-1-

İnkarcının teki inançlı bir düşünüre: “Eğer Allah varsa bana bir mucize göstersin.

Ben de inanayım.” demiş.

Düşünür ise hiç düşünmeden: “Sen söyle ne mucize değil ki…” demiş.

-2-

Bir inkarcı inkarını ispat edemeyince “Beni böyle ölüm gibi şeyler ilgilendirmiyor.

Beni ekonomik sorunlar, insanların fakirliği ilgilendiriyor”

Bunun üzerine düşünür. Onun boğazını sıkıyor.

Tabi bizim ki korkuyla debelenip kaçıyor.

Düşünür: “Hani ilgilendirmiyordu? Neden kaçıyorsun?

Unutma senin fakirlerinde, zenginlerinde hepsi hatta sen de ben de ölümle ilgiliyiz.

Ölmeden düşünmeni, ilgilenmeni tavsiye ederim.” Diyor.

-3-

Dervişin biri, son derece despot bir derebeyine takdim edilmek üzere,

 kahya efendiye bir kefen getirir.

Kahya, böyle bir şeyi takdim etmek istemediği için dervişi başından savmak ister.

Ancak derviş ısrar eder ve beyi beklemeye koyulur.

Biraz sonra bey gelir, ne olduğunu sorar. Kahya dervişi ve elindeki bohçayı

görüp, bir dervişe bir beye bakarak der ki:

- Bu adam, size kefen getirmiş efendim. Ölür musunuz, öldürür müsünüz?

 

-4-

Oğlunun okuması için elindeki bütün inekleri satan bir koylu,

onun bir şey öğrenemediğini görünce:

- Ne bahtsız adammışım, diye söylenmiş. Bir öküz uğruna ne inekler feda

ettim.

-5-

 

Sair Deyheki, çocuklarını yanına alarak bir dostunu ziyarete gider.

Kara, kuru ve sıska çocukları gören dostu latife olsun diye:

- Efendi, der. Bu gübre böcekleri senin mi?

Sair, tası gediğine koyar:

- Evet efendim! Kokunuza geldiler.

                                                                                      -6-

 

Mehmet Akif, iki yüzlü insanlara çok kızardı. Bir gün bir arkadaşına söyle

dedi:

- İki yüzlüleri artık sever hale geldim. Çünkü yasadıkça, yirmi yüzlü

insanlar görmeye başladım.

-7-

 

Keçecizade Fuat Paşa'ya, yetmişlik bir kadının otuz yaşındaki bir gençle

evlenmek istediğinden bahsetmişler. Paşa hemen:

- Ahmet musade etmez, demiş.

- Hangi Ahmet, diye sormuşlar. Pasa cevap vermiş:

- Karacaahmed !

-8-

 

Sadrazam Keçecizade Fuat Pasa Paris'te iken,

elçiler arasında hangi devletin kuvvetli olduğu tartışılıyordu.

Sıra Paşaya gelince, elçilere söyle dedi:

- En kuvvetli devlet, Osmanlı devletidir.

Herkes bu sözler üzerine şaşkınlık içerisinde iken, Pasa sözünü tamamladı:

- Evet o kadar sağlam ve kuvvetli ki, siz dışarıdan biz içeriden

çalıştığımız halde, bir türlü yıkamıyoruz

-9-

 

Sokrat ölüme mahkum edildiğinde, eşi:

- Haksiz yere olduruluyorsun, diye ağlamaya başlayınca Sokrat:

- Ne yani, demiş. Bir de hakli yere mi öldürülseydim?

 -10-

 Tanıdıklarından biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfik'e

göstererek fikrini sorar. Neyzen, beğenmediğini ifade edince, adam:

- İyi ama, der. Siz hiç roman yazmadınız ki!

Neyzen Terfik su cevabi verir:

- Ben yumurtanın tazesini bayatini iyi anlarım. Ama bu güne kadar hiç

yumurtlamadım.

          -11-

 

Bir konuşmacı "İnkılaplarımızla Avrupa’yı on asır geride bıraktık!" diye

nutuk çekerken, Yahya Kemal esefle dizine vurarak:

- Hay Allah ya! demiş. Su Avrupa’yla da bir turlu beraber olamıyoruz.

Ya geri kalıyoruz, ya onu geçiyoruz.!..

            -12-

 

Mahkemede hakim, Necip Fazil'a:

- Bak, der. Seni bundan sonra böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, öyle

değil mi?

Necip Fazıl sorar:

- Hakim Bey, yoksa istifa mi ediyorsunuz?

                                                                                     -13-

 

Ahmet Mithat, bir gün uşağına:

- Boş hokkayı (mürekkep kabini) al da gel, demiş.

Uşak gidip beş okka soğan almış. Ahmet Mithat:

- Evladım, demiş. "Beş"i "boş"tan, "okka"yi da "hokka"dan çıkarttın diyelim,

peki ama soğanı nereden buldun?

Uşak saf cevap vermiş:

- Bakkaldan efendim.

                                                                                   -14-

 

Borcuna sadık olmayan bir yakını Musa amcaya gelerek:

- Bana 100 lira ver, şurdan müşterisi hazır olan bir mal alıp 120 liraya

satacağım. Sonra sana olan borcumu ödeyip 20 lira kar etmiş olacağım, demiş.

Yüz lirası tehlikeye giren Musa amca, biraz düşündükten sonra, yakınına 20

lira uzatıp:

- Al sunu, demiş, sen 20 lira kar et, ben de 80 lira.

                                                                                 -15-

Kastamonulu olarak bana "Sizin orada ayılar varmış." anlamında ima ile gizli hakaret etmek isteyen birine şöyle cevap verdim.

"Bizim memleket doğal güzellikleriyle meşhur. Sonsuz yeşillikleri yanında geyikleri, çeşit çeşit kuşları yani her türlü hayvanları olduğu gibi ayıları da var. Fakat başka memleketlerde ayı olmadığı için o görevi ve işi sizin gibi insanlar yapıyor galiba..

                                                                                -16-

Yahudileri toplu kıyımla öldüren bir nazi komutan yakalanmış. İdam kararı hemen verilmiş. Ve usulen asılmadan önce

-Son arzusu sorulmuş.

Cevap olarak

-Yahudi olmak istiyorum. Demiş. Bunun üzerine herkes şaşırmış ve komutan

-O kadar yahudileri katlettin de şimdi neden ölmeden önce yahudi olmak istiyorsun?

Nazi Komutan cevap olarak.

-En azından idamımla Dünya bir pislikten daha kurtulmuş olur..

                                                                                -17-

Ben evlenirim sen gibi olurum. Fakat sen ben gibi olamazsın.” Bir bekarın evliye cevabı..Gerçi o da ben boşanırım derdi ama bekara karı boşamak kolay sırrınca zor olur)

                                                                                -18-

Bir baba oğluna:

"Senin yaşındayken Fatih istanbulu fethetmişti" der.

Oğul da babasına:

"İyi de babasıda ona bir imparatorluk bırakmıştı." diye cevap verir.

 

                                                                                -19-

Dine pek inanmayan sabun imalatçısı , bir din adamına: -Sizin anlattığınız dinin dünyaya iyilik getirdiği görülmüyor. Dünya aradan geçen bunca yüz yıla rağmen hala kötü insanlarla dolu.. demişti. O sırada çamur içinde oynayan küçük bir çocuğun önünden geçiyorlardı. Din adamı dedi ki: -Sabunun da dünyaya pek fazla iyilik getirmediği anlaşılıyor. Zira dünyada hala pek çok pislik , pek çok pis insan var. Sabuncu itiraz etti: -Ama sabun kullanıldığı zaman faydalıdır. Din adamı taşı gediğine koydu: -Evet din de öyle. Uygulanırsa ve yaşanırsa dünyaya iyilik getirir ..

                                                                                -20-

Seni haksız yere asıyorlar. Sokrat: Ne yani haklı olarak mı öldürülseydim.

 

                                                                               -21-

        Adam diyorki;
                    -Kur'an açık kalırsa şeytan okur
                     Tamam işte ne güzel imana gelir belki:)

 

                                                                                -22-

Bir tartışmada bir arkadaş "Sen şöyle olduğundan şöylesin, böylesin......" şeklinde anlatımlarını dinliyor ve sonunda ise

-Tecruben konuşuyor galiba yine... cevabıyla arkadaşını aynı konuma sokuyor.

Bir çatma olayında "Anlayışınıza, hoş görünüze vb. hayran kalıyorum. Anlayışınız, hoşgörünüz, insanlığınız beni çok etkiledi" şeklinde verilen yarı alaycı ince cevaplar da daha etkili olabiliyor.

                                                                                -23-

Yanlış anlaşılmaya müsait bir söz söyleyen bir kişi ya da yanlış konuşulmaya bilerek müsaade eden bir konuşmacı etrafında ima ile gülüşen arkadaşa

"Sen ne anladın ki?" diyor. Arkadaşıda yanlış anlayabileceği kısmı açıklayınca:  "Niye öyle anlıyon ki:)" Niye kendin gibi anlıyorsun ki diyerek "senin için fesat" anlamına getiriyor.

 

                                                                              -24-

Sen beceriksiz, şerefsiz, gerizekalı...vb. adamın tekisin diyen birine cevap veren kişi "oysa sen beceriksiz, şerefsiz, gerizekalı...bile olamazsın" diye cevap veriyor. Ve sonrasında KENDİNİ BİR ....OK SANIYORsun AMA YANILMIYORsun..diyor.

Senin gibi olmak vardı; ama Allah beni 'insan' olarak yarattı.:)) ya da "Sizin kadar çukurlaşamam, alçalamam vb." denilmeli:) Herkesi kendinle karıştırma, herkesi kendin mi sanıyorma vb.

Sana şimdi dünya kaç bucak gösterirdim ama Dua et ki hayvanları koruma derneğine üyeyim:)

 

                                                                                                      -25-

ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ

Amerikalı iş adamı, bir Çinliye alay ederek sormuş:
_Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?
Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş:
– Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.

 

-26-

         

YIKA DA GETİR

Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasinin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez:
-Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.
 

-27-


SUSTURUCU TEDAVİ
Zamane gençlerinden biri,bir toplantıda Akifi küçük düşürmeye çalışıp:
– Siz baytardınız, değil mi? Demiş.
Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
– Evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?

 

-28-



NE ALIRSINIZ?
Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:
-Buyrun beyim ne alırsınız?
Yahya Kemal tebessümle:
-Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.
 

 

-29-


SIR SAKLAMAK
Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
– Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş.
Vezir, Yavuzdan cevap alacağı ümidiyle:
-Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış:
-Ben de bilirim.

 

-30-



CENNETİN YOLU
Hristiyan din adamlarından biri, Ülkemize gelerek küçük bir çocuktan kendisine o şehirdeki kiliseyi göstermesini ister. Kiliseye ulaştıklarında, papaz:
-Aferin çocuğum, der. Yarın buraya gel de, sana cennetin yolunu göstereyim.
Çocuk, papazın niyetini sezerek:
– Siz, kilisenin yolunu dahi bilmiyorsunuz, diye cevap verir. Cennetin yolunu nasıl bileceksiniz ki?

 

-31-



NE ALIRSINIZ ?
Çok şişman olan Yahya Kemâl, bir yokuşun sonundaki lokantanın önünde dinlenirken,içeriden çıkan garson:
-Buyurun beyim, diye atılmış. Ne alırsınız?
Yahya Kemal, tebessüm edip:
-Evlât, demiş. Müsaade edersen biraz nefes alacağım.

 

-32-



ÇANAKKALE İÇİNDE
İngiliz garson, Türk müşteriye:
–Çanakkalede çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış:
-Orada ne işiniz vardı?

 

-33-



HASTANIN YEMEĞİ
Lokman Hekime:
-Hastamıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu cevabı vermiş:
-Acı söz yedirmeyin de, ne yese olur.

 

-34-



NEYZENİN NEZAKETİ!
Mehmet Âkif, elini yıkadıktan sonra, Neyzen Tevfik‘in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce:
-Hayır, diye bağırmış. Elimi daha yeni yıkadım.

 

-35-



GÖNÜLSÜZ GÖNÜL
Abdülhak Hâmidin evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamide döner ve:
-Efendim, gönül kocamaz! der.
Hamid cevap verir:
-Kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez.

 

-36-



BÖYLE KORUNUR
Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder.
Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:
-Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!

 

-37-



VELÂYETİN GÖRDÜĞÜ
Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han:
-Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz diye çıkışır.
Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:
-Peder ne der, kader ne der.

 

-38-



ÇIKMAYAN MANA
Mehmet Akif, Baytar Mektebinde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendiyi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar:.:
-Salih Efendi İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim cevabını verince, Akif dayanamaz ve:
-Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da.

 

-39-



SOKRAT VE BİLEYTAŞI
Talebelerden biri Sokrata sormuş:
-Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun?
-Evlat, demiş Sokrat. Bileytaşı keskin değildir amma, en sert demiri bile keskin eder…

 

-40-



ANLADIĞININ İSPATI
Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfike göstererek fikrini sorar:
Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam:
-İyi ama, der. Siz hiç roman yazmadınız ki!
Neyzen Tevfik şu cevabı verir:
-Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bu güne kadar hiç yumurtlamadım.

 

-41-



BİRBİRİNE BAĞLI
Hâkim, kaza yaparak birkaç kişinin ölümüne yol açan bir şoförün ehliyetini iptal edince, şoför:
-Aman hakim bey, diye sızlanmış. Benim yaşayabilmem, şoförlük yapmama bağlı.
Hâkim cevap vermiş:
-Başkalarının yaşaması da sizin şoförlük yapmamanıza bağlı.

 

-42-



AKŞAM YEMEĞİ
Yahya Kemâl, dostlarından birine:
-Bu akşam yemeği benimle yer misin? Diye sorunca, arkadaşı:
-Hay hay! Der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!
Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir:
-İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.

 

-43-



HAKLI ÖLÜM
Sokrat ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
-Haksız yere öldürüyorsunuz, diye ağlamaya başlayınca,
Sokrat:
-Ne yani, demiş. Bir de haklı yere mi öldürseydim?

 

-44-



HZ. ADEMİN MİRASI
Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı alınca:
-Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi?
Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca, dilenci:
-İkimiz de Hazreti Ademin çocukları değil miyiz? demiş. Elbette kardeşiz.
Sultan Fatih:
-Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye gülümsemiş. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez.

 

 

 

-45-



GÖNLÜMÜ FETHETTİĞİ İÇİN
Fatihe sorarlar:
-İstanbulu niçin fethettin?
Cevap verir:
-Önce o benim gönlümü fethettiği için!

 

-46-



DÜŞMANIN CANI
Şair Nefibir toplantıda konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde kendisine:
-Merhaba canım! demiş.
Nefi durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış:
-Derhal çıkıyorum.

 

-47-



FİKİR YAKALAMAK
Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim‘e:
-Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:
-Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır?

 

-48-



UYKU KARDEŞLİĞİ
Mevlana Hazretleri, talebelerinin biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler.
Yanındaki talebesi:
-Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da bundan ibret alsa.
Mevlana, tebessüm ederek karşılık verir:
-Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.

 

-49-



DÜNYANIN YÜZÜ
Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyraniye:
-Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? diye şikayette bulununca, söz eri Seyrani:
-Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyaya da bakılacak surat kalmadı.

 

-50-



BRAVO!..
Genç bir şair, saçma sapan şiirlerini Victor Hugoya okuduktan sonra:
-Üstad, diye sormuş. Şiirlerimi nasıl buldunuz?
Victor Hugo:
-Vezinsiz, kafiyesiz ve manasız bir şey yazmak istemiş ve tam muvaffak olmuşsunuz, demiş. Bravo doğrusu.

-51-

Kendisine alçak diyen birine hazır cevap birinin cevaplarından..

Sen alcak bile olamazsın. .bana ölü diyorsun ben yine olduğumu biliyorum fakat sen zombi olduğunun farkında bile değilsin.
.hiç senin kadar alçalamam, yani senin seviyede inecek kadar alçalamam iyi dalgıç olmama rağmen o kadar dalamam. Sen bana alçak diyorsun oysa sen alçak bile olamazsın. .........o kadar çok çukurdasin ki oğlum senin seviyene inemiyorum. ...... hazırr cevaplara ekleyebilirsin.(sonra düzenlenecek)

-52-

Padişah vezirine sorar sır saklamayı bilir misin? Vezir merakla evet padişahım der. Bunun üzerine padişah "bende.. " der..

 

-53-
 

Önceden bazı insanların yaptıkları söylediklerini yalanlar derdik, şimdi aynı şeyi genelleştirerek tüm ideoloji tüccarlarına ve ideolojilerine karşı söylemeye başladım(?):) O dediklerin bende varsa Allah beni affetsin yoksa Allah seni affetsin(!) mi deseler birbirlerine:)