 5 ancak ibre oynar.
Kapatılmaları elzem bir konu olmasa ile doğal bir olaydır.
Dershaneler kapanınca kıyamet kopmaz.Üniversiteler boş kalmaz....................... .Boğaziçi Üniversitesi,bizimle başardılar temalı reklamlar olmayacak hepsi bu, ve bilin ki boğaziçi boş kalmayacak.
 

***

İslam dünyasını geriye bırakan nedenlerden bir tanesi de aklın ve felsefenin kötü sayılıp dışlanması, naklin onun yerine getirilmesi.

 

-68-

    Dostlar.. bir zihniyet var "menderesi" devirdi, "süleyman demirel" geldi menderesi" aradı, "demireli" devirdi "özal" geldi "demireli" arattı onlara, özalı devirdiler erbakan geldi özalı aradılar, erbakanı devirdiler tayyip geldi "ah erbakan olsaydı" deyip erbakanı aradılar. diyeceğim şu ki eğer tayyibi devirselerdi mumla tayyibi arayacaklardı bu sefer, bunun farkında değiller.:)). zamanında ak parti kapatma davasıyla kapasaydı zaten yerine gelecek olan "pak parti" hemen anayasayı değiştirecekti..fakat gelen, köklerini kazıyacaktı bunların.. Ayrıca normalde isyan fakir sınıfından çıkar bu gezi parkı isyanını devam ettirenler ne hikmetse tuzu kurular ve zengin sınıfı:))

Menderesi astılar ama kurtulamadılar. Bence asmasalardı belki yönetme şansları kalacaktı.. Bence Türkiye'yi hâla Adnan Menderes yönetiyor..

-69-

Dostlar şu kurtarıcılardan bizi kim kurtaracak(?) Önüne gelen ülkeyi kurtarmaya kalkıyor. Bıktım şu kurtarıcılardan.. Bırakın bu ülkeyi kurtarmayın. Abi ne olur kurtarmayın da bi rahat etsek ya:)

***

Normalde bir eser sadeleştirilirse o eser eserlikten çıkar. Dünya da da o eserler sadeleştirilmez dip notlarla ya da haşiyelerle açıklama yapılır. Çünkü sadeleştirince o eser o eser olmaktan çıkıyor, sadece yazanın kendi anladığını anlatmasıdır. Onun için gerek risale-i nurların gerekse sefahatin ya da nutukun sayfalarında bilinmeyen kelimelerin verilmesiyle dip not olarak, hatta her sayfa için ayrı ayrı tekrar tekrar yazılarak yapılması gerekmektedir. Ha illa açıklama yapılacaksa da yine aynı şekilde yan tarafa satır satır açıklaması eklenerek yapılmalı. Ya da bir sayfaya orjinali diğer sayfaya açıklaması eklenerek de yapılabilinir. 

***************

HANDİKAPLAR (İNANÇLA İLGİLİ)

1. handikap: TANRIYI İNSANLAŞTIRMAK, İNSANI TANRILAŞTIRMAK!
Yani İsa peygamber "ben tanrıyım" dememiştir. Ona öyle dediler diye o sorumlu olmaz. Belkide müritleri o eklemeleri o eski zararlı kültürün etkisiyle yapmış olabilirler. Bugünün müritlerinin yaptığı gibi..Zaten "insanı tanrılaştırmak tanrıyı insanlaştırmak" insanlığın en büyük handikabı ve hastalığı değil midir?..Belki bu hastalık nedeniyle gelen TEVHİD dinleri hemen bozulmaya yüz tutmuş yeni peygamberler gönderilmiştir.

2. handikap: Bir de insanların soyuttan somuta gitme hastalığı..Bazı fikirlerin dediği gibi inanç somuttan soyuta değil soyuttan somuta gitmiştir. İnandıklarını somut görmek istemiş ve onları aracı(müşrik) yaparak heykellerine zamanla tapınmışlardır. Bu da tevhid inancını saptıran putperestliğin aracıperestliğin başka bir sebebi ve insanlığın başka bir handikabıdır..🤔
3. 3. Handikap: Yeni gelen peygamberin eski peygamberin diniyle savaşması. Aslında bütün dinler aynıdır. Yani hiristiyanlık Yahudilikle savaşmak için değil, ya da İslamiyet hiristiyanlıkla savaşmak için değil. Aslında hepsi aynı sadece bozulduğu için mücadele ederler yeni bozulan eskiyle mücadele eder. Gelen peygamberlerin dinleri nin getirdikleri öz boşaltılarak ruhban sınıfıyla eski adetler tekrar geri yüklenir. Son gelen peygamber o eski peygamberin getirdiği bozulan dinle savaşır tekrar aynı şeyleri günceller.
4. .4. handikap: Dinlerin mücadele ettiği eski örf ve adetler sonrasında din diye geri gelir. Bu olay İslam ın yayıldıkça kısa süre sonra eski HİND, ŞAMAN, YUNAN, ESKİ ARAP adetleriyle birleşerek o adetleri DİNSELLEŞTİRMEKLE geri gelişlerinin örnekleri gibi. Örnek soy sopculukla mücadele eder ama seyitler, şerifler, imamlar, mehdiler yani kurtarıcılar geri gelir. Peygamber ben kendimi kurtaramam derken mehdiler, kutuplar, gavsler, imamlar evreni bile kurtarır.Hani hak din sadece Allahtan başka kurtarıcı, ilah olmadığını anlatmak için gelmişti. Ne oldu eski adetler kısa sürede tekrar din oldu, çeşitli yollarla dinin içine girdi. Hatta din onlarla mücadele etmeye gelmesine rağmen..Şaman izm sema, deki 7 si 40, ruha gönderilen yiyecekler vb. hindlerdeki hulul, rabıta, Araplardaki Hurufilik, batinilik vb. eski adetler in din kisbesine bürünerek gelişi. Bu yolla öz den yani dinin özünden uzaklaşma ve bu eklemeli, örfle birleştirmeli dinin başa bela oluşu.
5. Aşırı sevgiyle, hürmetle, büyüymekle ölçüyü kaçırarak İnsanı tanrılaştırmak, tanrıyı insanlaştırmakta insanlığın bir diğer handikabıdır. Bu maddeye insanın sadece gördüğüne inanmak istemesi zahirperestlik ruhunuda eklemek yani birleştirmek gerekir. İnsanlar bazen ana tanrıları, bazen peygamberleri, bazen melekleri, evliyaları heykelleştirip tanrılaştırmışlardır. İsa Allahın oğlu, Ali de Allahın … vb. Bu uydurmalar her dine kısa süre sonra yerleşmeye başlamıştır. Nemrut dağındaki bazı heykellerin melek isimleri olduğunu biliyoruz. Zerdüşteki her şeyi yaratan yaratıcı, Çindeki(taoizm, daoizm) her şeyi yaratan Tao ya da Dao , Yunan daki Zeus, ilk çağ felsefecilerinden Sokratın, Aristonun Allahın varlığı ve birliğini savunmsı, Araplarda el ilah yani Allah, Türklerde ve moğalistandaki Tanrı ya da gök tangrı ilkel kabileler deki her şeyin yaratıcısı yüce ruh hep aynıdır. Yani bir öz olduğu en eski çağlardan beri ortadadır. Hatta ilk medeniyetlerde ilk yazının bulunduğu Sümer çivi yazısı tabletlerinde Kuran ve incildeki Tufan, yaratılış olması da ilginçtir. “Evreni biz yarattık ve onu genişletende biziz” vb. Kuran vb. ilahi kitap ayetleri de bulunmaktadır. Demek vahiy kanıtları her devirde vardır. Yine Tevrat ta hiyeroglif yani resim yazısı olarak ilk yazılı eserler arasındadır. Musa peygamber zaten ilk çağ peygamberlerindendir ve firavundan kaçtığı için yeni bir medeniyet ibraniler adında kurabilmiştir. Şimdi ise handikaptan zahirperestlik kısmındak aklımıza pencere açacak örneğe gelelim. Yazının bulunuşu öncesine tarih kazılarla gider. Çünkü tarih yazı ile başlar. Ondan öncesini ise kibarca atar. Tarihteki en büyük ilk olan yapılar hep ibadethanelerdir. Din her devirde yani yazı olmadığı devirde bile açıkca görülmektedir. Fakat arkeoloji ve bizler yazı öncesine kazılarla karar vermekteyiz. Şu an her hangi bir şehir Californiya, kanada, istanbul, ankara vb. yerin dibine girse ve yazı olmadığını düşünseniz kazılarla herkesi putperet ti kararı vermeye mecbur kalırsınız. Halbuki yüzde yüzü tanrıya inanıyor. O heykeller ilah diye adlandırırlar. Halbuki hiç alakası yok. Zaten Kuran her devir peygamber geldi fakat inananı olmadı çoğunun diyor. Peygamber göndermediğimiz hiçbir kavmi sorumlu tutmayız da ekliyor. Bence heykelleri dini bir mesele yapmakta yanlış. Bu da insanın yapısında olan bir şey. Yani dinde o her şeyi haram kılan ve bu yolla dinin içine eden ekleme günahlardan biri. Hani resimi ve heykeli şirk sayan fetvalardan bahsediyorum. Tabi onlara tapınılması ve şirk olarak kullanılması hariç..Yani konunun özetine döneceksek özetle tevhid inanışı her devirde olmuş.
6.
 

 

-70- En büyük terörist bazen devletlerdir..

 En büyük terörist devletlerdir. (Nagazaki, hirojima, Suriye, ırak, birinci dünya, ikinci dünya savaşları, ) En garibi de bir terörist bir kişi öldürdüğünde ayağa kalkanların hiç kendilerini görmemeleridir..

***

Darbe halkı sokağa dökmekle de yapılmaz, askerlede.. çünkü her durumda halk zıttına oy verir. iz bırakmaz. uzun süreçte darbe yapan zihniyet kaybeder. fakat darbe ekonomiyi, enerji kaynaklarını ve gıdaları bitirmekle olur. örneğin mısırda petrolü vermezler, ihvan bile sokağa dökülür, darbe sonrası ise petrol hemen çıkagelir.

-71-

Dünyadaki bütün karışıklıkların sebebi, ırak, mısır, suriye vb. demokrasi savaşı değil hakimiyet savaşı ve enerji hakimiyeti savaşıdır.

****

Vaatler memleketinde insan açlıktan ölür.__Danimarka Atasözü

****

***

Hayat saplantıların, ideolojilerin bekçiliğini yapacak kadar uzun değildir...

Bu din şişe de durduğu gibi durmuyor. Hatta ideolojiler Kemalizm, kominizm vb. hepsi şişede durduğu gibi durmuyor..Başa geçinceye kadar

ya da gücü ele geçirinceye kadar duruyor şişede sonrası ise facialara neden oluyor. Her türlü zulme ideoloji, mezhepçilik adına fetva veriyor.

-72-

    Halk askeri vesayetten ak partiye kaçtı, ak partiden ise kaçacak muhalefet bulamadı, kendine kaçayım derken büyük bir oyunun içine düşenler oldu. Ama çabuk uyandılar bir kısmı diğerleri de uyanmak üzereler..AKP yüzde elliyi Anayasa için, ülkeyi demokratlaştıracağı için aldı. Diktatörleşeceği için ya da dindar kemalizmi kurması için halk oy vermedi. Ama çıraklık dönemindeki bu misyonunu şimdilerde unuttu. Ustalık döneminde dindar kemalizmi kurmaya kalktı, yök e karşıydı, yök cü oldu, askeri yargıya karşıydı, askeri yargıcı oldu. Sayıştay kanunu ile paralar nerede denetlemesi hala belli değil, ihale anayasasını kemal dervişin düzenlemesinden sonra tekrar bozdu, inşallah bu olanlarla biraz akıllanır, demokratlaşır tekrar..maalesef doğuyu, batıyı vb. birleştirecek başka alternatif muhalefette hala yok..
    Sayın AKP ve başbakanımız Tayyip Erdoğan, % 50 oyu vatandaşlarımız ve ben dahil anayasa değişikliğiyle bu ülkeyi demokratlaştıracağına inandığımız için ANAYASAYA verdik. Bu muhalefet varken zaten oyların çoğunluğu sana. Sadece AKP ye değil, demokrasiye yeni anayasaya verdik, veriyoruz oylarımızı.. Ayrıca seni bu ülkenin doğusunu, batısını, dindarını, dinsizini her kesimi birleştirebilecek alternatifinin, muhalefetinin olmayışı sebebiyle destekledik, oy verdik. Dediğim dedik olman için değil.. Şımarmayın, gurura girmeyin. Çıraklık dönemindeki bu misyonunu ve çıraklık dönemini yani ak partinin parti programını özledim.. Maalesef hala alternatifin yok kendine dönmeni bekliyorum..Bu muhalefet özellikle chp bize öyle çektirdi ki onlara dönüş yapamayız. Ama sana uyarı yapabiliriz. Bizi ak partiye mahkum edenler utansın! 28 şubat sürecinde şehitlerin analarını törenlere bile başörtülü diye almayanlar utansın. ”Asyanın bahtının miftahı(anahtarı) meşveret ve şuradır(her kesimi içine katarak ve rızasına alarak karar ve uygulama yapma)”

73

İşin ilginç yanı, eylemler bir yana; herhangi bir yerde düşüncelerimi belirtmek istesem, sözlerim olumluysa oooo bizdensin (eylemci), işine gelmeyince sen Akplisin bizden değilsin.. millet olarak kutuplaşma hastalığımızdan ne zaman kurtulacağız! herkesin kendi fikri vardır, demokrasinin gereğide buna saygı duymaktır....

***

İslam toplumlarının, perişan ve geri kalmasının sebebi; cehaletten çok, kalbe nur olan dini ilimlerin, akla nur olan fenni ilimlerle beraber verilmemesidir. Yani; eğitim sistemleri sadece zekavet ve akla hitap ediyor. Halbuki insan sadece akıldan ibaret değildir. İnsanın kalp, ruh, vicdan ve latifeler gibi çok önemli yönleri de vardır. Nasıl aklı eğiten ve geliştiren fen ilimleri ise; kalp, ruh, vicdan ve latifeler gibi duyguları da eğitip geliştiren din ilimleridir.

Bu yüzden, insanın hakikate ve kemale ulaşması, ancak fen ve din ilimlerin beraber okutulduğu bir eğitim sisteminden geçer. Bizde durum aksine olduğu için, kalp ve duygular gerilerken, akıl ve zekavet, şer ve hile lehinde fazlaca inkişaf edip keskinleşti.

Bu yüzden, islam toplumlarında rüşvet ve hırsızlık yapanların ekserisi okumuş tabakadan çıkıyor. Türkiye'de bankanın içini boşaltıp hortumlayanların ekseriyesi zekaveti ve aklı keskin ama; kalbi ahmak ve arsız insanlardır.


Ben zannederim ki, bu milletin perişaniyetine; fazla cehaletten ziyade, nur-u kalb ile müterafık olmayan fazla zekâvet-i betra tesir etmiştir. Bence en müdhiş maraz asabîliktir. Zira herşeyi haddinden geçirmekle, aks-ül amel yaptırır.
Sünuhat-Tuluat-İşarat ( 70 - 71 )
 

74

Kısaca, bir kişi bile bazı tavırlardan korksa onu anlamaya çalışmak gerek, dediğim dedik olmamak gerek, farklılıkları kırmamak ve saygı duymak demek demokrasi. konuşturmamak, dinlememek, benim dediğim ve isteğim tek doğrudur dememektir. malesef bu türler ve nemrut egolular bu devirde her kesimde çok fazla. onun dediği gibi inanmaz, ve düşünmezsen seni dinlemez bile..başbakanın etrafındaki dalkavuklarda "ne güzel dediniz, ne harika dediniz" sözleriyle halkı dinlemesini engelliyor. zaten bizim en büyük sorunumuz dalkavuk problemi, dalkavukları dinlemyip halkı dinlemesi gerek.. meselm bu..

75

Herkes her yapıda olmaz, ya da herkes bir yapıda olmaz. Nasrettin hocaya bir tanesi geliyor benim başım ağrıyor ne yapayım diyor. O da: Benim dişim ağrıyordu çektirdim de kurtuldum diyor. Her öfkeliye aynı ilaç verilmez. Ya da aynı ilaç her türü tedavi edemez.

*****

İnsanları gurupları değerlendirirken hataları sevaplarına galibiyeti veya mağlubiyetine göre değerlendirmek gerek. Sadece hatalarına bakılmaz. Bazen bir güzel ya da kaliteli hasleti, özelliği, huyu dünyalar kadar hatalarına ağır basabilir bir insanın. Ya da bir kötü huyu..

*****

Birde hayatta ne yaparsanız yapın aşkla ve sevgiyle yapın. Karşınızdakilerin yüreklerine dokunun. Ortak noktaları dillendirerek. Unutmayın AŞK OLMADAN MEŞK OLMAZ..

76

Eylemciler arasında 3 gurup var, Birisi yaşamlarına müdahale edilmesinden hoşlanmayan bütün iyi niyetiyle oraya gelen eyleme katılan insanlar , birde fırsat bu fırsat Tayyip seçimle gödnermek imkansız sivil darbe yapalim diyen bir grup ( antidemokratik bir söylem iç savaş başlatır) Birde zaten hali hazırda polise taş atmak için fırsat kollayan illegal örgüt yapılanmaları. Eylemciler içinde sadece iyi niyetlilere saygı duyuyorum hatta onlarla beraberim. Alkol yasağında da iktidarın dediğim dedik tavrına da amma ve lakin antidemokratik ikinci ve üçüncü gurup karşısında da sonuna kadar Polisimizin yanındayım.. Bu böyle biline(oğuzhan)

   

Gezi parkı eylemine katılmış bir kaç tanıdık var . Biri iç savaş diyor biri taş atan azdı diyor birisi de taş atanları engellemeye çalışıyor anlaşılan o ki hiç bir topluluk tamamen siyah ya da beyaz değil ! Bir siyasi veya gayri siyasi topluluğu toptan tü kaka diyerek önyargı sahibi olmamak lazım. Kimlerin kandırılmış olduğu zamanla ortaya çıkar ! vatan haini diye suçlamak kolay. Ak parti ve karşı görüşü savunanların kutuplaşması vatan hainlerini güldürür. Vatana yazık.

   

77

Düşen bir çığda, hiç bir kar tanesi kendini sorumlu saymaz. Ama o kar taneleri yüzünden o çığ, o kadar yıkıcı etki yapar..

Hem sokağa insanlar dökülse ahmet mehmeti kıracak öldürecek, sence doğrumu bu mantık? hadi yanlış olsun ya darbe gelse bu seferde şeriat ilan edilse ne yaparsın? o zamansa sokağı savunur musun? yanlış işler değerli dostum bunlar, yangını başlatırsın nerede duracağı belli olmaz, savaşı başlatırsın nerede son bulacağına karar veremezsin, gel biz içerde sokak kavgalarına karşı olalım ki itidal ile herkes huzura kavuşsun, darbe isteyenler de var ben onlara dedim ki ya bu sefer asker şeriat getirirse ne olacak? sokağa çıkınca polisi askeri kıracaksın, ya da komşunu, arkadaşını bu nasıl mantık anlat bana dostum..

Elbette sende önyargılarını parçala, gerçi her kesim karşıki guruba söylüyor ön yargılarını parçala diye ama kendini görmüyor. çünkü gerçeklerle algılar hep farklıdır, seni anlıyorum, o ortam harika.. ama unutma .TÜRKİYE SADECE TAKSİM DEĞİL..algı1: tayyibi seçimle yıkamadılar darbe ile yıkacaklar algı 2: cami yaptıracağı için böyle yakıp yıkıyorlar algı3: vay be tayyip dik duruyor helal olsun daha yazayım istersen yani sessiz öfke harekete geçer ve ak parti oylarını tekrar toplar.

Aynı kural içki yasası içinde geçerli dostum. Aslında bu iş halkı kutuplaştırmadan bilimsel olarak yapılsa iyi olur. Ben istedim böyle olduyla olmaz. Yada bütün içki içenleri ayyaşlıkla suçlamakla olmaz. Ya da sosyal içicileride ayyaştan saymakla hiç olmaz. Ancak Avrupadaki gibi bilimsel gerekçelerle halk ikna edilerek olur. Unutmayın bir çok gelişmiş ülkelerde içki yasakları bizden daha ağır..

78

Değerli dostlarım, inanın hiç bir kesime lafım yok. önemli olan aklım hür vicdanım hür olarak bazı yorumlarım olur. eskiden bir şeyimiz yoktu. bence yokluk imtihanını kazndılar..toplu gurur oluşturdu kitleler, zümresel gurur bitirdi. Zaten gurur ve kibir değildmidir küçülten zelil eden, mağlup eden hatta en büyük komutanları, sultanları bile..? adalet bizden siyaset bizden işte tevazu güle güle gurur merhaba ve başımız dert üstüne dert..Önceden Allah diyen öğretmene, polise avukata rastlanmazdı..şimdi ayhan dostum hepsi Allah diyor..bu da cemaatlerin hizmetidir gör ama şu gurur, kibir...belki her gurup fakirdi garipdi.. şimdi siteler, villalar vb. her gurup olarak diyorum, şimdi beya birşeylerimiz oldu. gücümüz oldu, kuvvetimiz oldu. tekke düştü kel gözüktü, belki en geç ben gördüm. sakın yanlış anlamayın beni..sözüm her kesime başta nefsime..dostlar karışık yazdım ama dibi tutmaz:)) Halbuki hizmeet ise hiç bir şey beklememeli, beddua etmemeli vb.. iyilik yaptığından kaçmaktır ki senin yanında utanmasın vb. vay be ben oy verdim o zaman sende şunu yap ya da diğerleri için ego..hiç hizmetçe, müslümanca değil, hatta büyük insaniyet olan islama ters yani insanlığa ters..asıl gaye olan Allah rızasına ters, yani ihlasa ters..malesef hiç bir şey beklemeden bir şeyler yapanlar artık örnek alınması gereken..gerisi hikaye..sevgi, gülümseyen müslümanlık, müjdeleyen beklentisiz müslümanlık gerek...asık suratlı insanların huzur islamda demelerinden hoşlanmıyorum ayrıca..

Her şeyden kavga çıkarıyoruz. Bayramlardan, miladi yıl mı hicri yıl mı? Vb. kurbanda kesilen, hindi katliamı mı diyelim. Takımlar üzerinden kavga fener mi galata mı haydi gırtlak gırtlağa vb. bunlar sohbet mevzuudur, siyasi partilerde sohbet mevzuudur kavga mevzuu değildir.. vb. biz her şeyden kavga çıkarıyoruz ya..bir taraf koç katliamı diyor diğer taraf hindi katliamı diyor iki tarafında bayramı zehir ediliyor. Doğum günü diyorsunuz ona da zehir edecek laflar..ya rumi takvim kullandı Osmanlı, Selçuklu vb. yani o zamanki şeyhülislamlar yasakladımı.. noel baba çocukları eğlendirmek için var bırakalım eğlensinler, eğlencenin gevuru olmaz meşruu olur. . içinde isyan barındırmayınca ne oluyoruz ya.. dünyayı kendimize zehir etmek mi din anlayışı … bunu sorgulayın.. değer üretmeyen toplumlarda kavga ürer darbe ürer.. vb. kavga duymak istemiyorum artık çözüm duymak istiyorum

 

79

1950, 1960, 70, 80 vb. kanaslarla marmara otelinden vurulan insanlarımız o zamanlar kanas sadece orduda vardı. yani kolay kolay bulunulabilecek bir silah değildi. aynı silahla sabah solcu akşam sağcı vurulduğu ispatlandı, neyin vahı dostlar bu.. onlarca kez yaşanan sahneler, değişen sadece oyuncular, sağ sol, dinci dinsiz, alevi sünni, türk kürt vb. şimdide akpli akpsiz zaten kaygımız bu dostlar, evet iyi niyetli yeşili koruyanlara sözüm değil sonra alet olacakları olaylar sıkıntıımız ve ben hep aynı şeyi söylüyorum çünkü hep aynı şey yaşanıyor malesef..özellikle ne zaman uçak havalanacak olursa tekerine çomak sokuluyor..

80

Maalesef bu ülkede kim neye yürüdüğünü bilmiyor, mesela Hırant dinkin derin devlet tarafından öldürülmesi zulmüne karşı çıkmak için yürürsünüz, milliyetinizi terk etmek, inkar etmek zorunda kalırsınız. Chp belediye burslarını mahkemeye vererek kestirir, gençler akp binasının önünde neden bursumuzu kestiniz diye yürüyüş yapar. Bir hakszlık için yürüyüşe çıkarsınız, yanınızda tuhaf renkler, sarı kırmızı yeşiller, tuhaf tuhaf bayraklar beliriverir. Bu nedenle bizim ülkemizde kesinlikle sokağa dökülerek yapılacak protestolar tarihte hep olduğu gibi provoke edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ve sürü pisikolojisi olarak çok tehlikeli yerlere girebilir. Ahmet Mehmet’i kırar bu nedenle içerde mücadele demokratik yollarla olmalıdır, sokak hareketleri ile olmamalıdır. Yoksa ülkemiz bir Suriye, ırak vb. gibi iç savaşa sürüklenebilir.

TOPLUMSAL OLAYLAR KİŞİSESEL SIKILMALARIN ÜRÜNÜ OLABİLİR. DİKKAT EDİN. ONUN İÇİN BU KADAR ÇOK SOSYAL TESİS VE SPOR TESİSLERİ YAPILIYOR DİYEBİLİRİZ

81

Kristof Kolomb Amerika'yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmış durumdaydı...

Pasteur kuduz aşısını bulduğunda 60 yaşındaydı...

Mimar Sinan,Süleymaniye camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti.

Selimiye camisini tamamladığında ise 86 olmuştu.

Galileo,ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı...

Charlie Chaplin,76 yaşında film yönetmenliği yaparak hala işinin başındaydı...

Goethe,en büyük eseri Faust'u ölümünden bir yıl önce,

yani 82 yaşında bitirmişti.83'dü...

Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.

İnsan,kendine olan güveni derecesinde genç,

Şüphesi derecesinde yaşlıdır.

Cesareti derecesinde genç,korkuları derecesinde yaşlıdır.

Ümitleri derecesinde genç,ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz.

İnsanları ihtiyarlatan ideallerinin gömülmesi,hedeflerinin olmamasıdır. Seneler cildi buruşturabilir.Fakat heyecanların,ideallerin teslim edilmesi adeta ruhu buruşturur.

İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki hedeflerine götüren yolu yürümedikçe yaşlanırlar.

İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.

Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz..

82

Ayrıca hiç bir gence genç gösteriyorsun denmez. Siz hiç 20 yaşındaki birine "genç gösteriyorsun" denildiğini gördünüz mü? O zaten genç..Eğer size genç gösteriyorsun denilmeye başlanmışsa iş bitmiştir:())

***

Yazmak insanı rahatlatıyor. Duygu ve düşüncelerini yazmak hiç kimsenin okumayacağını bilseniz bile insanı rahatlatıyor. Biz hep okuma dersi ve teşviği veriyoruz halbuki yazmada teşvik edilmeli diyelim..:)

***



 

83

"Kılıçla herşeyi yapabilirsiniz ama onun üstüne oturamazsınız" (Napolyon)
 

    Hukuk bir ülkeye ekonomiyi çeker. Eğer yabancı yatırımcı sizin hukuğunuza güvenmezse ülkenize yatırım yapmaz. Akp döneminde avrupaya hukuk uyum ve kanun çalışmaları yapıldığından ötürü inanılmaz yurt dışın yatırımları gelmiş ve ekonomimiz büyümüştür. Son yıllarda ise o çalışmalar yavaşlayınca yatırımlar azalmıştır. "Paralel devlet denilerek rüşvetlerin üstü örtülüyor." değerlendirmesi görülürse ülke hukuğunu, itibarını vb. kaybeder.

Biz askeri niçin eleştiriyorduk. Benim gibi düşünmeyenler vatan hainidir dedikleri için. Ya şimdi ne yapılıyor? Benim gibi düşünmeyenler vatan haini. Tüsiat, yabancı demokratik ülkeler, cemaat vb….Ne farkı var? Biri bana söylesin..tüsiat zaten ülkenin demokratik hukuk devleti olmasını ister çünkü böyle olmazsa bu ülkeye hiçbir yabancı yatırımcı yatırım yapmaz..hukuğun olmadığı bir ülkede kendilerini güvende hissetmediklerinden yatırımı evrensel demokratik ve hukuk devleti olan ülkelere kaydırırlar. Tek parti dönemindeki hiçbir yabancı paranın bu ülkeye girmemesi ondan sonra ise zıplaması gibi..Bu da ülkeyi ekonomik olarak çökertir dostlar ne dersiniz..bunun suçlusu da vatan hainleri, dış güçler, komplo, faiz lobisi vb. olur..

83_1

Nerede eski ramazanlar bayramlar diyenler için. Eskiden yeni ayakkabı sevinci vardi. Simdi ise ayakkabı alma sorumluluğu. Hatta eskinden yeni elbisesi, ayakkabısı ile yatağının yanına koyup uyuruduk. Aslında özlenen kişinin çocukluğu yani herkes çocukluğunu hatta gençliğini özlüyor aslında..

84

Değerleri bir banka hesabına benzetirsek eğer, iyi yatırımlar yapan kişinin hesabı ona kar getirecektir. Ne kadar kar ettiği hemen anlaşılmasa da bu, ileri yaşlarda faydasını göreceği bir birikim olacaktır. Doğaya ya da ailesine yatırım yapan kişinin, bu yatırımların kendisine geri döneceğini bilmesi gerekir..." Prof. Dr. Nevzat Tarhan "

 

Mahatma Gandhi insanları ve toplumu mahvedebilecek

"7 ÖLÜMCÜL GÜNAH"

- Çalışma olmadan SERVET
- Vicdan olmadan HAZ
- Karakter olmadan BİLGİ
- Ahlak olmadan TİCARET
- İnsanlık olmadan BİLİM
- Özveri olmadan DİN
- İlke olmadan SİYASET

85

Allah’ın sebeplerine göre çalışalım ama Allah’a güvenelim. Allah bizi korursa kimse ezemez ve Allah bizi ezdirirse kimse koruyamaz. Allah bize bir yol açarsa kimse kapatamaz ve Allah yollarımızı kapatırsa kimse açamaz.” Dr. Muhammed Bozdağ
 

 

86

    Öyle değil, katılmıyorum, kesinlikle doğru değil vb. demek fikir değildir. Niye öyle değili açıklamak fikirdir. FİKİRSİZ Katılmıyorum, kesinlikle öyle değil demek seviyesizlik alametidir, ve art niyet işaretidir. Fikrinin olmadığının ve çöktüğünün delilidir. Bazıları “ne diyeceğini biliyorum felan da diyebilir” zaten öyle demesi dinlemediğinin delilidir. Dinlemiyorsun, dinlemek gibi bir huyunuz var mı? Diyerek konuya girilebilinir.

87

    Aslında şu an Suriye üzerinden Rusya, Amerika, İran, çin, AB arasında bir dünya savaşı yaşanmalıydı. Ama silahlar o kadar çok gelişmiş silahlar ki, bir savaş çıksa dünyanın sonu olur. Her biri diğerinin silahından korktuğu için savaş çıkaramıyor. Ainstanin dediği gibi “Üçüncü dünya savaşını bilmem ama dördüncü dünya savaşı taşlarla, sopalarla yapılacak” demesi gibi. Bu ara İran işini iyi yürütüyor. Mısırda ihvanlar daha demokratik..İranlılar ile Amerika birlikte çalıştı. İran meşrep yaptı darbesini sisi devraldı. Yani iran rejimi mısırı aldı. Aynı şekilde ıraktada oldu. Saddam amerikayı iranla çağırdı orasıda iran rejimi oldu..Şimdi sıra Suriyede..NE oluyor başbakanımıza da uyanmıyor..anlamıyorum. onu dinleyenlere paralel felan diyor neden hiç iranı düşünmüyor. Çünkü suriyede esedin karşısında savaşan iran. Yani suriyeye de kendi rejimini yerleştirecek sonra sıra Türkiyede ..

88

İnsanlar uzmanlaşsınlar ama uzmalaştıkları alanın kurallarını ve kanunlarını her sahaya genelleştirmesinler. Genele uygulamasınlar. Uzmanlaşın ama genelleştirmeyin. Fizikteki bir kanun sosyoloji için, ya da biyoloji için geçerli olmayabilir..Çünkü o tespit ettiğiniz kurallar sadece sizin uzmanlık alanınızda geçerli olabilir.. :) Ayrıca yok ben bu sahanın insanıyım, bu sahada sadece ben konuşurum ve ne desem o dur gibi sözlerle kimse kimsenin aklına engel koymasın. Aklını yok etmesin. Yumurta hakkında yorum yapmak için tavuk olmaya gerek yok. Yumurtadan anlarım ama tavuk değilim diyebilirsiniz. Yani yok öyle akla kem vurdurma. Gazeteci yazarlar “gazetecilik” mezunları olmadığı gibi, edebiyatçılar da “edebiyat” mezunları değiller. Siz hiç neden en iyi kitapevi sitesini yapanların “Barnes, Noble, Waldenbooks “ gibi dev kitap sirketleri değil de “amozon” olduğunu düşündünüz mü? Neden internetteki açık artırma sitesinin bilinen müzayede şirketleri değil de “ebay, vb.” olduğunu hiç düşündünüz mü? Neden en başarılı enformasyon sitesi yapanların “CNN, BBC ve Newsweek”değil de “yahoo” olduğunu merak ettik mi? Ya da “facebook, tweter” ve benzerlerini iletişim devleri yapmadığını, bulmadığını fark ettik mi? Demek insanları belli bir şablona sokamayız gerçeğini de düşünmeliyiz.

89

MISIR DARBESİ YORUMLARI
İLK GECE
Mısırda laikler beş vakit namazını kılar, dinin emirlerine karşı destekleyicidir. Mursiyi yıkanlarda bizdeki dinde de yeri olmayan radikaller kadar dinciler. Ezher şeyhi bile darbeye destek veriyor. Sorun ne? Ne olur siyasi geçmişi birikimi olmayan ihvan, siyasetten uzaklaştırılınca o zaman? Mısırda ihvanın demokratik yolları kapatılırsa ihvan siyasetten alt aşağı edilirse mısırın cezayir olması anlamına gelir, başta Suriye, israil olarak o şiddet dalgası domino etkisi yaparak bütün dünya için sonu gelmez bir çatışma başlayacak. Çünkü dini gurupların sokaklara dökülme tehlikesi solun dökülmesine benzemez. Sol destek görmez ve genelde belli bölgede kalır. Fakat ihvanın yolunun kapatılması "seçimle olmuyor" kararı başkasına yaşam hakkı da tanımayan bir örgüt haline getirmesi tehlikesi-özellikle sabırsız 90 kuşağı ihvanı için-, başta bölge ülkeleri bütün dünyanın en korkulması gereken bir durumdur. Fakat en iyi ihtimalle, bence zaten kendi içinde bölünme yaşamış olan ihvan, yeni bir parti kuracak bu darbe nedeniyle bir sonraki seçimde tekrar Mısır'ın başına geçeçek.. bizdeki yüzde elli oy alan sonra darbeyle indirenler Menderesten sonra hep sağ partilerin başa gelmesi gibi Mursiyi yıkanlar Mursiyi arayacaklar..Çünkü Menderesi ve sonrasında gelen Demirel, Özal, Erbakan vb. indirenler hep indirdiklerini mumla aradılar..


SONRASI..

*****

Araplar(arap devletleri, siyasi oluşumları vb.) yenilmezler saf değiştirirler ve bence bu son durumda gösterdi ki başlarındakilere bakınca hiç bir arap devletinin ipiyle kuyuya inilmez ve inilmemeli...Bunlar dün suriye için bile müttefik iken bugün birbirine düşebiliyorlar ve birbirlerini yiyebiliyorlar. "Yurtta sulh cihanda sulhu" rehber edip bir an evvel kendi içimizde teknoloji, sanayi vb. yönlerden güçlü olma yönüne devletimiz mesaisini sarf etmeli o zaman doğusu batısı hepsi bizim safımıza geliverir...Ne dersiniz? Örneğin ne mısır da ne suriyede hiç bir guruba tavır almasaydık barışın yanındayız felan fila deseydik hiç birinin düşmanı olmaz belki bu kadar saldırıya maruz kalmazdık.

90

 


Gecelerimiz çok karardı. Ve çok kararan gecelerin sabahları pek yakındır...

                                                                                                     91
Mısırda devirmenin tadını alan bir kalabalık var. Kalabalıkları cinnet noktasına getirmek kolaydır hamasi söylemlerle, daha sonra ne olacak diye kimse düşünmez. İnsanları ayağa kaldırabilirsiniz oturtmak çok zordur. Yani çıldırtabilirsiniz, çılgınlaştırabilirsiniz, ne ne olduğunu düşünmezler, vururlar, yıkarlar, yakarlar, kırarlar öldürürler, yok ederler. Türkiye dede her devirme bu şekilde geldi ama daha sonra başından faturaları millete çok ağır geldi. Bugünkü “istemezük” ile dünkü “istemezük” arasında sadece slogan farkı vardır. Eskiden “şeriat elden gidiyor” “ -zaten şeriat ülkesinde- diye ayaklananlarla bu gün laik ülkede “laiklik, toprak satılıyor, ağaç gidiyor vb.” diye ayaklanılıyor. Bütün ayaklanmalarda akla hoş gelecek bir mantık oluşturulu önce..Ortaya çıkan liderler spontane çıkmamaktadır aslında..hiç dış parmaklar görülmez. Neden?

92

     Ey zalimler..Nasılsa ölümü öldüremiyorsunuz. Şeytanın sizi kandırmayı başardığı sahnelerde dünyadan lanetli bir lezzet alabilirsiniz, ta ki Allah belanızı verinceye kadar..

93

    Tek dünyalı insanlar umutlarına bu dünyada ulaşamadıklarında isyan ederler. Dünyanın doyma yeri olmadığını, tatma yeri olduğunu unuturlar.

94

    Yaşam bir avuç gül, bir tutam diken. Hayat ne siyah ne beyaz yani..Gri..

95

Dengesize ilgi göstermez veya uzaklaşırsanız sizi avlama taktiklerine başvurur. Hakaret eder, bağırır, ağlar, yalvarır, tehdit eder, hırçınlık gösterir. Duygularınıza hitap eder. Kaçın. Duymazdan gelin, yabancı davranın. Sizi avlayamazsa başka ava yönelir, kurtulursunuz.
(Zihinsel Şifa Muhammet Bozdağ)

***

Zevkçi bağımlılığın en feci biçimi uyuşturucudur. Kokain birkaç saniyelik zevki 15 dakika boyunca yaşatabilir. Kokainin nasıl bir zevk patlatıcı olduğunu şundan kıyaslayın: Lezzetli yemek dopamini % 50, cinsel ilişki 100 artırıyorsa, kokain % 1200 arttırıyor. Ne kadar cazip! Ama bedeli? Bir süre sonra ebediyen, zevkin azalması, zevksizlik ve nihayet son duvar, yani dayanılmaz ve dindirilemez acı. Beyin bitiyor. Değer mi? Aslında bütün kötü alışkanlıkların sonunu düşünmek insanı onlardan uzaklaştırabilir. Ben kilo vermek istediğim bir dönemim oldu. Hemen obezite fotolarına baktım neticesini gördüm. Ayrıca kilo fazlalığının ve yağlanmanın damarlarıma verdiği tıkamayı ve zararı gösteren bir video izlediğimde hemen zayıflamaya nefsimi yani kendimi ikna ettim ve zayıfladım. Tabi bununla beraber zayıflama vereceği rahatlığı genç göstermeyi ve formda olmayı görünce ve hayal edince hemen ikna oldum. Demek kesinlikle kötü alışkanlıkların alkolün ve sigara, kumar vb. işlerin sonlarının gözükmesi ve düşünülmesi insanları hizaya çeker ve onlardan uzaklaştırmasına kesin yardımcı olur.
 

96

    Herkesi mutlu etmeye çalışmak yorulursunuz, mutsuzluk getirir.. Başkalarını mutsuz etme niyetinde olmamak şartıyla.

Fıtrilik ve doğallık, doğal yürüme, yapmacık hareketler girmeme, ayrıca fiziksel hareket her kusuru örter, toplum karşısındaki her türlü fiziksel hareket yürüme, ceketini düğmeleme, ya da düğmelerini açma, çıkarma her hangi bir yere asma insanı toplum içinde fiziksel ve ruhsal rahatlatır kendine getirir.hele hareket hatta her türlü fiziksel hareket yürüme, ya da ruhsal halinizi heycanınızı, sıkıntınızı paylaşma da aynı şekildedir. birlikte olursa daha iyi faydalıdır. Bir de çekindiğiniz sakındığınız ortama bakma ve merdane o yönü kontrol etme tamamen göz hapsiniz psikolojisinden sizi rahatlatır.
 

97

    Bizim yapamadıklarımızı bir genç yapıyorsa, ben yapamamıştım diye ona karşı kızgınlık oluşuyor diğer insanların tarafından. Yaşlıların gençlere kızmasının, babanın ya da dedenin gençlere kızmasının sebeplerinden biri de bu gibime geliyor.

98

    Eğer bir çocuğun rol model aldığı bir akrabası, annesi, babası vb. okul ve öğretmen hakkında negatif bir mimik, boşver okulu tarzında okulu aşağılayıcı bir tavrı olursa o çocuk için artık okul bitmiştir. Sekiz yıl değil seksen sene okula gitse öğretmeninden hiçbir şey alamaz. Velilerin en dikkat etmesi gereken olay budur. Bir de başarılı olunca “vay kimin oğlu, ya da kızı” vb. derken, başarısız olunca “öğretmen suçlu, okul suçlu, vatan suçlu, devlet suçlu, millet suçlu vb. derler. O zaman dostlar işe bakın dikkat edin. “ben öğretmenine sorarım, gösteririm” derse de hiç faydalanamaz.

99

    Batı dünyası acımasız, kapitalist yöntemlerin bedelini ödüyor. Ne batı mutlu ne de batıyı taklit etmeye çalışan İslam ülkeleri mutlu. Ne olacak ki sizin taklit etmeye çalıştıklarınız mutlu değilse siz nasıl mutlu olabilirsiniz? Artık fertler değil milletler bile isyanda.. Maddeyi öne çıkaran yanlış yapılanma hayat mücadeledir felsefesine tıkandı ve çözülmek üzere..

100

    Dünya herkesle nişanlandı ama kimseyle evlenmedi..Hiç bir gence genç gösteriyorsun denmez. Genç zaten gençtir. Eğer size genç gösteriyorsun deniliyorsa iş bitmeye başlamıştır:) moral bozmak istemezdim ama farklı bir bakış açısı işte..

101

    Her şey yoluna girsin diye beklersek kıyamete kadar bekleriz de Eksiğimiz gediğimizle huzurlu olmayı yakalamamız gerekiyor.

102

   Herkes bizi Osmanlı biliyor, Osmanlı olacak diye korkuyor. Bir kendimiz bilmiyoruz.:))

103

Yöneticiler arabadaki amortisörler gibi olmalı. Nasıl ki arabadaki amortisörler yoldaki çıkıntılarıdan kaynaklanan sarsıntıları tolere ediyorsa yöneticilerde yönettikleri ortamda öyle olmalı. Tabi bazen sağırca, bazen körce de olmalı. Her şeyi ve her hatayı gördüğünce hemen genellemesi ve uyarması da doğru değil. Zamana bırakmalı. Çünkü bir insan bazen hata yapar onu kendi görür zamanla düzeltir. Her insanın her zaman için hali mükemmel olmaz. Ayrıca her insan bir yapıda olmaz. Bir insan için mesele olan bir olay, diğer insan için hiç mesele bile olmayabilir. Birindeki hassaslığı, meseleyi, konuyu diğerinden beklenmesi doğru değildir. Bunun gibi herkesin enfüs ve afakıda farklı farklıdır. Birine göre enfüs olan diğerine göre afaki bir konu olabillir. Bu nedenle herkesin enfüsüne göre örnekler verilmeli. Çünkü herkes kendi enfüsünden yani kedi alanındaki, anladığı ve hakim olduğu şeylerden örneklerle gerçekleri kavrayabilir. Afak olduğu anlamadığı şeylerden iyi örneklerde verseniz anlamayabilir. Ayrıca övgüler herkesin içinde, yermeler uyarılar ise özel ve birebir ortamda yapılmalıdır.

104

  KAYGILIYIZ İLANI VEREN AYDINARA: Bazı aydınların kaygılı olması halkın saadeti işareti olabilir. İyi haberdir. Yani hep kaygılı olacaklarına birazda saygılı olmaları gerekiyor. Başta sandığa, dine vb.  Aydınların halka ve hakka sırt dönmelerinden kaygılıyım. Kendi ideolojilerine uygun şeyleri kınayıp, işlerine gelmeyenleri kınamamalarından kaygılıyım. Hep aydınlar bize bedel ödetiyor. Bizlerde onların gazete, vb. almıyarak onlara bedel ödetelim. Bakın gezi parkı sonrası migros tavırları nedeniyle satışa çıktı. Ciddi bir bedel ödetmiş oldu halkımız onlar için..diktatörler alçaktır, onlara destek verenler alçak oğlu alçaktır.

105

  En iyi askeri idareden en kötü demokratik yönetim daha iyidir. Bunu geçmişi darbelerle dolu olan ülkemiz başta olmak üzere Yunanistan ve diğer ülkelerdeki darbelerde ispatlamıştır. Seçimle geleni sandığa gömersiniz ama darbeyle gelene hiçbir şey yapamazsınız bir anayasa yapar hala yarım yüzyıldır devam eder. Demokratik  yönetimi değiştirebilme imkanınız var, askeri yönetimi değiştiremiyorsunuz. Darbeler sorun çözmüyor, sorunları daha da girift hale getiriyor darbe.  Mısır bizden elli sene geride çünkü bizdede teknokratlar heyeti elli sene önce darbeler sonunda yönetti ve ülkeyi sadece batırdı. Maalesef kötü miras bırakarak giderler. Sonra siviller gelir onu düzeltmek için kısa sürede düzeletemez sonra yine darbe yaparlar. Darbeyle tekrar yiyip süpürürler.

106

Sıkmayın canınızı hayatın dümeninde sadece Allah var.. Hayır vardır. Bekle izle..Nuh’a gemi yaparken alay geçenlere boş vermiş. Gemi yapmaya devam. Gerisi hikaye. Elimizden geleni yapalım. Gerisi hikaye.. netice Allahtan.

107

   İnsanın görevi elinden geleni yapması. Nice peygamber gelmiş hiç ümmeti bile olmamış. Ama peygamberliğin azim büyük ve sonsuz ödülünü almışlar. Yani netice almak için çalışmayın görevinizi yapın. Elinizden Dua geliyorsa dua. O kadar. Celaleddine veziri demişler “muzaffer olacaksın” o demiş “benim görevim cihad etmek kazanmak ya da kaybetmek değil.” Elinden geldiğince vazifeni yap gerisini boşver.

108

  Bazen felaketten saadet, saadetten de felaket çıkar.

109

  "Aşçının hatasını maydanoz örter. Terzinin hatasını ütü örter. Doktorun hatasını toprak örter." (Melih TAHSİNOĞLU)

110

   Herkesin her şeyi anlamasını, hatta dinlemesini bile bekleme, yoksa hayal kırıklığına uğrarsın.

111

Olumsuz duyguları besleyen insanlar olumlu insanlarla barışık yaşayamazlar.

*******

Hayattaki en önemli tecrübelerimden biri, şimdiye kadar kapıldığım kaygıların hemen hemen hepsinin lüzumsuzluğunun ya da anlamsızlığının er ya da geç ortaya çıkması.__Wilhelm Genazino

112

 Adam olmamak kolaydır, zor olan adam olmaktır. Daha zoru ise adam kalmak..

113

   Çok konuşmak boş konuşma olmadıysa iyidir. Kötü olan boş konuşmaktır. Bir ilim adamının saatlerce konuşması boş konuşma değildir.

114

  Genel kurmay başkanılığının savunma bakanlığına bağlanması gerek. Yeni anayasa da genel kurmay milli savunma bakanlığına bağlanmazsa oyum yok.

115

Bu ülkede okuma yazma bilmeyenlerle her türlü şeyi fikir analizi yapabilirsin, ama bazı üniversite mezunlarıyla konuşamazsın.. sonra derler ki benim oyumla o cahilin oyu bir olur mu? O cahil dediğinin oyu senin oyuna bin basar..senin gibi dar kafalıların oyu sayılmamalı yazık senin gibi oy hakkı verilmiş okumuş cahillere, bu kadar cahil ve dar görüşlü kalmak için hangi çalışmaları yapıyorlar merak ediyorum doğrusu.   

Fikre karşılık fikirledir. Kaçmakla değil. Sen cahil millete "vay bir fikir için birbirleriyle kavga ediyorlar felan diye aşağılamıştın. Sen o cahiller kadar bile olamadın maalesef..Okuma yazma bile bilmeyenlerle  her türlü fikri konuşup tartışabiliyorken, üniversite bitirip öğretmen olmuş adamlar, hatta yüksek lisans, doktora olanlar bir fikre cevap veremeyip kaçıyorlar. İnsan bu kadar cahil kalmayı nasıl başarır? Doğruya doğru bile diyemiyorlar. Neymiş dinleyince ikna oluyormuş. Vay be(!) aynı adamlar benim zıt olan fikrime cevap veremeyip kaçıyor ama utanmadan “Tayyip diktatör” diyor. Sen daha farklı fikri bile dinleyemezken utanmadan hangi mantıkla Tayyip diktatör diyebilirsin? Tayyip diktatörse sen nesin? Firavun mu nemrut mu ? Yakıp yıkmayı demokrasi sanan, molotof kokteylini meyve suyu kokteyli gibi gören beyne ne denilebilir? Sadece bir şeyi ispatladın, öğrettin bana. O da:  “Okumuş kişi olarak benim oyumla, dağdaki çobanın oyu bir mi?” diyenlere en güzel örneksin. O dağdaki her şeyi konuşabileceğimiz çobanın oyu, senin gibi dar düşünceli ve sabit fikirli insanların oyuna bin değil sonsuz basar..

116

  Köpeklerin kardeşliği araların kemik atılıncaya kadardır.(mevlana)

************

Sürünmen için yılan olmana gerek yok. Âşık ol yeter🧐😏

 

117

   Kaderi anlayamamamızın nedeni Allah’ın ilmini anlayacak kapasitemizin olmamasındandır. Tepeden baktığınız karıncanın biraz sonra bir su birikintisine rastlayacağınızı ondan önce görüp söylersiniz. Çünkü o an için ilminiz karıncadan fazladır, ama karınca sizin o ilminizi anlayamayabilir.

*******

"Ne zaman vaktin var? dedi. Her zaman. Ona bu sözü söylemedim tabii. Her zaman vakti olanlara saygı duyulmaz."__Oğuz Atay

 

118

   Her insan her hakikate ulaşamamış olabilir, bir insan bir hakikati keşfetmiş ve söylemiş diye her meseleyi çözecek diye ona bakılmaz. Belki başka bir meseleyi başka bir insan çözmüş olabilir.

   Ölüler ve ölü suretler hayat veremez derler ama ben filmlerden çok şey öğrendiğim oldu. Örneğin "Akıl oyunları" filmi olmasaydı şizofreniyi anlayamazdım mesela..yağmur adam olmasa otizmi anlayamazdım. Buz devri animasyonu, çizgi filmi olmasaydı da "büyüdüm artık çizgi film izleme devri geçti" anlayışını yıkamazdım. Çizgi filmlerin büyükler içinde olduğunu hatırlamazdım:))

****

Bazen duygulardan fikirler çıkar. Ve insanlar bunun farkına bile varmaz. Belkide duygulardan fikirler çıkkyordur.. Fikirlerden duygular çıkabildiği gibi. İnsanlar duygularını savunmak için bile fikir üretebilirler..

 

119

  Sen kendini kabul ettireceğin kadar çırpındıkça çırpın istersen kafayı ye, ya da beğendirmek istediğin kişilerin önlerine dünyayı ser, kendini yanlış anlamasınlar diye her türlü hokkabazlığı yap unuttuğun bir şey var. KALPLER ALLAH(c.c.)ın elinde. O kabul ettirmeden hiçbir şey olmaz. Hiçbir şey yapma o kabul ettirecekse ya da sevdirecekse sevdirir seni beğendirir. “kendini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Sevsede samimi sevemez, belki ondaki menfaatini sever. Daima kendini beğendirmeye yalanlarla, mübalağalarla yani abartmalarla çalışır. Beğendirme ve sevdirme çalışmaları ise istiskali celbeder, çeker soğuk düşürtür.” Geriye kendini çek ki millet seni sevsin..

 

120

 Sümüklü böcek bile hayata bir iz bırakır. Asıl mesele başarmak değil yüreklerde iz bırakmak.

 

121

"Verebileceğin en cesurca karar, kalbini ve ruhunu inciten şeyi bırakmandır.” (Brigitte Nicole)

***

“İç dünyası zengin insan tamamen yalnızken, kendi düşünceleriyle ve hayalleriyle eşsiz bir eğlence bulur; öte yandan, ruhsuz biri sürekli dernekten derneğe, oyundan oyuna, yolculuktan yolculuğa ve şenlikten şenliğe koşsa bile, can sıkıntısından kurtulamaz.”

Arthur Schopenhauer


 

122

Yeni anayasada değişmesi gereken ana meseleler neler?
a) Devlet ideolojisi, Atatürk milliyetçiliği, devletin ideolojik devlet olmaması
b) Sivil asker ilişkileri, genel kurmayı milli savunma bakanlığına bağlanması
c) Demokratik hiçbir ülkede olamıyacak olan Milli güvenlik kurulunu kaldırılması
d) Çift başlı yargıyı kaldırıması
e) Vatandaşlık tanımının tek tipçilikten çok tipçiliğe çıkarılması
f) Diyanetin finansının mantığının demokratik ülkelerdeki gibi yapılması,
g) Biz milletide, devletide vatandaş üzerinden tanımlanmalıyız. Temel hak ve özgürlükler herkes sonuna kadar kullansın. Azınlıklar çocuklarını kendi dilleriyle okullara gönderebiliyorsa neden azınlıklara tanınan haklar kadar herkese hak tanınsa ne olur? Böylece azınlıklara tanınan haklar az kalırsa sıkıntı ortadan kalkar şu anlaşılan 45 maddenin yani uzlaşmaya anlaştıkları maddelerin yukarıdaki problemlerle hiç ilgisi yok ise ki yok ne faydası var meclisten geçmesinin? Hem başbakanın genel kurmay başkanını atama izni olmayacak, hem demokrasi olacak. Yani başbakan genelkurmayın önerdiği kişi dışında kimseyi atayamıyor. Birine hayır dediğinde yine onların atadığı başka bir isme evet demek zorunda bırakılıyor. Ne ileri demokrasi demi..

123

Artık kürt kardeşlerimiz felan istemiyorum. Yani herkes eşit olursa sıkıntı ortadan kalkar, olay vatandaş olma mantığı olursa artık yok kardeş, bilmem ne kalmaz. Herkes rahat eder.

124

Etnik milliyetçiliğe hayır dediğimiz gibi, dini mezhebi milliyetçiliğede hayır desek daha prensipli olur. Eşit vatandaş ise ne kemalizmin ayrıştırması, ne de başka bir etkenin ayrıştırması olmaz olur ve bizlerde kavgadan kurtuluruz.

125

Biz Kürtler, biz Türkler, biz Müslümanlar “böyle konuşanlara kızıyorum. Sen kim oluyorsun ki herkesi aynı kefeye koyuyorsun. Kürdün de Müslümanın da Türkün de her türlüsü varken sen kim oluyorsun ki herkes adına konuşma yetkisini kendinde buluyorsun. Vatandaşlık tanımında düzeltme mantığı yapmazsanız olay hep büyür yönetilemez, kan gövdeyi götürür. Tek kültürcülük hastalığı sadece ülkemizin değil dünyanın en tehlikeli hastalığıdır ve her ülkede vardır. Amerikada zenci beyaz, norweçte cumhuriyetçiler yabacılara izin verdikleri için saldıran o hiristiyan dinci çocuk hadisesi gibi. Bu mantığı besleyen alt yapı var ona dikkat edilmeli, mücadele edilmeli.
 

126

Bu kamu malını yakan yıkan zarar verenlere mahkeme yoluyla zararlar ödetildiği gibi uluslar arası mahkemelerde en çok cezayı alan Türkiye ye para cezaları aldıran hakimlere de ceza verilsin. Zararları ödetilsin.

127

Canlılar içinde falcıya giden tek varlık insan. Demek insan gelecek ölüm kaygıları insana göredir.

128

Bütün dünyada insanlar erken yönlendirmeye karşı çıkmaktadır. İnsanların ömürleri uzadı, şimdi seksenlere ulaştı. Şimdiye kadar erken yönlendirmenin hep çilelerini çektik hayatımızda aslında.

129

   “Kurandaki temsiller, benzetmeler ve hikayeler neden var?” derseniz bu durum insanların yapısına bakınca anlaşılır. Çünkü insanlar bu şekilde akıllarıyla anlarlar ve günlük sosyal hayatta bu benzetmeler vb. leriyle konuşurlar. İşte Allahın tahtı, kürsüsü, eli(Allah'ın eli onların elinin üstündedir) vb..

 

-130-  KISKANÇLIK

Kötü duygular önce sahibini mahveder, zarar verir. Her türlü takım ruhuna da zarar verir.

---Kıskançlık ilgi ve sevgiyi kaybetme kaygısından çıkar. Kıskançlık negatif bir duygudur. Herkes de bulunur, korku gibi insani bir duygudur. Evlilikte bir miktar olması yararlı olabilir. Sevginin olduğu yerde bir miktar kıskançlığın olması doğaldır. Ayrıca aynı şeyi, aynı lokmayı birden fazla midenin istemesi durumunda ortaya çıkar. Bu olmadığında zaten kıskançlık olmaz.
---Ben sana değil başkalarına güvenmiyorum derken aslında kendine güvenmiyordur. Kendindeki bir eksiklik sebebiyle kendine güvenmiyordur aslında. Kıskançlık güvensizlikten mi yoksa sahiplenmeden mi kaynaklanıyor bunu ayırt etmek gerekiyor. Aşırı sahiplenmede kıskanma ortaya çıkarabiliyor.
---kıskançlık duygusu hissediyorum diye insan kendini suçlamamalı. Çünkü bu doğaldır. Fakat sonrasında bunu davranışlarımızda yapıcı mı yıkıcımı kullanıyoruz. Önemli olan budur. Bu duyguya kapılıp her şeyi bitirmemeli insanlar. Yapıcı ve çözümcü olmalı yani kıskandığı açıkça söylenilerek davranışlar ölçüye alınmalı.
--- Kıskanmanın olmaması için ilgiden çok sohbete ve muhabbete ihtiyaç var. Kıskanmanın türleri var. Özenme, gıpta, çekememezlik, haset. neden onda var, bende yok. Bu sonuncusu ise zarar vermeye başlar. Bu haksızlık der isyan etmeye başlar. Bu duygu ise önce kıskanan kişiye hayatını zindan eder. En güzeli “Allahım ona verdiğin gibi bana da nasip et” diye dua etmekle bastırmaktır. Gıpta etmek ile haset etmek de birbirine karıştırılmamalıdır. Gıpta etmek ayrı şey haset etmek ayrı şeydir. Gıpta edilebilinir zararı minimumdur fakat haset edinilmemelidir. Haset ise en tehlikelisidir ve sahibini ani haset insanı, kişiyi mahveder. Derki hasetçi bende olmuyorsa onda da olmamalı..
---Kimse mükemmel değildir, bir insanın yüzde ellisinden fazlası iyiyse o insan iyidir.
---Kıskanan kimse eşiyle mutlaka konuşması gerekir. Açık ve net olarak konuşmalı. Kıskançlık bir miktar olursa ayrıntı olarak görülebilir. Sonuçları incitici olmaması için, yıkıcı olmaması için, eşin “kaprisli oldu, surat yapıyor vb.” dememesi için konuşmalıdır. İlişkiler içerisinde mutlaka açık ve dürüst olmak çok önemlidir.
---Kıskançlık duygusu erkeklerde de kadınlarda da vardır. Hatta eş cinayetlerinin çoğunda kıskançlık özellikle Karadeniz erkeklerinde görülmektedir. Çocuk bile olsanız bir karadenizlinin eşine çiçek hediyesi almayın demiş:) Aşırısı beyindeki algılama bozukluğudur ve ilaç tedavisi gerekir yani psikiyatriste gitmelidir. Aşırısında mutlaka tedaviye gidilmelidir. Evde perdeleri açılmış mı diye kontrol etmeler, gazete bile okutmamak vb. hareketler varsa tedavi şart. Yanlış düşünce kalıplarını düzeltmek gerekir. Düşüncelerle olaylar arasında bağlantı var. Düşünce sistemimizi negatiflerden pozitife geçmeliyiz. Bir düşünce duyguyla birleşince inanç haline gelir. O düşünce bir müddet tekrarlandığında alışkanlık haline gelir. Daha sonra alışkanlık kişilik haline gelir. İşte düşünce kişilik haline geldiği zaman beynimizde bir network oluşuyor. Beyindeki networku değiştirmek için artık özel bir çaba gerekiyor. Kişi kendi kendine bir daha yanlış düşünce kalıplarını değiştiremiyor. Değiştiremezse profesyonel yardım almak zorunda kalabilir.
 

 

131

Bilimi kutsallaştırmayalım. Laboratuara dayalı inanç olamaz. Doğa üstü, deneysel olarak 10 üzeri 52 üç kalemin ucunun üst üste denk gelmesi imkansız. Ya dna sarmalındaki denk gelme..imkansıza inanmak olasılık ve matematik kurallarına göre terstir. Yani evren matematik olarak yaratılmıştır.

132

 Elli tane cebir geometri sorusundan Türkiye ortalaması 50 soruda 4 tane doğru. İşin özü bu. Geometri, dünyada çocuğun kafasına üç boyutu sokan tek daldır. Bizde meselelerin çok boyutlu boyutlandıramamamız ondandır. Meseleler bizde siyah beyaz olup dar düşünmesi sebebi ne olabilir başka.

133

Demokrasi, "hukuk" sıfatını içine almak zorunda, demokratik hukuk devleti teması önemlidir. Yoksa kanunda olsa sadece diktatörlük ortaya çıkar. Milli diye diye başlayan konuşmalar bunu yani diktatörlüğü içine alır. Sen ne anladın ki? Niye öyle anlıyon ki:))

134

        Gerçi hamileye karışanı da ilk defa duydum. inşallah kamera şakasıdır:) Ne bu kadınların çektiği zulümler ya.. bir yobaz zihniyet zorla kapar, bir yobaz zihniyet zorla açar..Zorla açtıran, zorla kapatana kızar ya da zorla kapatan zorla açana. Olan yine kadına olur. her ikisine de erkekler karar verir. gerçekten bu dünya da kadın olmak ne kadar zormuş. Buradan bütün ideolojilere sesleniyorum. Bırakın kadınları ne olur da istediği gibi giyinsinler, gölge etmeyin yeter..

135

        Kör olan nimeti görmez, görmediği için şükürde edemez, sadece isyan eder. Allahın istediğini geç vermesindeki, ya da almasındaki, ya da vermemesindeki hikmeti görmez. Sadece hayatı dünya için sanar. Halbuki yaratan hem dünyaya hem sonsuza bakar. Hayırlısı vuku bulandır. Her zaman bir üste bakar ve şükrü unuttuğu için yoksul: nimeti görmeyendir.

İnadın işi meleği şeytan görür. (bediüzzaman) İnadın gözü, meleği şeytan görür.~

İnadın işi budur: Şeytan yardım ederse birisine "melek" der, rahmeti de okutur.

Muhalif tarafında eğer meleği görse; libasını değişmiş, onu şeytan zanneder, adâvet, lânet eder."


~ Bedîuzzamân Said Nursî ~
~ Sözler \ Lemeât ~
 

136

    Azınlıktaki vatandaşların bir kişi bile olsa insan hakkı yenemez. Demokrasi temel hakların, insan haklarının bir kişi bile olsa çiğnenemediği yönetim biçimidir. Aynı şekilde azınlıkta çoğunluk üzerine baskı kuramadığı bir yönetim biçimidir.

137

 Ekilen hint kenevirleri meselesi. Basın bu işi anormal bir ölçüde büyütüyor. Sonuçta bazı aileler, köylüler doyuyor. Yanlış anlamayın tabiî ki karşısındayım. Fakat aynı basın senelerdir giren çıkan 200 kilo bazen 500 kilo dünyayı alt üst edecek miktardaki eroin vb. konuları hiç büyütmüyor bile. Devlet oradaki köylünün üzerine gidiyorsa bunu büyütüyorlar. Fakat uyuşturucu devletin içindeki bir kısım insanları ilgilendiriyorsa görmezden geliyorlar. Eğer bir şekilde devlet köylünün üzerine gidiyorsa herkes üzerine basın gidiyor. Çete devlet içerisinde odaklanmışsa herkes sus pus. Bu gezi olaylarında da böyle, uluderede öldürülen vatandaşlarda da böyle, çerkes ethem olayında da, menemen olayında da böyle. Yani saraya devlete dokunursa sus, halka dokunursa kus. Gerçek hukuk devletinde böyle olmaz. Devlet kendi keyfiyetine göre davranmaz. Zamana ve zemine göre değişen bir anlayış olmamalı. Ve ayrıca hala toprak kavgaları oluyor bunun için insanlar birbirini vuruyor bu ülkede. Neden? Hala topraklar paylaşımlarında bir sıkıntının yaşanması normal olabilir mi? Kanun ve düzenlemeler hukuki kanunla olmayınca sadece askeri vesayette değil, her şeyde olmadığı zaman sadece kavga ve hukuksuzluk üretir.

138

Bir çiçekle bahar gelmez, ama her çiçek bir bahar müjdesidir. Unutma hayatımızı değiştiren şeyler hep bir çiçeklerin, kişilerin çalışmalarıyla olmuştur. Mimar Sinan, Edison,

139

  Sizin niyetinize ve duanıza göre şekil alır hayat. Allah duanıza ya hemen cevap verir, evet der kabul eder, ya işte hayır der sonra daha iyisini vermek üzere, ya da bekle der daha sonra en iyisini verir. Bize düşen elimizden gelenin en iyisini yapmak. Betovının sağır olmasına rağmen, öğretmenleri müzik yapamaz demelerine rağmen amacı olduğundan geç de olsa dediği oldu. Walt Disney çalıştığı her yerden kovuldu, ve kabiliyetsiz ilan edildi. Başarı dünyayı ve ahreti kucaklarsa ebedileşir. Salt dünyevi başarıların sınırı vardır: KABİR KAPISI. Ya bizim gezi parkındakiler daha şarj olmamışsınki neyi deşarj ediyorsun. Hepsine amacın ne desen haberi bile yok amacı gayesi bile yok. İhlasla çıkılmayan yoldan başarıyla dönülmez. Sözlerim ortalığı yakıp yıkanlara..Demokratik hakkını müspetçe yapanlara değil.

 

140

Şükür izahını bir yere mutlaka ekle:
Biz gece gündüz şükür etsek bize verilen nimetlerin bile karşılığı olamaz. Yani ücretimizi önceden almışız...
 

141

ERGENEKON YORUMU: Bir kesim insanların seçilmiş hükümetleri, otoriteleri yok sayma ya da hemen darbe çığırtkanlığı yapıp aşağılamasının sebebi nedir? Askeri vesayeti, ya da vesayetçiliği tabiî ki önce kafalardan kaldırmalıyız. Bakınız Kenan Evren yaptıklarında kendini neden haklı görüyor? Hiç düşündük mü? Biz sadece anayasa ve yasalarda askeri vesayetin alt yapısını ortadan kaldırmak ihtiyacında olan bir toplum değiliz. Ki maalesef onuda kaldıramadık daha. Aynı zamanda kafalarda askeri vesayetin temelini oluşturan kemalizmin tamamen otoriter bir yorumunu teşkil eden ideolojiyi de artık okullarımızdan, yalnız askeri okullarımızdan değil, sivil okullardan da tasfiye etmezsek, bugün Ergenekon davasında ceza alan insanların aslında bu yönde davranmaya iten yani seçilmiş hükümetin otoritesini tanımamaya sevkeden zihniyeti görmemiş oluruz. Bunu açıkça artık bütün toplumun görmesi lazım. Bu kemalizmin otoriter bir yorumu 1920ler, 1930lar yorumudur. Yani seçilmiş hükümete saygısızlık, seçilmiş hükümetin otoritesini tanımamaya, dini özgürlüklere saygısızlık, onları kısıtlama, insanların anadillerine ve ana kültürlerine, etnik kimliklerine saygısızlık. Belki o dönem bu yorum yeni devlet kurmada işe yaradı ve bir misyon tuttu. Fakat artık otoriter yorumunu, biz Türkiye’nin pusulası olarak devam etmekten çıkarmalıyız. Bu eski otoriter yorumunu savunan ve inanan seçkin sınıfın, kendilerinin her şeyin üstünde gören kemalizm tüccarlarının varlıklarını sürdürmelerine de ülkemizi iç savaş karmaşasına sebep vermelerine de göz yummamalıyız. Bu ideolojiye karşı artık 21. Yüzyıl Türkiye’sinde geride kalmış ve artık Türkiye’nin önünü aydınlatmayan aksine Türkiye’nin önünü tıkayan bir ideoloji olduğu gerçeğini duyurup teslim etmemiz gerek. Ancak bu şekilde yani sadece anayasa ve yasalarda değil; zihniyette de bizim askeri vesayetin alt yapısıyla hesaplaşmamız ve düzeltmemiz gerekmektedir. Yoksa sadece sivsinekler öldürülür fakat sivrisineklerin yuvası olan bataklık kurutulmamış olmaz mı?

 

142

Vesayet şahsi bir mesele midir, kurumsal bir şey midir? Genel kurmay hala başbakana bile bağlı değilken, hala 2019da kimin genel kurmay başkanı olacağı milliyet gazetesinde haber olarak çıkıyorsa, Milli güvenlik kurulu diye bir şey varken ergenekonun yargılanması ve komutanların ceza alması askeri vesayeti bitirmiyor. Hala askeri yargı ayrı var. Örneğin genel kurmay milli savunma bakanlığına bağlı değil. yani sivrisinekler öldürüldü ama bataklık kurutulmadı. Bir an önce hedef bataklık olmalı. Türkiye’de eğer siz rejimi demokratikleştirmezseniz ne oluyor? Susurluk sürecinden beri dokunulmayan komutanlar daha sonra neler neler yapmışlar. Her şeyi siyasi kavga diye algılayan haklı bir gurup var. Onun için Türkiye’nin bu davalar hukukileşmesi çok önemli, bu sağlanamazsa yani demokratikleşme, hukukileşme sağlanamazsa vesayetin el değiştirmesi kavgası olarak algılanmaktadır. Belki de öyledir. Gerçi son askeri atamaları tarihte ilk defa siviller yaptı. Bu durumda bir an önce ideolojk devletten evrensel demokratik ve hukuk devletine geçilerek kavgaların son bulundurulması gerekmektedir. Demokratik ve hukuksal reformlar bir an önce tamamlanarak bitirilmelidir. Bu sayede küresel sermayede ülkemize tekrar koşarak seller gibi gelecektir. Tabi kanal İstanbul-gemilerden alınacak paralar- ve havalimanı, köprü de bir an önce başlanılıp tamamlanırsa Türkiye dünyada süper ekonomi ve güç olur.

142__2

********************************************

LEVENT GÜLTEKİNİN BU ANALİZ VE SENTEZİNE BAYILDIM. Kısaca Dindarlık sahtekarlık diyor. Tabi burada dinin özünden ve hak özden bahsetmiyoruz. Suudi arabistan prensi kendi ülkesinde kadınları erkeksiz dışarı çıkmayı yasaklarken, türkiyede 10 mankenle gezmesidir dindarlık. Kul hakkı haram deyip kulu yemektir. Ömrü boyunca faiz lobisi faiz lobisi diye erbakanın parasını ofşor da yani faiz lobisinde olmasıdır. Aynı en köklü dindar aile Topbaş ailesinin parasının olduğu gibi. Karıncayı incitmeme derleri veren dindarların birbirini kesmesi ....latecessesü yani casusluk yapmayın ayetini okuyup insanların her kusurunu takip etmektir. İki secde ettim deyip insanlara onunla tepeden bakmaktır. Kardeşim dediklerini sırtından bıçaklamaktır. Cemaat ve tarikat liderlerinin başkalarının çocuklarını kafalayıp ömürlerini kendi sistem, cemaat vb. guruplara vermelerini isterken onlara "aman tekkemizin kapısı boş olmasın bir yere gitmeyin, tekke ya da cemaat evi kapanmaz, kilit vurulmaz derken kendi çocuklarına gelince bu kuralları uygulamamaları hatta onları bir gün bile göndermemeleridir.  Hz. peygamber oruç tuttuğu anlaşılmasın diye dudaklarına yağ sürerken-çatlama olmasın ve belli olmasın diye- şimdikilerin dindarlıkla hava atmalarıdır dindarlık.  Kısacası dindarlık sahtekarlıktır. Şİmdi diyeceksiniz iyileri yok mu? Elbette var ama Ateistlerin, komünistlerinde iyileri var. Yani o iyilikleri dindarlıklarından değil yapılarından aslında. Biz bunun farkında değiliz. Dindar insan adam öldürmez, hayır öldürür. Dindar hak yemez yer, zina yapmaz yapar, Allah affeder vb. der her şeyi yapar. İşte bu nedenle seküler yasalar ortaya çıkmıştır. Kimse kırmızı ışıkta geçmek kul hakkıdır cehennemlik olursun ile durmaz. Para cezası vb. şeyler durduruyor vb. gibi. İşte aşağıdaki levent gültekinin analiz ve senvtezi bu noktayı anlatmada harika..

Hatta bir hikaye duymuştum. Ve önce duyduğumda yadırgamıştım.

"Eskiden bir kafilede birinin eşi kaybolur. Adam şu şekilde dua eder.

- Allahım eşimi ne olur cahil biri  bulsun. Alim biri bulmasın. diye feryad ile dua ediyormuş.

Durumu görenler hayretle sormuş.

-Bu nasıl bir saçma duadır. vb. dediklerinde şu garip cevabı vermiş:

-Cahil işi kitabına uydurmaz. Yardımcı olur. Alim ise işi kitabına uydurur. Bu nedenle böyle dua ediyorum, der.

 

İnsanlar ikiye ayrılır. İyi insan kötü insan. İyi insanı kötü insan yapmak için gereken ise; dinci ya da dinsiz dogma ve ideolojilerdir. Bu dogma ve ideolojiler hiç şişede durduğu gibi durmaz:) İnsanları birbirlerine düşman eder. Sadece diğerlerinin hatalarını görür hale getirir asla kendilerinin hatalarını, cinayetlerini görmezler. O beyinlerini teslim ettikleri şahıslar ya da ideolojileri için o iyiler katil bile olabilirler...__Mehmet KONCA
 

LEVENT GÜLTEKİN__DİNDARLIK
acikcenk@gmail.com / @acikcenk
Ülkede, bütün sorunlarımızı dindarlıkla çözeceğini düşünen insanlar artık her yerde söz sahibi.
Herkes dindar olursa ülkede hiçbir sorunun kalmayacağını sanıyorlar.
Çünkü dindar insanların ahlaklı olacağını, dinin bu insanlara Allah korkusu aşılayacağını ve dolayısıyla bu şekilde bütün sorunların üstesinden geleceklerini düşünüyorlar.
Dindarlığın insanı ahlaklı yapıp yapmadığına, Allah korkusu dediğimiz duygunun insanları suç işlemekten caydıracak bir işleve sahip olup olmadığına da bakmıyorlar.
Bunu görmeleri için başka yere bakmalarına gerek yok.
Kendilerine baksalar bile bir kanaat sahibi olabilirler.
“Kendilerine baksalar” diyorum çünkü dinin, dindarlığın bizim üzerimizde ne kadar tesiri olduğunu, bizi hangi kötülüklerden alıkoyduğunu en iyi biz biliriz.
Dindarlıkla bir ahlak, bir terbiye kazanamamış insanların bütün toplumu dindarlıkla terbiye edeceğini sanmaları gerçekten çok garip.
Gerçekten hiç düşünmüyor musunuz? Gerçekten dindarlığın, ileri sürdüğünüz gibi bir işlevi olup olmadığına hiç bakmıyor musunuz?
Kendinize, etrafınızdaki dindar arkadaşlarınıza, dindarlığı toplumsal ve siyasi sorunların çözümünde bir yol gören ülkelerin durumuna hiç bakmıyor musunuz?
Bütün bunlara baktığınızda ne görüyorsunuz?
Dininin, dindarlığın insan üzerinde sizin sandığınız gibi bir etkisi varsa milyonlarca Müslümanın durumu ortada, onlara niçin yapmıyor bu etkiyi?
‘Ama yanlış anlıyorlar, dini doğru yaşamıyorlar o yüzden Müslümanlar bu durumda’ kolaycılığına kaçmaktan kurtulup, meselenin üzerinde derinlemesine ne zaman düşüneceksiniz?
Herkes mi yanlış anlıyor? Herkes mi eksik yaşıyor?
Eğer öyleyse milyonlarca insanın yanlış anladığı veyahut tam olarak yaşayamadığı bir dini getirip toplumsal meselelerin odağı yapmak size de saçma gelmiyor mu?
Dinin en net kuralları bile insanlar üzerinde kötülükten caydırıcı bir etki göstermiyor. Niçin?
Mesela din ‘Yolsuzluk, hırsızlık yapmayın’ dediği halde bütün Müslüman ülkelerin yolsuzluk sıralamasında en üst sıralarda olmasını neyle açıklıyorsunuz?
Din defalarca ‘hukuk, adalet’ vurgusu yaptığı halde dünya hukuk devletleri sıralamasında ilk 80 ülke arasında bir tane bile Müslüman ülke olmamasını neyle izah ediyorsunuz?
Din ‘İşi ehline verin’ dediği halde adam kayırmanın, iltimas geçmenin dindarlar arasında bu kadar yaygın olmasını neyle açıklıyorsunuz?
Din, ‘Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir’ dediği halde İslam dünyasında oluk oluk kan akmasını, dindarların birbirlerinin kafalarını kesmelerini neyle açıklıyorsunuz?
Peki hiç düşünmüyor musunuz din insanları niçin terbiye etmiyor? Niçin onlara bir ahlak vermiyor?
Allah korkusunun her şeyi çözeceğini sanıyorsunuz. Allah korkusu diye bir şey varsa dindarlar Allah’tan niçin korkmuyorlar?
Dindarlıkla her sorunu çözeceğinizi sanıyorsunuz. Nasıl? Hangi yolla?
Mesela eğitimde dindarlıkla nereye varacaksınız? Nasıl bir eğitim sistemi kuracaksınız ki dünyada rekabet edebilir bireyler yetiştireceksiniz?
Yıllardır “Laik eğitim sistemi çok kötü” diye feveran edip duruyorsunuz. 14 yıldır iktidardasınız.
Hani farklı olarak ne önerdiniz? Nasıl bir eğitim programınız var?
Dindarlık takıntınız yüzünden, eğitimi daha da berbat hale getirdiniz.
Yapabildiğiniz tek şey imam hatip açmak ve insanların çocuklarını o okullara zorla göndermek.
Diyelim ülkedeki bütün çocuklar imam hatibe gitti. Ne olacak? Bununla nereye varacaksınız?
Ne öğreteceksiniz o çocuklara? Siyer? Hadis? Tefsir?… Sonra? Bunları öğrendiklerinde ne olacak, nereye varacak bu çocuklar?
Dünyada nasıl bir varlık gösterecekler? Nasıl rekabet edecekler?
Tefsir, hadis okumak insanı ahlaklı yapsaydı ömrünü bu konuları okumakla harcayan bugünün iktidar mensuplarını yapmaz mıydı?
Tefsir, hadis, siyer okuduklarında iyi insan olacaklarını mı sanıyorsunuz?
Eğer dinin böyle bir etkisi varsa tek bir İslam ülkesinde niçin göstermedi bu etkisini?
İslam dünyasında tefsirin, hadisin âlâsını öğreten medreselerden mezun insanlar din adına birbirini boğazlıyor.
Din, onları niçin insan yapmadı?
Sanatta, ticarette, bilimde… daha birçok alanda dindarlığı esas aldığınızda nereye varacaksınız?
Din sanatla ilgili ne söylüyor bize? Ekonomide hangi kuralları uygulayacaksınız?
Bilimde nasıl bir yol izlemenizi öneriyor?
Dinin insanları daha güvenilir yapacağını sanıyorsunuz.
O yüzden mi siyasi hayatınızın en büyük darbesini, kendini dindar olarak tanımlayan bir topluluktan yediniz?
Mesele sadece Türkiye değil. Dindarlıkla bir yere varabilmiş, tek bir sorununu çözebilmiş tek bir Müslüman ülke var mı?
Yaşanabilir hayatlar kurabilmiş tek bir İslam ülkesi var mı?
‘Eğer başka bir ülkede yaşamak zorunda kalsaydınız bu hangi ülke olurdu?’ sorusuna bütün Müslüman ülke halklarının büyük çoğunluğunun bir Batı ülkesini söylemesini neyle izah ediyorsunuz?
Niçin kimsenin aklına bir Müslüman ülkede yaşamak gelmiyor?
Diğer taraftan herhangi bir konuda örnek gösterebileceğiniz tek bir Müslüman, dindar topluluk var mı dünyada?
Varsa söyleyin, nerede?
Yoksa, niye olmuyor? Niçin İslam dünyası, Müslüman topluluklar bu halde? Niçin yapabildikleri bir tek güzel şey yok?
Kendi aralarındaki mezhep sorunlarını bile çözemeyen, bundan dolayı birbirinin kafasını kesen dindarlar dindarlıklarıyla hangi sorunları çözecekler?
Bir düşünün hangi sorunları çözebilirler?
Bütün bunların üzerine hiç kafa yormadan dindarlığın bütün sorunların çözeceğini iddia etmeniz olacak şey mi?
İslam ülkelerindeki bu geri kalmışlık, bu sefil tablo tesadüf mü?
Tesadüf değil. Olmuyor, çünkü din bireysel inanç meselesi. Her insanın kişiliğine, zekasına, karakterine göre onda şekil alıyor. Her insan dini farklı anlıyor, farklı yorumluyor.
Bundan dolayı da din toplumsal meselelerde norm yapıldığında iç çatışmaları artırıyor ve o ülkeyi, o topluluğu çürütüyor.
“Benim anladığım dini yorum en doğrusu” diyerek çatışmaktan, kavga etmekten bir yol alamıyorlar.
Bugün ülkeyi yitip bitiren Cemaat-AK Parti kavgası da bundan başka bir şey değil.
Dindarlık dediğiniz şey ülkedeki bütün insanları birbirine düşman etti. Bunu göremeden hâlâ dindarlık diye tutturmanız akıl alır gibi değil.
Üstelik bu sadece bugünün meselesi değil.
Dört halife döneminden beri süre gelen, 1400 yıllık bir ayrışma ve çatışma var.
Kimsenin de gücü, farklı yorumlardan dolayı oluşan bu ayrışmaları ortadan kaldırmaya yetmiyor.
Üstelik bu durum sadece İslam dünyası için geçerli değil. Bütün dinler için aynı.
Böyle olduğu için yani dinler toplumsal norm yapıldığında toplumları disipline sokup terbiye edeceğine daha ayrıştırdığı için dünya devletleri seküler yasalara ihtiyaç duymuşlar.
Tekrar edeyim: Din bireysel bir inanç meselesidir. Her insan kendi kişiliğine, karakterine göre dine bir anlam yükler. Bundan dolayı istediğine inanır inancını istediği gibi yaşar.
Din, devlet eliyle toplumsal meselelerde çözümün aracı yapıldığında sorunları çözmüyor bilakis daha da içinden çıkılmaz hale sokuyor.
Kavgaları, çatışmaları, ayrılıkları körüklüyor.
Bütünlüğe darbe vuruyor. İnsanı düşünmekten, akılla hareket etmekten alıkoyuyor.
Birinin suç ya da günah gördüğü bir eylemi bir diğer farklı bir yorumla meşru görebiliyor. Herkesin yorumu, anladığı farklı olduğu için ortak bir kural haline gelemiyor.
Şifalı, yüceltici etkisini kaybediyor.
Tüm bunlara dikkat etmeden dindarlığı yaymak, bununla bir ülkenin sorunlarını çözeceğini sanmak cehalet değilse nedir ki?__LEVENT GÜLTEKİN
 

143

Henüz gelmemiş istikbali düşünmekten günü kendimize zehir ediyoruz. Bu bizi karamsarlık modunda yaşatmaktadır. Biz galiba Allah’a güvenmek yerine kendimize güvenmeyi tercih ettiğimiz için bu kadar çilekeş yaşıyoruz. Dünya o kadar ciddiye alınacak bir yer değil. “Errızku Alallah” yani rızık Allahtandır. Bizler ise çok abartıyoruz. Yok çocuklar ne olacak, yok torunlar ne olacak.

***

Teknoloji geliştikçe insanların birbirlerine muhtaç olma derecesi azalıyor. İnsan insanı aramaz oluyor.

Düşene biliyor musunuz eskiden kanuni sultan süleyman bile olsanız tuvalete su ibriği ile gidecektiniz. Yani su tesisatı bile yok. Kombi yok. Fatih domates, patates yemedi denir. Çünkü onlar avrupadan bize o dönemden sonra gelen sebzelerdendi. Bu nedenle bile hala urfa vb. illerimizde halkımız bu sebzelere frengi yani yapancı anlamında der. Bana sorarsanız eskiden padişah olacağıma şimdi normal bir vatandaş olayım daha iyi. Düşünü cep telefonları bile yok:))

***

Sosyallikten uzak duran insan anti-sosyal olarak algılanmamalıdır. Her 4 kişiden 1'i sahteliğe tahamül edemediğinden yalnızlığı tercih eder.

***

İnsanın zayıf ve iyi yönleriyle olduğu gibi mutluluğa gitmek gerekir. Yapı değişmez. Ona göre şekil almak.
    “İnsan nedir? ”i felsefeciler saçmalamış. Yok düşünen hayvan, konuşan hayvan..İnsan mutluluğu arayan canlıdır. Bakmayın, inanmayın siz onlara:)
     Eğer karşılaştırma olmasaydı herkesin mutluluğu kendine yeterdi..

***

Fazilet o dur ki düşmanları dahi tasdik etsin. Dostun övgüsü yalakalık olur. Düşmanın eleştirisi ise düşmanlık olur. O yüzden dostun eleştirisi, düşmanın övgüsüdür kıymetli olan.
 

 

144

 Umudunu kaybeden kaybolur dostlar. İslam ve Osmanlı tarihi Allahtan ve hayattan umut kesmeyenlerin başarı öyküleriyle doludur. Ancak umudumuzun büyüklüğü ölçüsünde var olabiliriz. Umudumuz kaybettiğimiz an şikayete başlarız ki hayat bizim kontrolümüz altında değildir. Sebeplerinde kontrolü altında altında değildir. Evet sebeplere müracaat çok önemlidir o fiili duadır. Biz hikmetsiz ve tevekkülsüz yaşamaya alıştık. Sadece sorunlar yumağıyla boğuşuyoruz. Çözemediğimiz zamanlarda da umutsuzluğa düşüyoruz. Halbuki bir yaprak bile O’nun izni olmadan düşmüyorsa yaşadıklarımızda ve olanlarda bir hikmet aramamız lazım. Hikmetli bakışa muhtacız. Kendimizi insanlara beğendirmeyi bırakmamız gerekirken ve sadece Allah için yaşamamız gerekirken bir bakıyorsunuz bir yerden bir şefkat tokatı geliyr ve sizi uyarıp o egodan kurtarabiliyor. Tam firavunlaşacakken bir hastalık, ya da musibet geliyor ve sizi doğru yola iletiveriyor. Yani hayatta vuku bulan işlere hikmet gözüyle bakmalıyız. Umudumuzu kaybetmemeliyiz. Hayatı ve dünyayı idare eden “Allah’ın rahmetinden umut kesmeyiniz. Umudu ancak kafirler keser” buyuruyor.
a) Adem ile Havva hiç umudunu kaybetti mi. Umutlarını kaybetselerdi kaybolurlardı. Mademki o yaptı bir hikmeti vardır dediler.
b) Hz. Nuh, Yunus, Yusuf, İbrahimi, Musayı, İsayı, Efendimizi hatırlayın. Bir elleri yağda bir elleri bağda değillerdi. Düşmanlarında her şey vardı. Kendilerinde ise hiçbir şey yoktu. Sebeplere bakarsanız kendilerinin tamamen kaybetmesi gerekirdi. Biz bu örneklerden kopuk yaşıyoruz. Bakışımızı sebeplerden kesip hikmete yönelmeliyiz. Şöyle bir bakar mısınız? Sebepler tahtında baktığınız zaman hepsinde düşmanlarının mutlak bir başarıya ulaşması lazım değil mi? Sebeplere kilitlenmiş bağlarımızı, sebeplerden çekip, sebepler ötesine hikmete bağlanmak gerek… Bir şöyle yüzeysel olarak bakalım: Tüm beşeri güçler düşmanlarının zalimlerin elinde. Ne varsa..Silah onlarda, asker onlarda, servet onlarda, şöhret onlarda yani nemrutta, firavunda, ebu cehilde, vesaire yada onların çağdaş temsilcilerinde sisilerde, esetşerde filan..Sebepler altında baktığınız zaman hakikaten yandık, yıkıldık mahvolduk, yani bardağın yarısı boş. Sebepleri aşmamız ve geçmemiz lazım. Muhataplarına bakalım nemrutun karşısında HZ. İbrahim, firavunun karşısında Hz. Musa, ebu cehilin karşısında Hz. Muhammed, roma despotlarının karşısında Hz. İsa. Yenildiler mi dostlar hiçbir kuvvetleri yokken, hiçbir sebep ve güç yanlarında değilken. Kaybettiler mi? Umutlarından vazgeçtiler mi? Bir on olsun şüpheye, karamsarlığa kapılmadılar. Umut iman kaynaklı bir kavramdır. Unutmayın kendine güvenen yıkılabilir ve yıkılır, ama yıkılmaza Allah’a güvenen yıkılmaz. Dünya gemisine binen gemi sahibine güvenip, yüklerinin üzerlerine oturup ellerinden geleni yapıp, kendi insiyatiflerini kullanıp tenezzüh edelim. Bir de şu sebeplere tıkanmışlığımızın tıkacını çıkarıp hikmete tabi olursak hayatımız cennet olur. Kendimize biraz huzur ve rahat verelim. Eyvallah..1-Errızku alallah, istikbal endişemiz olmasın, Allah nasıl isterse deyin rahata bakın 2- Tevekkeltü alalah 3- Ya sabır vaktinden önce bahar gelmez. 4-Bu da geçer yaHUUU sakın sıkıntıları kalıcı sanmayın. Öyle sanırsanız depresyona grdiğinizle kalırsınız sakın ha..bu dört maddeyi uygula dostum. Nice abide insan bu hayat felsefesinin ürünüdür, unutmayın…bedbinlik ve umutsuzluğa, şikayete hayır. Duaya ve umuda evet..

145

Nerede hata etti İslam dünyası. Kendi imparatorluğunu kendi elleriyle yok etti. Osmanlının çekildiği hiçbir toprakta huzur yok. Osmanlı gitti, şimdi toparlanma zamanı olmalı artık. İttihad-ı İslam şart. Avrupadan bir şey beklemeyin, onlar için ilke yoktur. Sadece menfaat vardır. Güncel siyaset hayatı belirlemez, hayata katkıda yapmaz. Ama lazım. Fakat esas değil. Çünkü …Açıklamam ya da düşüncem sonra bu paragrafın tersi olabilir. çünkü islam dünyası beynini uyuşturdu liderlerine bıraktı, her yerinden diktatörlükler fışkırdı adeta bulaşıcı bir hastalık olarak ve sonuç ilkesizlik karaktersizlik, sahtekarlık, iki ve bin yüzlülük omurgasızlık, ve dünyanın en sahtekar insanları haline geldi. düşünemeyen felan....sonra açıklanacaktır:)

146

Hz Ömer, Şam a giderken karşılamak için halkı sokağa döker. Fakat Hz. Ömer deveye binme sırası kölesinde olduğundan onu bindirmiş, ayrıca karşılama yerine yakın bir dereden geçtiğinden ve devedeki kölesi olduğundan kölesinin ısrarına rağmen yarı belinden fazlası ıslak vaziyete girmiş daha kurumamıştı. Vali ise bu manzarayı görünce hiristiyan, yahudide o zamanlar çoğunluk olduğundan keşke halkı toplayıp bu vaziyetinizi göstermemiş olsaydım deyince:
“Seni duyanlar insanın şerefini süslü elbiselerde, aracının iyi olmasında sanacaklar, şeref bunların hiç birinde değil. Huzur da sadece Allaha abd olmaktadır.” Şeklinde cevap vermiş. Şimdiki halimize bakın hedefimiz arabamızla hava atmak ya da markalarımız. Ne evini değiştirdiler, ne bindiği atı. Kafalarımız o ehli dünya dediklerimiz gibi oldu dikkat edelim huzur dünya konforu, eşyası ve karizma denilen hareketlerde değil. Telefonumuzla size karakter katar, şahsiyet katar der olduk. Ne yani biz karakterimizi telefonla mı kazanacağız, o kadar karaktersiz mi olduk?

 

 

147

Peygamber Efendimizin vahye dayalı olarak getirdiği yürek inkılabının insanı olmak. Dünyevi kriterlere baktığımızda son derece başarılı peygamber..Hem devlet başkanı, başkomutan, resul, nebi, baba, dede, bunları denge içinde götürebilen, arkadaşlarını kırmayan, ötekileri de kırmayan, kırıp dökmeyen, son derece mütevazi bir insan..ümmet olmaktan bile gururlanamayız dostlar yani tevazu, alçak gönüllülük ümmet olmanın erdemidir zaten. Biz fazla burnu havada olmaya da başladık. Makam mevki, maddiyat bizi gururlandırmaya başladı. Cenabı Hak ne kadar aciz olduğumuz anlamamızı kulluk demiyor mu? Peygamberimizi soran Bizans, Sasani elçileri hanginiz Hz. Muhammed diye sorarlardı. Yani dışarıdan bakılınca arkadaşlarından hiç farkı yoktu. Biz de efendimiz gibi ince, nezaketli olup, kabalama gitmeyi bırakıp, maddiyatçılığı, bağırıp çağırmayı bırakıp ümmet oluşumuza yakışır hale girmeliyiz. Çok çabuk parlıyoruz, oyuna geliyoruz, maniküle oluyoruz. Halim selim olmaya ihtiyacımız var. Bu ülkede Müslümanında Müslüman olmayanında nezakete ihtiyacı var. Bir kısım oruç tutmayana hakaret ediyor, bir kısım oruç tutana laf ediyor. Öfkelerimizi kontrol edelim. Peygamberimizi ve tahammülünü örnek olalım derim dostlar. Bizim biraz daha ümmet olmaya ihtiyacımız var galiba..

148

İstanbul’da yaşamak başka, İSTANBUL’U YAŞAMAK BAŞKADIR. İstanbul’u yaşamak bütün tarihi değerlerini, bütün edebi değerlerini içsellemek anlamına geliyor ki o bazılarının harcıdır ancak. Aynı şekilde hayat yaşamak başka, hayatı yaşamak başka. Ruhu inceltmek için hayata şiiri mutlaka katmak lazım.

 

 

 

149

İnsan başkalarına haddini bildirmek için yaratılmadı. Kendisi haddini bilsin diye yaratıldı. Bu olguyu hiç aklımızdan çıkarmamak gerekiyor. Zıt bir fikir vb. dendiğinde neden soğukkanlılığımızı bozuyoruz. Halbuki soğukkanlılığı bozduğumuzda başından kaybediyoruz. Başta kendimiz olmak İnsanlar bütünüyle doğru ya da bütünüyle yanlış değildir. Ve Allah insanı bu şekilde yarattığından saygılı davranmak zorundayız. Hepimiz aynı gemide değiliz aslında herkesin gemisi farklı ama okyanus sonsuz geniş. Diğer gemiyle de paralel olarak o sonsuz geniş okyanusda gidebiliriz. İllaki bir savaş hali gerekmez. Ayrı gemiler farklı noktalarda da gidebilirler. “Sen doğru ol da, varsın sanan eğri sansın. Lakin sakın unutma ki sen kendini birşey sanmadığın sürece doğru insansın!... (Yunus Emre)”

Affetmek geçmişi değiştirmez ama geleceğin önünü açar. (Paul Boese)

***

Ata et ite ot verilmez. Ayrıca bir insanın midesi rahatsızsa ona göz ilacı verilmez. Verilse de fayda etmez..

***

Bir halterci 150 kg kaldırıyor ama 151 kg kaldıramıyor. yani insana şunları şunları yapıyorsunda bir şunu mu
yapamıyorsun demeyi bu noktadan düşünmek gerekiyor.
Ayrıca bazı iyi niyetli insanlar ya da annelerimiz vardır. Üzerlerine iyi niyetlerle çok yük alırlar. Fakat
bunun üzerinden kalkamazlar ve ezilirler. Yani kendimizede iyi niyetli eziyetleri düzgün bir dille terketmek
gerekir.

150

Birkaç doğru gönülde yaşamak, binlerce yanlış gönülde yaşamaktan daha evladır. Gurur müslümana yakışmaz, bırakın belki insana yakışmaz. Hz. Ömer bile her gün ölümü hatırlatacak bir görevli tutma ihtiyacı duyuyorsa, bizim ne yapmamız lazım dostlar. Gururdan kurtulmanın en etkin ilaçlarından biridir ölüm düşüncesi, mezarlıklar, hastaneler vb. yunus bir sabah mezarlığa gitmiş ve şu şiiri yazmış:
KARA TOPRAĞIN ALTINDA
Teferrüç eyleyu vardım, sabahın sinleri gördüm
Karışmış kara toprağa, şu nazik tenleri gördüm


Çürümüş, toprak olmuş ten, sin içinde yatar pinhan
Boşanmış damariakmış kan, batmış kefenleri gördüm


Yıkılmış sinleri dolmuş, evleri belirsiz olmuş
Kamu endişeden kalmış, ne düşvar halleri gördüm


Yaylalar yaylamaz olmuş, kışlalar kışlamaz olmuş
Bar tutmuş, söylemez olmuş, ağızda dilleri gördüm


Kimisi zevk ü işrette, kimi saz ü beşarette
Kimi bela vü mihnette, dün olmuş günleri gördüm


Soğulmuş şol kara gözler, belirsiz olmuş ay yüzler
Kara toprağın altında, gül deren elleri gördüm


Kimisi boynunu eğmiş, tenini toprağa salmış
Anasına küsüp gitmiş, boynun buranları gördüm


Kimi zari kılıp ağlar, zebaniler canın dağlar
Tutuşmuş sinleri oda, çıkan tütünleri gördüm


Yunus bunu kanda gördü, gelip bize haber verdi
Aklım vardı, bilim şaştı;nitekim şunları gördüm

151

"İşi ehline bırakın." hükmü harika bir hüküm.. "Ustanın işine karışılmaz." sözü de ustalar bir şey söylediğinde ya da bir kaç değişik teklifler usta tarafından aldığınızda söylenecek olan sözdür...

Dilin kiymetini “ ârif ” olandan !
     Gözün kıymetini “ âm⠔ olandan !
     Sözün kıymetini “ lâl ” olandan !
     Ekmeğin kıymetini “ aç ” olandan !

     Aşk’ın kıymetini “ hiç ” olandan öğren. .

152

Her alemin kendine özgü kuralları ve uygulamarı vardır. Bir âlemin alimi, öbür âlemde tamamen cahildir. örneğin..
 

153

Ayakkabınız ayağınızı sıkıyorsa, dünyanın geniş olması hiçbir işinize yaramaz.

-113- Bayram tebriği hoşuma gitti buraya alayım dedim:)

Zamanla anlıyor insan; Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır. Dostlarım, sevdiklerinizle huzur dolu bir bayram geçirmenizi dilerim.
Bayramınız bayram ola.

Mevlâ bizi afvede
Gör ne güzel ıyd olur
Cürm ü hatalar gide
Bayram o bayram olur

Merhamet ede Rahîm
Dermanı vere Hakîm
Lutfede lutf-i Kadîm
Bayram o bayram olur.

ALVARLI EFE HAZRETLERİ

154

Sultan Mehmed Fatih'in zamanında hikâye edilen meşhur ve manidar "Cibali Baba kıssası" nev'inden olarak bir kısım ehl-i velayet, zahiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczubdurlar. Ve bir kısmı dahi; bazan sahvede ve daire-i akılda görünür, bazan aklın ve muhakemenin haricinde bir hâle girer. Şu kısımdan bir sınıfı ehl-i iltibastır, tefrik etmiyor. Sekir halinde gördüğü bir mes'eleyi halet-i sahvede tatbik eder, hata eder ve hata ettiğini bilmez. Meczubların bir kısmı ise indallah mahfuzdur, dalalete sülûk etmez. Diğer bir kısmı ise mahfuz değiller, bid'at ve dalalet fırkalarında bulunabilirler. Hattâ kâfirler içinde bulunabileceği ihtimal verilmis. Iste muvakkat veya daimî meczub olduklarından, manen "mübarek mecnun" hükmünde oluyorlar. Ve mübarek ve serbest mecnun hükmünde oldukları için, mükellef degiller. Ve mükellef olmadıkları için, muahaze olunmuyorlar. Kendi velayet-i meczubaneleri bâki kalmakla beraber, ehl-i dalalete ve ehl-i bid'aya tarafdar çikarlar. Mesleklerine bir derece revaç verip, bir kısım ehl-i imanı ve ehl-i hakkı, o mesleğe girmeye meş'umane bir sebebiyet verirler. Mektubat.343

155


HARİKA BİR ANALİZ SENTEZ
Bu zamanda iki dehşetli hal var:
Birincisi:
Akibeti görmeyen ve bir dirhem hazır lezzeti
ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyat-ı insaniye, akıl ve fikre galebe ettiğinden ehl-i sefaheti sefahetinden kurtarmanın yegâne çaresi; aynı lezzetinde elemini gösterip hissini mağlub etmektir. Ve
يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى اْلاٰخِرَةِ

âyetinin işaretiyle; bu zamanda âhiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını ona tercih etmek, ehl-i iman iken ehl-i dalalete o hubb-u dünya ve o sır için tâbi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yegânesi, dünyada dahi cehennem azabını ve elemlerini göstermekle olur ki; Risale-i Nur o meslekten gidiyor.
Yoksa bu zamandaki küfr-ü mutlakın ve fenden gelen dalaletin ve sefahetten gelen tiryakiliğin inadı karşısında Cenab-ı Hakk'ı tanıttırdıktan sonra ve Cehennem'in vücudunu isbat ile ve onun azabı ile insanları fenalıktan, seyyiattan vazgeçirmek; ondan, belki yirmiden birisi ders alabilir. Ders aldıktan sonra da, "Cenab-ı Hak Gafur-ur Rahîm'dir, hem Cehennem pek uzaktır." der, sefahetine devam edebilir. Kalbi, ruhu hissiyatına mağlub olur.

İşte Risale-i Nur'daki ekser müvazeneler küfür ve dalaletin dünyadaki elîm ve ürkütücü neticelerini göstermekle, en muannid ve nefisperest insanları dahi o menhus, gayr-ı meşru lezzetlerden ve sefahetlerden bir nefret verip aklı başında olanları tövbeye sevkeder. Hutbe i şamiye s 11

***

Hem medar-ı dikkat bir vakıa: Bir zaman bir hâkim bir hırsızın elini kestiği vakit eser-i hiddetgösterdiği için, ona dikkat eden âdil âmiri onu o vazifeden azletmiş. Çünkü şeriat namına, kanun-u İlâhî hesabına kesseydi, nefsi ona acıyacaktı. Ve kalbi hiddet etmeyip, fakat merhamet de etmeyecek bir tarzda kesecekti. Demek, nefsine o hükümden bir hisse çıkardığı için, adaletle iş görmemiştir.

Câ-yı teessüf bir hâlet-i içtimaiye ve kalb-i İslâmı ağlatacak müthiş bir maraz-ı hayat-ı içtimaî: “Haricî düşmanların zuhur ve tehacümünde dahilî adâvetleri unutmak ve bırakmak” olan bir maslahat-ı içtimaiyeyi en bedevî kavimler dahi takdir edip yaptıkları halde, şu cemaat-i İslâmiyeye hizmet dâvâ edenlere ne olmuş ki, birbiri arkasında tehacüm vaziyetini alan hadsiz düşmanlar varken, cüz’î adâvetleri unutmayıp düşmanların hücumuna zemin hazır ediyorlar? Şu hal bir sukuttur, bir vahşettir, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye bir hıyanettir.

Medar-ı ibret bir hikâye: Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden, belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip, o haricî aşireti def edinceye kadar dahilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.

İşte, ey mü’minler! Ehl-i iman aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Herbirisine karşı tesanüd ederek, el ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecburken, onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârâne tarafgirlik ve adâvetkârâne inat, hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı? O düşman daireler, ehl-i dalâlet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehvâl ve mesâibine kadar, birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırsla bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var.
(Said Nursi)

****

Dünyadaki nimetlerin cennette en güzelinin olmayacağını sanmak, bu dünyada bu kadar mükemmel nimetleri verip  orada vermemek bana mantıken ters geliyor. Örneğin bu dünyadaki en büyük keyiflerden biri olan cinsellik neden ahirette en güzel surette olmasın. Neymiş orada üremek olmayacakmış. O zaman acıkmada olmayacak belki ağaç gibi güneş vb. bir şeyle besleneceğiz. Ama yiyecek örnekleri ısrarla Kuranda verilmiş..

 

156

Değerli dostum her türlüsüne karşıyız elbet hem de darbenin, zalimliğin..geziciyim diyenin zalimliklerine de hayır diğer tarafında zalimliklerine de hayır. sadece karşı tarafları suçlamakla yaptıkları zalimliğe ise bin hayır ve lanet..dostum mısıra vb. hassas olan insanların bu olaylara hassas olmaması mümkün diye düşünme mantığına varamayız. mısıra vb. bütün darbeye karşı olanlar ya mazlumun yanında yer alanlardır, ya da olmayanlar zıt manasıyla zalimin yanında yer alanlardır. sen hiç gezi platformuyuz diyenlerin-bahsettiğim her yeri yakan yıkan devrim muhafızlarının, yani saf temiz 90larda dahil kısmının demiyorum- mısırda namaz kılınırken vurulan mazlumların yanındayız diye bir söylem gördün mü? ya da arabaları yakan, başbakana küfredeni, hatta oy verene küfredeni, camiye başörtüsüne saldıranları, esnaflara saldıranları, molotof kokteyli atanları yakan yıkanları, hatta iç savaşa götürme çalışmaları yapanları kınayanını gördün mü? ben görmedim. keşke bir kaç kişide ölseydi diyen spikerin sözleri de malum bir örnek..gördüysen bana da mail at. link olarak. biliyrsun bahsettiğim devrim muhafızları 90ların hareketini organizede başarılı olsaydı ve bu millet tuzağa kanıp sokağa dökülseydi, bu yollada 55, 60, 70, 80 yıllarında olduğu gibi ve daha sayamayacağım kadar çok ara darbe girişiminde başarılı olsalardı bu ülkede yüzbinler telef olurdu. fakat önce o darbe işini birinci destekleyen özellike malum iki gurup gelenlerin eliyle kendileri yok edilecekti. yani yanlış tarafa laf koyuyor olabilirsin diye düşüncemi paylaşayım dedim.zalimliğin dışarısı içerisi olmaz, belkide artık köy gibi olan dünyamızda bir biriyle tamamen bağlantılı. mursiyi devirirken tahrir meydanındaki ihvan guruplarının ağırlığı dikkatimizden kaçmasın, ayrıca mısırla aynı anda türkiyede de darbe girişimi olması da dikkatimizden kaçmasın..gezi olaylarından farkedemedik mısırdaki gelişmeleri. yoksa Allah göstermesin 5 kişi değil 5 bin hatta 50 bin insanımızı kaybedebilirdik. saygı ve sevgilerimle..

***

Suud ailesine benimde özellikle şu şaşaalı gezilerde onlarca uçak ve lüks gösterişine inanılmaz gıcığım var. Fakat şu din adamlarını asma girişimini habertürk te yeni duydum. Zulum devam etmez. İslam dünyasında bu diktatör ve zalimlerin çokluğu beni inanılmaz rahatsız ediyor ve İslam dünyasından korkutuyor. maalesef gücü eline geçiren mezhebi meşrebi ne olursa olsun zalimleşiyor. Sadece gücü eline geçirinceye kadar mazlumları oynuyor.

***

-Kötülük kazandı. Derin tahlillere gerek yok.Bu ülke ne zaman geçmişiyle hesaplasirsa ileri bir değişim olur.Bu ulke tarihinde o kadar cok katliam var ki bu katliamlari Chp liside Akp liside Mhp liside savunuyor bu iklimle yetişen insanlar dolayısıyla böyle oluyor.Onun icin sizlanmaya gerek yok. Öncelikle bir bilinç arinmasi gerekiyor. Insanlarin 1915 i Şeyh Sait Isyanini, Dersimi , Trakya'da Yahudiler e yapılanları ,Varlik Vergisini, Rumlara yapılanları ,Aleviler e yapılanları Kürtlere yapılanları sorgulamadikca ister emek mücadelesi de ister sokak mücadelesi de isterse yasal parlementer mücadele de farkeden bir sey olmaz.Oncelikle vicdanlarin korelmesi durmalı. Bir insan topluluğu ölümlere seviniyorsa konusacak fazla bir şey kalmamıştır.Maalesef geldigimiz nokta Isid zihniyetinin toplumsal kabulünün giderek guclenmesidir.Chp li arkadaşlara da tavsiyem su savundugunuz devleti biraz sorgulamanizdir.

 

-Azizim oraya bir de sünnilere yapılanları da ekleseydin diyorum. Zira 28 şubat sonrası ak partiye kaçıldı. Maalesef biz de her kesim aynı kötülükte gücü ele geçirinceye kadar demokrat, özgürlükçü, insan haklarından bahsederler. Gücü ele geçirince senin yasağın kötü benim yasağım iyi. diye ideolojileri içiin hepsini ihmal edip insanları yok ederler. yani vatan haini felan derler. Ben artık her kesimimizin aynı kötülükte olduğunu düşünüyorum. Allah ellerine düşürmesin. kimseyi. kendi adamlarını bile yerler. Saygılarımla

-Mehmet im ölümlerden bahsediyorum katliamlardan bahsediyorum. Devletin ne kadar kıyıcı ve katliamcı oldugundan bahsediyordum. Şunu unutmayalım bu ülkede Sünni inanca sahip anlayış her zaman hskim anlayış olmuştur. Sünni inancinda olan insanlarımız kimi haksizlikliklara ugrasada kitlesel katliamlara maruz kalmamistir.Ancak devlet Sünni liginin dışına çıkmaları durumunda hizaya cekilmeleri icin kimi haksizlikliklara ugramislardir.Biraz vicdan biraz empati diyorum.Saygilar..

-Dostum ben sünni veya şia değilim. Hür fikirliyim artık. TAbi eskiden çok etkilerine girdim. Hem de çok. fakat artık her kesimi aynı tehlikeli sadece putları farklı olarak görüyorum. Bunu da aziz dostum burada istersen madde madde yazayım. Malesef artık genelliyorum. Her kesimimiz çok tehlikeli. Allah ellerine bırakmasın diyorum. Tarikatçısı, cemaatçisi, yani tarikatı cemaati, dincisi, dinsizi, kemalisti, faşisti, sosyalisti. hiç biri özgürlükçü, insan hakları merkezli değil. sadece sahtekar ve beyinleri putlarına ideolojilerine hocalarına, şeyhlerine satılmış beyinlerini kullanmayanlar. Bakma mesela cübbeli şimdi insanlrı güldürüyor vb. sıkışınca demokrasi, özgürlük hukuk diyor vb. ama gücü ele geçirince mürted der başta sakalım yok diye beni asar. Haram olmayan şeyleri haram eder. vb. Fakat sıkıntı sadece bunlarda değil her kesimimizde. derdim bu. yani EMPATİ yapınca bunu görüyorum. Zaten dediklerini beğenmişim. genelle azizizim demişim. "herkes aynı hayatta kendini bişey sanma" Kapitalizm öldürdüğü insanlar kadar sosyalizm de öldürmüştür. hatta sonra sosyalist kapitalizme ve diktatörlüğe dönmüştür diyorum. Kapitalizmden kapitalizme geçişin en zor ve sıkıntılı yolu sosyalizdir yani:) Rusya çin gibi kapitalizme onca kanlar dökmeden de geçebilirdi:) Tabiki komünizm ve sosyalizmin çıkış noktası haktır. Fakat daha sonraları insanın fıtratına yaratılışına ters uygulamaları nedeniyle kapitalizme tekkeyi kaptırmıştır. "menderes" asıldı diye sevinen ne kadar şerefsizse "deniz gezmiş arkadaşları" asıldı diye sevinende aynı diyorum. Berkin elvan için sevinen neyse kurban eti dağıtırken öldürülen yasin börü için sevinende aynı zihniyet diyrom. Kadınları zorla kapatmaya sevinen neyse zorla açmaya sevinende aynı diyorum. Ve bunlar kendi zihniyeti için her şeyi feda eden beyni yıkanmış, beynini kullanmayan özgür düşünemeyen insanlar. diyorum. saygı ve sevgilerimle aziz dostum(bu yazı sonradüzenlenecektir)

 

157

Mısırda ki darbeye darbe dememesine şaşmayın batının. A)KUVVET: Batı kuvveti esas alır. Kuvvet haktadır. İslam ise haklıysanız kuvvetlisiniz der. KUVVETİN SONUCU TECVÜZDÜR. B) ikinci çıkış noktası MENFEAT, bunun için ise cidal yani savaş, terör, C) Dayanağı menfi milliyetçilik, ırkçılık, kafatasçılık, en üstün benim anlayışı, demokrasi laflarıyla azaltmaya çalışıyorlar, kılıf yapıyorlar D) zevkperestlik, heveslerini tatmin bu nedenle menfaat için düşmanıyla bile birleşirler, hedefe oluşmak için her yol meşrudur. E) çıkış noktası “hayat mücadelidir” diyor, islam ise “hayat muavenettir, yani yardımlaşmadır, evren yardımlaşıyor.” İnsan insanın kurdu değil yardımcısıdır. F)heva ve hevesi tahrik yani harekete geçirmek, BUNUN SONUCU HAYVANLAŞMAK, MEMNUNİYETSİZLİKTİR

Gerçi Mısırdaki Sisi darbesi demokratik olmaması gibi Mursinin de oyları kazanamayınca meclisi feshetmesi demokrasinin tersine büyük hataydı.

158

 Evet diyorum ki hiç bir karışıklık tesadüfi değildir bizim ülkemizde. evet bir yerde provakatörlük varsa orada devlette vardır. buna inanırım ama artık biz vatandaş olarak bu şerefsizlere prim vermemeliyiz diye düşünüyorum. adamlar karışıklıktan yana. sadece argümanları değişiyor bu ülkede hep aynı şey yaşanıyor. olan gariban millete oluyor. "menderes öğretncileri kıyma makinasına atmış, tiyatroda şeriat istenmiş, köprüye hayır istemezük, osmanlıyı yıkanlar sonra osmanlıyı aramadı mı? bak çekildiği her toprak problemli. yani insan bir adım sonrası ne olabilir diye düşünmeli. yoksa yangını bir kipritle başlatmak kadar kolay bir şey yok. ya da kim başlatıyor her zaman kimin işine yarıyor. Sonra o yangın nerede biter düşünen yok. sağ sol, dinci dinsiz, kemalist antikemalist, laik antilaik, akpli akpsiz, ama benim kızdığm kısmın umurunda değil. geliyorlar marka cipleriyle arabalarını ara sokaklara park ediyorlar neymiş geziciymiş. ulen dünyada fakir sınıfı başlatması lazımken ayaklanmayı, kodaman sınıfı orada. o satırlı esnaf çıktı, adam batmış insanlar gelmediğinden hiç bunu gören yok. (ben satırlıya tamamen karşıyım, fakat kızdığım satırlıya haklı olarak kızıp molotof kokteylini meyve suyu kokteyli gibi anlatanlara) bu empati tek taraflı olunca insan insanlıktn soğuyor. çiçek çocuklar ne yaparlarsa helalolsun zihniyetindekilere sözlerim. millete geçmiş olsun iyi geceler dostum görüşmek üzere

159

Ülkemizde Kemalistler dindarlara küfrederse dindarlar kemalist ve sosyalistelere küfrederse aleviler sünnileri öteki ilan ederse sunniler alevileri ötekileştirirse kürtler türkleri yok türkler de kürtleri yok farzederlerse Sünni çoğunluğun kendi arasında da yeni bir savaş cemaatçi-imamhatipli savaşı başlatılırsa. Ülkemin lideri de çıkıp bu toplumsal fay hatları üzerinden siyaset kurmaya kalkışırsa. 7-8 Şiddetinde bir toplumsal depreme kimse dur diyemez.
dostlarım, yunus dostum tamam gösterideki kızları görmeni tebrik ediyorum eyvallah, ama burada stadın açılışında hadise için yüzbinlerin milletin parasından verilmesinide görürsen,-ki hadise düşmanı değilim yanlış anlama, esenyurtta bunca aç varken öncelik olarak tenkit ediyorum. parayı cebinden verse problem değil- hırsızlığa hırsızlık da diyebilirsen sana saygı duyarım, yada bunun akpartinin ramazanda bile yaptırdığı danslı, şarkıcılı, eğlence programlarını da görsen vb. ve seni desteklerim. ayrıca işimiz gücümüz taraf olduklarımızı desteklemek ve taraf olmayanları yerin dibine batırmak olursa hiç kimse gerçeğin ve hakkın yanında olduğunu iddia etmesin. konuşan yalnız hakikat ve gerçekler olsun. hem tenkit edenler daha iyisini yapsın da görelim. sözüm her kesime. zira hepsinden soğumaya başladım artık. biz bu muyuz kendi kusurumuzu bile göremeyecek derecede seviyesiz miyiz diye üzülüyorum sadece..benim için takke düştü kel gözüktü hepsinden midem bulanıyor artık ama geç oldu tabii..
artık yakalanan hırsızlar komplo var, vatan hainleri diye bağırıyorlar yemek isteyenlere afiyet olsun. zavallı hırsızlara çok üzülüyoruz, ve herkes kendi hırsızını savunmak için kavga ediyor. ben etmek istemiyorum ama hırsızlığa da hırsızlık diyebilelim artık. egemenlik milletin paralar kimin? her devrin özeti.
dostum on yıl öncesine döndük son düzenlemelerle..zaten midem bulandı hepsinden derken cemaatte dahil, ne işleri var siyasette diyorum. ve ekliyorum bu ülke ananas cumhuriyeti bile değil. hiç bir dönem olmadı demokraside öyle.. yazıklar olsun beni avrupa demokrasisine muhtaç edenlere. yazıklar olsun yolsuzluklarını yönlendirmelerle, kanunları düzenlemekle kapatanlara ve bunu göremeyenlere..ve afiyet olsun bütün yiyicilere kabir kapısına kadar
dostum her dönem aynı kandırdılar bizi..seni öyle mi kandırdılar:;)) dostum. ne cemaati ya..tarih boyunca egemenlik milletin paralar kimin meselesi olay, bu ülke her dönem bunu yaşadı kurucularının her birinin 85 er tane çiftliği ismetpaşa vb. var.. onlarda o dönem dış güçler diyordu..yani her dönem diyecek bir şeyler buluyorlar.. neden diğer demokratik ülkelerdekil gibi savcıların kolluk kuvvetleri ayrı değil, neden sayıştayı hiç bir millet denetleyemiyor hala neden askeri yargı hala var felan filan temel sorun bu.. gerisi hikaye dış güçler, komplo, paralel devlet, israil, ingiliz yapsınlar bakalım o ülkelerde bunu...ayrıca milli rüşvet ve milli yolsuzluğu israil neden ifşa etsin. dediğim gibi, neden kanun değiştirdiler ve neden herkesi görev yerinden ettiler.. abi kullanalım şu beynimizi ne olur ya .. hepsi aynı bu politikanın..
dostlar kafalarımız ayrımcılığa, sadece ayırmaya çalışan beyinlerimiz feto demeye, alevi, şia demeye ve fitneye çok çalıştığı için böyle islam aleminin durumu, Ben inanmıyorum yolsuzluğu da dış güçlerin yaptırdığına, demokrasiye geçmemeyi de dış güçlerin yaptırdığına..bu iç savaşların tek nedeninin dış güçler olduğuna suç kafalarımızda, ortak menfaatlerde bile buluşamayan kafalarımızda..kapasitemizde.. Allahtan islamın en çok yayıldığı ve duyulduğu devir bu devir ama bunun nedeni müslümanlar değil hakikatleri araştıranlar ve artık internet vb. metodlarla islamın siyasetten uzak olarak duyulabilmesi bence. hiç bir gevur bile yolsuzluk için komplo, israil felan demez..yolsuzluğa gevur yolsuzluk diyorsa hırsızlığa gevur hırsızlık diyorsa, müslüman savunuyorsa ben gevurun yanındayım.. hakperestlikte budur benim için..

 

160

Fakirin gayri meşru çocuğu olursa piç,
zenginin olursa yasak aşkın meyvesi olur.
Fakir kız peşinde koşarsa sapık, zengin koşarsa playboy olur.
Fakir toplanırsa çete, zengin toplanırsa toplantı olur.
Fakir çalarsa hırsızlık, zengin çalarsa yolsuzluk olur.
Kavramların bile cepteki paraya göre değiştiği bir Dünya'da adalet arıyoruz..!(x)

***

''Parmak ucuna basan, ayakta duramaz.
Kibirli yürüyen, mesafe kat edemez.
Kendini öne çıkaran, dikkat çekemez.
Kendisini haklı gösterene, kulak verilmez.
Kendini övenler, takdir edilmez.
Başarıyla övünen, sonunu hazırlar.''__Lao Tzu

***

 

161

Kendi kendinin mutluluğuna engel olmak yolunda insan fevkalade beceriklidir. (Andre Gide)
Kendimizi bir başkasına bırakıyoruz. 
Kendi kitabımızı okumuyoruz 
çünkü sürekli başkalarına bağlıyız. 
Okunması ve anlaşılması gerekli kitap 
bizatihi insanın kendisidir.
(Jiddu Krishnamurti)
Başkasının senin hakkında ne düşündüğü,
Senin kim olduğunu değiştirmez.
Kendin olup,
Dilediğin gibi yaşamaya devam et.
O yüzden;
Bazı insanlar gelince,
Bazı insanlar gidince güzel.
Kimse hayatınızdan gitmesin diye,
Uğraşmayın.
Çünkü;
Nasıl gitmek isteyen bir bahane buluyorsa,
Yanınızda olmak isteyen de;
Bunun bir yolunu mutlaka bulacaktır.
(Neale Donald Walsch)

Unutuyorlar ki! ben istediğim kadar hayatımdalar, göz yumduğum kadar dürüst ve dinlediğim ve sustuğum kadar 'insanlar'!! ya da konuşurlar..

162

 

 

 

163

Özetle söylemek gerekirse; İslâmiyet ile bugünkü Hristiyanlık arasındaki belli başlı ayrılıklar şunlardır:

1. Hristiyanlıkta teslis akidesi olduğu halde İslâm'da tevhid akidesi vardır. Bu temel farklılıkla hiristiyanlık dinine bağlandıkça gerilemiş, müslümanlar ise hurafelerden uzaklaşarak gerçek dine bağlandıkça ilerlemiştir. Fakat hiristiyanlaşan bir islam anlayışı ise gerilemişlerdir. Zaten bu temel farklılık bile tamamen bir birinin zıtları oldunu gösterir gibi:)

(Avrupa'da, dinin bir tahakküm aracı olarak kullanılmasının arka planına değinen Bediüzzaman, bunun sebeplerini "şimdiki Hıristiyanlık dininin velediyet akidesi"ne bağlar. Bu akidenin aracı ve sebeplere yer vermesi, din namına enaniyeti kırmaması, din adamlarına Hz. İsa'nın (as) mukaddes vekili payesini ve kutsiyet vermesidir. Bu yüzden dünyaca meşhur Hıristiyan devlet adamları birer papaz gibi mutaassıp ve dindar olmuşlardır. Müslüman liderlerden ise çok azı tam dindar olabilmiştir. Çünkü, makam ve mevkileri enaniyeti güçlendirdiğinden, dini konularda zafiyet görülmeye başlanmıştır.)

2. İslâm bütün semâvî dinleri ve peygamberleri içine alır; Hristiyanlık ise, yalnız Kitab-ı mukaddes'i hak bilir ve Kur'an-ı Kerim'i vahye dayalı bir kitap olarak kabul etmez.

3. Hristiyanlık, insanın doğuştan günahkâr olduğunu ve bu sebeple temizlenmesi için vaftiz edilmesi gerektiğini savunur; İslâm ise, bütün insanların günahsız doğduğunu ve hiç kimsenin bir başkasının günahını yüklenmeyeceğini belirtir.

4. Hristiyanlıkta papaz ve rahiplerin günah çıkarmak ve affetmek yetkisi vardır; İslâmiyet'te ise, günahlar yalnız Allah tarafından bağışlanır.

5. Hristiyanlık'ta Hz. İsa'nın sözleri Allah kelâmı olarak telakki edilir; İslâmiyet'te ise, ilâhi emirler vahiy yoluyla, Cebrâil (as) vasıtasıyla bildirilir.

6. Hristiyanlara göre İsa (a.s) çarmıha gerilmiştir. İslam'a göre ise, Allah onu kendi katına yükseltmiştir.

7. Her ne kadar bugünkü Hristiyanlar, kendi dinlerinin son din olduğunu iddia ediyorlarsa da, bu iddiânın İslâm nazarında hiç bir geçerliliği yoktur. Çünkü"Allah katında din, şüphesiz İslâmiyet'tir..." (Âl-i İmrân, 3/19) Ve artık"Kim İslâm'dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir ve o, âhirette de kaybedenlerden olacaktır." (Âl-i İmran, 3/85).

 

164

Unutmayın aydınlanma çağının bu devrinde dünyanın nasıl bir yer olduğu, neye inanılıp neye inanılmyacağı konusunda en büyük otorite olan kilise ile en büyük otorite olan hükümdarlarla çatıştı. Bilimsel yöntemin asıl devrimci olan yönü özünde demokrat olmasıdır. Kişisel iktidarları tanımaz. Hiç bir gurup hiç bir hükümdar sana gerçeğin ne olduğunu dikte edemez. Korkunun ve batıl inancın yerini akıl almalıdır.

165

İnsanlar esir olmak istemediği gibi ecir(ücretli, maaşlı, memur vb.) olmakta istemez. (Bediüzzaman)

Zaferin ardındaki esin kaynağının bireysel özgürlük ve kişisel bağımsızlık olduğuna hiç kuşku yok. İnsanları güdüleyen budur. Ve bu düşünce sistemi özgür düşünce sistemi insanlığı ileri taşımıştır. İhtiyaçtan icat doğar demişler. İşte aydınlanma ve sonrasında sanayi inkılabı..Özgürlük cini bir defa lambadan çıktımı geri girmez. Malesef hak isteyenlerle hakkı vermeyenler arasındaki bu mücadele hep devam edegelmiştir.

 

166

Medeniyet Nedir ve Başarısı Neyle Ölçülür?

Bediüzzaman, bir medeniyetin sadece bir din, bir bölge veya bir asrın ürünü olamayacağını ancak, umumun malı olabileceğini belirtir. Özellikle medeniyetlerin mehasinlerinin üç kaynağının olduğunu ifade eder:

a. Telâhuk-ı efkar,

b. Semâvi şerayi’,

c. Hâcât-ı zaruriye.

Bediüzzaman, Avrupa medeniyetinin mehasinleri için bu listeye semavî şerayi’ menşeli olmakla beraber, özele doğru vurgu yaparak, hususi bir kaynak daha ilave etmektedir ki, o da “İslami İnkılap”dır. (Sözler, s. 655) “Avrupa’nın en büyük üstadı Endülüs Devlet-i İslamiyesidir.”(Sözler, s. 313) ifadesiyle daha somut ve doğrudan etkinin kaynağını da belirtir. Böylece, genel bu üç kaynak dışında, bazı medeniyetleri hususi olarak etkileyen kaynakların da mevcut olabileceğini ifade etmiş olmaktadır.

Bediüzzaman, bir medeniyetin başarılı sayılabilmesi, saadeti temin ettiğinin kabul edilebilmesi için ya “külle”, yani umuma veya “lâakal ekseriyete”, yani insanlığın çoğunluğuna “medâr-ı necât” olması gerektiğini belirtmektedir. (Sözler, s. 653) Ayrıca, medeniyetteki hakiki maksadının “istirahat-ı umûmî ve saadet-i hayat-ı dünyeviye” olduğunu (Emirdağ Lahikası, s. 335) ifade etmektedir.

Bediüzzaman, “medeniyetin kanunu” olarak telâhuk-ı efkarı gördüğü gibi, medeniyetleri ihtiyarlandıran, dolayısıyla ölüme mahkum edenin de, “mesâvi-i medeniyetin mehasinine galebe gelmesidir”(Muhakemat, s. 37-39) demektedir.

Batı (Avrupa) Medeniyetinin Menşei ve Temel Özelliği

Her medeniyeti şekillendiren ve ona bir nevi kimlik kazandıran menşe ve özelliklere dikkat eden Bediüzzaman’a göre, “Bir asıldan ikiz olarak neşet eden” (Tarihçe-i Hayat, s. 119) Avrupa medeniyetinin Eski Roma ve Yunan olarak iki “dehası” vardır. Bunlardan birisi “hayalâlûd”, diğeri ise “maddeperest”ti. “Su içindeki yağ gibi” birbiri ile “imtizaç” olmayan, Avrupa’nın bu iki dehası, uzun süre birlikte olmalarına, medeniyetlerinin bu ayrılığı ortadan kaldırmak için çabalamasına, daha sonra Hıristiyanlığın da çalışmasına rağmen “hiçbiri de temzicine muvaffak olamadı.” İki dehanın her biri “istiklallerini filcümle hıfzeyle”dikleri gibi, modern dönemde de (el’an) adeta iki ruh cesetleri değişmiş şekilde Alman, Fransız olarak mevcudiyetlerini korudular. “O ikiz iki dehanın, öküz gibi” birleşmeyi reddettiklerini zaman da gösterdi. Avrupa medeniyetinin iki dehası “ikizdi, kardeşti, arkadaştı, yoldaştı” ancak, buna rağmen “birbirleri ile dövüştü, hiç de barışmadı”.

Yalnız, Avrupa medeniyetinin iki dehası olmasına karşılık, bu dehalardan birinin Batı medeniyetinin ruhunu oluşturduğunun bir ifadesi olarak Bediüzzaman, “bu medeniyetin ruhu Roma dehası”dır (Sözler, s. 654) demektedir.

Bediüzzaman, Avrupa medeniyetini, mehasinlerini de dikkate alarak ikiye ayırmaktadır. “Hakiki Hıristiyanlık”tan feyizle, insanlığın sosyal hayatına faydalı sanatlar ile adalet ve hakkaniyete hizmet eden fenleri, “mehasin-i medeniyet ve fünûn-ı nafia” olarak kabul ve takdir etmektedir. Ancak, Bediüzzaman, bu takdir ettiği kısım dolayısıyla Avrupa medeniyetinin doğruluk ve üstünlüğünü kabul etmemektedir. Zira mehasin kısım Avrupa medeniyetini temsil etmemektedir. Bediüzzaman, “malayani ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa’nın şahs-ı manevisi”nin bir elinde dalaletli felsefeyi, diğer elinde de sefih ve muzır medeniyeti tuttuğunu belirtmektedir.(Lem’alar, s. 123) Hatta, Avrupa medeniyetinin sefahat ve delaletle bozulmuş olduğunu, Avrupa’nın belli ölçüde mehasininin kaynağı olan Hıristiyanlıktan da uzaklaştığını ifade etmektedir. (Lem’alar, s. 124)

Batı Medeniyetinin Esasları

Bediüzzaman, temeline ve eserlerine bakmak şartıyla Avrupa medeniyetinin “menfi” beş esas üzerine kurulup işlediğini belirtir.

“Nokta-i istinad: Hakka bedel kuvvettir. Kuvvet ise, şe’nidir tecavüz ve teâruz. Bundan çıkar hıyânet.

Hedef-i kasdı, fazîlet bedeline hasis bir menfaattir. Menfaatin şe’nidir tezâhum ve tehâsum. Bundan çıkar cinayet.

Hayattaki kanunu, teâvün bedeline, bir düstur-u cidâldir. Cidâlin şe’ni budur: tenâzu’ ve tedâfü’. Bundan çıkar sefâlet.

Akvâmların beyninde râbıta-i esası: âharın zararına müntebih unsuriyet. Başkaları yutmakla beslenir, alır kuvvet.

Milliyet-i menfiye, unsuriyet, milliyet; şe’ni olur dâimâ böyle müthiş tesâdüm, böyle feci telâtum. Bundan çıkar helâket.

Beşincisi şudur ki: Câzibedar hizmeti hevâ , hevesi teşcî, teshil; hevesâtı, arzuları tatmin. Bundan çıkar sefâhet.

O hevâ, hem heves, şe’ni budur dâimâ: İnsanı memsuh eder, sîreti değiştirir. Mânevî meshediyor; değişir insaniyet.

Şu medenîlerden çoğunun eğer içini dışına çevirirsen, görürsün: Başta maymunla tilki, yılanla ayı, hınzır; sîreti olur sûret.” (Sözler, s. 653)

Bediüzzaman, dayanak noktası, hedefi, içtimai hayattaki kanunu, kavimler-milletler arasındaki bağı ve cazibesi bakımından Batı medeniyetinin esaslarının menfi ve zararlı olduğunu ve insanlığa mutluluk getiremeyeceğini belirtmektedir.

Batı Medeniyetinin Hataları

Bediüzzaman, Batı medeniyetinin—kendi ifadesi ile—“medeniyet-i hazıra-i garbiye”nin, “semavi kanun-ı esâsilere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı(nın) hasenatına, hataları-zararları(nın) faydalarına” üstün geldiğini, medeniyetteki hakiki gayesinin tersine olarak, istirahat-ı umumiyeyi ve dünya hayatının saadetini bozduğunu belirtmektedir. Ayrıca, Batı medeniyetinin iktisat-kanaat yerine israf ve sefaheti, çalışma ve hizmet yerine tembellik ve istirahat meylini ön plana çıkması dolayısıyla, insanlığı fakir ve tembel eylediğini söylemektedir. Mevcut “Garp medeniyet-i zalime”sinin suiistimal, israfat ve hevesatı tehyiç ettiğini ve gayr-i zaruri ihtiyaçları zaruri hacetler hükmüne getirdiğini, bir insanın gerçekte muhtaç olduğunu dört haceti yirmiye çıkardığını, ancak helal kazancın bunu karşılayamamasından dolayı insanlığın gayr-i meşru yollara yöneldiğini ve “fakir” hale getirildiğini tespit etmektedir. (Emirdağ Lahikası, s. 335)

Batı medeniyetinin insanın ruhunu bile maddileştirmeye yönelmiş, maddiyunluğu esas almış, insanlığa saadet yerine bir zehir vermiş, riyakarlığı düstur haline getirmiş, aileyi bozmuş, tembelliği artırmış, ihtiyaçları fazlalaştırmış, kârı ise çok az ellerde toplamış ve bir asi ve suçlu yüzünden başkalarını da suçlayarak öldürmüş olmasından dolayı Bediüzzaman, hatalarla dolu kabul etmektedir.

Batı Medeniyetindeki Mehasinin Kaynağı

Avrupa medeniyetinin mehasinlerinin de olduğunu ifade eden Bediüzzaman, ancak bu mehasinlerin “umum”un, yani insanlığın ortak malı olduğunu, bundan dolayı mehasinlerin ne Hıristiyanlığın malı, ne Avrupa icadı, ne de son asrın sanatı olarak kabul edilemeyeceğini belirtir. İnsanlığın ortak malı olan ve Avrupa medeniyetinde tezahür eden mehasinlerin dört kaynağının bulunduğunu ifade eder:

a. Telâhuk-ı Efkar, (fikirlerin birbirine eklenmesi)

b. Semâvi şerayi’, (semavi dinler)

c. Hâcât-ı fıtriye, (fıtri ihtiyaçlar)

d. Hususiyle şer-i Ahmedi (İslamiyet).

Bu dört kaynaktan “neş’et eden mal”a hiç kimsenin tek başına “temellük” edemeyeceğini de belirtir. (Sözler, s. 655)

Bediüzzaman, daha önce terakki etmiş olan İslamî medeniyetin en önemli merkezlerinden biri olan Endülüs’ün, Avrupa’nın “en büyük üstadı” olduğunu da dile getirmiştir. (Sözler, s. 313)

Avrupa’yı ikiye ayıran Bediüzzaman, İsevililik hakiki dininden aldığı feyizle insanlığın içtimai hayatına faydalı sanatlar, adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları terkip eden Avrupa medeniyetinin mehasin kısmını oluşturan birinci Avrupa’yı takdir etmektedir. Ancak bu mehasin kısmının, Avrupa medeniyetini “sefih medeniyet” olmaktan kurtarmadığını da belirtmektedir. (Lem’alar, s. 123) Bediüzzaman, birinci Avrupa’nın kaynağı olarak da telahuk-ı efkar ile semâvi kaynağı kabul etmektedir.

Bediüzzaman, medeniyetleri kafir ve mümin olarak ayırırken, kafirlerin medeniyetinde görülen mehasin ve yüksek terakkiyat-ı sanayiin, “tamamen medeniyet-i İslamiyeden, Kur’an’ın irşadatından, edyan-ı semaviyeden inikas ve iktibas edildiği”ni belirtmektedir. (Mesnevi-i Nuriye, s. 77) Bediüzzaman, “medeniyet-i hazıranın harikalarını, beşere birer nimet-i Rabbaniye” olarak kabul etmektedir. (Emirdağ Lahikası, s. 335)

Bediüzzaman bu medeniyetin de bazı iyiliklerinin bulunabileceğini, ancak, bunların kaynağının sadece Batı medeniyeti olamayacağını belirtmektedir.

Batı Medeniyeti Hıristiyan Medeniyeti midir?

Avrupa medeniyetini bir kökten ortaya çıkan Roma ve Yunan dehalarının oluşturduğunu belirten Bediüzzaman, bu medeniyetin ruhunun Roma dehası olduğunu, Hıristiyanlığın iki dehayı birleştirmek için çalışmasına rağmen başarısız kaldığını (Sözler, s. 654) söylerken Hıristiyanlığın Batı medeniyetinin esas unsuru olmadığını ifade etmektedir.

Bediüzzaman, Batı medeniyetindeki hasenelerden bahsederken de bunların “ne Nasraniyet malı, ne de Avrupa icadı olduğunu” belirtmektedir. (Sözler, s. 655)

Hıristiyanlığın Avrupa’da üç yüz sene dahili savaşlara sebep olduğuna işaret eden Bediüzzaman, Avrupa’nın dinine “mutaassıp” olduğu dönemlerde medeni olmadığını, “taassubu terk” ettiğinde “medenileştiğini” ifade etmektedir. (Sözler, s. 312) Bu süreçte Bediüzzaman, Avrupa’nın “Katolik mezhebini beğenmeyerek başta ihtilalciler, inkılapçılar ve filozoflar olarak, Katolik mezhebine göre ehl-i bid’a ve Mutezile telakki edilen Protestanlık mezhebine iltizam” ile Fransız İhtilali’nden de istifade ile Katolik mezhebini “kısmen tahrip” edecek olan Protestanlığı ilan ettiklerini kaydetmektedir. (Mektubat, s. 420)

Hıristiyanlıkta “yalnız esasat-ı diniyenin Hz. İsa’dan alınmasına karşı, hayat-ı içtimaiyeye ve füruat-ı şeriyeye dair ekser ahkamlar”ın Havariler ve ruhani reisler tarafından teşkil edildiğini belirten Bediüzzaman, bu açığın, büyük kısmı geçmiş mukaddes kitaplardan alındığını ifade etmiştir. Bediüzzaman, Hz. İsa’nın dünyaca “hakim ve sultan” olmadığından dolayı, içtimaî ve umumî kanunlara merci olmadığını, esasat-ı diniyesi hariçten bir libas giydirilmiş gibi şeriat-ı Hıristiyaniye namına örfi kanunlar, medeni kanunlar alınmış, başka bir suret verilmiştir.” demektedir. (Mektubat, s. 420) Hatta, havas ve hükümet adamlarının elinde Hıristiyanlık, özellikle Katolik mezhebi bir vasıta-yı tahakküm ve istibdat olduğu kanaatindedir Bediüzzaman. (Mektubat, s. 421)

Bediüzzaman’a göre; Avrupa, sefahat ve dalaletle bozulmuş ve İsevî dininden de uzaklaşmıştır (Lem’alar, s. 124), Batı medeniyetini dini değil, “dünyevi”dir (Münazarat, s. 71), Hıristiyanlığın malı olmayan medeniyeti ona mal etmek” mümkün değildir.(Sünühat, s. 82)

Kısacası, Batı medeniyeti Hıristiyan bir medeniyet değildir. Hıristiyanlık Batı medeniyetine tesir edememiş, tersine Avrupalılar Hıristiyanlığa tesir etmişlerdir.

Başka Bir Medeniyetten Faydalanma

II. Meşrutiyet Döneminde, “Terakkiyat-ı medeniyeye yardım edecek noktaları (fünun ve sanayi için) maalmemnuniye alacağız.” diyen ve yabancı bir medeniyetin mehasin dışındaki kısımlarının şeriatın kılıncı ile kesilmesi gerektiğini belirten Bediüzzaman, bu hususta 1910’lu yıllarda Japonları örnek göstererek, “her kavmin maye-i bekası olan âdât-ı milliyelerin muhafaza” edilmesi gerektiğini ve “bizim adat-ı milliyemiz, İslamiyet’te neşvünema bulduğunu” belirterek İslamiyet’e iki kat sarılınması gerektiğini söylemektedir. (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 81) Yine Bediüzzaman, “çürük medeniyet mesâvilerini (fenalıklarını) medeniyetimize girmekte yasak eden hükümleri Kur’an’ın kanun-ı esasileri”nden çıkılmaması gerektiğini mebuslara söylerken (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 70-72) Avrupa medeniyeti ile kendi medeniyetini ayırmakta, kendinin kastettiği medeniyetin Kur’an esaslarına müstenit olacağını açıkça 1909’da da belirtmektedir. Ayrıca Bediüzzaman, II Meşrutiyette başlayan süreci bir nevi yeni medeniyete başlangıç gibi algılamakta, bunu “medeniyetimizin gençliği ve şebabeti, zülal-i aynü’l-şeriatla muhafaza olsun” şeklinde ifade etmektedir. (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 81)

Eski dönemlerde, gayrimüslimlerle olan muhabbetten “nifak kokusu” gelirken, 1910’larda ortaya çıkan “inkılab-ı acib-i medenî ve dünyevî” olduğunu, bütün medeniyetin zihinleri ve akılları “meşgul eden nokta-i medeniyetin”in terakki ve dünya olduğunu söyleyen Bediüzzaman, zaten gayrimüslimlerin de kendi “dinlerine o kadar mukayyed” olmadıklarını, dolayısıyla gayrimüslimlerin dinî olmayan “medeniyet ve terakkilerini istihsan (korunarak) iktibas” edilebileceğinden bahsetmektedir. (Münazarat, s. 71) Aynı dönemde, ecnebiler “fünun ve sanayi silahıyla bizi istibdad-ı manevileri altında eziyorlar. Biz de fen ve sanat silahıyla... cihad edeceğiz” derken, “ahkâmda Avrupa’ya dilencilik etmek, din-i İslam’a büyük bir cinayettir” diyerek (Hutbe-i Şamiye, s. 92) Batı medeniyetine karşı tavrını ortaya koymakta olup, kendini koruyarak iktibas edilebilecek dediği şeylerin Batı medeniyeti değil, Batı medeniyetindeki fen ve sanat alanında bulunan ve daha sonra Bediüzzaman tarafından “umumun”, yani insanlığın ortak malı olarak tarif edilen şeyler olduğu anlaşılmaktadır.

167

Avrupa, kıta olarak 10.500.000 km2 yüzölçümüyle tahminen 700 milyon insanı barındırmaktadır. Diğer kıtalara oranla en yoğun nüfusun yaşadığı coğrafyadır. Kilometrekareye yaklaşık 70 kişi düşmektedir. Bu rakam Asya'da 57, Afrika'da 10, Amerika'da 10.5'tur. Ancak, bu yoğunluk kıtanın genelinde eşit olmayıp farklılık arz etmektedir. Avrupa'nın en yoğun nüfuslu ülkesi Hollanda, en az nüfus yoğunluğuna sahip ülkesi ise Norveç'tir.

Kıtadaki aşırı nüfus yoğunluğu zaman içinde doğal bitki örtüsünü yok etmiş, mevcut yeşil alanlar ise sonradan insanlar tarafından oluşturulmuştur. Akarsuların çokluğu, düzenli bir rejimde ve yavaş akışlı olmaları, açılan kanallarla kolay bir şekilde birbirlerine bağlanmaya imkan sağlamaları kıtanın ulaşımı üzerinde olumlu bir etki yapmıştır. Verimli topraklara sahip olan kıtada ekilebilir alan yüzeyin % 30'unu oluşturmaktadır. Bu alanlarda üretilen hububat dünyadaki toplam üretim içinde önemli bir yekun tutmaktadır.

Avrupa, yer altı kaynakları bakımından çok zengindir. Ancak, asırlardan beri işletilen madenler yavaş yavaş tükenme noktasına gelmiştir. Endüstri çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Dünya çelik üretiminin yarısı Avrupa'da yapılmaktadır. Ulaşım ağının sıklığı kıtanın gelişmesinde çok büyük etki yapmıştır. Gerek demiryolları, gerekse karayolları su ulaşımına ilaveten önemli yer tutmaktadır.

Yirminci yüzyılın başında Avrupa'da son derece az olan Müslüman nüfusun bu asrın son çeyreğinde on altı milyonu aştığı tahmin edilmektedir. Değişik sebeplerin yanında, 1960 yılından sonra ekonomik sebeplerle İslam ülkelerinden Avrupa'ya önemli oranda nüfus akışı olmuş, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu Müslüman ülkelerden binlerce insan ailelerini yanlarına alarak Avrupa'ya göç etmiş ve Avrupa'daki Müslüman nüfusun artışında önemli bir etken oluşturmuşlardır.

Avrupa hakkında verdiğimiz özet bilgiden sonra, Risale-i Nur'da "Avrupa" kavramının yansımasına bakacak olursak; "Avrupa" başlığı altında daha çok medeniyetin incelendiği, kıyasların ve karşılaştırmaların bu eksende yapıldığı söylenebilir. Dolayısıyla, daha çok coğrafi bir anlam ve kıta adı taşıyan bu kavram bir medeniyetin tanımlanmasında kullanılmaktadır. Böylece, Risale-i Nur'da "Avrupa" adı altında aynı zamanda bir medeniyetin sorgulanması, eleştirisi, ağır basan yönleri ayrıntılı bir şekilde izahını bulmaktadır.

A. "Avrupa İkidir"

Risale-i Nur'da Avrupa kavramının işlendiği bölümlere bakıldığında, genel olarak bir olumsuzlama görülür. Ancak, Bediüzzaman her konuda olduğu gibi Avrupa değerlendirmelerinde de toptancı bir yaklaşım sergilememiş, müsbet yönlerini de ifade etmiştir.

Avrupa Medeniyeti, Risale-i Nur'da iki ana başlık altında sınıflandırılmıştır:

Birincisi; temel dayanağını semavi dinlerin teşkil ettiği, hakiki İsevîlik dini ve İslamiyet'ten aldığı feyizle, insanların sosyal hayatları için faydalı fen ve sanayii insanların hizmetine sunarak terakki etmelerini sağlayan, aynı zamanda hakkın ve adaletin göz ardı edilmediği, ben merkezciliğin değil, toplum menfaatinin ön planda olduğu medeniyet.

İkincisi ise; insanları sefahat ve dalalete sevk eden, "ene"yi ön planda tutan, dayanışma yerine mücadele ve boğuşmayı netice veren medeniyet. (Mesnevi-i Nuriye, 1994, s. 129)

Avrupa bu iki cereyan arasında sıkışıp kalmıştır. Neticede, Avrupa'da menfi olanın ağır basması ve bunun zararlarının bütün dünyayı etkisi altına alması, daha çok bu yönünün öne çıkmasına ve sert bir şekilde eleştirilmesine sebep olmuştur. Ayrıca, Avrupa medeniyeti ile İslam medeniyetinin, aralarındaki çok büyük farklılıklara rağmen kıyaslanması, İslam'a yönelik eleştiriler ve bu eleştirilerin dozunun giderek artması, İslam alimlerinin de bunlara cevap vermelerine ve örnek gösterilen medeniyetin insanlara ne kazandırıp-kaybettirdiğiyle ilgilenmelerine sebep olmuştur. Bu bağlamda Bediüzzaman haksız eleştirilere, hazır medeniyetin insanları sürüklediği tehlikeleri ortaya koyarak cevap vermiştir:

1. Olumsuz Yönleri

Mesavi-i Medeniyet'in güzelliklerine galebe çalması, medeniyeti yaşlandırdığı gibi ölüme mahkum etmektedir. Yani medeniyetin kötü yönlerinin güzelliklerine galebe çalması aynı zamanda sonunu da hazırlamaktadır. Medeniyetin kötülülüklerinin galebe çalmasının diğer sebepleri; dinin ve faziletin medeniyetin temel düsturu haline getirilmemesi ve buna paralel olarak sefahate müsaade edilerek, nefsin şehevi duygularına muvafakat verilmesidir. İkincisi, dinsizlik ve şehevi duyguların ön plana çıkmasından kaynaklanan toplumdaki müthiş eşitsizliktir. (Muhakemat, 1999, s. 46)

Medeniyetin kötülüklerinin ağır basması, bunun sonucu olarak hüküm sürmeye başlayan dinsizlik, Avrupa medeniyetinin iç yüzünü karıştırmış, bölücü fesat şebekelerini ve ihtilalleri netice vermiş, yıllarca süren din savaşları binlerce insanın ölümüyle neticelenmiştir. Avrupa'yı kasıp kavuran bu tehlike Müslümanlar için de büyük tehdit oluşturmuş, Bediüzzaman, Müslümanları bundan korunmaları için İslam dininin hakikatlerine sığınmaya davet etmiştir. Ona göre tabakalar arasında Avrupa'dakine benzer mücadelelerin önünün alınabilmesi için toplumsal barışı sağlayan ve zengin-fakir arasındaki irtibatı müspet yönde etkileyen zekat müessesesi medeniyetin düsturu olmalıdır. (Muhakemat, 1999, s. 47)

Avrupa'da maddi konular üzerinde yoğunlaşıldığı için manevi alan ihmal edilmiştir. İç meseleleri ile uğraşan Avrupa, kendi alanı dışında gelişen ve dini karakteriyle büyük farklılıklar arzeden İslam inanç ve medeniyeti hakkında gerçek bilgiye sahip olamamıştır. Böylece Kur'an hakikatlerine de uzak kalmıştır. Avrupa, tahrif edilen ve iktidara alet edilen bir dinle uğraşırken, İslamiyet insanlık alemine yepyeni kapılar açmıştır. (Mesnevi-i Nuriye, s. 201-202).

Mevcut medeniyete Müslümanların kendi rızalarıyla dahil olmadıklarını belirten Bediüzzaman, bu medeniyetin kendilerine yaramadığı gibi esaret altına aldığını da belirtmektedir. İlaç olması gereken medeniyet insanlık için zehire dönüşmüş, toplumun yüzde seksenini meşakkate düşürürken sadece yüzde onunu saadete çıkarmıştır. Geri kalan yüzde onluk kesime de vasat bir hayat standardı sunmuştur. Çoğunluğun saadetine vesile olması gerekirken, çoğunluğu azınlığın zulmüne maruz bırakmıştır. Böyle bir netice de insanlığa rahmet olarak nazil olan Kur'an-ı Kerim'in esaslarına uymamaktadır. Çünkü, Kur'an-ı Kerim'in esas aldığı medeniyette, insanlığın tümünü veya hiç olmazsa büyük ekseriyetini saadete ulaştırması esastır. Oysa, Avrupa'da durum bunun aksidir ve dolayısıyla kabul edilmesi, benimsenmesi, örnek alınması, insanlığın kurtuluşunun reçetesi olarak sunulması mümkün değildir. (Sözler, s. 653-654).

Bediüzzaman, Avrupa-Batı medeniyetini irdelerken "hazır"(mevcut) kelimesine yer vermekte ve o anki uygulamalar hakkında düşüncelerini ifade etmektedir. "Medeniyet-i garbiye-i hazıra"nın semavi dinleri dinlemediğini, beşeri fakirleştirdiği gibi ihtiyaçlarını arttırdığını, iktisat ve kanaat anlayışını bozarak; israf, hırs ve cimriliği ziyadeleştirdiğini, zülüm ve harama yol açtığını belirtmektedir. Ayrıca, insanları sefahat vasıtalarına teşvik ettiğini, çaresiz ve muhtaç olan insanı tembelliğe attığını, çalışma şevkini kırdığını, heva ve hevese rağbet ettirerek ömrün faydasız bir şekilde kaybolup gitmesine yol açtığını ifade etmektedir. (Emirdağ Lahikası, s. 335)

"Hazır medeniyet" tabirinin kullanılması, söz konusu durumun ebediyen böyle gitmeyeceğinin bir ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bundan kurtulmanın yolları elbette aranacaktır.

Medeniyet-i hazıra ifadesi gibi, günahları iyiliklerine baskın gelen "günahkar medeniyet" (Hutbe-i Şamiye, s. 42) ifadesine yer veren Bediüzzaman, bu medeniyetin günahlarının iyiliklerine, seyyiatının da hasenatına galip gelmesi neticesinde yer yüzünü kana bulaştırdığını ifade etmektedir. Çünkü, bu medeniyet dünyayı kazanmak için dini rüşvet vermiştir. Ardından günahlarının ağır basmasıyla iki büyük dünya savaşına sebep olmuş, böylece iki şiddetli tokat yiyen günahkar medeniyet yerle bir olmuştur. Buna karşılık gelecekte İslamiyet'in kuvvetiyle medeniyetin güzelliklerinin galip duruma geleceğini, zemin yüzünü pisliklerden temizleyerek evrensel barışı temin edeceğini sözlerine eklemiştir.

Avrupa'da o zamana kadar medeniyetin kötü tarafının ağır basmasının bir sebebi de bu medeniyetin fazilet ve hüda üstüne tesis edilmemesidir. Bunun yerine heva, heves, rekabet ve tahakküm üzerine bina edildiğinden semeresi de zulüm, kan ve gözyaşı olmuştur. (Sözler, 1999, s. 372)

Toplumsal hayatta kuvvetin esas alınması güçsüzlerin hakkına tecavüzü netice verir. Kişisel menfaatlerin her şeyin üstünde tutulması boğuşmayı doğurur. Menfaati elde etmek için başvurulan yöntemin uygun olup olmaması çok fazla dikkate alınmaz. Hayat bir mücadeleden ibarettir anlayışı ise sürekli bir mücadeleyi ve savaşmayı netice verir. Toplumsal dengeler güçlerin durumuna göre şekil alır. Irkçılık, kanla beslenir ve başkasını yutmayı esas hedef ittihaz ederek üstün gelmeye çalışır. Bütün bunlar, toplumsal barışı sağlamamış ve insanları huzura kavuşturmamıştır. Toplumun yüzde sekseni kazançlarıyla ihtiyaçlarını karşılayamadıklarından mutsuzluğa ve sefalete düşürülmüştür. Ancak yüzde yirmilik kesim müreffeh bir hayat seviyesine ulaşmıştır.

İnsanların yüzde doksan beşinin mutsuzluğuna sebebiyet veren medeniyet anlayışına karşılık, Kur'an medeniyetinin dayanak noktaları farklıdır. Toplumsal hayatta kuvvet yerine hak esastır. Kuvvetli olan değil, haklı olan kazanır. Bu da ittifaka ortam hazırlar. Menfaat yerine fazilet ve Allah'ın rızasını kazanmak hedeflenir. Fazilet ise boğuşmayı değil, dayanışma ve yardımlaşmayı gerektirir. Irkçılık fikri yerine din birliğini, vatan birliğini ön görür. Böyle olunca da birbirini yutma değil, ortak değerler etrafında bir araya gelme ve kaynaşma vücut bulur. Nefsani hevesleri tatmin yerine, gerek kendisine ve gerekse başkasına zarar verebilecek durumda duyguları dizginler, böylece dünya saadetini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda kişinin ahiretini de kurtarır. (Sözler, 1999, s. 372)

Bediüzzaman, medeniyetin semavi kanunlara hizmetkar yapılması, beklenti ve temennisini dile getirirken, mevcut durumun ebediyyen devam etmeyeceği düşüncesindedir.

2. Olumlu Yönleri

Bediüzzaman, Avrupa medeniyetinin zararlı yönlerini ortaya koyup, yol açtığı büyük tahribatları sıralarken toptancı bir anlayış sergilememiştir. Avrupa'yı ikiye ayırmış, "Avrupa feylesoflarına ve medeniyetin sefih kısmına karşı" (Tarihçe-i Hayat, 1994, s. 225) olduğunu vurgulamamış, bu medeniyetin iyiliklerinin de çok olduğunu ifade etmiştir. Ancak, bu iyiliklerin insanlığın ortak birikimi olduğunu dile getirmiştir. İnsanlığa büyük faydalar sağlayan ve önemli ilerlemelerin kaydedilmesine imkan veren medeniyet, sadece Hıristiyanlığın malı değildir. Bu medeniyetin arka planında; asırlar boyunca devam edegelen fikirlerin birbirlerine ilave edilmesi ile oluşan birikim, semavi dinlerin katkısı, fıtri ihtiyaçların zorlamaları ve özellikle İslamiyet'in katkısı vardır. (Sözler, 1994, s. 655)

Medeniyet, insanlığın ortak eseridir. Buna rağmen Hıristiyanlığın malı olmayan medeniyeti ona mal etmek, İslamiyet'in düşmanı olan gerilemeyi de İslamiyet'e dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir. (Sünuhat, 1996, s. 80) Yeryüzündeki tüm kemalat, medeniyet ve terakkinin kaynağı semavi dinlerdir ve peygamberler eliyle gelmiştir. İslamiyet'in zuhuruyla insanlık alemi cehaletten kurtulmuştur. Felsefe ve hikmetin içinde görünen fazilet, umumun menfaati gibi insani esaslar, İslam güneşinin doğmasıyla beşeriyetin fikir ve kalbine aksetmiş, gecesini nurlandırarak aydınlatmıştır. Fen ve sanat da bundan istifade etmiştir. (Tarihçe-i Hayat, s. 140)

Batı’dan gelen fen ve sanata İslamiyet'in malı olarak sahip çıkan Bediüzzaman, bunların tevhid ile yoğrularak, Kur'an'ın bahsettiği tefekkürle ve Cenab-ı Hakk'ın kainata dercettiği kanunlar nazarıyla değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Böylece, bu yeni sanatlar vasıtasıyla ileriye doğru harekete geçilecektir. İslam dünyasının kalkınması için medeniyetin yeni fenlerine ihtiyaç vardır. Fen ve dinin birbirine dost olması sağlanmalıdır. (Divan-ı Harb-i Örfi, 1993, s. 35-36) Manevi değerler noktasında gerekli ve yeterli kaynağa sahip olan İslam dünyası Avrupa, Amerika veya başka bir bölgede istimal edilen ilmi gelişim ve tekniklere ihtiyaç duymaktadır. Bu zamanda ilay-ı kelimetullah toplumsal kalkınmayla; bu ise yeni fenlerden istifade ile mümkündür.

B. Avrupa'nın Gelişme Nedeni

Avrupa'nın gelişmişliğini tahlil eden Bediüzzaman, bunun sebeplerini şöyle sıralamaktadır: Coğrafi olarak darlığı, güzel olması, girintili çıkıntılı yapısı, yer altı kaynakları açısından zenginliği, deniz ve nehirleri, soğuk bir iklime sahip olması. Avrupa yüzölçüm olarak dünyanın yaklaşık 1/5'ini oluşturmasına rağmen dünya nüfusunun 1/4'ünü barındırmaktadır. Dolayısıyla, nüfus yoğunluğu ihtiyaçların artmasına yol açmıştır. Artan ihtiyaçların karşılanabilmesi için Avrupalı eğitim, sanat ve ticarete yönelmiştir. Etrafını çevreleyen denizleri ve kıtanın içinde ulaşımı kolaylaştırıcı bir unsur olarak dolaşan nehirleri vasıtasıyla birbirleri ve çevreleriyle tanışan, ticarete ağırlık veren Avrupalı, iş ortaklıkları tesis etmeye başlamıştır. Bunun neticesi olarak fikir alışverişi, rekabet ortamı ortaya çıkmıştır. Sanayinin en temel unsuru olan demir madeninin de bu kıtada bol olarak bulunması kendileri için büyük bir imkan sağlamıştır. Elde ettikleri güçle eski medeniyetlerin birikimlerini de kendi uhdelerinde toplayıp dünya dengelerini kendi lehlerine değiştirmişlerdir. İklim olarak kıtanın soğuk olması çalışmalarına önemli ölçüde katkı sağlamış; bir şeyi geç alıp geç bırakma özellikleri, sabır ve metanetleri medeniyetlerinin kalıcılığına katkı sağlamıştır. Devletlerini ilmi esaslara dayanarak kurmaları, karşılıklı kuvvetlerin çarpışması, istibdadın zorlaması, aşırı taassubun ters etkisi, denk unsurların rekabetleri Avrupalıların kabiliyetlerini ve meziyetlerini inkişaf ettirmiş, aynı zamanda fikr-i milliyeti uyandırmıştır.

Avrupa'nın iç dinamiklerinden kaynaklanan ve gelişmesinde önemli ölçüde etkili olan bu sebepler; Rönesans, reform, coğrafi keşifler, sermaye akımı vb. etkenlerle de takviye edilince mevcut gelişmişlik durumu ortaya çıkmıştır. Bediüzzaman, söz konusu sebepleri maddi sebepler olarak kategorize ederken, Avrupa'nın ilerlemesine etki eden manevi sebeplere de değinmiştir.

Avrupa'da mevcut olan Hıristiyan taassubu da önemli sebeplerden birisi olmuştur. Farklı maksatlar peşinde koşmalarına rağmen kendi dindaşlarının desteğini arkalarında hissetmeleri büyük bir dayanak noktası oluşturmuştur. Çünkü, nerede bir Hıristiyan bulunsa oraya ulaşılmaya çalışılmakta ve birbirlerine hayat vermektedirler. Örneğin; Habeşistan, Sudan, Lübnan, Arnavutluk, Ermenistan gibi yerlerde bulunan Hıristiyanlarla ilgilenerek buralara kadar el uzatmışlardır. Bu dayanak noktası en ağır ve mücadele gerektiren işlere girişmelerinde kendileri için manevi bir kuvvet meydana getirmiş, kendi dindaşlarına yardıma koştukları gibi, bu arada Müslümanların can damarlarını kesmekten geri durmamışlardır. (Sünuhat, s. 76-78).

C. Avrupa'yı Canlandıran İslam'ı Öldüren…

İslamiyet'in zuhuru ile birlikte çok kısa zamanda büyük inkılaplar gerçekleşmiş, yepyeni bir medeniyet ve anlayış hakim olmaya başlamıştır. Ortaçağ karanlığında yaşayan Avrupa'ya karşılık, büyük imparatorluklar kuran ve yeni bir medeniyet anlayışı ile hareket eden Müslümanlar, sonraki dönemlerde neden gerilemeye başlamışlardır? Bediüzzaman, bu konuda çok önemli bir tespitte bulunmaktadır; Avrupa'yı ve Avrupalıyı canlandıran emeldir. Yani, ümit besleme, şiddetli arzu ve hırstır. İslam alemini öldüren de yeis, yani ümitsizliktir. Geri kalışımızı irdelemeye devam eden Bediüzzaman, şu noktalar üzerinde durmaktadır: Şeriatın hükümlerini gözetmeme ve bundan uzaklaşma, bazı dalkavukların gelişi güzel yaptıkları yanlış yorumlamalar, zahirperest cahil kimselerin yersiz taassupları, Avrupa'nın iyi yönlerini terk edip, heva ve hevese hitap eden kötü yönlerini taklit etme. İslam dünyası kendi değerlerinden uzaklaşmaya paralel olarak maddi gelişmişlik noktasında da geri kalmışlardır. Özellikle medreselerde müspet ilimlerin ihmal edilmeye başlanması, Avrupa'daki gelişme ve ilerlemelerin takip edilememesi bunda etkili olmuştur. Ayrıca islam dünyasındaki bulaşıcı hastalık gibi yayılan tek adamcılık ve diktatörlüğün gerileme nedeni, eleştirinin olmaması, benden misin değil misin zihniyeti olması..

D. Avrupa Tarihinde Din

Halk ile arasında giderek uçurum oluşturmaya başlayan, iktidar sahipleriyle gücü paylaşan ve bunun nimetlerinden faydalanan kilisenin tavrına tepkiler giderek artmıştır. Fransız İhtilali ve sonrasında meydana gelen olaylarla kilisenin bazı uygulamaları ve değerleri tahrip edilmiştir. Belli bir kesimin tekelinde olan dini durum değişmeye ve yeni inanç sistemleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu arada yeni mezhepler de teşkil edilmiştir. Ancak bütün bunlar kolay olmamış; yıllarca süren din savaşları, binlerce insanın hayatını kaybetmesi ve büyük değişimlerin gerçekleşmesiyle neticelenmiştir.

Avrupa, daha sonraki dönemde çok hızlı bir ilerleme kat etmiş, kendi sınırlarından taştığı gibi, sömürgeleştirme vasıtasıyla başta İslam beldeleri olmak üzere çok büyük alanlarda kendi egemenliğini tesis etmeye başlamıştır. Avrupa'nın yeni durumuna bakan ve bundan hüküm çıkarmaya çalışan bazı kimseler, terakki için bizim de benzer şekilde hareket etmemiz gerektiğini ileri sürmüş ve dinde reform adı altında, manevi değerlerden uzaklaşmayı ve arınmayı savunmuşlardır. Ancak bunu yaparken İslam ve Hıristiyanlık arasındaki farkları dikkate almamışlardır.

Risale-i Nur'da ise, kıyas yapılmak suretiyle aradaki fark ortaya konulmuştur. Özellikle, Fransa'da ve diğer yerlerde Hıristiyanlık dini ve Katolik mezhebi bir tahakküm ve istibdat aracı olarak kullanılmıştır. İktidar sahipleri bu vasıta ile halkın üzerindeki nüfuzlarını devam ettirmişlerdir. Serseri olarak telakki ettikleri hürriyetçi ve vatanseverleri bu yolla ezdiklerinden Avrupa'da dört asır boyunca ihtilaller eksik olmamıştır. (Mektubat, 2000, s. 422)

İslamiyet'in ise, halkı himaye ettiği ve bu yüzden Müslümanlar arasında dini muharebe olmadığı, cereyan eden bazı hadiselerin de dini mahiyet taşımadığı görülmüştür. Çünkü, İslamiyet üst tabakadakilerden çok halkın menfaatini korumuştur. Zekatı farz ve faizi de haram kılması ile bu durumu pekiştirmiştir. Ayrıca, "Milletin efendisi, ona hizmet edendir." ve "İnsanların en hayırlısı, onlara faydalı olanıdır." Hadis-i Şerifleri bunu net olarak ortaya koymuştur. (Mektubat, s. 422)

Avrupa'da, dinin bir tahakküm aracı olarak kullanılmasının arka planına değinen Bediüzzaman, bunun sebeplerini "şimdiki Hıristiyanlık dininin velediyet akidesi"ne bağlar. Bu akidenin aracı ve sebeplere yer vermesi, din namına enaniyeti kırmaması, din adamlarına Hz. İsa'nın (as) mukaddes vekili payesini ve kutsiyet vermesidir. Bu yüzden dünyaca meşhur Hıristiyan devlet adamları birer papaz gibi mutaassıp ve dindar olmuşlardır. Müslüman liderlerden ise çok azı tam dindar olabilmiştir. Çünkü, makam ve mevkileri enaniyeti güçlendirdiğinden, dini konularda zafiyet görülmeye başlanmıştır.

E. Avrupalılarla İlişkilerin Sınırları

Avrupa veya daha kesin bir ifade ile Müslüman olmayan kesimlerle ilişkilerin nasıl olması gerektiği tartışma konusu olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bu konuda çeşitli fikirler beyan edilmiş, yirminci yüzyılın başından itibaren bu konu üzerindeki tartışmalar, siyasetin de etkisiyle giderek bir artış göstermiştir. Zaman içinde de özellikle Hıristiyan ve Yahudilerle ilişkilerde hassas davranıldığı gibi genelde mesafeli bir durum takınılmıştır. Uzak duruşta, Maide Suresi'nin 51. ayeti belirleyici bir etki yapmıştır.

Bediüzzaman, zamanın değişen şartları çerçevesinde, bu konuda çok önemli bir noktaya daha temas etmektedir:

Saadet asrında büyük bir dini inkılap meydana gelmişti. Bütün zihinler o noktaya yönelmişti. Dostluk ve düşmanlık bu daire içinde gerçekleşiyordu. Bu nedenle dostluk ve düşmanlıklar da dini bir renk almıştı. Dolayısıyla, Müslüman olmayanlara karşı beslenecek muhabbet, ayrılık için önemli bir gösterge idi. Ancak, şimdi dünyada medeni bir inkılap gerçekleşmektedir. Bu nedenle nazarlar bu sefer medeniyet ve terakki üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ayrıca, günümüzdeki Hıristiyan aleminde eski dini taassup olmadığı gibi, evvelki asırlara oranla dinlerine bağlılık da yoktur. İnsani değerleri ön planda tutan, ortak değerlerde buluşma imkanı verecek medeni dünya ile dost olmak, terakkilerini beğenip almak, bununla bağlantılı olan dünyevi saadeti temin etmek mümkündür. Bilindiği gibi; "Ey iman edenler, Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz onlardan olur…" (Maide: 51) mealinde İlahi bir ikaz mevcuttur. İşte, günümüzde insani değerler noktasında bir araya gelmek, dinsizlik cereyanına karşı güç birliği yapmak, ilmi ve maddi noktalarda ortak arayışlar içine girmek, Kur'an'da ifadesini bulan bu yasağı çiğnemek demek değildir. Çünkü, hedef, onların dini değerlerini ve inançlarını kabullenip bu çerçeve dahilinde onlarla dost olmak değildir. (Münazarat, 1993, s. 71) Ayrıca, yirminci yüzyılda yaşayan dinsizlik ve anarşi semavi dinleri tehdit etmiş ve hepsi için tehdit oluşturmuştur. Bu tehdide karşı koymak da başlı başına güç birliğini ve ortak düşmana karşı birlikte hareketi gerekli kılmıştır.

Sonuç

Bediüzzaman'ın eleştirdiği hususlar, Avrupa'da yaşanan acı tecrübeler sonunda daha net bir şekilde ortaya çıkmış ve kendileri de bunun farkına varmışlardır. Özellikle, İkinci Dünya Savaşı sonrasında teşekkül eden milletlerarası organizasyonlarda, daha önce yaşanan acıların tekerrür etmemesi düşüncesi önemli bir yer edinmiştir.

Sömürge durumunda olan İslam topraklarında yeni devletlerin kurulması, Avrupa'nın kendi sınırlarına çekilmesi, aralarındaki çekişmeleri bir kenara bırakıp Avrupa Birliği gibi ekonomik ve siyasi ağırlığı olan oluşumları meydana getirmeleri, dünyada yeni şekillenmelere yol açmış, sözü edilen medeniyetin kötü yönleri yavaş yavaş azalmaya ve iyi tarafların ağırlık kazanmaya başlamasına imkan vermiştir.

Günümüze gelinceye kadar eleştiri konusu olan medeniyet zaten İslam coğrafyasına muhtelif kanallardan girmiştir. Bu arada Avrupa, İslam medeniyetinden istifade etmeye devam etmiştir. İslamiyet'i hakkıyla yaşayan ve Avrupa'ya açılan Müslümanların müspet medeniyete katkısı, dini değerlerini, İslami yaşantılarına yansıttıkları oranda, çok daha fazla olacaktır.

Avrupa'da ve dünyada insani değerlerin ön plana çıkması, hakiki medeniyetin hükümferma olmasına paralel olarak teşekkül ettirilecek yakınlık ve dostluklar, onların dinlerine dahil olma, Kur'an yasağını çiğneme değil, insanlığın hayrına olan ortak değerlerde buluşmaktır. Zaten, Kur'an'ın emrettiği medeniyet de öncelikle insanların tamamına veya en azından çoğunluğuna mutluluk ve saadet getiren medeniyettir. Müslümanlar ve dolayısıyla ülkemizdeki mütedeyyin insanlar, dini değerlerimiz zarar görecek korkusuyla, Avrupa'ya uzak durma yerine, dini güzellikleri kendi yaşantılarında daha fazla uygulamak ve bunu Avrupa'daki medenilere göstermek fırsatını iyi değerlendirmelidirler.

168

Bediüzzaman Said Nursi’nin perespektifinden MEDENİYETİN ARTILARI ve EKSİLERİ İnsanın medeni yönü İnsan sosyal bir varlıktır, eskilerin deyimiyle “fıtraten medenidir.”1 Onun tabiatında başkalarıyla beraber yaşamak ve hayat standartlarını çok daha iyi ve çok daha kaliteli hale getirmek vardır. Bu noktadan baktığımızda medeniyet kavramı, vahşet ve bedeviyetin mukabilidir. Bediüzzaman, insanın bu sosyal yönüne şöyle dikkat çeker: “İnsan, latîf, acip bir mizaçla bütün canlılardan farklı olarak mümtaz ve müstesna bir şekilde yaratıldı. Bu mizaç onda seçme, en güzeline tâlip olma, zînet meyillerini ve insaniyete layık bir hayat ve kemâl ile yaşamaya fıtrî bir meyelanı netice verdi. Sonra, bu meyillerden dolayı insan; yeme, giyme ve mesken gibi ihtiyaçlarını güzel bir şekilde karşılayabilmek için pek çok san’atlara muhtaç oldu. Ama bunları tek başına yapamadığından yardımlaşmak ve çalışmalarının neticelerini birbirleriyle mübadele etmek için diğer insanlarla teşrik-i mesaiye ihtiyaç duydu.” 2 Şu ifadelerde ise, konunun biraz daha ayrıntılı ele alındığını görürüz: “İnsanın fıtratı medenîdir. Ebna-i cinsini mülahazaya mecburdur. Hayat-ı içtimaiye ile hayat-ı şahsiyesi devam edebilir. Meselâ: Bir ekmeği yese kaç ellere muhtaç ve ona mukabil o elleri manen öptüğünü ve giydiği libasla kaç fabrikayla alâkadar olduğunu kıyas ediniz. Hayvan gibi bir postla yaşayamadığından ebna-i cinsiyle fıtraten alâkadar olduğundan ve onlara manevî bir fiat vermeğe mecbur bulunduğundan fıtratıyla medeniyetperverdir.”3 Medeniyet ortak bir değerdir. Tarih boyunca bir kısım medeniyetler öne çıkmış ve dikkat çekmiştir. Bu bağlamda Çin, Hind, Mezopotamya, Mısır, Yunan, İslam ve Batı Medeniyetlerini sayabiliriz. Burada adı geçen ve geçmeyen bütün medeniyetler birbirinden az veya çok etkilenmişlerdir. 1 Bkz. İbnu Haldun, Mukaddime, s. 2 İşaratu’l- İ’caz, (Arabi), s. 3 Hutbe-i Şamiye, s. 60 Bediüzzaman, bu mevzuda şöyle der: “Bunu da inkâr etmem: Medeniyette vardır mehasin-i kesîre.. Lâkin onlar değildir ne Nasraniyet malı, ne Avrupa icadı, ne şu asrın san'atı.. Belki umum malıdır: Telahuk-u efkârdan, semavî şerâyi'den, hem hacat-ı fıtrîden, hususan şer'-i Ahmedî, İslâmî inkılabdan neş'et eden bir maldır. Kimse temellük etmez.”4 Yani, medeniyette pek çok güzellikler vardır. Ama bunlar ne Hristiyanlığın malı, ne Avrupa icadı, ne yirminci yüzyılın san’atı olmayıp bütün insanlığın malıdır. Medeniyet, - fikirlerin birbirine katılması olan ortak akıldan, - semavî dinlerden - özellikle de Peygamber Efendimizin dininden ve yapmış olduğu büyük inkılabtan meydana gelmiştir. Kimsenin “medeniyet bütünüyle benim malımdır” deme hakkı yoktur. Yine Onun ifadesiyle: “Hristiyanlığın malı olmayan medeniyeti ona mal etmek, İslâmiyet’in düşmanı olan tedenniyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir."5 Bediüzzamanın da dikkat çektiği gibi, İslam Medeniyetinin günümüz medeniyetine çok ciddi katkıları olmuştur. Özellikle de günümüz İspanyasında yedi yüzyıl devam eden Endülüs Emevi Devleti, medeniyet konusunda Avrupa’ya öncülük ve rehberlik etmiştir.6 İnsaniyet-i suğra ve insaniyet-i kübra Gerçek medeniyet insan nev’ini ilerletir, kemale erdirir, saadete şevk eder. Bediüzzaman, medeniyetin güzellikleri için “insaniyet-i suğra” tabirini kullanır. İslamiyet ise “insaniyet-i kübra”dır. Mehasin-i medeniyet, insaniyet-i kübranın mukaddimesidir. 7 Yani, medeniyetin güzellikleri olan sanayi, teknoloji ve bunların insanlığa getirdiği faydalar, kolaylıklar, insanın diğer canlılardan üstünlüğünün küçük bir göstergesidir. Bunun neticesi olarak insanoğlu, uçaklarla kuşlardan daha sür’atli uçabilmiş, denizde balinaları geçebilmiş, hatta uzayda keşiflere çıkabilmiştir. Bununla beraber, eğer insan, insanlığın en mükemmel şeklini çizen İslâmiyete sarılmazsa, gerçek insanlığı elde edemez. Karga, yerde iken de karga, gökte uçarken yine karga olduğu gibi; kötü ahlâklı birisi de yerde gezerken de o ahlâkı taşır, aya çıksa aynı huyunu oraya da götürür. Nitekim insaniyet-i kübra olan 4 Sözler, s. 714-715 5 Sünuhat- Tuluat- İşarat, s. 61 6 Bkz. Mektubat, s. 325 7 Muhakemat, s. 38 İslâmiyetten ruh almayanlar, insaniyet-i suğra olan medeniyetin iyiliklerini de kötüye kullanmışlardır. Yaptıkları uçaklarla masumları bombalamışlar, uydularla dünyanın her tarafına en müstehcen yayınları yaymışlar, ele geçirdikleri TV kanallarıyla, rezaletin naşiri durumuna gelmişlerdir. Medeniyetin artıları Medeniyetin gayesi, topyekûn insanlığın rahata kavuşması ve dünyada mutlu bir hayat yaşamasıdır.8 Beşeri bilgi tecrübesiyle ulaşılan demokratik devlet, insan hakları, ileri teknoloji, seviyeli sanat gibi değerler, hayatın artılarıdır. Bütün bu artı değerler, hayatı kolaylaştırır, yaşam kalitesini artırır, problemlerinden daha uzak bir hayata ulaştırır. Medeniyetin eksileri Medeniyeti eksileri, onun zayıf yönleridir. Medeniyet, insaniyetin kemalini ortaya koyması gerekirken, her zaman böyle olmayabilir, medeniyetle ulaşılan seviye kötüye de kullanılabilir. Bediüzzaman, medeniyetin eksi yönlerini “onu ihtiyarlatan birer unsur” olarak görür.9 Bir medeniyette bu unsurlar arttıkça, onu “kurtlaşmış kof bir ağaç” haline getirmektedir.10 Bu eksi yönlerden bazıları şunlardır: 1-) Ateizm Medeniyetin son merhalesinde Batı Medeniyetinin daha ön plana çıktığını görürüz. Ancak bu medeniyetin bünyesinde dinsizlik akımları da boy göstermiştir. Pozitivizm, Materyalizm gibi maddeci akımlar maneviyatı inkâr etmiş, dini ya tümüyle reddetmişler veya onu vicdanlara hapsetmeye çalışmışlardır. Bunun sonucu olarak, Batı Medeniyetinin hüküm sürdüğü yerlerde dindarlık zayıflamış, insanlar Allah’ı unutmuş, ahireti göz ardı etmiş, “varsa da yoksa da dünya hayatı”11 diyerek bütün himmetlerini dünyaya sarf etmişlerdir. Böylece “dünyevileşme” batı medeniyetinin en bariz özelliklerinden biri olmuştur. Bediüzzaman, hadislerden mülhem olarak, Batı Medeniyetinin bu özelliğini “tek gözlü deccal” misaliyle nazara verir. Dinsizliği esas alan böyle bir medeniyet sadece maddeyi görmekte, manayı ve maneviyatı ise inkâr etmektedir.12 8 Bkz. Emirdağ Lahikası II, s. 99 9 Bkz. Muhakemat, s. 43 10 Bkz. Hutbe-i Şamiye, s. 36 11 Bkz. 12 Bkz. Lem’alar, s. 115-116. Mesela şöyle der: “Ey sefahet ve dalaletle bozulmuş ve İsevî dininden uzaklaşmış Avrupa! Deccal gibi birtek gözü taşıyan kör dehan ile ruh-u beşere bu cehennemî haleti hediye ettin!” 2-) Nefse hizmet Allah’ı ve ahireti unutan sadece ve sadece dünyayı ve maddeyi bilen Batı Medeniyetinin nice mensubu var oluşun nihai gayesini yeme, içme, eğlence, her türlü fanteziler, levhiyatler ve sefahetler olarak görmüştür.13 Böyle olunca medeniyetin imkânları “nefse hizmete” yönlendirilmiştir. Hadislerde deccalın yalancı cennetinden bahsedilir. Sanki Batı Medeniyeti, ulaştığı imkânları eğlenceye sarf etmekte bu hadisin masadaki olmuştur. Batı Medeniyetinin ve zihniyetinin hükmettiği yerlerde eğlence sektörünün çılgın boyutlara varması, bunun bir göstergesidir. Malumdur ki, insanın mahiyetinde nefis de vardır. İnsanın nefsi fıtraten böyle eğlencelere düşkündür. Bu mahiyetle yaratılması, onun imtihan edilmesi içindir. Şeytan ise onun bu mahiyetini çok iyi bilmekte, onun zaaflarından çok rahat istifade edebilmektedir. Dinden uzak veya dine lakayt olan kimseler iş dünyalarında huzuru elde edemezler. Bundan dolayı sıkıntılı, stresli bir hayatları olur. Bundan sıyrılabilmek için her türlü oyun ve eğlenceye yönelirler. Bediüzzamanın ifadesiyle “sıkıntı sefahatin muallimidir.” O, insanların cazibedar medeniyet fantaziyelerine kapılmalarını pervane böceğinin ateşin parlaklığına aldanıp kendilerini ateşe atmalarına benzetir: “Eyvah, va esefa! Şu sefih medeniyet öyle celbedici hârikalar ve öyle cazip eğlenceler izhar etti ki, insan saraylarının sakinleri ve latîfeleri, pervane böceğinin yakıcı ateşe inkılâp etmiş parlak nura kendini atması gibi, sukût edip düşüyorlar.” 14 İşte, Batı Medeniyeti, sahip olduğu o geniş imkânları nefse hizmete sarf etmiş, insanı adeta insanlıktan çıkarıp hayvanlaştırmıştır. Bediüzzaman şöyle der: “Şu medenîlerden çoğunun, eğer içini dışına çevirirsen, görürsün: Başta maymunla tilki, yılanla ayı, hınzır. Sîreti olur suret. Gelir hayali karşına, postlarıyla tüyleri.”15 3-) Azınlığa Hizmet Medeniyetin en büyük eksi ve eksiklerinden biri, azınlığa hizmet etmesidir. Bediüzzaman buna şöyle dikkat çeker: “Bu medeniyet-i hazıra, beşerin yüzde seksenini meşakkate şekavete atmış; onunu mümevveh saadete çıkarmış, diğer onu da beyne-beyne bırakmış. Saadet odur ki, külle ya eksere saadet ola. Bu ise ekall-i kalilindir. Nev-i beşere rahmet olan Kur’ân, ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder.” 13 Bkz. Sözler, s. 744 14 Mesnevi (Arabi), 15 Sözler, s. 712 Faizli sistem, bunun en büyük örneklerinden biridir. Günümüz Batı Medeniyeti, ekonomik olarak faiz esasına dayanır. Faiz, bu medeniyetin adeta temel sütunudur. Bu sütun alttan çekilse, şu zalim medeniyet sarayı çökecektir.16 Bediüzzaman ifadesiyle: “Riba atalet verir, şevk-i sa’yi söndürür. Ribanın kapıları hem de onun kapları olan bu bankaların her dem nef’i ise, beşerin en fena kısmınadır; onlar da gâvurlardır. Gâvurlardaki nef’i en fena kısmınadır, onlar da zalimler. Her dem zalimlerdeki nef’i en fena kısmınadır, onlar da sefihlerdir. Âlem-i İslâm’a bir zarar-ı mutlaktır.”17 Faizli sistemde “sen çalış ben yiyeyim” esası vardır. İşte, başta İngiltere ve Amerika gibi Batı Medeniyetinin hüküm sürdüğü yerlerde, sayıları yüzü geçmeyen bazı aileler, ekonominin en az yüzde ellisinden fazlasına hükmetmektedir. Onlar “mutlu bir azınlık” olarak keyif sürerken geriye kalanların büyük bir kısmı zor şartlar altında ezilip inlemektedir. Bu durum sınıf çatışmalarına yol açmış, toplumda nice çalkantılara sebebiyet vermiştir. 4-) İhtiyaçları artırması Günümüz batı medeniyeti, insanların ihtiyaçlarını artırmış, tüketimi kamçılamış, israfı teşvik etmiştir. Bediüzzaman, buna şöyle dikkat çeker: “Bedevilikte beşer üç-dört şeye muhtaç oluyordu. O üç-dört hacatını tedarik etmeyen on adedde ancak ikisi idi. Şimdiki garb medeniyet-i zalime-i hazırası sû'-i istimalat ve israfat ve hevesatı tehyic ve havaic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hacatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hacatı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hacatı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir. Onsekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek bu medeniyet-i hazıra insanı çok fakir ediyor. O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. Bîçare avam ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş.” 18 5-) Hürriyetin yanlış yorumlanması İnsanın en mümeyyiz vasıflarından biri, iradedir. İnsan bu irade sayesinde dilediğini yapar, dilemediğini yapmaz. Ancak, imtihan için insana verilen bu irade, iyi yönlendirilmezse, kötü sonuçlara yol açar. Batı Medeniyetinin, hürriyeti “başkalarına zarar vermemek şartıyla her istediğini yapabilmek” olarak görmesi, insanlara fayda vermekten ziyade zarar vermiştir. Bu konuda Bediüzzaman dikkat çekici tespitler ve değerlendirmelerde bulunur, şöyle ki: 16 Bkz. Âsar-ı Bediiyye, s. 119 17 Sözler, s. 730 18 Emirdağ Lahikası II, s. 99 “…nazenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyinedir. Yoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır.” 19 Yani hürriyet bir dilbere benzer. Böyle bir dilberin dinin ölçülerine göre hareket etmesi ve dinin ölçüleriyle süslenmesi gerekir. Yoksa çılgınca, akılsızca işler yapmaktaki hürriyet, gerçek bir hürriyet olmayıp şeytanın insana hükmetmesidir, nefsin kötü isteklerine esir olmaktır. “Hürriyet-i umumî, efradın zerrat-ı hürriyatının muhassalıdır. Hürriyetin şe’ni odur ki: Ne nefsine, ne gayrine zararı dokunmasın.” 20 Hürriyet herkese eşit olarak verilmelidir. Bazılarının keyfine göre yaşama isteği, başkalarının hürriyet alanına tecavüze yol açmamalıdır. İnsan başkasına zarar vermekte hür olmadığı gibi, kendine zarar vermekte de hür olmamalıdır. Mesela sigara içen biri ister istemez çevresindekilerin “dumandan zarar görmeme” hürriyetlerine tecavüz eder. Kendi halinde içki içen biri, “ben kimseye zarar vermiyorum ki” diyerek işin içinden sıyrılamaz. Zira en azından kendine zarar vermektedir. “Hürriyet budur ki: Kanun-u adalet ve te’dibden başka, hiç kimse kimseye tahakküm etmesin. Herkesin hukuku mahfuz kalsın, herkes harekât-ı meşruasında şahane serbest olsun.” 21 Bediüzzamana göre sınırsız bir hürriyet düşünülemez. O, bu konuda şöyle der: “…tahdid-i hürrîyet, insanîyet nokta-i nazarından zarurîdir. Amma hürriyet-i mutlaka, vahşet-i mutlakadır. Belki hayvanlıktır.” 22 Yani, insanlık noktasından hürriyetlerin sınırlandırlması, “olmazsa olmaz” bir durumdur. Sınırsız hürriyet, tam bir vahşettir, hatta hayvanlıktır. Öyle ya, arabasıyla yola çıkan biri, “ben sınırsız hürriyet istiyorum. Trafik kuralları da neymiş!?” dese hem kendine yazık eder, hem de etrafa pek çok zarar verir. Pek çok insanın bir nevi çocukluk tabiatıyla hoşuna giden, heva ve hevesine güzel görülen içki ve dans gibi “medeniyetin lazımı” zannedilen medeniyet fantaziyeleri ise, “zehirli bal” olmaktan ileri gidemez.23 6-) Kuvvetin Kötüye Kullanılması “Kontrolsüz güç, güç değildir” denilir. Mesela bir baraj yaparak suları kontrol ettiğimizde hem bundan enerji elde ederiz, hem de çevreyi sulayarak tarımda yararlanırız. Fakat bu sular taşıp onu yıktığında artık kontrolden çıkar, etrafı kırar geçirir, faydalı değil, zararlı olur. Medeniyetten elde edilen kuvvet de böyledir. Batı medeniyetinin mümessili olan pek çok devlet, maatteessüf sahip oldukları, kuvveti insanlığa hizmet yerine onlara hükmetmek, 19 Âsar-ı Bediiyye, s. 380 20 Âsar-ı Bediiyye, s. 380 21 Âsar-ı Bediiyye, s. 381 22 Âsar-ı Bediiyye, s. 598 23 Bkz. Âsar-ı Bediiyye, s. 598-599 onların imkânlarını ele geçirmekte kullanmışlardır. Böyle olunca onlar “sözde medeni” kalmışlar, “özde medeni” olamamışlardır. Bunlar hükmetmek, hâkimiyetlerini devam ettirebilmek için, mevcut kuvvetlerini acımasızca kullanmaktan çekinmemişlerdir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, bunun en bariz delilerindendir. Bediüzzaman Birinci Dünya Harbini şöyle değerlendirir: “Kurun-u ûlâdaki mecmu-u vahşet ve cinayet, hem gadr ve hem hıyanet, şu medeniyet-i habise, tek bir defada kustu. Midesi daha bulanır. 24 Yani, ilk devirlerdeki vahşet ve cinayetin, zulüm ve hıyanetin tamamını şu habis medeniyet bir defada kusmuş, 1. Dünya Savaşında yeryüzünü kana bulamıştır. Ama midesi hala bulanmaktadır. Demek daha dehşetli bir şekilde tekrar kusacaktır. Gerçekten de 20 yıl sonra başlayan 2. Dünya Savaşıyla tekrar kusmuş, yeryüzünü tekrar kana bulamıştır… Hem de eskisinden çok daha ileri boyutlarda… Batı Medeniyeti zihniyetine sahip bir kısım despot iradeciler, hükmettikleri coğrafyada tam bir hâkimiyet kurabilmek için “hedefe giden yolda her yolu meşru ve mubah” görmüşler, insanı insanlıktan utandıran her türlü mezalimi işlemekten çekinmemişlerdir.25 Bediüzzaman, onların bu durumuna sömürgeci zalim bir devletin galip gelme sebeplerini açıklarken şöyle temas eder: “…insanlarda ve insan cemaatlerindeki habis menbaları ve tabiatlarındaki muzır madenleri, fiilî propaganda ile işlettiriyor, zayıf damarları buluyor.  Kimin hırs-ı intikamını,  kimin hırs-ı câhını,  kimin tamahını,  kimin humkunu,  kimin dinsizliğini,  hattâ en garibi, kimin de taassubunu işletip siyasetine vasıta ediyor.” 26 Yani, bunlar kendi hasis emellerine ulaşabilmek için insanların mahiyetinde işletilmeye müsait madenler kabilinden ne bulurlarsa değerlendirmektedirler. Bunun sonucu olarak kimi insanın intikam hırsını, kiminin makam hırsını, kiminin beklentilerini, kiminin ahmaklığını, kiminin dinsizliğini ve hatta en garibi kimi insanın da dine bağlılığını değerlendirip o zayıf damarlardan yararlanmaktadırlar. “Siyasetinin hassa-i mümeyyizesi; fitnekârlık, ihtilaftan istifade, menfaat yolunda her alçaklığı irtikâb etmek, yalancılık, tahribkârlık, hariçte menfîliktir.” 27 24 Sözler, s. 665 25 Bkz. Kastamonu Lahikası, s. 150 26 Âsar-ı Bediiyye, s. 157 27 Âsar-ı Bediiyye, s. 147 Yani onların siyasetinin en belirgin özelliği - fitne çıkarmak, - yerli halkın kendi aralarındaki ayrılıklarından yararlanmak, - menfaat yolunda her alçaklığı işlemek, - yalancılık, - tahribkârlık, - hariçte menfîliktir. Bunlar “suçun şahsiliği” esasını ifade sadedinde Kur'anda yer alan “Hiçbir günahkâr başkasının günahını çekmez”28 esasına tam bir muhalefetle şöyle derler: 1- “Askerimize bir köyden bir tüfenk açılsa, çoluk çocuğu ile imha edilecektir.” 2- “Bir cemaatte bir adam, cephe zararına bize hıyanet etse, çoluk çocuğu ile imha edilecektir.”29 Bediüzzaman, bu manayı şöyle tafsil eder: “İşte bir köyde bir hain bulunsa, o köyü masumeleriyle imha etmek veya bir cemaatte bir âsi bulunsa, o cemaati çoluk çocuğuyla ifna etmek veya Ayasofya gibi milyarlara değer mukaddes bir binaya, kanun-u zalimanesine serfüru etmeyen birisi tahassun etse, o binayı harab etmek gibi, en dehşetli vahşetlere şu medeniyet fetva veriyor."30 7) Riyayı şaşaalandırması Medeniyetin eksilerinden biri de aslında menfi bir özellik olan riyayı cazip hale getirmesi ve onu şaşaalı kılmasıdır. Bediüzzaman buna şöyle temas eder: “Fasık medeniyet öyle dehşetli bir riya ortaya koydu ki, o medeniyet sahiplerinin bundan kurtulması çok zor görülüyor. Çünkü - Riyayı “şan u şeref” diye isimlendirdi. - Kişiyi, şahıslara karşı riyakâr kıldığı gibi, milletlere de riyakâr yaptı, unsurlara tasannua sevketti. - Gazeteleri kendisine dellal yaptı. - Tarihi kendisine alkışçı, hem de alkışa teşvikçi kıldı.31 - Gaddar cahiliye hamiyeti desisesiyle, mütemerrid unsuriyetin (ırkçılığın) hayat bulmasıyla şahsî ölümü unutturdu.” 28 29 Hutuvat-ı Sitte, s. 30 Sünuhat- Tuluat- İşarat, s. 25 31 Tarih, genelde hâkim güçlerin elinde bir âlet gibi kullanılmıştır. “Tarih yazmak” ayrı bir durum”, “tarihi yazdırmak” ise ayrı bir durumdur. Günümüz Batı Medeniyetinin İslam’la çatışan yönleri Hemen her milletin ve medeniyetin kendine has özellikleri vardır. Farklı medeniyetlerden çeşitli güzellikleri alan günümüz Batı Medeniyeti de, özellikle Yunan felsefesinden ve Roma dehasından çokça etkilenmiştir. Bu medeniyet, maneviyata düşman veya en azından maneviyata ilgisizdir. Deccalın tek gözlü olmasının işaretiyle, adeta o da tek gözlüdür, yani sadece maddeyi görmekte, maneviyata yabancı kalmakta ve bunun sonucu olarak İslam’da bulunan -kadınların tesettürü, -içkinin haram olması, -faizin yasaklanması, - müstehcen suretlerin ve heykellerin haram olması gibi meselelerde, İslam’a ters şeyler kabullenmektedir.32 Günümüz Batı Medeniyetinden etkilenen kimselere göre, - Kadının tesettürlü kıyafetle girmesi esarettir. -İçki, medeniyetin bir lazımıdır. İçki içmeyen kimse “çağdaş” olamaz. - Faiz, ekonominin “olmazsa olmazlarındadır.” Faiz olmazsa ekonominin çarkı dönmez. - Müstehcen suretler ve heykeller, birer sanattır, bu sanatlardan müstağni kalınmamalıdır. Ve hakeza… Günümüz Müslümanlarına düşen en önemli görevlerden biri, İslam’a yöneltilen bu eleştirilere layıkıyla cevap vermek, tenkit edilen bunlar ve benzeri görüşlere cevap vermektir. Ayrıca, sadece savunma durumunda kalmak yerine, kendi değerleri üzere bina edilen İslam Medeniyetini yeniden cihana göstermektir. Mim’siz medeniyet Bediüzzaman, hakiki medeniyetin tam bir müdafi ve müşevvikidir. Mesela kendisi, gökyüzünde uçan uçakları gördüğünde etrafındakilere şöyle demiştir: “Nev’imle iftihar ediyorum.” Ona göre gerçek medeniyeti istemek insaniyeti istemektir, medeni olmayan biri, adeta insan değildir: “Fakat hakikî medeniyet nev’-i insanın terakki ve tekemmülüne ve mahiyet-i nev’iyesinin kuvveden fiile çıkmasına hizmet ettiğinden, bu nokta-i nazardan medeniyeti istemek, insaniyeti istemektir."33 32 Bkz. Sözler, s. 409-411 Ancak aynı Bediüzzaman, bu uçaklarla masumların bombalandığını gördüğünde kalbinin ta derinlerinde ızdırap hissetmiş, hatta İkinci Dünya Savaşında Rusyada öldürülen çoluk-çocuk gibi masumların haberleri karşısında gözyaşlarını tutamamıştır. Bu sebeple O, bunlar gibi uygulamaları sebebiyle Batı Medeniyetini “mimsiz medeniyet” olarak tasvir etmiştir. Medeniyet kelimesinin Arapçası mim harfiyle başlar, bu harf kaldırıldığında geriye “deniyet” kalır. İşte, eksi ve eksik yönleriyle Batı Medeniyeti “alçak bir medeniyettir” gaddardır, zalimdir. Bediüzzaman, “eğer medeniyet bu ise, ben bu medeniyetle yokum “der ve şu değerlendirmeyi yapar: “Medeniyetten istifam, sizi düşündürecek. Evet, böyle istibdad ve sefahet ve zilletle memzuç medeniyete, bedeviyeti tercih ediyorum. Bu medeniyet, eşhası fakir ve sefih ve ahlâksız eder." 34 Öyle görülüyor ki, vahyin değerlerinden ruh almayan bir medeniyet, medeniyet olmaktan ziyade bir vahşettir. Bediüzzaman “bazan zıd zıddını tazammun eder” başlığı altında şöyle der: “Zaman olur zıd, zıddını saklarmış. Lisan-ı siyasette lafz, mânânın zıddıdır. Adalet külahını zulüm başına geçirmiş. Hamiyet libasını, hıyanet ucuz giymiş. Cihad ve hem gazâya, bağy ismi takılmış. Esaret-i hayvanî, istibdad-ı şeytanî; hürriyet nam verilmiş.” 35 Siyasiler, genelde vaatte bulunurlar, ama nedense pek yapmazlar. Zulüm işleyen zalim kimseler, yaptıkları zulmü “adalet yerini buldu” diye takdim ederler. Aslında yaptıkları hıyanet olan nice kimse, bunu hamiyet gibi takdim ederler. Allah yolunda cihada bazıları - haksız olarak- “işgal” adını verir. Hayvanca yaşamanın ve şeytanın dediklerini yapmanın adı “hürriyet” olmuş. Onun bu tesbitleri ışığında, bazan medeniyetin de medeniyet olmaktan ziyade bir seviyesizlik ve vahşet haline geldiğini söyleyebiliriz. Muasır medeniyete karşı tavrımız ve vazifelerimiz Kur’an-ı Kerim, hakiki ehl-i imanın en yüksek mertebe bulunduğunu şöyle ilan eder: “Gevşemeyin ve üzülmeyin! İnanıyorsanız, en üstün sizsiniz.” 36 Ayrıca, onların en hayırlı ümmet olmasına şöyle dikkat çeker: “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.” 37 33 Divan-ı Harbi-i Örfi, s. 48 34 Divan-ı Harbi-i Örfi, s. 40 35 Sözler, s. 707 36 Âl-i İmran, 139 37 Âl-i İmran, 110 Aşırılıklardan uzak olmak, ifrat ve tefrite yönelmemek hakiki müminlerin bir özelliğidir. Bütün namazlarımızda Fatiha okurken “Allahım bizi sırat-ı müstakime hidayet et” deyişimizde de böyle bir incelik söz konusudur. Globalizm, dünyayı adeta bir köy haline getirmiştir.38 İnsanlar dünyanın hemen her yerinde olup biteni TV’ler ve internet vasıtasıyla görüp takip etmekte, cep telefonlarıyla her yer ile iletişime geçmektedir. Üç yüz yıldan bu yana ön plana çıkan Batı Medeniyeti, günümüz şartlarında hiç bir sınır tanımadan hemen her yerde kendi değerlerini sunabilmektedir. Bediüzzaman, yüzyıl evvelinde medeniyetin güzelliklerini alma konusunda şöyle der: “Bizim muradımız medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki; ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip, taklid edip malımızı harab ettiler. Ve dini rüşvet verip, dünyayı da kazanamadılar.” 39 “Ecnebiyede terakkiyat-ı medeniyeye yardım edecek noktaları (fünun ve sanayi gibi) maalmemnuniye alacağız." “… Zünub ve mesavi-i medeniyeti, hudud-u hürriyet ve medeniyetimize girmekten seyf-i şeriatla yasak edeceğiz."40 O, o günün şartları çerçevesinde Batı Medeniyetinin güzelliklerini almada Japonya örneğine dikkat çeker: “Kesb-i medeniyette Japonlara iktida bize lâzımdır ki; onlar Avrupa’dan mehasin-i medeniyeti almakla beraber, her kavmin mâye-i bekası olan âdât-ı milliyelerini muhafaza ettiler."41 Çünkü “hikmet mü’minin yitik malı gibidir. Nerede bulsa alması gerekir.”42 Ancak Batı Medeniyetini birebir aynen almakta ciddi problemler vardır. Kadına erkek veya erkeğe kadın elbisesi giydirilmesi, veya kadının erkekçe ve erkeğin de kadınca tavırlar sergilemesi uygun olmadığı gibi, Batı Medeniyetini aynen almak da, çok ciddi sıkıntıları beraberinde getirir ve getirmektedir.43 Görevimiz, sadece batı medeniyetini kendi öz değerlerimiz çerçevesinde almak değil, aynı zamanda İslam medeniyetini yeniden ön plana çıkarmak “Hâkim Güç” haline getirmektir. Bediüzzaman şöyle der: 38 Bkz. Mesnevi (Arabi), 39 Hutbe-i Şamiye, s. 35-36 40 Divan-ı Harbi-i Örfi, s. 71, 72 41 Divan-ı Harbi-i Örfi, s. 72 42 43 Bkz. Divan-ı Harbi-i Örfi, s. 71 “İnşâallah istikbaldeki İslâmiyet'in kuvveti ile medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.”44 İslamiyet’in kendisinde bu potansiyel vardır. Bediüzzamanın tespitiyle “istiklal ve istiğna” İslam’ın en mümtaz vasıflarındandır.45 Yani İslam Medeniyeti müstakil bir medeniyettir ve bir başkasına muhtaç değildir. Avrupa, bin yıl ortaçağın karanlıklarında yaşarken, İslam dünyası vahyin güneşiyle aydınlanmış, çok parlak bir medeniyet ortaya koymuştur. Şimdi İslam dünyasında meydana gelen hadiseler yeni bir aydınlanmanın habercisi gibidir. Cenab-ı Hak galibiyet ve mağlubiyet günlerinin münevebeli olduğunu beyan ile şöyle bildirir: “İşte bu günleri insanlar arasında döndürürüz.” 46 Bediüzzamanın, üstteki ayeti tefsir sadedindeki şu ifadeleriyle bahsi sonlandırmak istiyoruz: “Avrupa’nın medeniyeti fazilet ve hüda üstüne tesis edilmediğinden, belki heves ve heva, rekabet ve tahakküm üzerine bina edildiğinden, şimdiye kadar medeniyetin seyyiatı hasenatına galebe edip, ihtilâlci komitelerle kurtlaşmış bir ağaç hükmüne girdiği cihetle; Asya medeniyetinin galebesine kuvvetli bir medar, bir delil hükmündedir. Ve az vakitte galebe edecektir. … Evet, bakınız, zaman hatt-ı müstakim üzerine hareket etmiyor ki, mebde ve müntehası birbirinden uzaklaşsın. Belki küre-i arzın hareketi gibi bir daire içinde dönüyor. Bâzan terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir. Bâzan tedenni içinde kış ve fırtına mevsimini gösterir. Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşâallah. Hakikat-ı İslâmiyenin güneşi ile, sulh-u umumî dairesinde hakikî medeniyeti görmeyi, rahmet-i İlahiyeden bekleyebilirsiniz.” 47 44 Hutbe-i Şamiye, s. 36 45 Âsar-ı Bediiyye, s. 189. Sözler, s. 713 46 Âl-i İmran, 140 47 Hutbe-i Şamiye, s. 36-37

169

dostum biz müslümanlar hakarete karşı olmalıyız ama eleştiriye açık olmalıyız. Ben bile bu halimle hala saçla kılla, kılık kıyafetle vb. uğraşanları görüyorum. bir şekilde diğer insanları şirk vb. suçlayıp önce mürted ilan edip sonra eline geçirse katledecek tipler islam dünyasının da belası oluyor. İslam kıl vb. şeylerle uğraşmaz. Kıla tapmaz kutsiyet vermez. Bu islamın asıl nezaketine, nezafetine kibarlığına zıttır diye düşünüyorum. Efendilik ve kibarlık tır islam. kıllarla irinle vb. uğraşmaz diye düşünüyorum. misvak herkesin içinde ağzını göstere göstere diş temizliği yapmak vb. nezakete ters davranmak dolayısıyla asıl islamın ruhuna ters davranmak olduğu gibi. cuma namazının hac vb. asıl ruhundan uzaklaştırılması gibi. ya da oo bediüzzaman rasulullahın soyundan demek için uğraşıp asıl soy sopçulukla mücadele eden islamın ruhuna ters davranmak gibi. kürt olsa ne olur sanki ? Ya da önce peygamberi kutsallaştırıp ilahlaştırıp sonra rabıtayla kendini kutsallaştıranlar, putlaştıranlar da o asıl islam ruhuna zıt davranma yoluna insana tapınma yoluna gittikleri gibi vb.

-170-

Hz. Adem ile bildiklerimiz alt üst edecek bir analiz sentez

"İNSÂN suresinde (DEHR)-1: İnsan (henüz) adı anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti.) denilmektedir. Maalesef bu ayeti içerisinde hiç bir yaratılma kelimesi geçmemesine rağmen "insan yaratılmadan önce" diye çevirmekteler. Halbuki ayet açıkça insanın bu günkü deyişle muhatap alınıp vahiy yoluna tutuluşundan önce belki yüzbinlerce(ilk insan homosapien) yıldır var olduğunu belirtmekte. Abi ne çekiyoruz bu Kurandaki yanlış çevirilerden İnsan yani biyolojik anlamda homosapien ya da sapies miydi buradayken ama adı anılır bir şey değilken Kuran ona “beşer” diye hitap ediyor. Sonra mesajla işte bir şekilde o üflenen şey mahiyetini yazı öncesinde bilmediğimiz bir tarzda olabilir. Kulaktan kulağa suhuflar sahifeler hikayecikler vb. İşte bu mesajla beşer “insan” oluyor. ANKEBÛT-20: De ki: 'Yeryüzünde dolaşın da (Allah) yaratmaya nasıl başlamış bakın; sonra Allah, âhiret hayâtını yaratacaktır.' Muhakkak ki Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.) Yani evrimsel biyoloji, antropoloji, paleontoloji bunları bilmeden bu ayetler yorumlanabilir mi? :) Neyse yani Âdem daha dünkü çocuk:)

Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz.”Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.” (2Bakara30)

Aynı bir önceki ayetteki gibi burada “cailün” atama kelimesi olması rağmen ısrarla meallerde yine yaratma olarak çevriliyor. İki kelime arasında dağlar mana farkı var. Çünkü atama var olanlardan yani hali hazırda olanlardan olur. İnsanda aynı şekilde vardır ve melekler onların kan akıtan bir tür olduğunu biliyor ve bunları mı atayacaksın diyor. Çünkü melekler görmediklerini, kendilerine öğretilmeyenleri bilmezler. Bu ayette İnsanın ilk yaratılışından bahsediyoruz. Orda birileri var. Arıza çıkarıyorlar. Yani ayet şimdiki zamanda kalıbında meleklere bu bilgiyi veriyor. Bozgunluk çıkaran –şu anda-, kan döken –şu anda- birini mi halife atayacaksın diyorlar.

“Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Nur suresi 45. ayet) İnsan bu yaratmalardan müstesna değil. Ve Allah her şeye kadirdir ve her türlü yaratmaya kadirdir derken sanki bir uyarı gibi: Allah’a bir yaratma şekli dayatmayın. O her türlü yaratır.

Evrendeki çeşitli yaratmaları görmemiz için at gözlüksüz bakmamızı istiyor bizden.

Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (altı evrede) yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.( KAF Suresi 38. ayet) Altı devirde yaratma hem Tevrat hem İncil de de var. Kurandaki diğer geçen gün kelimelerine baktığınızda devir anlamı olduğunu açıklar. “bazı günler milyonlarca yıldır vb. “ anlamında ayetlerle açıklar bunu.

Ateistlerin makara aldığı bir şeydir bu ama buradaki mucize günümüzde anlaşılmaya başlanmasıyla makaraları başlarını yemiştir. Aynı evrenin sabit olmadığı ve sürekli geliştiğini söyleyen ayet gibi. “Göğü gücümüzle biz kurduk ve onu biz genişletmekteyiz. ZARİYAT Suresi 47. Ayet”

“Biz altı günde-evrede- yarattık” ayeti o kadar çarpıcıdır ki: İnsan özellikle ilkel insanı düşünün bu insan tabiata baktığı zaman tabiatı durağan görür. İNSANLIK BİLGİSİNE KADEMELİ YARATILIŞ VE DÖNÜŞTÜRÜLEREK OLUŞ DİNİ METİNLERLE GİRMİŞ BİR GERÇEKTİR. İnsan dışarıya baktığı zaman o kadar yavaş süren kozmalajik değişim sürecini göremez. Ve  ilahi metinlerde yaratan sürekli “biz belirli merhalelerden, etvara-belirli günlerde, değiştirerek, geliştirerek yarattık.” Diye hep söyler. Aslına bakarsanız bu fikirlerin doğuşu dini metinlerden gelir. İnsan aklından kolay kolay çıkabilecek bir şey değildir. Zaten ateistler her devirde hatta yakın devre kadar evrenin ve maddenin sabit ve ezeliliğini savunmuştur. Tabiatın ve bizim yaratılışımızla ilgili daha bu gibi onlarca ayetler var.

 

Birinci yaratılışınızı biliyorsunuz o halde düşünsenize. (VAKIA-62) Yani dışarı bir baksan evrene, doğaya gözüküyor da ondan önce bişeyler düşüneceğiz senle. Ama önce sen bir bak. Bilim yap, incele geliştir kendini sonra düşüneceğiz beraber.  De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” (Ankebût Suresi 20. Ayet) Bu ayetteki “yer yüzünü dolaşın yaratılışa bakın, bu sonraki yaratmayı da öğreticek” emrine uyan var mı aramızdaJ Ne garip bu emre Darwin uymuş. Nasıl yaratılmış diye dolaşıyor. Adam yer yüzünün dolaşmış ve o zamanki kiliseyle papaz olacak evrim teorisini ortaya atmış. Ve demiş ki “Bütün canlılar ortak bir atadan geliyor” Fakat o dönemde kilise ile papaz olan Buruno, kelpler, galilo nun yanında oluruz ama nedense hepimiz darwin düşmanı oluyoruz. Peki İslam dünyasında bilimin zirve olduğu dönemlerde benzer şeyler söyleyen İslam alimlerini hiç duyduk mu? Birkaç örnek Darvinden 850 yıl önce İbn Miskeveyh ve Evrim  (M.S. 940-1030), El-Cahız ve Evrim (M.S. 761-898), Ebu Musa Câbir bin Hayyan(ms. 721), İbrahim Nazzam (d. 775, ö. 845), El-Biruni, ibni HALDUN, ,  vb. leri evrim teorisni açıkca yazmışlar ve savunmuşlardır. Sadece bunlarda değil onlarca vardır. Yine Kurana dayanarak benzeri teorileri savunmuş ve ortak atadan gelmeyi savunmuşlardır. Muhammedi Evrim kuramı diye avrupada darwini Müslüman okullarda yüzyıllardır okutulduğu için direncin olacağını savunmuşlar ve karşı çıktıklarını söylemişlerdir. (Kaynak: John William Driver)

 Abdülhamidin de evrim teorisi hakkında çalışma yapanlara destek verdiğini duymuş muyduk? (Kaynak: Alper bilgili)

Gerçi Konu ile ilgili son olarak Edip Yükseldende şu makaleyi kopyalamak istiyorum.

(Edip Yüksel’in ‘Adem Baba Paraşütle mi?‘ indi makalesindeki bazı bilgileri de bu yazıyı zenginleştirmesi açısından aşağıya ekledim.

Aslında tarihi belgeler Darwin?in (1809-1882) ve dedesi Erasmus Darwin?in evrim konusunda, kendilerinden yüzyıllar önce yaşayan islam bilginlerinin eserlerinden etkilendiğini gösteriyor. Dostum Dr. T. O. Shanavas, Creation and/or Evolution: an Islamic Perspective adlı kitabının 6?ıncı bölümünü buna ayırıyor. Örneğin, John William Draper, The Conflict Between Religion and Science adlı kitabında evrim teorisinin batı kökenli olduğu varsayımını reddediyor ve evrim teorisinin Müslüman okullarında yüzyıllar önce okutulduğunu ve hatta Müslümanların evrimi çok daha geniş kapsamlı düşündüklerini, minarelleri ve inorganik maddeleri bile evrim olayına dahil ettiklerini tartışıyor. Will Durant adlı Amerikan tarihçisi de ünlü filozof Ali İbni Sina (980-1037) ve Ebu Bekir Muhammed El-Razi?nin (844-926) tıp ile ilgili kitaplarının ve görüşlerinin ortaçağ Avrupasında üniversitelerde yüzyıllar boyu ders kitabı olarak kullanıldığı gerçeğini anımsatıyor ve 1395 yılında Paris Üniversitesinde el-Razi?nin Kitab el-Havi adlı eserinin kullanılan dokuz kitaptan biri olduğunu bildiriyor. Aynı kitap, Avrupa?da Avicenna olarak tanınan İbni Sina?nın bilimler ansiklopedisi olan Qanun fil Tibb adlı kitabının Montpellier ve Louvain üniversitelerinde 17?nci yüzyıl ortalarına kadar temel ders kitabı olarak okutulduğunu bildiriyor. Avrupa?da tıp bilimini etkileyen evrimci iki önemli Müslüman bilimadamı daha var: Batı?da Abubacer olarak bilinen Ebu Bekr ibn Tufeyl (1107-1185) ve Averroes olarak tanınan ünlü filozof Ebu el-Velid Muhammed ibn Rüşd (1126-1298).

Shanavas, yukarıda ismini verdiğim kitapta daha birçok belgeye yer veriyor. Örneğin, sosyolog tarihçi Ibni Haldun?un (1332-1406) ünlü Makaddime?si minerallerden başlayan bir evrimi savunur. Minareller evrimleşerek çekirdekli ve çekirdeksiz bitkiler oluştururlar. Bitkiler hurma ağacı ve asma ile zirveye ulaşıp hayvanların ilk evresi olan salyangoz, kabuklu deniz hayvanlarıyla gelişir. Çeşitlenerek artan hayvanlar yaratılışın yavaş işleyen evreleşmesi sonunda bilinç sahibi ve düşünme yeteneğine sahip olan insana dönüşüp zirveye ulaşıyor. Ibni Haldun?a göre insanlığın ilk evresine maymunlardan erişiliyor. İbni Haldun Mukaddime?sinde evrim olayını bilimsel bir dil kullanarak anlatıyor ve varlığın aslınının (yani genetik yapısının) çeşitli değişikliklerden (mütasyonlardan) geçerek bir cinsten diğer bir cinse evrimin gerçekleştiğini savunuyor. Ortaçağ?da dünyanın bilim meşalesini ellerinde tutan Müslüman bilimadamlarının evrimi ilahi bir sistem olarak kabul etmekte hiçbir çekinceleri olmamıştır. Örneğin, İbni Haldun insan cinsinin kökeni hakkındaki bir paragraftan sonra Allah?ın sünnetinin (yasasının) değişmeyeceğini bildiren bir ayeti anımsatıyor.

Bunlara ek olarak, batıda Alhazen olarak bilinen ünlü optik bilimcisi Muhammed el-Heysam (965-1039) optik bilimini incelediği Kitab-al Menazir adlı eserinde insanların mineraller, bitkiler, hayvanlar ile süren evrelerin bir sonucu olarak yaratıldığını savunur. İbni Arabi (1165-1240), Celaleddin Rumi (1207-1273) gibi ünlü tasavvuf liderleri de evrim teorisini savunmuşlardır. Geolog El-Biruni (973-1048) Kitab el-Jamahir adlı eserinde insanlığın basit organizmaların doğal ayıklama yoluyla uzun yıllar süren  evreden evreye gelişimleri sonucu oluştuğunu tartışır. )

 

Neyse bu kadar alıntı sabit fikirlilerin sabit fikrini kırmaya yeter diye düşünüyorum Bu konu ile ilgili her türlü ayrıntı prof.Sinan Canandan ve sitesinden bulabilirsiniz. Zaten buradaki alıntılarda ondandır. Konumuza dönelim artık:)  

Halife olmak ne demek? İnsana evrimleşme sürecinin neresinde halifelik verildi? Halifelik evrim sürecinin son aşaması mı? Yoksa evrim devam ediyor mu?

 

Halifenin anlamı: Arkadan gelen, yani başkasının arkasından gelip onun yerine geçen, birinin yerine iş tutan, yani makamını işkâl eden, kendinden öncekini temsil eden bv.. Anlamlara gelmektedir.

 

Burada atanan “halife” kim adına iş yapacak? Yâda kimin yerine geçecek? Yâda kimin arkasından gelen?

 

Yeryüzünde diğer varlıklar üzerinde hükmetme yetkisi ve adaletin inşası için Allah adına iş tutması mıdır halifelik?

 

Evrimini tamamlayıp kendinden önceki insansı (insanlığa aday henüz ruh üflenmemiş akıl verilmemiş) varlıkların arkasından geldiği için “halife” olabilir mi?

 

Hangi görüş olursa olsun ister yeryüzüne hükmetme, ister kendinden önceki insansı varlıkların arkasından gelmesi olsun, evrime/tekâmüle engel teşkil etmez.

 

Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (cailun: terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti..

 

Burada bazı çevirmenler “cailun” kelimesini çok zorlama bir çeviri yaparak, yaratmak olarak çevirirler. Oysa cailun; üste çıkarma, terfi ettirme, oluşturma/olgunlaştırma, ayıklama/seçme, soyut olan bir şeyi meydana getirme, anlamlarına gelmektedir.

 

3/55 “..sana uyanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde (cailu) tutacağım….”

 

2/124 “ ..Rab şöyle demişti: “Seni insanlara önder (cailuke) yapacağım…”

 

3/55 “…Ve sana uyanları, inkar edenlerin, kıyamete kadar üstünde (cailu) tutacağım…”

 

18/8 Ve elbette biz onun üzerinde (cailun) bulunanları çorak bir toprak haline dönüştüreceğiz.

 

28/7 “…Kuşkun olmasın ki, biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu resullerden biri (cailun) yapacağız…“ ..de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın?..

 

Evrimini tamamlamamış insan, modern insana göre daha hoyrat, daha kaba, karşısındakiyle tam bir iletişim kuramayıp en son yapacağını en önce yapıyor, kavga ediyor, alış veriş etmek yerine, bana ver mantığı hakim, buda kavgaya bozgunculuğa kan dökmeye neden oluyordu vs..

 

Meleklerin olayı resmetmesi (yani varlığın) diliyle mevcut durum ortadaydı, terfi alacak bir beşer görünmüyordu, ortada halife olacak cailun/terfi edecek liyakatte bir beşer yok, soru onun için geliyor!

 

Yoksa meleklerin diliyle böyle bir soru neden...”Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi”.. diye sorulsun. Yaratılış sürecinin bu bölümü böyle anlatılıyor. Yaratıklardan biri bu olaylara dışarıdan objektif olarak şahit olsaydı, iş gelip sıra halifelik seçimine dayandığında aynen bu soru sorulurdu.. Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi”..

 

Tıpkı Musa a.s ın Salih kula her seferinde sorduğu gibi;

 

“gemiyi batırmak için mi deldin”18/71

 

“bir cana karşılık olmaksızın temiz bir cana neden kıydın”18/74

 

“bizi aç bırakan bu insanların duvarını neden ücretsiz yaptın”18/77

 

İnsana halifelik verilme süreci başladığında, görülen fotoğraf buydu.

 

Kan döken bozgunculuk çıkaran, rahat durmayan bir yaratık vardı. Sancılı dönem yaşanıyordu, hayat insanlığa gebeydi, adeta doğum sancısı çekiyordu, belli ki bu süreçte uzun ve sancılıydı.

 

Bir insanın ana karnından dünyaya doğması dokuz ay on gün kadar bir zaman alıyor, belki de insanlığın beşeriyetten âdemliğe doğuşu dokuz bin yıl almıştır.. Aklı yavaş yavaş belirginleşince, diğer canlılara daha fazla zarar vermeye başladılar. Güçleri arttı, tuzaklar kurmaya, biriktirmeye, aç gözlülük etmeye başladılar, ihtiyaçlarının sınırları akıllarıyla beraber genişliyordu, yeme, içme, giyinme, barınma ve silahlanma başlıca ihtiyaçlardı, bu ihtiyaçlarını diğer canlılar üzerinden gerçekleştiriyorlardı.

 

Diğer canlılara tahakküm başlamıştı, güçlerini onlara kanıtlamak için, tam bir katliam yaşatıyorlardı. Artık canlılar üzerine egemenliklerini ilan ediyor, ihtilal yapıyorlardı.Şimdi bu soruyu sormanın tam sırası “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi”..

 

Meleklere sorma ve meleklerin dillenmesi, iblise sorma ve iblisin konuşması gibi,7/12 vd.. cehenneme sorma ve cehennemin cevabı gibi,50/30 vd..göktekiler ve yerdekilerle konuşma gibi 41/11 vd.. “Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut.” Gibi 11/44 vb.. şekilde olmuştur. Bu tarz ifadeler Kuran’da oldukça yer alır.

 

Meleklere sorulması ve onların cevap vermeleri, metaforik fotoğraflama yöntemi, sahneleştirerek anlatım sanatı, meleklerde bu süreci böyle dillendiriyor;

 

Daha önce hiçbir canlı dünyada olup biten yasalara müdahale edememiş, yön verememiş, eşyaya isim verememiş, kendi buyruğu altına alamamıştı.

 

Eşyayı halden başka bir hale sokmamış. Maddeyi analiz edememiş enerjiyi keşfedememiş bunları kendi yararına kullanamamış. Böyle bir varlık sahnede yok ve anlatım mücessemleşiyor.

 

Soru soran yok Allah’ın kudreti karşısında kim soru sorabilir ki! Bu bir anlatım bir izahat bir dil

 

Meleklerin gördüğü ilkel bir beşerin nasıl halife olacağıydı ve sordular;

 

..”Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz”.. Varlığı bizlerde dillendirecek olursak; bizler senin ayetlerin, yasaların, sünnetiniz değişmeden işleyip duruyoruz, yaptığın işin mükemmelliği senin üstünlüğünü ve büyüklüğünü yansıtıyor ve hamdın ancak senin için olacağının göstergeleriyiz.

 

Zamanda geri gidecek olursak, yeryüzünde her türlü canlı var ama insan henüz evrimleşmemiş, doğada olan her canlı tabiatına uygun yaşayıp gidiyor, beşeriyet uzun yıllar böyle yaşadı, hatta insanlığın var olmasından bugüne kadar geçen zamandan daha fazla bir zaman böyle yaşadılar, bu beşeriyet bu haliyle halife olamazdı.

 

Sorulan soru bunun içindir Allah c.c Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (cailun: terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti.. bu söylemin akabinde, şu soru geliyor ..”Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın?

 

Allah c.c insanın evrimini tamamladıktan sonra, halife olabileceğine işaret ederek; “Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.”

 

Bu konuyla ilgili meleklerin bilmediği, Allah c.c bildiği insanın evrim geçirdikten sonra halife olabileceği ve yeryüzünün idaresinin insana verileceğiydi. Yani aşama aşama bu liyakate ulaşacakları gaybı bir gerçekti.

 

“Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.” ve “Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim.” Âdem’e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.

 

“ Dediler ki: “Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Âlim’sin, her şeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakim’sin, her şeyin bütün hikmetlerine sahipsin.

 

“ Allah buyurdu: “Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını.” Âdem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: “Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklaya geldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim.”(2 Bakara 31,32,33 )

 

Âdem’e isimlerin tümünü öğretti. İnsanın evrimini Âdem noktasına getirdi; Artık aklı iradesi açılmıştı.. Yaratılış özelliği itibarıyla her geçen zaman, insanı öyle bir noktaya taşımıştı ki, öteki canlılardan farklılığı belirginleşmişti artık. Alet kullanmaya başlamıştı ve diğer yaratıklara hükmetme, eşyaya isim verme, kabiliyeti kazanmıştı Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.” Melekler, Allah’ın ayetleri, yönetim güçleri, yasaları ve elçileri olduğuna göre buradaki söylemi nasıl anlamamız gerekir?

 

Aslında bu hadiseyi evrende ve dünyada, etrafımızda ki olup biten her şeyden anlarız. Kozmik akışta olup biten fevkalâdelikler, muazzam işleyiş yasaları, iş ve oluşu, olaylar zincirini oluşturan; yönetim güçleri/elçiler/haberciler/”meleklerdir.”

 

Her bir yasa kendine verilen görevi, eksiksiz ve tam zamanında aksatmadan yapar. Bir birine karışmazlar, biri diğerine müdahale etmez, destekler ve sırası gelen devreye girer. İç içe geçmiş karmaşık düzende kendi kulvarında üzerine düşeni yerine getirir, bir birini tetikler, çekip sürükler.

 

Değim yerindeyse; kozmik akışın enstrümanları, her biri ayrı ses verir ama aynı esere tempo tutarlar. Bu enstrümanlar biri diğerinin yerine geçmez, biri diğerini çalamaz, hepsi birini biri hepsini çalmaz. Ama insan hepsini çalar!

 

Bunların top yekûnuna insanın yaptığı gibi eşyaya hükmedin yön verin doğru sözlülerseniz… “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.”Dediler ki: “Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Âlim’sin, her şeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakim’sin, her şeyin bütün hikmetlerine sahipsin.”

 

İnsanlığın en doruk noktası olan Âdem olma sürecine gelen insana işaret ederek; Allah buyurdu: “Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını.” Haydi adem sen çal! Artık ilkel insan yoktu, evrimini/tekâmülünü tamamlamış, eşyaya yön veren, isim takan, tarih yazan, bilimsel çalışmalar ortaya koyan, teknolojinin gücünü kullanan, branşlaşıp derinlemesine araştırmalar yapan, evreni keşfeden, uzaya yolculuk yapan, psikolojik ve fizyolojik dallarda ilerleme kaydeden, organ nakli yapan, klonlama yapan, maddeyi ve enerjiyi keşfeden ve bunlara yön veren, iletişimde oldukça ilerleyen vb.. konuma gelmiş, halife oluşundan kıyamete kadar öğrenip yapacağı; “Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını.” İfadesi insanın nerelere varacağının fotoğrafını ortaya koyuyor.

 

Kuran’daki bu anlatım “Âdeme hemen isimler öğretildi ve Âdemde kalktı meleklere saydı” tarzında olmamıştır!.

 

Bu mecazi anlatım; insanlığın yaratıldığından kıyamete kadar olan sürecinde, bütün bir insanlığı tarif eden, izlediği tenezzüh/seyri anlatan, başlangıç ve bitiş çizgisi arasındaki seyrü seferi ortaya koyan anlatım sanatıdır.

 

Bu anlatılanlar metaforik bir anlatımdır, soyut olanı mücessem bir dille anlatmadır.

 

Varlığı dillendirmedir. Yâda varlığın bizim tarafımızdan bilinmeyen dilini tercümedir. Anlayalım diye tashihi yapılmış dilimize uyarlanmış örnekleme anlatımdır.Allah yarattığı her varlıkla kendi diliyle konuşuyor:

 

Âdemlik ilk evrimleşen sürecin adı olmakla beraber, bir yönüyle de bütün insanlığın ortak adıdır “Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yapacağım,” demişti”…2/30 “Sizi yeryüzünün halifeleri yapan”…6/165

 

Âdem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: Âdemin meleklere haber vermesi hadisesi, insanlığın ortaya koyduğu yetenek ve kabiliyetleridir, aklı ve iradesidir, şu an hazırladığımız bu yazı bir yönüyle Âdemin yani insanlığın meleklere haberidir “Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklaya geldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim.”

 

Burada aklınıza şöyle bir soru takılabilir! İnsan evrimleşse de tekâmül etse de bozgunculuk çıkarıyor ve kan döküyor, buna ne demeli?

 

Evrimini tamamlamamış insanın bozgunculuk çıkarması kendi elinde değil, yapısı gereği hoyrat kaba abullabut nezaketsiz mağara adamı vb.. özellikler taşıyor, böyle olması yaşama tutunması için bir zorunluluktu, modern insana çıkan merdivenlerin ilk basamaklarıydı, o basmaklardan geçmeden bugüne gelinemezdi.

 

Düşünsenize konuşmayı bilmiyor, eşyaya isim takamıyor ve yön veremiyor, yiyeceklerin acısın tatlısını zehirlisini temizini pisini tecrübe ederek tanımlıyor, kıyafet ve barınma sorunu var, avlanma ve savunma çok güç, vs.. bunu bugünkü modern insanın kaldırabilmesi imkânsızdır.

 

İlkelliğin verdiği kaba güç, bu koşullara dayanmayı daha elverişli ve olanaklı kılıyor, ihtiyaçlar belirginleşiyor ve her şey yerli yerine oturtuluyordu ve basitten karmaşığa doğru bu yolculukta akla zemin hazırlanıyordu.

 

Dengeli bir gelişim süreci adım adım evrimini/tekâmülünü tamamlıyordu, maddi ve manevi, fiziksel ve psikolojik, bedensel ve akıl yönünden devam ederek uzun yıllar sürerek bugünkü modern insana kadar ulaşıyordu.

 

Gelelim insanın hala bozgunculuk yapması ve kan dökmesine.

 

Artık bozgunculuk çıkarması tabiatı gereği değil iradidir, yani sorumludur. hayvanların yaptığı hiç bir şey kınanmaz, çünkü akılları ve iradeleri yoktur. Ama insan halife olduktan sonra yaptığı her işten sorumludur. Burada şu devreye giriyor “biz insanı güzel yarattık ve iradesini kendi eline verdik” artık insanın iradesi var yaptığından kendi sorumlu.

 

Biz insanı gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/ aşağıların en aşağısına çevirip attık.İman edip hayra ve barışa yönelik iş üretenler müstesna. Bunlar için kesintisiz bir ödül vardır. (95 Tin 4-6)

 

Evrimini tamamlamasına rağmen, aklı belirginleşip iradesi kendi eline verilen modern insan, kan döküp bozgunculuk çıkarıyorsa, aşağıların aşağısını dönüşür. İlk geldiği noktanın da altına iner!.

 

İçinizden, Cumartesi günü (avlanma yasağı)nı çiğneyenleri elbette bilmişsinizdir; işte onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik(2/Bakara/65). De ki: “Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allah kim(ler)e lanet ve gazap etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır. (5/Maide/60) Ne zaman ki onlar, kendilerine hatırlatılanı unuttular, biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de, yoldan çıkmaları yüzünden çetin bir azap ile yakaladık. Kibirlerinden dolayı kendilerine yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik(7/Araf/165,166) 93

 

Prof. Dr. Süleyman ATEŞ tarafından yapılan yorum 93 Mâide Suresinin 60. ayetinde belirtildiği gibi, Yahudi kabilelerinden bir grup, işte bu Ashâbu’s-sebt (Cumartesi yasağını çiğneyenler), dejenere edilip hınzır ve maymun kılığına sokulmuşlardır. Bir insanın kılığının değiştirilip hayvan kılığına sokulmasına mesh (Âî”òÎ) denilir. Rivayetlere göre eski uluslarda mesh olurdu. Bu, ahlâken bozulan insanlara, Allah tarafından verilen bir ceza idi.. Ancak bunun, gerçekten insanın maymun biçimine sokulması mı, yoksa ahlâkan bozulup maymun gibi taklitçi ve aç gözlü duruma düşürülmesi mi olduğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Eğer ayet, ahlâkî bozulmaya işaret ise bu, her zaman ve her ulusta olur. İnsanlar nefislerinin zebunu olunca şeklen değil, sîreten yani huy bakımından herhangi bir hayvanın karakterine girmiş olurlar. Bunlar görünürde insan olsalar da gerçekte hayvan düzeyinde ve ahlâkındadırlar. O halde insan, ahlâkını korumalıdır ki manen insan mertebesinden çıkıp herhangi bir hayvan düzeyine inmesin, nefsinin esiri olmasın!

 

Kim bilir belki bundan sonra evrim/tekâmül insanın iradesine bırakılmıştır.

 

Ya gerisin geri geriler cehenneme gider, yâda tekâmülüne devam eder cennete gider.

 

 

 

170

Ve keza, şuurî olmaksızın, senin lehine ve aleyhine çok fiiller cereyan etmektedir. O fiiller şuurî oldukları halde, şuurun taallûk etmediğinden sâbit olur ki, o fiillerin fâili bir Sâni-i Zîşuurdur. Ne sen fâilsin ve ne senin esbabın... Binaenaleyh, mâlikiyet dâvâsından vazgeç. Kendini mehasin ve kemâlâta masdar olduğunu zannetme. Ve kat’iyen bil ki, senden sana yalnız noksan ve kusur vardır. Çünkü, sû-i ihtiyarınla, sana verilen kemalâtı bile tağyir ediyorsun. Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir. Mehasinin hep mevhubedir; seyyiatın meksûbedir. Binaenaleyh,  de. 
Üçüncü hastalık: "Gurur"dur. 
Evet, gururla, insan maddî ve mânevî kemâlât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemâlâtına tenezzül etmeyip kendi kemâlâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nâkıstır. Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslâf-ı izâmın irşadat ve keşfiyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama mâruz kalarak, bütün bütün çizgiden çıkarlar. Halbuki, eslâf-ı izâmın kırk günde yaptıkları bir keşfiyatı, bunlar kırk senede bulamazlar. 
Dördüncü hastalık: "Sû-i zan"dır. 
Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan sû-i ahlâkı, sû-i zan sâikasıyla başkalara teşmil etmesin. Ve başkaların bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden takbih etmesin. Binaenaleyh, eslâf-ı izâmın hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek sû-i zandır. Sû-i zan ise, maddî ve mânevî içtimaiyatı zedeler. 
Arkadaş! Tahtel’arz yaptığım hayalî bir seyahatte gördüğüm bazı hakikatleri zikredeceğim: 
Birinci hakikat: Arkadaş! Mâlik-i Hakikîden gaflet, nefsin firavunluğuna sebep olur. Evet, taht-ı tasarrufunda bulunan bütün eşyanın Mâlik-i Hakikîsini unutan, kendisini kendisine mâlik zannederek hâkimiyet tevehhümünde bulunur. Ve başkaları da, bilhassa esbabı, kendisine kıyasla hâkim ve mâlik defterine kaydeder. Ve bu vesileyle, Allah’ın mülkünü, malını kendilerine taksim ederek ahkâm-ı İlâhiyeye karşı muaraza ve mübarezeye başlar. 
Halbuki, Cenab-ı Hak tarafından insanlara verilen benlik ve hürriyet, ulûhiyet sıfatlarını fehmetmek üzere bir vahid-i kıyasî vazifesini görüyor. Maalesef, sû-i ihtiyarla hâkimiyet ve istiklâliyete âlet ederek tam bir firavun olur. 
Arkadaş! Bu ince hakikat, tam vuzuh ve zuhuruyla şöyle bana göründü ki: 
Gaflet suyuyla tenebbüt eden benlik, Hâlıkın sıfatlarını fehmetmek için bir vahid-i kıyastır. Çünkü, insanlar görmedikleri şeyleri kıyas ve temsillerle bilirler.

Mülk Onundur; hamd de Onadır; havl ve kuvvet ise ancak Ondandır. (Mesnevi Nuriye)

168

ALLAHIN ADALETİ NEDEN ZENGİN FAKİR AYRIMINA İZİN VERİYOR. ZENGİNLİK VE FAKİRLİK SADECE PARA DEĞİLDİR. KİMİSİNE ALLAH GÖNÜL ZENGİNLİĞİ DOST ZENGİNLİĞİ VERMİŞTİR. NİCE ZİNDANDAKİLER CENNNET HAYATI YAŞAR, FAKAT SARAYDAKİLER ZİNDAN HAYATI. SONUÇTA ALLAH İNSANLARI BİR ŞEYLE İMTİHAN EDECEK. İNSANLAR BAZEN ZENGİNLİKLE BAZEN FAKİRLİKLE İMTİHAN OLACAK. BAZEN ZENGİN FAKİR FAKİRDE ZENGİNLİKLE DE DEĞİŞTİRİLEREK İMTİHAN EDİLİR. BU ADALETSİZLİK DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ SADECE DÜNYA İÇİN DÜŞÜNELECEK olursa elbette bu hayat tam bir zulüm olur. Fakat ebedi olarak yani sonsuz luk olarak düşündüğümüzde dünya hayatı sonsuza kıyaslanamaz. Zaten matematikte bile bir sayı ne kadar büyük olursa olsun sonsuza kıyasla hiçtir, sıfırdır. Yani buradaki herhangi bir fakirlik ya da çile, hastalık vb. ahireti kazanmamıza yani sonsuzu kazanmamıza vesile olduğundan zulüm ortadan kalkmış olur. 

***

Dünyadaki gibi Türkiye de de aydınlanmanın yolu dinden geçtiğine inanıyorum. Martin Luter gibi yani avrupadaki Rönesans reform harekatlerini yapanlar yine din adamlarıydı. Yani düzelme dinden başladı.

   “Kurandaki temsiller, benzetmeler ve hikayeler neden var?” derseniz bu durum insanların yapısına bakınca anlaşılır. Çünkü insanlar bu şekilde akıllarıyla anlarlar ve günlük sosyal hayatta bu benzetmeler vb. leriyle konuşurlar. İşte Allahın tahtı, kürsüsü, eli(Allah'ın eli onların elinin üstündedir) vb..

-169-

Son kanun tasarısı olan evli durumdaki çocuklar hakkındaki yasa ile ilgli bir yorumum ve tartışması:

Evet "bed dua" yok "good dua" var denilmesine rağmen. İnsan kendini "kim bu yasayı tasarlamış sa başına gelsin_amin" demekten alamıyor. Bu kanun tasarısını yapanın bir insan olabileceğini düşünmüyorum..
Şimdi toplumsal bir realiteyi yasal zemine oturtma çabası gibi görünen bu yasa teklifine karşı şunu diyeyim, yarın uyuşturucu toplumsal bir realite olsa ya da hırsızlık toplumsal bir realite olsa siz bunlarla mücadele yerine onları da yasal bir zemine oturtacak mısınız, çocuk evlilikleri ile mücadele ve engellemek devletin işi iken bu evlilikleri teşvik edici bir yaklaşım savunulamaz bin tane çelişki içeriyor!
Devlet çocuk evliliklerinin olmaması için ortam hazırlar ve bunu yapanlara en ağır cezaları verir başka bir şey düşünülemez! "Zalimler için yaşasın Cehennem ve Bir MAZLUMUN AHI DEVİRİR ŞAHI" sözleri hatırlanarak bu zalimlikten, yanlıştan bir an önce dönülmelidir..

yorum sonrası bir itiraz ve tartışmamız.

18 Seçkin Seckin, Oguzhan Cengiz ve 16 diğer kişi
Yorumlar
Satılmış Çakılcı
Satılmış Çakılcı Yanlış olan nedir hoca?16 VEYE 17 yaşında evlenmek mi?VEYA Bu yaşta evlendi diye bunlara hayatı zehir etmek mi?Hepimizin anneleri neneleri,onaltı onyedide evlenmiş ne olmuş onlarda yanlış gördünmü sen hiç?Allah kişiyi ne zamandan sonra adam sayar.onsekizden sonramı?Medeniyetçi geçinmeyin,yarın birgün Allah muhafaza seninde çocukların
Beğen · Yanıtla · 16 saat
Mehmet Konca
Mehmet Konca abi sen kanundan hiç haberdar olmadın galiba. Ne alaka dedelerimiz nenelerimizle.. tecavüz edip sonunda nasıl olsa verirler diyen zihniyete kapı açmakla dede nenelerin ne alakası var. Onlar o zaman karşılıklı anne babalarıyla birbirlerini isteyerek evlenmişler ne alaka tövbe tecavüz edip mi sonra istemişler haşa...KANUNDA ESAS: KÖTÜLÜKTEN UZAKLAŞTIRMAYA VESİLE OLMAKTIR. Kanunlar kötülükten uzaklaştırıcı olur. abi sapla samanı karıştırmamalı kanunlar. Evet kuvvet kanunda olur ve bütün kötülüklere karşı önlemini alır. Bizim okulda bu konu bugün konuşuldu ben o kadar da değildir herhal dedim. Sonra çok değerli bir hukukçu tanıdığımın yorumuna baktım. Durum çok kötü. Anladığım kadarı ile hükümet Türk toplumunda yoğun olarak yaşanan küçük çocuk evliliklerini cinsel istismar kapsamından çıkararak onları karı koca olarak kabul edip böyle bir evlilik nedeniyle kimsenin ceza almamasını sağlamak istiyor.
Zaten öyle diyorlar, bu kanun tecavüzcüleri kapsamıyor.
Bunun için çocuğun iradesi ile o kişi ile evlenmiş olması veya cinsel ilişkiye girmiş olması gerekiyor.
Örneğin 12-13 yaşında bir çocuğun eğer iradesi varsa bu dedikleri doğru ama şimdi elinizi vicdanınıza koyun 12-13 yaşında bir çocuğun iradesi var mıdır, iradenin var olduğunu hangi vicdan hangi hukuk kabul ediyor, 12 yaşındaki bir çocuk seçimde oy kullanamıyor iken koca seçmesi kabul edilebilir mi? Şerefsiz tecavüz eder sonra da kendi isteğiyle der ya da kızı ikna eder. O da hamilelik, artık adım çıktı vb. diyerek "kendi isteğimle oldu" demek zorunda kalır..
Küçük bir kız çocuğunun kabulü ile oluşan bir evliliğe kabulün varlığı nedeniyle cezai bir sonuç bağlamamak çok ciddi bir yanlış ve cinsiyetçi bir yaklaşımdır, küçük bir çocuğun kabulü olsa bile onunla cinsel ilişki yaşayan biri ona tecavüz etmiş sayılır çünkü küçük çoçuğun iradesi olmaz.Bu duruma düşüpte mecburen kabullenmiş olan mazlumlar için o kendine tecavüz edeni kabul ettirmek zorunda bırakan bütün millet devlet vb. sorumludur. Onlara devlet ve millet başka seçenekler sunmak zorundadır. Çocuğu için ömür boyu tecavüzcüsüyle birlikte o şerefsiz cehennem dibine gidesi ile birlikte yaşamak zorunda bırakılmamalıdır. Ya da o şerefsizlere hak kapısı açılmamalıdır. İSTİSANİ durumlar ise genel düzenleme sebebi olamaz. Onlar hafifletici sebep olarak alt bentlerde görülür. Yani esas kanun olamaz. Olursa zulüm olur. Bir insan ben nasılsa sarhoş olmuyorum ki öyle insanlar var. diye içkiyi helal sayamaz. Yoksa kötülüğün önü açılmaya başlar. Yanlış olan nedir hoca? dediğin konu bu..Ayrıca medeniyet islamiyettir. Şimdiki islam dünyasının kadına reva gördükleri ise cehalettir.
Beğen · Yanıtla · 13 saat · Düzenlendi
Satılmış Çakılcı
Satılmış Çakılcı Kanun bir defaya mahsus çıkartılmış maduriyetleri gidertmek için.
Beğen · Yanıtla · 13 saat
Satılmış Çakılcı
Satılmış Çakılcı İyide yapılmış,BUNLARIN MADURİYETLERİNİ SEN GİDERDİVER O ZAMAN
Beğen · Yanıtla · 13 saat
Mehmet Konca
Mehmet Konca peki bir defaya mahsus nasıl bir kanun çıkarılmış şu kanunu buraya yazabili misin? Kanun kanundur ve kalıcıdır. Bir defaya mahsus kanun nasıl olur olsa olsa af olması gerekmez mi? abi en iyisi bu konuyu bir kaç hukukçuya soralım. Dur ben başta salih i bir daha arayım benim sıra arkadaşı.. abi her kesim bir şeylerin tarafı çünkü. eleştirende savunanda sıkıntımız burada başlıyor galiba..mağduriyetleri giderelim derken zulme kapı açılmasın diyorum. eğer bu anlaşılmıyorsa benim diyecek başka bir sözüm olamaz.
Beğen · Yanıtla · 13 saat · Düzenlendi
Satılmış Çakılcı
Satılmış Çakılcı Senin nasıl haberin olmaz,adalet bakanın dan başbakanına kadar açıklama yapılıyor,her şey ortada,
Beğen · Yanıtla · 13 saat
Mehmet Konca
Mehmet Konca Senin çocuğunun başına böyle bir şey gelse bir defaya mahsus dermiydik abi. bu konuya dikkat et derim. bir mazlum bile varsa bu yolla mecburen kabullenmiş olan bu hepimize vebal değil midir. başbakan gibi koruması olmayan garibanın düşebileceği duruma bakın. bu neyin ısrarı anlamıyorum.
Beğen · Yanıtla · 13 saat · Düzenlendi
Satılmış Çakılcı
Satılmış Çakılcı Olayı 12 13 lere kadar indirgemişsin allahtan 10 11 yazmamışsın
Beğen · Yanıtla · 13 saat
Satılmış Çakılcı
Satılmış Çakılcı Olan olmuş koçum olmuşa bir çare bulmak suç mu,O çocuklar babalarını cezaevlerinde mi ziyaret etsinler?
Beğen · Yanıtla · 13 saat
Mehmet Konca
Mehmet Konca satılmış abi islamdan uzak islam dünyası bu yaşı 9 ve daha gerilere bile çeken fetvaları buluyor. Merak etme maalesef sıkıntı bu. satılmış abi ben bu olayı bir hukukçuya sorup yazdım. bu bir . ikincisi bu ülkede ne kadar bu konu ile ilgili suisttimaller meydandayken siz neyi savunuyorsunuz. kıblesi şaşmayan hangi insan yok mağdurlar deyip bunu savunur ya hu. o mağdurum deyen kadınlar zavallı iradesi alınmış zavallı kızlar değil mi iyi incele bir. O zaman senin bir akrabana böyle bir durum olduğunda "olan olmuş mu diyelim. lütfen abi ya. ben yukarıda ne demek istedğimi açıkca yazmadım mı? Olan olmuş deyip zalime göz mü yumalım. Bu mu müslümanlık ya da zalimliğe kapı mı açmaya başlayalım.
Beğen · Yanıtla · 13 saat · Düzenlendi
Satılmış Çakılcı
Satılmış Çakılcı Bir eğitimci olarak bu işlere fazla girme derim mehmet mazallah sen sevdiğimiz bir kardeşimizsin.
Beğen · Yanıtla · 13 saat
Mehmet Konca
Mehmet Konca abi bir eğitimci olarak bu milletin evlatları hepimizin evlatları. Bunun milletçe ve devletçe başka yollarını aramayalım mı? NEden o zavallıları bu şerefsizlere suistimalcilere muhtaç bırakalım. SEnin çoluğun çocuğun akraban yok mu. Ya da benim yok mu bu mesele hepimizin meselesi. milletini seven bu ciddi meselede ciddi olmalı. yoksa yarın bugün bu kapı açılırsa sonunda bir çok masuma dayanmaya başlayabilir. neyse abi ben dışarı çıkıyorum..Sonra görüşürüz bence sen de bu işlere gir abi ve zulüm kapısı varsa karşı çık. yoksa hepimiz ölüp gideceğiz mahşere..zaten bu tartışma da benim için kamera şakası gibi geldi. görüşmek üzere
Beğen · Yanıtla · 1 · 13 saat · Düzenlendi
Satılmış Çakılcı
Satılmış Çakılcı Allaha emanet

 

****************************************************************************************************************************************************************

NOT AŞAĞIDAKİ BİR ATEİST PLATROMUNDA YORUMUM ONAYLANMAMASIYLA İLGİLİ FACE TARTIŞMASI DA GAYET ÖNEMLİ ANALİZ VE SENTEZLERİ KAPSIYOR. BU NEDENLE TARTIŞMAYI VE YAZDIĞIM CEVAPLARLA BERABER SIRAYLA ALIYORUM: TABİ ÖNCE ANALİZLERİ ALAYIM:(LÜTFEN SONUNA KADAR DÜŞÜNEREK OKUYUN. İÇİNDE ÇOK FAYDALI BAKIŞ AÇILARI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM) 

--ŞİMDİDE ATEİST PLATFORMUNDA “ADEMİN HAYAT SÜRESİ İNSAN ÖMRÜYLE UYUŞMUYOR. ON BİN YILLIK DEĞİL DİYORLAR?
Yine toplama bir cevap:
("İNSÂN suresinde (DEHR)-1: İnsan (henüz) anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti.) denilmektedir. Maalesef bu ayeti içerisinde hiç bir yaratılma kelimesi geçmemesine rağmen "insan yaratılmadan önce" diye çevirmekteler. BU YANLIŞ ÇEVİRİ AYETİN MANASINI TAMAMEN TERSİNE ÇEVİRMEK DEMEKTİR. Halbuki ayet açıkça insanın bu günkü deyişle muhatap alınıp vahiy yoluna tutuluşundan önce belki yüzbinlerce(ilk insan homosapien) yıldır var olduğunu belirtmekte. Bu vahiy olayından önce hangi dille bir metodla rable iletişimi olmuş bilmiyorum ama yazının bulunmasından sonra kitaplar, ondan önce suhuflarla olmuş. Bu gidişle yakında tabletlerle daha farklı bir durum oluşabilir:) Dinin de evrensel hukuğa, ahlaka katkılarının yanında bilime kattığı sayısız materyaller de vardır.
Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz.”Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.” (2Bakara30)
Aynı bir önceki ayetteki gibi burada “cailün” atama kelimesi olması rağmen ısrarla meallerde yine yaratma olarak çevriliyor. İki kelime arasında dağlar mana farkı var. Çünkü atama var olanlardan yani hali hazırda olanlardan olur. İnsanda aynı şekilde vardır ve melekler onların kan akıtan bir tür olduğunu biliyor ve bunları mı atayacaksın diyor. Çünkü melekler görmediklerini, kendilerine öğretilmeyenleri bilmezler. Bu ayette İnsanın ilk yaratılışından bahsediyoruz. Orda birileri var(ŞU AN). Arıza çıkarıyorlar(ŞU AN). Yani ayet ŞİMDİKİ ZAMAN kalıbında meleklere bu bilgiyi veriyor. Bozgunluk çıkaran –şu anda-, kan döken –şu anda- birini mi halife atayacaksın?" diyorlar.
“ Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Nur suresi 45. ayet) İnsan bu yaratmalardan müstesna değil. Ve Allah her şeye kadirdir ve her türlü yaratmaya kadirdir derken sanki bir uyarı gibi: Allah’a bir yaratma şekli dayatmayın. O her türlü yaratır.
Evrendeki çeşitli yaratmaları görmemiz için at gözlüksüz bakmamızı istiyor bizden.
İşte bu mesajla beşer “insan” oluyor. ANKEBÛT-20: De ki: 'Yeryüzünde dolaşın da (Allah) yaratmaya nasıl başlamış bakın; sonra Allah, âhiret hayâtını yaratacaktır.' Muhakkak ki Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.) Yani evrimsel biyoloji, antropoloji, paleontoloji bunları bilmeden bu ayetler yorumlanabilir mi? :) Neyse yani Âdem daha dünkü çocuk:) Bu ara ortak yaratılanların ortak atadan gelme tezini ve de maymundan gelme tezini İslam alimleri ortaya atmıştır. Çamurdan gelme zoruna gitmiyorda…
Vaktin olduğunda aşağıdaki alıntıyı okumanızı önerebilirim:
Birinci yaratılışınızı biliyorsunuz o halde düşünsenize. (VAKIA-62) Yani dışarı bir baksan evrene, doğaya gözüküyor da ondan önce bişeyler düşüneceğiz senle. Ama önce sen bir bak. Bilim yap, incele geliştir kendini sonra düşüneceğiz beraber. De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” (Ankebût Suresi 20. Ayet) Bu ayetteki “yer yüzünü dolaşın yaratılışa bakın, bu sonraki yaratmayı da öğreticek” emrine uyan var mı aramızda Ne garip bu emre Darwin uymuş. Nasıl yaratılmış diye dolaşıyor. Adam yer yüzünün dolaşmış ve o zamanki kiliseyle papaz olacak evrim teorisini ortaya atmış. Ve demiş ki “Bütün canlılar ortak bir atadan geliyor” Fakat o dönemde kilise ile papaz olan Buruno, kelpler, galilo nun yanında oluruz ama nedense hepimiz darwin düşmanı oluyoruz. Peki İslam dünyasında bilimin zirve olduğu dönemlerde benzer şeyler söyleyen İslam alimlerini hiç duyduk mu? Birkaç örnek Darvinden 850 yıl önce İbn Miskeveyh ve Evrim (M.S. 940-1030), El-Cahız ve Evrim (M.S. 761-898), Ebu Musa Câbir bin Hayyan(ms. 721), İbrahim Nazzam (d. 775, ö. 845), El-Biruni, ibni HALDUN, , vb. leri evrim teorisni açıkca yazmışlar ve savunmuşlardır. Sadece bunlarda değil onlarca vardır. Yine Kurana dayanarak benzeri teorileri savunmuş ve ortak atadan gelmeyi savunmuşlardır. Muhammedi Evrim kuramı diye avrupada darwini Müslüman okullarda yüzyıllardır okutulduğu için direncin olacağını savunmuşlar ve karşı çıktıklarını söylemişlerdir. (Kaynak: John William Driver)
Abdülhamidin de evrim teorisi hakkında çalışma yapanlara destek verdiğini duymuş muyduk? (Kaynak: Alper bilgili)
Gerçi Konu ile ilgili son olarak Edip Yükseldende şu makaleyi kopyalamak istiyorum.
(Edip Yüksel’in ‘Adem Baba Paraşütle mi?‘ indi makalesindeki bazı bilgileri de bu yazıyı zenginleştirmesi açısından aşağıya ekledim.
Aslında tarihi belgeler Darwin?in (1809-1882) ve dedesi Erasmus Darwin?in evrim konusunda, kendilerinden yüzyıllar önce yaşayan islam bilginlerinin eserlerinden etkilendiğini gösteriyor. Dostum Dr. T. O. Shanavas, Creation and/or Evolution: an Islamic Perspective adlı kitabının 6?ıncı bölümünü buna ayırıyor. Örneğin, John William Draper, The Conflict Between Religion and Science adlı kitabında evrim teorisinin batı kökenli olduğu varsayımını reddediyor ve evrim teorisinin Müslüman okullarında yüzyıllar önce okutulduğunu ve hatta Müslümanların evrimi çok daha geniş kapsamlı düşündüklerini, minarelleri ve inorganik maddeleri bile evrim olayına dahil ettiklerini tartışıyor. Will Durant adlı Amerikan tarihçisi de ünlü filozof Ali İbni Sina (980-1037) ve Ebu Bekir Muhammed El-Razi?nin (844-926) tıp ile ilgili kitaplarının ve görüşlerinin ortaçağ Avrupasında üniversitelerde yüzyıllar boyu ders kitabı olarak kullanıldığı gerçeğini anımsatıyor ve 1395 yılında Paris Üniversitesinde el-Razi?nin Kitab el-Havi adlı eserinin kullanılan dokuz kitaptan biri olduğunu bildiriyor. Aynı kitap, Avrupa?da Avicenna olarak tanınan İbni Sina?nın bilimler ansiklopedisi olan Qanun fil Tibb adlı kitabının Montpellier ve Louvain üniversitelerinde 17?nci yüzyıl ortalarına kadar temel ders kitabı olarak okutulduğunu bildiriyor. Avrupa?da tıp bilimini etkileyen evrimci iki önemli Müslüman bilimadamı daha var: Batı?da Abubacer olarak bilinen Ebu Bekr ibn Tufeyl (1107-1185) ve Averroes olarak tanınan ünlü filozof Ebu el-Velid Muhammed ibn Rüşd (1126-1298).
Shanavas, yukarıda ismini verdiğim kitapta daha birçok belgeye yer veriyor. Örneğin, sosyolog tarihçi Ibni Haldun?un (1332-1406) ünlü Makaddime?si minerallerden başlayan bir evrimi savunur. Minareller evrimleşerek çekirdekli ve çekirdeksiz bitkiler oluştururlar. Bitkiler hurma ağacı ve asma ile zirveye ulaşıp hayvanların ilk evresi olan salyangoz, kabuklu deniz hayvanlarıyla gelişir. Çeşitlenerek artan hayvanlar yaratılışın yavaş işleyen evreleşmesi sonunda bilinç sahibi ve düşünme yeteneğine sahip olan insana dönüşüp zirveye ulaşıyor. Ibni Haldun?a göre insanlığın ilk evresine maymunlardan erişiliyor. İbni Haldun Mukaddime?sinde evrim olayını bilimsel bir dil kullanarak anlatıyor ve varlığın aslınının (yani genetik yapısının) çeşitli değişikliklerden (mütasyonlardan) geçerek bir cinsten diğer bir cinse evrimin gerçekleştiğini savunuyor. Ortaçağ?da dünyanın bilim meşalesini ellerinde tutan Müslüman bilimadamlarının evrimi ilahi bir sistem olarak kabul etmekte hiçbir çekinceleri olmamıştır. Örneğin, İbni Haldun insan cinsinin kökeni hakkındaki bir paragraftan sonra Allah?ın sünnetinin (yasasının) değişmeyeceğini bildiren bir ayeti anımsatıyor.
Bunlara ek olarak, batıda Alhazen olarak bilinen ünlü optik bilimcisi Muhammed el-Heysam (965-1039) optik bilimini incelediği Kitab-al Menazir adlı eserinde insanların mineraller, bitkiler, hayvanlar ile süren evrelerin bir sonucu olarak yaratıldığını savunur. İbni Arabi (1165-1240), Celaleddin Rumi (1207-1273) gibi ünlü tasavvuf liderleri de evrim teorisini savunmuşlardır. Geolog El-Biruni (973-1048) Kitab el-Jamahir adlı eserinde insanlığın basit organizmaların doğal ayıklama yoluyla uzun yıllar süren evreden evreye gelişimleri sonucu oluştuğunu tartışır. )
Neyse bu kadar alıntı sabit fikirlilerin sabit fikrini kırmaya yeter diye düşünüyorum Bu konu ile ilgili her türlü ayrıntı prof.Sinan Canandan ve sitesinden bulabilirsiniz. Zaten buradaki alıntılarda ondandır.)

TARTIŞMA ÖNCESİ YAYINLANAN BAŞKA BİR ANALİZ SENTEZ

-----

BİR TEFEKKÜR_for the atheist:)
YİNE ATEİST platformuna sağdan soldan toparladığım bir yazı ama henüz onaylanıp yayınlanmamış..! Ayrıca geçen günkü yazdığım da onaylanmamış.! Ateist kardeşler kızıyorum size bak:) 
Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günlük evrede yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.( KAF Suresi 38. ayet) Altı devirde yaratma hem Tevrat hem İncil de de var. Kurandaki diğer geçen gün kelimelerine baktığınızda devir anlamı olduğunu açıklar. “bazı günler milyonlarca yıldır vb. “ anlamında ayetlerle açıklar bunu.

Ateistlerin makara aldığı bir şeydir bu ama buradaki mucize günümüzde anlaşılmaya başlanmasıyla makaraları başlarını yemiştir. Aynı evrenin sabit olmadığı ve sürekli geliştiğini söyleyen ayet gibi. “Göğü gücümüzle biz kurduk ve onu biz genişletmekteyiz. ZARİYAT Suresi 47. Ayet”

“Biz altı günlük evrede yarattık” ayeti o kadar çarpıcıdır ki: İnsan özellikle ilkel insanı düşünün, bu insan tabiata baktığı zaman tabiatı durağan görür. Belki de her devirde ateistlerin evrenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiği inanışı ile maddeye ilahlık verme nedenleri bu olsa gerekir. İNSANLIK BİLGİSİNE KADEMELİ YARATILIŞ VE DÖNÜŞTÜRÜLEREK OLUŞ: DİNİ METİNLERLE GİRMİŞ BİR GERÇEKTİR. Aristo vb. dahiler bile evren sabittir der. İnsan dışarıya baktığı zaman o kadar yavaş süren kozmolojik değişim sürecini göremez. Ve ilahi metinlerde yaratan sürekli “biz belirli merhalelerden, etvara-belirli günlerde, değiştirerek, geliştirerek yarattık.” Diye hep söyler. 
Aslına bakarsanız bu fikirlerin doğuşu sadece dini metinlerden gelir. İnsan aklından kolay kolay çıkabilecek bir şey değildir. Zaten ateistler her devirde hatta yakın devre kadar evrenin ve maddenin sabit ve ezeliliğini savunmuştur. Bing-bang ve HABL teloskobuyla bu durum daha yeni aksi bilimsel olarak ispatlanmıştır. Şimdi evrenin yaşı bile hesaplanmakta. Büyük patlama genişleyen evreni geri sardığında bir noktaya karşılık gelir ve bir nokta ise yoktan var oluştur. ("OL" dedi oldu emridir).Tabiatın ve bizim yaratılışımızla ilgili daha bu gibi onlarca ayetler var. Günümüzde yeni ulaşılan. BİR TEFEKKÜR DÜ:)

GS: Bu açıklamaya göre sayın hocam hz. Ademin ilkel insan olması gerekir. Fakat adem dünyada var olan tüm varlıkların isimlerini ve görevlerini bilerek gelmiştir. Hz. Adem ilk insansa dinimize göre, o zaman insanlar neden tekerleği ateşi oku keşfetmek için uğraştı hz. Adem bunları zaten biliyordu. Bulmak için bir daha neden uğraşıldı? Evrim teorisine bakildiginda ilk insan türü olan neandertal insani güney afrikada yaşamış ve nüfus artışı rekabetle birlikte farkli kıtalara göç etmiştir. Hz adem neanderthal midir? İlk olarak dünyada hangi kıtada nefes almıştır? Dinin ve dünyanın yaratılışının dindeki ilk insan tanımı pek akla mantığa ve bilime uygun değil. Allaha inanmayı sağlayan tek gerçek big bang için gerekli enerji nasıl var oldu?

MK: hocam adem hikayeleri kutsal metinlerde yok. çoğu israiliyat dediğimiz uydurmalarla eklenmiş. Bence de insanlar merhale merhale gelişmiştir. isim bilmesi ise her peygamberde görülen yaratanın bir mucize türü olma ihtimalidir. şimdi ilkokul ve ortaokul, üniversite öğrencilerinin seviyesi türkçe de farklı farklı olması gibi. Bu yüzden hemen kitap gönderilmemiş suhuf vb. şeyler gönderilmiş. Ta ilk yazıyı bulduğunda yazılı eserlerle ilk çağda tevrat vb. gönderilmeye başlanmış.Yani geliştikçe 4 halife dönemine kadar ve peygamber döneminde de yasaklanan hadis uydurmaları gibi. size biraz uzunca bir metin gönderiyorum. hocam bu uzun metni bir inceleyin sonra devam ederiz münazaraya: Aslında hemen peşinden facede de gönderdiğim bir yazı sonrasında link atacağım. ŞİMDİDE ATEİST PLATFORMUNDA “ADEMİN HAYAT SÜRESİ İNSAN ÖMRÜYLE UYUŞMUYOR. ON BİN YILLIK DEĞİL DİYORLAR?
Yine toplama bir cevap: 
("İNSÂN suresinde (DEHR)-1: İnsan (henüz) anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti.) denilmektedir. Maalesef bu ayeti içerisinde hiç bir yaratılma kelimesi geçmemesine rağmen "insan yaratılmadan önce" diye çevirmekteler. BU YANLIŞ ÇEVİRİ AYETİN MANASINI TAMAMEN TERSİNE ÇEVİRMEK DEMEKTİR. Halbuki ayet açıkça insanın bu günkü deyişle muhatap alınıp vahiy yoluna tutuluşundan önce belki yüzbinlerce(ilk insan homosapien) yıldır var olduğunu belirtmekte. Bu vahiy olayından önce hangi dille bir metodla rable iletişimi olmuş bilmiyorum ama yazının bulunmasından sonra kitaplar, ondan önce suhuflarla olmuş. Bu gidişle yakında tabletlerle daha farklı bir durum oluşabilir:) Dinin de evrensel hukuğa, ahlaka katkılarının yanında bilime kattığı sayısız materyaller de vardır.
Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz.”Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.” (2Bakara30) 
Aynı bir önceki ayetteki gibi burada “cailün” atama kelimesi olması rağmen ısrarla meallerde yine yaratma olarak çevriliyor. İki kelime arasında dağlar mana farkı var. Çünkü atama var olanlardan yani hali hazırda olanlardan olur. İnsanda aynı şekilde vardır ve melekler onların kan akıtan bir tür olduğunu biliyor ve bunları mı atayacaksın diyor. Çünkü melekler görmediklerini, kendilerine öğretilmeyenleri bilmezler. Bu ayette İnsanın ilk yaratılışından bahsediyoruz. Orda birileri var(ŞU AN). Arıza çıkarıyorlar(ŞU AN). Yani ayet ŞİMDİKİ ZAMAN kalıbında meleklere bu bilgiyi veriyor. Bozgunluk çıkaran –şu anda-, kan döken –şu anda- birini mi halife atayacaksın?" diyorlar.
“ Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Nur suresi 45. ayet) İnsan bu yaratmalardan müstesna değil. Ve Allah her şeye kadirdir ve her türlü yaratmaya kadirdir derken sanki bir uyarı gibi: Allah’a bir yaratma şekli dayatmayın. O her türlü yaratır. 
Evrendeki çeşitli yaratmaları görmemiz için at gözlüksüz bakmamızı istiyor bizden. 
İşte bu mesajla beşer “insan” oluyor. ANKEBÛT-20: De ki: 'Yeryüzünde dolaşın da (Allah) yaratmaya nasıl başlamış bakın; sonra Allah, âhiret hayâtını yaratacaktır.' Muhakkak ki Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.) Yani evrimsel biyoloji, antropoloji, paleontoloji bunları bilmeden bu ayetler yorumlanabilir mi?  Neyse yani Âdem daha dünkü çocuk:) Bu ara ortak yaratılanların ortak atadan gelme tezini ve de maymundan gelme tezini İslam alimleri ortaya atmıştır. Çamurdan gelme zoruna gitmiyorda…
Vaktin olduğunda aşağıdaki alıntıyı okumanızı önerebilirim:
Birinci yaratılışınızı biliyorsunuz o halde düşünsenize. (VAKIA-62) Yani dışarı bir baksan evrene, doğaya gözüküyor da ondan önce bişeyler düşüneceğiz senle. Ama önce sen bir bak. Bilim yap, incele geliştir kendini sonra düşüneceğiz beraber. De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” (Ankebût Suresi 20. Ayet) Bu ayetteki “yer yüzünü dolaşın yaratılışa bakın, bu sonraki yaratmayı da öğreticek” emrine uyan var mı aramızda Ne garip bu emre Darwin uymuş. Nasıl yaratılmış diye dolaşıyor. Adam yer yüzünün dolaşmış ve o zamanki kiliseyle papaz olacak evrim teorisini ortaya atmış. Ve demiş ki “Bütün canlılar ortak bir atadan geliyor” Fakat o dönemde kilise ile papaz olan Buruno, kelpler, galilo nun yanında oluruz ama nedense hepimiz darwin düşmanı oluyoruz. Peki İslam dünyasında bilimin zirve olduğu dönemlerde benzer şeyler söyleyen İslam alimlerini hiç duyduk mu? Birkaç örnek Darvinden 850 yıl önce İbn Miskeveyh ve Evrim (M.S. 940-1030), El-Cahız ve Evrim (M.S. 761-898), Ebu Musa Câbir bin Hayyan(ms. 721), İbrahim Nazzam (d. 775, ö. 845), El-Biruni, ibni HALDUN, , vb. leri evrim teorisni açıkca yazmışlar ve savunmuşlardır. Sadece bunlarda değil onlarca vardır. Yine Kurana dayanarak benzeri teorileri savunmuş ve ortak atadan gelmeyi savunmuşlardır. Muhammedi Evrim kuramı diye avrupada darwini Müslüman okullarda yüzyıllardır okutulduğu için direncin olacağını savunmuşlar ve karşı çıktıklarını söylemişlerdir. (Kaynak: John William Driver) 
Abdülhamidin de evrim teorisi hakkında çalışma yapanlara destek verdiğini duymuş muyduk? (Kaynak: Alper bilgili)
Gerçi Konu ile ilgili son olarak Edip Yükseldende şu makaleyi kopyalamak istiyorum.
(Edip Yüksel’in ‘Adem Baba Paraşütle mi?‘ indi makalesindeki bazı bilgileri de bu yazıyı zenginleştirmesi açısından aşağıya ekledim.
Aslında tarihi belgeler Darwin?in (1809-1882) ve dedesi Erasmus Darwin?in evrim konusunda, kendilerinden yüzyıllar önce yaşayan islam bilginlerinin eserlerinden etkilendiğini gösteriyor. Dostum Dr. T. O. Shanavas, Creation and/or Evolution: an Islamic Perspective adlı kitabının 6?ıncı bölümünü buna ayırıyor. Örneğin, John William Draper, The Conflict Between Religion and Science adlı kitabında evrim teorisinin batı kökenli olduğu varsayımını reddediyor ve evrim teorisinin Müslüman okullarında yüzyıllar önce okutulduğunu ve hatta Müslümanların evrimi çok daha geniş kapsamlı düşündüklerini, minarelleri ve inorganik maddeleri bile evrim olayına dahil ettiklerini tartışıyor. Will Durant adlı Amerikan tarihçisi de ünlü filozof Ali İbni Sina (980-1037) ve Ebu Bekir Muhammed El-Razi?nin (844-926) tıp ile ilgili kitaplarının ve görüşlerinin ortaçağ Avrupasında üniversitelerde yüzyıllar boyu ders kitabı olarak kullanıldığı gerçeğini anımsatıyor ve 1395 yılında Paris Üniversitesinde el-Razi?nin Kitab el-Havi adlı eserinin kullanılan dokuz kitaptan biri olduğunu bildiriyor. Aynı kitap, Avrupa?da Avicenna olarak tanınan İbni Sina?nın bilimler ansiklopedisi olan Qanun fil Tibb adlı kitabının Montpellier ve Louvain üniversitelerinde 17?nci yüzyıl ortalarına kadar temel ders kitabı olarak okutulduğunu bildiriyor. Avrupa?da tıp bilimini etkileyen evrimci iki önemli Müslüman bilimadamı daha var: Batı?da Abubacer olarak bilinen Ebu Bekr ibn Tufeyl (1107-1185) ve Averroes olarak tanınan ünlü filozof Ebu el-Velid Muhammed ibn Rüşd (1126-1298).
Shanavas, yukarıda ismini verdiğim kitapta daha birçok belgeye yer veriyor. Örneğin, sosyolog tarihçi Ibni Haldun?un (1332-1406) ünlü Makaddime?si minerallerden başlayan bir evrimi savunur. Minareller evrimleşerek çekirdekli ve çekirdeksiz bitkiler oluştururlar. Bitkiler hurma ağacı ve asma ile zirveye ulaşıp hayvanların ilk evresi olan salyangoz, kabuklu deniz hayvanlarıyla gelişir. Çeşitlenerek artan hayvanlar yaratılışın yavaş işleyen evreleşmesi sonunda bilinç sahibi ve düşünme yeteneğine sahip olan insana dönüşüp zirveye ulaşıyor. Ibni Haldun?a göre insanlığın ilk evresine maymunlardan erişiliyor. İbni Haldun Mukaddime?sinde evrim olayını bilimsel bir dil kullanarak anlatıyor ve varlığın aslınının (yani genetik yapısının) çeşitli değişikliklerden (mütasyonlardan) geçerek bir cinsten diğer bir cinse evrimin gerçekleştiğini savunuyor. Ortaçağ?da dünyanın bilim meşalesini ellerinde tutan Müslüman bilimadamlarının evrimi ilahi bir sistem olarak kabul etmekte hiçbir çekinceleri olmamıştır. Örneğin, İbni Haldun insan cinsinin kökeni hakkındaki bir paragraftan sonra Allah?ın sünnetinin (yasasının) değişmeyeceğini bildiren bir ayeti anımsatıyor.
Bunlara ek olarak, batıda Alhazen olarak bilinen ünlü optik bilimcisi Muhammed el-Heysam (965-1039) optik bilimini incelediği Kitab-al Menazir adlı eserinde insanların mineraller, bitkiler, hayvanlar ile süren evrelerin bir sonucu olarak yaratıldığını savunur. İbni Arabi (1165-1240), Celaleddin Rumi (1207-1273) gibi ünlü tasavvuf liderleri de evrim teorisini savunmuşlardır. Geolog El-Biruni (973-1048) Kitab el-Jamahir adlı eserinde insanlığın basit organizmaların doğal ayıklama yoluyla uzun yıllar süren evreden evreye gelişimleri sonucu oluştuğunu tartışır. )
Neyse bu kadar alıntı sabit fikirlilerin sabit fikrini kırmaya yeter diye düşünüyorum Bu konu ile ilgili her türlü ayrıntı prof.Sinan Canandan ve sitesinden bulabilirsiniz. Zaten buradaki alıntılarda ondandır.)

MK:

Hocam benim yayınlanmadı diye kızdığım yazıyı gönderiyorum:) Sonundaki linkin ilk on maddesini derdimi orada anlattığım için önerebilirim tabi boş zamanınız oldukça. Saygılarımla:)Az önce bir ateist formuna göz atayım dedim. Cevaplar çok garip "Ha burayı bilim ya da evrimciler açıklayamadı bak burada Allah var" şeklinde cevaplar.. derseniz: Orası açıklandığı gün sizin Allah haşa ordan gider. Açıklanamayan şeylerde iman ve inanç ararsanız, açıklandıkça ateist olursunuz. Batı ateistlerinin durumu da budur. Gençlerden yok mu bu guruplara adam akıllı cevap oluşturanlar. Biz ihtiyarlara kalmamalı artık. Nerdesiniz ya hu:) Bu konu ile ilgili eski yazılardan sevdiğim küçük bir paragraf paylaşıyorum:) Buraya da kopyalıyorum. Cevap bu mantıkla olmalı:
Bir şeyin nasıl yapılmasının izah edilip anlaşılması onun ustasını ve yapanını inkar ettirmez. Bir saatin nasıl yapıldığının anlaşılması ustasını inkar ettirmez. Daha çok buldurur. Bilim "nasıl" ı cevaplar. Neymiş "bilim daha henüz bunu açıklayamamışmış(!) Yahu açıklayınca ne olacak(?)
Örneğin elektronik saatin nasıl çalıştığını ben bilmiyorum. Fakat daha sonra elektronik mühendislerinden dersler alarak öğreniyorum. Öğrendiğim zaman o elektronik saat kendi kendine mi olmuş olur?Yoksa yine ustasını mı tebrik ettirir. Aynen bunun gibi ilim ve fenlerin bir şeyin nasıl olduğunu bulmaları ustasını inkar ettirmez daha çok buldurur. Ya da bilgisayarın nasıl yapılıp çalıştığını öğrendiğimizde kendi kendine mi olmuş olur?
Haritanın ne olduğunu anlamayan birini düşünelim. Haritayı ve onun ne anlattığını öğrendiğinde harita kendi kendine mi olmuş olur?Basit bir Türkiye haritası bile kendi kendine olmuyor. Ya DNA haritası çıkarıldığında o harita kendi kendine mi olmuş olur? Yoksa haritayı çizen mühendisi mi gösterir? Bizim haritalarımızdan mükemmelliği nisbetinde…
Bir örnek daha verelim. Kitabı tanımlıyorum. Kitap: Hammaddesi ağacın hamur haline getirilmesiyle ve bazı kimyasal maddeler karıştırılarak fabrikalarda üretilen ve içine insanların fikir, duygu ve düşüncelerini yazmış olduğu materyale kitap denir. Şimdi kitabın nasıl yapıldığını öğrenip, anlayıp tanımladığımda kitap kendi kendine mi oluşmuş olur(?)
Vahşi bir adam mükemmel bir fabrikaya giriyor. Fakat o fabrikanın nasıl yapıldığını ve kimin yaptığını bir türlü görüp bulamıyor. Ne yaptı diye düşünse yani fabrika parçalarından o vahşi aklı ona ihtimal vermiyor. Sonra o fabrikanın plan ve sistem kitabını ele geçiriyor ya da keşfediyor. Ve en ilgili onu görüp bulduğundan "tamam bu kanun kitabı yaptı" diyor. Anayasa kitabını yapanlar o kitap değildir vb. düşünmüyor. İşte bu günkü tabiatçıların durumuda bu şekildedir. LİNK:http://www.mehmetkonca.com/.../allahin_varliginin...
Var olan bir şeyin varlığının ispatı yokun ispatına göre her zaman daha kolaydır ve mümkündür. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Ya da bir iğnenin evrende varlığını ispat için onun yaptığı dikişlerin izlerini bile göstersek yeterlidir. Halbuki yok...
MEHMETKONCA.COM
 
GS:

2:30 - Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.

2:31 - Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: "Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin." dedi.

2:34 - Ve o zaman meleklere: "Âdem'e secde edin!" dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.

2:35 - Dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

2:37 - Derken Âdem Rabb'ından birtakım kelimeler aldı, (onlarla tevbe etti. O da) tevbesini kabul etti. Muhakkak O, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.
Hocam bunlar hikaye değil ayet ve bizzat kur-an da geciyor. 
Yine başka bir ayette hz. Havva nin hz. Ademin sol kaburga kemiğinden yaratıldığı geçiyor. Eğer bilimsel çalışmalara bakarsak dünyada eşeyli olarak üreyen canlılardan ilk olarak disi bireyin oluşması gerekir. Çünkü disi birey bir çift xx kromozomozomu bulundurur. X kromozomunun bir kısmının erimesiyle erkek bireylerin cinsiyet oluşumunu sağlayan Y kromozomu oluşmuştur. Yani hz. Ademden hz. Havva nin oluşması da muamma bir durumdur. Dediğim gibi ya kuranı kerim doğru tesvir edilmiyor ya da akla mantığa ve bilime uymayan bilgiler(ayetler) yer aliyor

MK:Hocam bu konuların cevabını soracağınızı tahmin ettiğim için sorudan önce gönderdim. sol kaburga kemiği tamamen israiliyattır yani islam dışi olan ve sonradan müslümanlığa giren hiristiyan, yahudu, mecusi, zerdüşt vb. lerinin eklemeleridir. Kuran la hiç ilgisi yoktur. Hatat Kurana iftiradır. Kuran ayrı birey eşler olarak yaratıldığını söylüyor. Kadın erkek ayırımı yok.

MK: Hocam siz benim yazılara ve linke göz atın sonra ben bu konuyla ilgili size bir link daha ayrıca atacağım.

GS: Hocam nisa suresi 4. Ayet hz. Havvanın yaratılışı. Benim anlatmak istediğim hikayeler değil. Zaten hikâyelerle de ilgilenmiyorum sol kaburgasından yaratılmış veya sternumundan yahut femur kemiginden önemli değil. Önemli olan hz. Havvanin ademin herhangi bir uzvundan yaratilamayacagi. Ancak bir disi var olduktan sonra evrimsel süreç sonucunda erkek bireyler var olabilir.

MK: üzenlendi
Mehmet Konca
Mehmet Konca http://www.kuranmeali.org/.../kurani_kerim_mealleri.aspx
NİSA Suresi 4. ayeti Türkçe Kuran Mealleri | 4/NİSA-4 / Kuran-ı Kerim Meallerini Kıyasla - 40 adet Türkçe Kurân Meâli
NİSA-4 için 40 meâl bulundu. Ahmed Hulusi (4/NİSÂ-4: Kadınlara mehrlerini (evlilik bağışı - hediyesi) severek bağışlayın. Şayet gönül hoşluğuyla bağışladığınızdan bir kısmını geri verirlerse, onu da içinize sinerek yeyin.) / Ahmet Tekin (4/NİSÂ-4: Kadınla
KURANMEALİ.ORG
Beğen · Yanıtla · Önizlemeyi Kaldır · 8 Aralık, 22:46
Mehmet Konca
Mehmet Konca hocam bu linkte bütün mealler var ama böyle bir çeviri meal olarak yok. fakat israiliyattan alınmış tefsirler de ibni abbasdan başlayan o da bir eski yahudi alimiydi. ve bunlar müslüman olunca eski bilgilerini islam olarak anlattı. sadece tefsirlerde bulabilirsiniz. birde ayet meallerini o insancı için çarpıtanlarda bulunabilir. görüşmek üzere.

GS: Ayeti yanlış yazmış olabilirim hocam bi bulunca link atacağım

MK: Hocam isterseniz kuran çevirilerindeki hatalar diye yazabilirsiniz. inanılmaz derecede kuranı kendi kültrülerine uydurmak için tarih boyunca araplar, mecusiler, hindu, şaman vb. leri kelimeler de de tahrif yani bozma yapmışlar.

GS: Araf suresiymiş
Beğen · Yanıtla · 8 Aralık, 22:52 · Düzenlendi


Mehmet Konca hocam ayet numarasını verebilirmisiniz
Beğen · Yanıtla · 8 Aralık, 22:53


GGS: Dediğim gibi hocam iki ihtimal var ya yanlış tesvir ya da gercekten mantığa ve bilime uymayan bilgiler yer aliyor
Beğen · Yanıtla · 8 Aralık, 22:53


G S: 189
Beğen · Yanıtla · 8 Aralık, 22:53


G S: Sizi bir nefsten yaratan ve onunla sükûn bulmanız için, ondan onun eşini yaratan O’dur 
bu bir tefsir. Ne kadar doğru tefsir edilmiştir bilemem ama ifadeye bakildiginda hz. Havva hz. Ademden yaratılmıştır anlamını çıkarmak zor değil.
 


Mehmet Konca
Mehmet Konca http://www.kuranmeali.org/.../kurani_kerim_mealleri.aspx
Beğen · Yanıtla · 8 Aralık, 22:56
G S
 Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler.)
Beğen · Yanıtla · 8 Aralık, 22:58
G S
 Sizin gönderdiğiniz linkte acılan tefsirde geçen ifadeler hocam. Huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir diyor. Bunu anlamak veya anlam çıkarmak bu kadar zor olmamali

Mehmet Konca : Hocam bu ayet kelime anlamından tahrif edilmedikçe o anlam çıkmaz. ben size şimdi bazı ayet numaraları göndereceğim. Diğer ayetler o uydurmayı yok ediyor. tam o konu ile ilgili link gönderiyorum

G S:
Zira kuranı kerimden yüzlerce meal çıkması da çok tehlikeli bir durumdur daha anlaşılır net ve kesin olması gerekir


G S:

 Allah bu kitabı insanlığa dini anlaması ve dini yaymak için gonderdiyse kurandan yüzlerce meal çıkması ne kadar doğru olur?

MK: Çok da önemli değil çünkü baştaki konuyla ilgili değil. Ayrıca nasıl yarattıysa yarattı ama bu nokta da önemli.

her kültür kendi ne göre yorumlamış. Bu normal çünkü peygamber zamanıyla sonraki uygulamalar da o kültürler islamı ele geçirmiş. insanları büyütmeyen bir dinden şia da 12 imam, sünniler de kutup vb. gibi insana tapar hale getirmiş. Ayrıca mealler arasında doğru çevirileri de görebilirsiniz. yaşar nuri , edip yüksel , bayraktar başta olarak çoğunluk o kelimeyi kaburga dan yarttı felan demiyor. 11 - Ali Fikri Yavuz: Sizi bir nefisten (Âdem’den) yaratan ve bu nefisten de, gönlü kendisine meyledip rahat etsin diye zevcesini (Havva’yı) yaratan O’dur. Âdem, eşiyle münasebette bulununca, zevcesi hafif bir yük yüklendi (hâmile oldu). Bir müddet bu hafiflikle geçti. Nihayet gebeliği ağırlaşınca, her ikisi Rableri Allah’a şöyle dua ettiler; “-Eğer bize salih bir çocuk (teşekkülü tam olarak) verirsen yemin ederiz ki, şükreden kimselerden olacağız.
12 - Ali Ünal: O Allah ki, sizi tek bir nefisten yarattı ve onunla aynı tür ve mahiyetten de kendisiyle ünsiyet etsin diye eşini var etti. Derken, bu ikisi bir araya gelip de erkek eşini bürüyünce, kadın belli belirsiz hafif bir yük yüklenir ve onu bir zaman taşır. Nihayet taşıdığı yük ağırlaşınca, eşler birlikte, bir endişe ve telaşla Rabbileri olan Allah’a yönelme gereği duyar ve “Eğer bize sağlıklı, eli ayağı yerinde bir çocuk verirsen, andolsun biz de karşılığında şükredenlerden oluruz!” diye içten içe yalvarmaya dururlar.
13 - Bayraktar Bayraklı: Sizi tek bir cevherden yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de o cevherden var eden, Allah'tır. Eşine sarılınca, eşi hamile kaldı ve onu bir müddet taşıdı. Gebeliği ağırlaşınca, karı koca, Rableri Allah'a, “Bize kusursuz bir çocuk verirsen andolsun, şükredenlerden olacağız” diye yalvardılar.

aslında dikkat ederseniz çoğunluk öyle meal vermemiş.
Mehmet Konca ve kaburga kemiği vb. eklemeler yok. ben size son bir link daha atayım ve ayetlere toplu bakalım
Mehmet Konca hocam okumak bana bu günlerde çok sıkıcı geliyor isterseniz boş vaktinizde şu videoyu izleyin burada bahsettiğim ayetler sıralanıyorhttps://www.youtube.com/watch?v=Js_BfoN8VTU
Cansu Canan ile Öteki Gündem'de bu hafta Prof. Dr. Mehmet Okuyan ve Prof. Dr. Caner Taslaman ile Kur'an'daki…
YOUTUBE.COM
 

GS: Bu videoya bakıldığında da hz. Havvanin ademden yaratıldığını söylüyor. Ayrıca çiftler yarattı dediği ifadeye de baktigimizda hz. Ademin ilk çocukları kabil ve lubad daha sonra da habil ve iklima doğuyor. İkiz olmalarının sebebi birbirleri ile evlenmelerini saglayarak insan soyunun türemesini sağlamak. İklima güzel olduğu için kabil iklima ile evlenmek istiyor. Habil ise iklima ikizi olduğu için buna izin vermiyor. Husumet başlıyor ve ilk cinayet işleniyor. Allah aynı karindan olduklari için ikizlerin birbiri ile evlenmesini yasaklamış. Fakat bu yasak çiğnenmek isteniyor. Kabil habili öldürüyor.tabi bir de adak meselesi var. Bir süre kardeş evliligi olduktan sonra insanlar cogaldikca artik kardeşlerin de evlenmesi yasaklaniyor. 
Asıl sorulması gereken soru şu
Sekiz çift dünyaya ademden ve havvadan sonra geldiyse neden kardeş evlenmesi diye birşey var. Ya da gerçekten böyle habil kabil tartışması var mi

MK: Hocam bu konular bu videoda var. 3 saatlik ne zaman izlediniz:)

zenlendi
Mehmet Konca
Mehmet Konca
Bu yazınızı yeni gördüm kusura bakmayın. Kabil habil de kuranda öyle değil ama hocam isterseniz bu konuya da sonra girsek:) çok uzayacak. aşağıdakini ekleyeyim. Ya da size bu sorulara cevap veren site linki atayım. "Âdemle ilgili "secde suresi, nisa suresi 1.ayet, hucurat 13, zümer 6, fatır suresi 11, araf 10-11, nuh suresi 17, ali imran 33. ayetlerine" bakıldığında sadece bir anne babadan türeme(çünkü ayet 8 çift arasından peygamber olarak adem seçildi diyor, seçim varsa bir den fazla aile var), kaburgadan kadının yaratılması, çaprazlama kardeş evliliği teorisi vb. hepsi çöpe gider. Kur'an da "sarhoşken namaza yaklaşmayın" ayeti vardır. Fakat cımbızla sadece "namaza yaklaşmayın" kısmını alırsanız olayı tamamen farklı yere çekersiniz. Cerbeze yapmış olursunuz. Yani bir konuya bakarken de Kurandaki bütün diğer ayetlerle cımbızlamadan bakmanız gerekir. Ayrıca diğer dinlerden gelen dinin içine yerleştirilen bilgileri de sorgulamanız gerekir. Nedir yahu şu israiliyattan çektiğimiz:) Hepsi Kur'ana fatura ediliyor. "Size nefislerinden peygamber gönderdik" deniliyor. Bu kendi parçamız anlamına gelmiyor. "Nefis kelimesi tür anlamına geliyor. Çünkü yer yüzü melekle dolu olsaydı melek türünden bir peygamber gelirdi diyor. Nefislerinizden eşler denilince aynı tür anlamına gelmiyor yani. Yoksa süt kardeşle bile evlenmeyi haran kılan bir din mantığında adem kendi parçasıyla evlendi saçmalığı, ya da kardeşlerin çaprazlama evlenmesi şeriat değişikliği vb. saçmalık olamaz.
Beğen · Yanıtla · 8 Aralık, 23:38
Mehmet Konca
Mehmet Konca hocam kabil habil linki: uydurmalar dışında bu konuyla ilgili değil. https://www.youtube.com/watch?v=iPzKMyKAmxE
Beğen · Yanıtla · 9 Aralık, 00:34 · Düzenlendi
GS:
 https://youtu.be/m7r5YtysC9g 23.52 den izleyin hocam vaktiniz varsa :) ben demiyorum profesör diyor. Herhalde uydurmuyordur.

Nihat Hatipoglu 2011 Sohbetleri Hz Adem ve Hz…
YOUTUBE.COM
Mehmet Konca
Mehmet Konca hocam bütün tefsirci ve maelciler özgür ve hür düşünmüyorlar. eskilerden aynı alıyorlar. biri yanlış çevirince hepsi aynısını yazıyor. siz en iyisi farklı ve özgün düşünenlere, Kuranın deyişiyle atalarının dinine tapmayanlara bir kulak verin.
AYRICA Kuran ruhban sınıfına ya da din adamlarına gelmiş bir kitap değildir. Yani Kuran da Allah seni de beni de muhatap olup gönderilmiştir. Kendimiz de bu ruhban ve din adamlarının kısıtlamalarından hür olarak Kuran okuyabilmeliyiz. Çünkü bu ruhban sınıfı "ben bilirim, ben anlarım, sen bana uy. AMan kuran okuma" der. Halbuki Kuran akıl sahibi herkese gönderilmiş ve ruhban sınıfını reddetmiştir.  bir örnek link atıyorum onlardan birinden. diğerlerini siz sonraları takip edersiniz.

GS:

Mehmet hocam tüm bu yorumları haşa allahın varlığını inkar etmek yazmıyorum. Benim anlatmak istedim şey şu eğer din alanında bir yol alınmak isteniyorsa bunu kişi kendisi düşünerek bulmalı. Bir dayanak olarak başvurulan kuran ki biz onu kendi aklımızla malesef tefsir edemiyoruz.çok derin anlamlar olduğu aşikar. Malumunuz her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Bence anlaşılır olması daha makbul olurdu. İlk olarak yorumu ateistlere tepki olarak yazmışsınız. Şunu ifade edeyim ki ataist değilim. Sadece kuranda belki anlatılmak istenenler nettir ama insanlar tefsirciler yanlış yapıyordur hadiselerin bir çoğunun yanlış tefsir edildiğini düşünüyorum ki bunu da bu gün attığımız paylaştığımız bir çok tefsirden de görebiliyoruz. Eğer kanıt araniyorsa allahın varlığı için enerji nasıl var olmuştur bu tartışılmalı. Ve cevap aranmalı.Canlıların var oluşu enerjiden 10 milyar yıl sonradir. Dolayisiyla 13.8 milyar yıl önce ne oldu da devasa bir enerji var oldu bunu kim yarattı denmeli diye düşünüyorum.

MK:

benim rahatsız olduğum konu yayınlamak için yöneticilerin cevap onayı vermemesi. Orada bir konu ile ilgili yazmıştım. Bir de dincilere kızarlar:) kendileride aynı farklı fikirleri konuşturmuyorlar yayınlamıyorlar bile..hocam zaten günümüzde yeni bulunan onlarca buluş kuranda açıkca yazıyor. bununla ilgili link tabi sonra düzenleyeceğim: 3.4. 5. madde http://www.mehmetkonca.com/.../kuranin_allah_sozu...

GS:

 Hocam önemli olan kaburga kemigi değil. Burada attığınız meallerden ele alalım en basitinden kimisi ademden yaratıldı demis kimisi adem meyl etsin gönlü hoş olsun diye yaratıldı demiş(bence coooooook yanlış bir ifade)
Sadece şunu sormak istiyorum havva ademden mi yaratıldı yoksa adem meyl etsin diye gönlü hoş tutulsun diye yahut insanlık çoğalsın diye ayrıca mi yaratıldı? Tefsirlere bakildiginda bunun cevabını bulmak mümkün değil. Bu nedenle kuran her yorumlamaya göre degisiyor. Kutsal kitaplar yol gösterici olması gerekirken karmaşaya sebebiyet veren bir halde.

MK:

Hocam sonuçta mealleri yazan erkekler. Sizde bir meal yazın havvanın gönlü hoş olsun diye yazın:) Ademden yaratıldı demiyor öyle bir kelime Kuranda yok. Olay kendi kültürleri için çarpıtılma yapılmış. Her ikisi ayrı nefis. Ama eş olarak bir birleri için yaratılmış yalnızlıktan kurtarmak, ünsiyet etmek, omuz omuza vermek diye anlıyorum. Araya kelime katmadan çevirenlerde açıkca görülüyor yani bahsettiğim isimlerde. konuya toplu bakılması açısından bende o ayetleri alıntı olarak yazıyorum: Mustafa İslamoğlu (7/A'RÂF-189: O'dur sizi bir tek candan yaratan ve kendisine ilgi duysun diye ona kendi cinsinden eşini var eden.. Gerçi nasıl yarattıysa yarattı :) Ama sonuç ta her ikisi de ayrı nefis ve insan. Belki cevheri aynı diye anlıyorum. Fakat bu konu tamamıyla farklı. Benim yukarıda yazdığım konudan. NAsıl istiyorsanız öyle olsun değerli hocam:) Yarın okul var isterseniz sizi de meşgul etmeyeyim. Zaten konu yazdığım mevzudan farklı yere gitti. Kusura bakmayın. Sonra devam edelim. Görüşmek üzere:)

GS:

İste bu ifadeniz de çok yanlış hocam kutsal kitaplar bir erkek tarafından yorumlaniyor ve erkekliğin egemenliğine yenik düşüyor. Bahsettiğim şey de bu aslında adı üstünde kutsal kitap kesin ve net olmali. Sonuç itibariyle anlaşılması ve yol göstermesi için gönderilmiş. Bir kadın tesvir yapsın kadında bunu gönlü hoş olsun di-ye çevirsin komik bir durum. Kitabın üzerindeki ehemmiyeti yerle yeksan etmek bu kadar basit olmamalı diyor saygılar sunarak iyi geceler diliyorum 😊

MK:

Hocam bu ifade yanlış değil ben erkekler meal yazıp, tefsir yazdığı için hep erkeklerin lehine çarpıtıldığını iddia ediyorum ve inanıyorum. ve bu uydurmalar özellikle hadislerde kadınları aşağılamalar erkekler lehinde uydurmalar yapmaların olduğuna inanıyorum. Burada suçlu Kuran değil insanların çarpıtmaları bunu görmeliyiz. kuran ne ile mücadele etmişse geri konulmuş bu yolla. şia sünni örneği verdiğim gibi düşünün. hepsi insanlara tapıyor imam, kutup, seyh vb. size de iyi geceler hocam

GS:

Neyse hocam dayanamadı şu kısmı kopyalıyorum. Son olsun. :) Ayrıca Âdemle ilgili "secde suresi, nisa suresi 1.ayet, hucurat 13, zümer 6, fatır suresi 11, araf 10-11, nuh suresi 17, ali imran 33. ayetlerine" bakıldığında sadece bir anne babadan türeme(çünkü ayet 8 çift arasından peygamber olarak adem seçildi diyor, seçim varsa bir den fazla aile var), kaburgadan kadının yaratılması, çaprazlama kardeş evliliği teorisi vb. hepsi çöpe gider. Kur'an da "sarhoşken namaza yaklaşmayın" ayeti vardır. Fakat cımbızla sadece "namaza yaklaşmayın" kısmını alırsanız olayı tamamen farklı yere çekersiniz. Cerbeze yapmış olursunuz. Yani bir konuya bakarken de Kurandaki bütün diğer ayetlerle cımbızlamadan bakmanız gerekir. Ayrıca diğer dinlerden gelen dinin içine yerleştirilen bilgileri de sorgulamanız gerekir. Nedir yahu şu israiliyattan çektiğimiz:) Hepsi Kur'ana fatura ediliyor. "Size nefislerinden peygamber gönderdik" deniliyor. Bu kendi parçamız anlamına gelmiyor. "Nefis kelimesi tür anlamına geliyor. Çünkü yer yüzü melekle dolu olsaydı melek türünden bir peygamber gelirdi diyor. Nefislerinizden eşler denilince aynı tür anlamına gelmiyor yani. Yoksa süt kardeşle bile evlenmeyi haran kılan bir din mantığında adem kendi parçasıyla evlendi saçmalığı, ya da kardeşlerin çaprazlama evlenmesi şeriat değişikliği vb. saçmalık olamaz.

MK:

Neyse hocam dayanamadı şu kısmı kopyalıyorum. Son olsun. :) Ayrıca Âdemle ilgili "secde suresi, nisa suresi 1.ayet, hucurat 13, zümer 6, fatır suresi 11, araf 10-11, nuh suresi 17, ali imran 33. ayetlerine" bakıldığında sadece bir anne babadan türeme(çünkü ayet 8 çift arasından peygamber olarak adem seçildi diyor, seçim varsa bir den fazla aile var), kaburgadan kadının yaratılması, çaprazlama kardeş evliliği teorisi vb. hepsi çöpe gider. Kur'an da "sarhoşken namaza yaklaşmayın" ayeti vardır. Fakat cımbızla sadece "namaza yaklaşmayın" kısmını alırsanız olayı tamamen farklı yere çekersiniz. Cerbeze yapmış olursunuz. Yani bir konuya bakarken de Kurandaki bütün diğer ayetlerle cımbızlamadan bakmanız gerekir. Ayrıca diğer dinlerden gelen dinin içine yerleştirilen bilgileri de sorgulamanız gerekir. Nedir yahu şu israiliyattan çektiğimiz:) Hepsi Kur'ana fatura ediliyor. "Size nefislerinden peygamber gönderdik" deniliyor. Bu kendi parçamız anlamına gelmiyor. "Nefis kelimesi tür anlamına geliyor. Çünkü yer yüzü melekle dolu olsaydı melek türünden bir peygamber gelirdi diyor. Nefislerinizden eşler denilince aynı tür anlamına gelmiyor yani. Yoksa süt kardeşle bile evlenmeyi haran kılan bir din mantığında adem kendi parçasıyla evlendi saçmalığı, ya da kardeşlerin çaprazlama evlenmesi şeriat değişikliği vb. saçmalık olamaz.

MK:

hocam bu son eklediğim kopyalama "öteki gündem" yani gönderdiğim linkin içinde ayrıntılı anlatılıyor meal çevirisindeki hatadan da bahsediliyor. saygılarımla

GS: Videoda da hatalar var hocam çelişen ifadeler

MK: hocam video iki saat linki göndereli beş dakka bile olmadı. Ne zaman izlediniz:) nefislerinizden tabiri kuranda çok geçer ve kendi türünüzden anlamında. Yani kuranda nefis kelimesi o ayetlerin hepsinde tür anlamına geçer. ""Size nefislerinden peygamber gönderdik" deniliyor. Bu kendi parçamız anlamına gelmiyor. "Nefis kelimesi tür anlamına geliyor. Çünkü yer yüzü melekle dolu olsaydı melek türünden bir peygamber gelirdi diyor. Nefislerinizden eşler denilince aynı tür anlamına gelmiyor yani. Yoksa süt kardeşle bile evlenmeyi haran kılan bir din mantığında adem kendi parçasıyla evlendi saçmalığı, ya da kardeşlerin çaprazlama evlenmesi şeriat değişikliği vb. saçmalık olamaz

GS:

 İki saat elbette izlemedim youtubede hızlandırarak mümkün :)

MK:

:) hocam derin konular üç saat neredeyse yavaş izleyin ve dikkatli dinleyin derim. görüşmek üzere

CH:

Aslında buradaki ayet şu olmalıydı : kendi içinizden bir peygamber gönderdi. Mealler birbiri ile çelişiyor sıkıntı meallerde.

CH:

(Ey Rasûlüm) bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah vadinden caymaz Bununla beraber Rabbinin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir. Hacc süresi 47 ayeti kerime

 Evrendeki muazzam dizayn mevcut dünya gece gündüz yada 24 saat dilimi bir gündür fakat evrendeki galaksi sisteminde yıldızların günü tamamlaması 1000 yılı bulur.

SO:

Muhabbetinize kıyı köşe katılayımmı bahsettiğiniz zaman " min siddeti eyyam " malum izafi kavram Atomun zamanı hücrenin zamanı ve yıldız galaksi kainatın zamanı kıymetli hocalarım tefsiciler herbiri kendi zamandilimi kendi anlayış tarzlarını yansıtmışlar müfessirlerin bakış açıları sizi çok doğru sonuca götürmeyebilir anladığınız ölçüde ama efendimizin hadislerin bu mevzularla alakalı izahları var oradada muhaddise dikkat edeceğiz olayların künhüne vakıf olmak için ciddi alt yapı istiyor vesselam acizanem saygılar .

CH:

Cenab-ı ALLAH zaman içinde zaman yaratır bir insanın başını suya daldırıp çıkarması kadar kısa bir zamanda dahi o kuluna bir ömür başka bir hayat yaşatacak kadar kudretlidir örnekleri mevcuttur O ALLAH'ki zaman içinde zaman yaratır.

FA:

Hocam ayetler yazarak yada okuyarak hayat guzel olmuyor. Reel yasama bakarsak muslumanlar inandiklari halde bu durumdalar aci bir durum bu size cevap vermemelerini sebebi sizin gibi binlercesi klise haline gelmis soylemlerle kendi inandigini empoze etmeye calisiyor da ondan. İnanamak inanamka insanin manevi dunyasidir. Bunlari cok kurcalamanizi da yadirgiyorum. Size sadece sunu soliyorum sevgili zumredasim sevdigim abim sayin mehmet onca inaniyorsunuzda ne oluyor ne oldunuz insanlik icin ne yaptiniz. Ateist japon ve iskandinavlar herseyi yapiyor insanlik icin siz ne yapiyorsunuz. Sadece ayet oku ayet anlat gercek hayata yansiyan ne var koca bir hicccc... birde muazzam dunya muazzam insaninda bukadar muazzam olmasini kimlerden ogrendiniz onuda bir sorgulayyin lutfen:)

MK:

Azizim bilimdeki şimdiki gelişmeler kimsenin babasının malı değil. Taa sümerlerden tut her milletin bir dönem islam dünyasının aklını yok etmediği dönemde katkılarının her kesin malı. Bu ilmi göğüslemek sabit bir millette durmuyor dönüp duruyor. Tabi son üç yüz yıldır islam dünyası beyinlerini uyuşturmuş rezil durumda. Yani belli bir kesime mal edilemez. İnsanlık için ne yaptıklarına bakınca dünyayı skolastik düşünceden kurtadıkları ortaçağda katkıları bilimsel olarak ispatlanmış. Ve en başta sayılıyorlar. TAbi sonraları kendileri skolastiğe girmişler. Şimdi onunla mücadele etmek gerek. Beni rahatsız eden klişe haline gelmiş diyen ve kendi inandığını empoze ediyor diyenlerin kendilerinin de aynı olması daha benim yorumumu bile yayınlamaması. Bu yayınlamamayı ben empoze olarak algılıyorum. İnsanlar başkalarının ilgilendiği ve kendi ilgilenmediği konulara da saygı duymalı. Aynı demokrat diye CASTROYU övüp onunla Tayyibe laf demeye çalışanlar gibi. Evet çok hizmetleri geçmiş ve ben bu evrende özellikle ölüm varken nereden geliyorum, nereye gidiyorum vb. konular benim başta kalp akıl ve insani yapımı ilgilendiriyor. Bu da benim için bir realite kurcalama nedenim de bu. Bununla ilgili düşünmem kilişe değil. Bir insan yapısıdır aziz dostum. EN İÇTEN SAYGI VE SEVGİLERİMLE:)

DN:

bediüzzamanın eserlerine bakın 6 gün meselesini ispat ediyor

MK:

 Evet dursun kardeş ayrıca şimdi maalesef ki gevurların okuduğu doğa ve bilimsel araştırmalarını da yaratanın ayeti olan doğayı okumak olarak yorumluyor. Tabi Kuran öyle söylüyor. Aslında bilim doğayı inceledeğinden bunu japon yapmış, ingiliz yapmış hiçbir önemi yok.Hepsi ayet okuyor aslında. Gerçi şimdi her firma argesinde her milletten insan var. Belki yakında bilim bayrağı hindistana geçmek üzere avrupadan. Gerçi hindistanda müslüman çok:) Belki uyanışa vesile olur:) Nasılki tablo ressamı gösterdiğinden haberi bile olmayabilir ama ressamın sanatçılığını gösterdiği gibi. Doğa da Kuran gibi ayettir. Kim okumak ve anlamak isterse. Tabi keşke müslümanlar okumaya şimdide diyorum katkıları olsada daha da hoşumuza gitse:)

(Not: Burada isimleri ifşa etmemek için baş harfleri yazılarak verilmiştir. Anlayacağınız üzere MK benim. Ayrıca KURAN çevirilerindeki hatalar videolarını youtube de yazıp edip yüksel başta olmak üzere mutlaka izlenmelidir. Ve bu yolla bu vb. suistimallerden kurtulma yoluna gidilmelidir.) Bununla ilgili bir link örneği atıyorum. Aslında youtubeden bir kanal açıp bu videoları oraya yükleyip link atmalıyım..

Edip Yüksel (T) Kadın Düşmanları ayetleri tahrif ediyor 66:5

www.youtube.com/watch?v=UeQRr_7oxQU

*********************************************************************************************************************************************

Masum insanlara kim hangi mezhep, inanç, ideoloji, ırk anlayışı işkence yaparsa ister Sünni olsun ister Şii olsun ne olursa olsun hepsinin Allah belasını versin.

Terörün ve destekçilerine sadece lanet okumak yetmiyor artık. 30 yıldır lanetliyoruz... Bu saatten sonra terörün maksadının gerçekleşMEMEsi için elimizden geleni sadece sözlü ve yazılı olarak değil fiili olarak yapmalıyız. Hepimiz kendimizi bu güzel vatanın gönüllü asayiş bekçisi (polisi, askeri, jandarması, istihbaratçısı...vs) olarak görmeli ve emniyet güçlerimize bu anlamda destek vermeliyiz. DAHA DA ÖNEMLİSİ birlik ve beraberlik içinde İNADINA kenetlenmeliyiz... Bunu başardığımız an, bu alçak/kalleş eylemi yapan ve yaptıranların hevesleri kursaklarında kalacaktır... Allah yar ve yardımcımız olsun...

 

****************************************************************************************************************************************************************

BİR TARTIŞMA: KONU: IŞID VE BİZDEKİ MEZHEPLERİN, CEMAAT VE TARİKATLARIN ASLINDA AYNI KAFA OLUŞU

ANALİZ VE SENTEZLİ TARTIŞMA1:

YİNE HARİKA BİR ANALİZ SENTEZ AŞAĞIDAKİ TARTIŞMA İÇERİSİNDE VAR. Bu ateşli tartışmada İŞİDİn dayandığı fetvaların özellikle dinde mürted ilan ederek insanları öldürme fetvalarının eleştirisi olan bir tartışma. Eğer o mezhep fetvalarını savunuyorsanız ya da uydurma hadisleri sizlerin bugün IŞIDE hiçbir şey söyleme hakkınız yok. Gidip ışıde katılmak zorundasınız.

İŞİD'i uzaklarda aramayın o bizim toplumumuzda zaten var. Paylaşımıyla başlıyor tartışma. Orada ki fotoda cübbeli Ahmet hoca nın savunduklarıyla ışıdın savundukları aynı olduğunu söylüyor. Birine pasif ışıd diğerine ise aktif ışıd diyor. Pasif ışıd için gücü yok uygulayamıyor, aktif ışıd için ise gücü var uyguluyor diyor. Fotodaki maddeler ise şunlar: DİNDEN ÇIKAN ÖLDÜRÜLÜR, ZİNA EDEN RECMEDİLİR, İSLAMDA CARİYELİK KÖLELİK VAR, NİKAH OLMADAN CARİYELER KULLANILABİNİLİR, NAMAZ KILMAYAN DÖVÜLÜR ÖLDÜRÜLÜR VB.

Paylaşım sonrası tartışma başlıyorJ

 

Celal Ahmet ulan 3 madde ele almışlar hepsi birer cümle haaaaa. ondan sonra bu bununla aynı. yahu ben sana üç madde değil 13 madde ile memleketin %90 ı yahudiymiş dedirtirim ne yapcaz şimdi. valla cumaları havraya gidelimmi dicez o zaman.... geçin bu zırvaları

Mehmet Konca Hangi cemaatin gurubun tarikatın eline gücü ver. ulan derler bize ve mecaz anlamdada gerçek anlamda da kellemizi vururlar. Celal abi bunların zırva olmadığına bakmak istersen başta iran olmak üzere zamanında "selahiyet, özgürlük vb." diye bağıran mollalardan, nasrullahtan, boko haramdan, haşdi şabi, ışıd vb. lerine özellikle dayanaklarına bak. Bütün islam ülkelerine taliban, afganistan, mısır, lübnan, suud vb. hepsine.. Bizde ise Kabak sevmem diyeni bile dinden çıkarıp mürted ilan etme, sakalsız sarıksızları dinden çıkarma vb. durumlarına bak. hem de çok tutulan mızraklı ilmihalden. İslam dünyası olarak bu durumu görüp acilen düzeltmek gerek. Yoksa birbirini mürted ilan edip kesmeyi din olarak görmekten kurtulamayız. Saygılarımla

Celal Ahmet mehmedim her sölediğimiz doğru olcak ama ..... ayrıca suç teşkil etmeyen hiçbir fiille sahibi asılamaz. eeee diğer islam ülkeleri bugüne kadar ölçüyü zaten tutturamadılar. ama bizde ölçüyü kaçırmayalım derken doğruyu söyleyen yanlış zamanda ve yerde sölüyo diye adamı asıp geçiyoruz.

Zeki Bozkul Mehmet Konca anlaşılan siz hep firengii okuyorsunuz. Sayfanıza şöyle bir göz attım. Hep dinsiz filozofların sözleriyle doluyken Peygamberimize ise eleştiriyle dolu. Siz oryantalistmisiniz, ermeni kökenli ajan mı, yoksa beyni işgal edilmiş zavallı mı. Eğer sonuncuysanız beslendiğiniz zehir kaynaklarından kurtulun. Yoksa istikbal-i ahiretiniz çok kaygı verici bir boyutta.... Kur'an dan cımbızlanmış ayetlerle insanların ahiretini çalan şeytanlara imanınızı kaptırmayın.

İsmail Şahin Zeki Bozkul Aksini gösterecek kaynaklarınız var mı? Cımbuzlanmış https://www.facebook.com/images/emoji.php/v8/f4c/1/16/1f642.png:)Ayete cımbızlanmış ayet mi diyorsunuz. Bir tane de siz okusanız da cımbızlasanız.

Memet Aygün Böyle fitnelere alet olmamalı,neşretme mesuliyetine girmemeli...kimse ahirette hesabını veremez....azicik ilmi olan fetvaya başlıyor...

Zeki Bozkul Ne ilmi... adamda gıdım ilim yokki. Varsa yoksa birkaç gevurun sözünü ezberlemiş o kadar.

Mehmet Konca Ben gerçeği gevur derse onun yanındayım. Müslüman derse de onun yanındayım. Bence müslümanlık budur. Fitneye alet olma diye diye bakın islam dünyası ne halde. Yahu bir kafa yoralım. Ne hemen hakaret biz bu muyuz? Maşalah sende çok ilim var cahil deme ilmi. Bence asıl mesuliyet ve fitne, cehalet bu işleri düşünmemek ve nerede yanlış yapıyoruz dememek.

Memet Aygün Gerçek adamın zihin terazisinin ayarina göre değişir....biz ihlas ve uhuvvet risalesinin düsturlari ve herkes kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmelidir...düsturlari ile hareket etmeliyiz....musbet hareket ,kendi eksiklerimizi görme yerine kişiler,şahislar ile uğraşmak gitmenin ta kendisi dır.toplumsal hastalıklar tesbit edilir,uygun hâreket güzel....

Zeki Bozkul Şuna kızıyorum; baazıları batılı kafirin sözlerini takdirle karşılayıp taparcasına alkışlayıp delil olarak sunuyor Peygamberinin sözlerini eleştirip şu bu gibi eften püften bahanelerle tekzib edip manasını bilmeden cahilce hareket ediyor. Madem doğruyu söyleyenin yanındasın elin gevurunun sözleri için kafa yorduğun kadar azıcıkda Peygamberin sözleri için kafa yor ki o batılı şeytanlar kedinin faretle oynasığı gibi seninle oynamasın ve cahilce bilmeden o hainlerin hizmetkârı olmayasın...

Mehmet Konca Zeki Bozkul sen kızdın diye hakikat değişmez. Sakın sende kendi alimlerine tapıyor olmayasın. Ve bunun farkında bile olmayasın.  Ayrıca ona buna cahil demek fikir ve de edep değildir. Sadece hakarettir. Kötü söz sahibinindir. Asıl cahilliktir. Ve hakaret de fikir değildir. Lütfen saygılı ve hakaretsiz konuşalım. Taki müslümanlık nedir görelim gösterelim. İlim ilimdir batılısı doğulusu kafiri müslümanı olmaz. Bu sınıflama yanlıştır. Yanlış müslüman da da olsa yanlıştır, doğru kafir de de olsa doğrudur. Doğrunun müslümanı kafiri olmaz.

Mehmet Konca Ayrıca hadisleri ve peygamberin sözlerini incelemenizi bende öneririm. Bir de uydurma hadisleri incelemenizi öneririm. Belki o zaman beni anlarsınız sabit fikriniz değişmeyeceğinizi düşünüyorum yoksa. İnsanların birbirini dinden çıkarıp daha sonra mürted fetvaları vermelerini de ben icad etmedim. Bu nedenle kime cahil diyeceğinize karar vermeden önce İslam tarihinde ve günümüzde bu nedenle olan savaşları, katilleri vb. lerini incelemenizi de ayrıca öneririm. Suçu hemen gevurlara atmayalım birazda kendimize bakalım diye düşünüyorum. Tabi düşünmekte dinden çıkartmazsa:) "efelâ yeğgilun, elela tefekkerün, efela tedebberun(niçin düşünmüyorsunuz, akıl etmiyorsunuz, araştırmıyorsunuz, idrak etmiyorsunuz) vb. binlerce ayetler varken inşallah çıkartmazlar.

Zeki Bozkul Bakıyorum ayet ve hadislere yaklaşımınızın aynısını bizim yorumlarada yapıyorsun. Yani istediğin kısmı görüp öne çıkarıyorsun. Maksat kendi gurubunuz cemeatiniz veya şahsınız mı yoksa alemi islam mı. Reçeteniz sizin haricinizdeki herkes uydurma hadisleri düsdur edinmiş siz de uydurmaları bahane bütün hadisleri tekzib etmek mi. 
Hadis uydurmak nekadar günah ve ahmaklıksa hadislere rastgele uydurma demekde aynan öyledir. Hadis konusunda Buhari Müslim gibi ihtisası olmadan her önüne gelen işine yaramayan hadislere uydurma derse iş nereye varır. O zaman herkes kendi ideolojisine uymayan bütün hadislere uydurma der veya anlayamadığı her hadise uydurma der. Hatta batılı firenklerin sözlerini okuya okuya