İNSANLAR, SON ÇIKAN ANAYASAYA TABİ OLDUKLARI GİBİ, SON GÖNDERİLEN DİN VE HERKESE İNDİRİLMİŞ BOZULMAMIŞ HAK DİN OLAN İSLAMİYET'E KELİME-İ TEVHİT YADA KELİME-İ ŞEHADETİ DİL İLE SÖYLEYİP KALPLE KABUL İLE GİRERLER: Burada dikkat edilmesi gereken hak dinin tek oluşudur. İlk insana gönderilen din ile son peygamberin getidiği din aynı dindir. Tabi ki kuralları bulunulan devire göre namaz oruç vb. ritüellerinde çağa ve devre göre farklılık olma ihtimali olsa bile esasta öz aynıdır. Zaten Kuranı Kerimde İbrahim, Musa vb. müslüman yani islam diye tanımlaması bu barış ve tevhid dininin sürekliliğini bize göstermektedir.

 

Kelime-i tevhit: LAİLAHE İLLALLAH(ALLAH’TAN BAŞKA İLAH YOKTUR, ALLAH TEKTİR)

                         MUHAMMEDEN RASULULLAH(MUHAMMET ALLAH’IN PEYGAMBERİDİR)

 

 

Kelime-i şehadet: EŞHEDÜ ENLAİLAHE İLLALLAH(GÖZÜMLE GÖRÜYOR GİBİ İNANIYOR VE ŞAHİTLİK EDİYORUM Kİ ALLAH’TAN BAŞKA İLAH-"Lailahe" deki ilah yoktur anlamındaki "la" önce hali hazırdaki putları yıkmakla başlar. İnsanı hür kılar. Sonra "illa" ancak Allah vardır der. Yani arada büyüklük taslayan şeyh, put, hoca, peygamber, sünnilik, şialık, mezhepçilik, aracı, ruhban, tarikat, atatürk tarikatçısı, ideoloji tarikatçısı, ideoloji vb. hiç bir büyük ilahlık vb. noktalarda hiç bir put şirke, ortaklığa sokacak hiç bir şey yoktur.  - YOKTUR)

  Yani TABU yok. Hür düşünme ve özgür düşünme var. TEvhid insanı özgürleştirir, erdemleştirir. Aklını ve beynini şeyhine, ideolojisine vb. bırakmak yok. Aklına ve beynine ihanet etmek yok. Hür düşünmeye özgür düşünmeye hoş geldiniz var. Benim putum senin putunu döver anlayışı yok. Bana itaat peygambere itaattir demek yok. İnsanları dogmalaştırmak yok. Bu yolla Kuranın ve aklın süzgecini bıraktırmak yok. Çünkü Kuranı Kerim sadece o hacı hoca, imam vb. indirilmemiş başta her insana ve bireye indirilmiştir. Sen nerden bileceksin vb. diyenlere "Allah beni muhatap alıp bu Kuranı gönderdi" demelisiniz. Efendim Kuran arapça hadis ve de bensiz olmaz diyenlere "hadisler Türkçe mi?" demelisiniz.

Bazıları hadis deyince ya da kendi ideolojileri deyince hemen aklını durduruyorlar. Aynı şeyi uydurmalar içinde yapıyorlar. Bu doğru bir hareket değil. Kuran böyle bir inanç istemiyor. Kur'an "niçin akletmiyorsunuz, düşünmüyorsunuz, araştırmıyorsunuz, bakmıyorsunuz(efelâ yeğgilûn, efelâ tefekkerûn, efelâ tedebberûn)" diye binlerce ayet sonlarında işaretler verir, aklı olmayanın dini de olmaz der, araştırmaya sevk eder. Düşünmeden Kurana inanamazsınız. Bu Kurana zıttır. Akılla din, akılla bilim, bilimle gerçek din birbirine zıt olamaz, Hakikat ikisi birleştirilince ortaya çıkar. Akla mantığa uyan Kurana uyar. Uymayan Kurana da uymaz. Bilim "tekvin yani yaratma" sıfatını incelerek yaratanı gösterir, Vahiy  ise "kelam yani konuşma sıfatıyla yaratanı gösterir, yani birbirini desteklerler. Doğada Kuran gibi Yaratanın bir kitabıdır. Kuran evrenin kullanma kılavuzudur, kullanma kılavuzu ait olduğu makinaya ters düşmez.) Zaten islamiyet ise fıtrat(yaratılışa uygun) dinidir. Evrende doğada ne kadar akla, kalbe, vicdana yer varsa o kadar akla, kalbe, vicdana yer verir.

Şirk bütün pisliklerin hastalıkların, kötülüklerin temelidir. Zihin hür, vicdan hür vb. Hür düşünce..Kur'anda geçtiği gibi bütün kutsal ineklerin kesilmesidir. Yumurtasını alıyorum diye tavuğa tapılmaz, balını alıyorum diye arıya, sütünü alıyorum diye ineğe tapılmaz. Onlarda Allahın lütfuyla, ihsanıyladır. Militarist, baskıcı yapıları yıkma, hür olma. Hürüzdür, ve bunun için önce her türlü putlar yıkılmalıdır.  Hiç bir şey ibadet edilecek derecede putlaştıramazsın. Çünkü mahlukiyet noktasında her şey eşittir. Peygamberin arkadaşları anlamına gelen sahabe yani arkadaşlar reaya değildi sadece arkadaştı. Tarikat müridi, beynini sersemleştirmiş bir insana tapanlar değildi. Yeri geldiğinde aklı hür olarak itiraz ederler ve sözün en iyisine uyarlardı. Hatta dışarıdan gelen roma, sasani elçisi "hanginiz muhammed" diye sorar arkadaşları arasında onu tanıyamazlardı bile. Yani o kadar o insanlar arasında tevazu içindeydi ki gelenler onu tanıyamazdı bile. Birde şimdiki durumlara dini lider ve şeyhlere bir bakın....Şirk koşmak sadece putlar vb. ile olmaz etten kemikten olanları da büyütürseniz, onlarada taparsanız şirke girmiş olursunuz. İslam dünyasının zilleti bu mantıktan gelir. Unutmayın "Mekke müşrikleri de biz şirk yapmıyoruz onları vesile yapıyoruz" diyorlardı. Kendilerini tek tanrıcı diyorlardı. Kurana rakip hadisler, sünnetler, tapılacak insanlar üretilmemelidir.

Örneğin Miraçtaki sanki peygamberin elli rekatı aşağılara yani beş vakte çekerek insanları Allahtan kurtarması haşa. Ya da yüzbin haşa Allah insanların elli rekatte zorlanacağını anlamıyor tövbe tövbe ayrıca diğer şeyhler, müceddidler vb. leride insanları sanki haşa Allah’ın elinden kurtarıcı gibi göstermeleri özden uzaklaşma ve sonsuz rahmet sahibine en büyük hakaret değil de nedir? Bu gibi uydurma saçmalığına fotografı bile günah deyip eski dini yayınlarda fotoları gizli de olsa bir çizik ile kesmeleri saçmalığı, halbuki Allah’tan başka helal ve haram kılma yetkisi olmamasına rağmen binlerce şey eklenmiş ve İslam’ın özünden uzaklaşılmıştır.

Tevhid özgürlük ve hürriyet demektir. Delilsiz inanmaz. Onlardan faydalanıp ilmini alabilirsin. Ama ilmini aldığını büyütüp tapamazsın. Beynini durdurup onların hikayelerini kayıtsız şartsız kabul edemezsin. Eskilerinde iyilerini alacaksın. Fakat kötülerini eleştirip değiştirebileceksin. Bu islamın ana prensibidir. Bu nedenle islamın mücadele ettiklerini uydurma hadislerle sonradan kendinin müslüman olduğunu iddia eden munafıklar islam içine yerleştirme çalışması yapmışlar ve bunda da baya başarılı olmuşlardır. Bu nedenle İslamın özünde iyi olan her mükemmellik bu özden uzaklaştırılmış İslamın içine konulmuş ve İslam özünden uzaklaştırılmıştır. Mücadele ettiği ve kaldırdığı bütün pislikleri bu yolla içine koymuşlardır. Kuran öldürmeyi kesin yasaklamasına rağmen adamlar hani o çok meşhur mızraklı ilmihalde bile İmamı yusufu anlatırken "kabak sevmem" diyen birini hemen mürted ilan edip öldürmeye kellesini vurmaya kalkmasını bile görüyoruz. Güya bu yolla imamı yusufu yüceltiyorlar:) Mürted ilan etme yoluyla kendi siyasi fikirlerine zıt olan herkesi öldürüp malına vb. el bile koyabiliyorlar. Hadislerle ayetleri bile neshetmişlerdir. Dini kullanan coğrafyalarda din savaş sebebi olmaya başlıyor. Fakat çin gibi dini kullanma kültürü olmayan ülkeler de ise bu olmuyor.

Zaten Kuranda hadis kelimesi Kuran dışında hiç iyi anlamda kullanılmaz. Kur'an yeter der. Sahih hadislerin sayılarında bile ciddi ihtilaf vardır. Çünkü peygamber ve 4 halife döneminde hadis yazmak yasaktı. Hz. peygamberden 230 yıl sonra toplanmıştır. Kur'an arapça anlaşılmaz diyenlere hadisler türkçe mi diye sormak gerek. Hadisleri niye uydurmuşlar:
Reklamcılık, insanları daha fazla ibadete teşvik etmek için, mezheplerini savunmak için, krallarını övmek için, mehdilikle ilgili hadisler, hurmayı satmak için, insanlara zulmetmek için, kızdıkları bazı hayvanları cezalandırmak için, ısırılmıştır köpek tarafından ya da komşusunun hayvanını kıskanmıştır, komşusunun nesini kıskanıyorsa onunla ilgi bir şeyi haram edecektir, sevmediği şeyleri haram kılmak için, resim ve müzik yasağı gibi, felan filan. Mezheplerde dümbelek izni var, ama gitar haram. Çünkü dümbelek Arapların:) Farisilerin müzik aletleri ise haram. Çünkü Allah haşa arap Allahıydı:) Aynı şekilde eski farisilerin çarşaf giyimide yine bunlar tarafından yani farisiler tarafından desteklendi. Yani aynı kıyımı her İslama giren millet kendi kültürlerini İslam olarak yeni bir versiyonla yerleştirdi. Örneğin biz "salat, savm, açıklaması olarak namaz, oruç vb. diyoruz. Halbuki o kelimeler yani namaz oruç vb. kelimeleri farisi yani iran kelimeleridir. Bunun gibi diğer milletlerinde etkisini unutmayalım. Galiba biz Türkler kendimize çevirmemişiz belkide ama biz de islamın içine eski şaman adetlerini yerleştirmişiz. Örneğin 7 si 40 ı 54 ü ve çaput bağlamak vb. gibi. Ayrıca biz araplaşmayı onlar gibi giyinmeyi vb. İslam olarak algılamamız gibi sanmalarada gelmişiz.

Aynı hadis kitaplarında bu uydurmaların zıtlarını çelişkilerini, doğrularını da bulabilirsiniz ama insanlar tarihte bu uydurmaları kullanmışlar Musa, İsa büyütmelerinin yerine Muhammet koydurmuşlar peşinden kendi liderlerini, hocalarını vb. putlaştırmışlar maalesef peygamberin mücadele ettiklerini bu yolla yerleştirmişlerdir. Peygamber önce abd sonra resuldür ve Muhammed çokça hamdeden, öven yani Allah'ı öven anlamındadır. Kendi soyuna sopuna maddi manevi hiç bir torpil geçmemiştir. Kızına "baban peygamber diye güvenme seni ben de kurtaramam" Kutsi hadis uydurmalarıyla. İşte daha sonraları "alimler peygamberin varisidir" diyerek kendilerini araya yerleştirenlerden İslamın özüne zarar verecek derecede bu din çok çekmiştir.

Ayetlere kasten yanlış manalar vermişler ya da kendi uydurdukları hadislere uydurmak için yanlış anlamlandırmışlardır. Örneğin: "Darebe" Kuranın her yerinde kısa süreli ayrılık anlamına gelirken kadınlara gelince dayak olarak çevrilmiştir. Halbuki hz. peygamber Aişe validemizdeki "ifk: iftira" hadisesinde hiç dövmemiş onu sadece kısa süreliğine babasının yanına göndermiştir. Ya da hiç eşlerini dövmemiştir. Allahın böyle bir emri olsaydı zaten önce peygamber uygulardı. Fakat kadınları aşağılama kültürüne geri dönmek isteyenler kadınları aşağılayan hadisler uydurarak o cahiliye günlerine döndürmüşlerdir. İslam o dönemde kadın erkek eşitliğini kurmuş ve kadın haklarına inanılmaz katkılar sağlamıştır. Bu gün ise bütün bu uydurmalar nedeniyle cahiliye devri gibi kadını aşağılamış, dışarı çıkması, araba kullanması yasaklama vb. uygulamalarla günümüzde kadın haklarına hiç bir katkısı olmamakla kalmamış, kadın düşmanı haline mezhep yorumlarıyla getirmiştir. 1400 yıl öncesinde kadın haklarına katkıları olan dini bu gün kadın haklarına hiç bir katkısı olmayan hale getirmiştir. Şimdi bu yorumculara soralım Kadınlara ne hak getiriyorsunuz yani bu gün için? O dönemde deveye binen Aişe validemiz varken hatta komutan olurken sen bu gün ne hakla araba kullanmasını yasaklarsın? vb. Kur'an açıkca kadın erkek arasında, bütün insanlar arasında eşitliği emrederken siyasi vb. nedenlerle diğer ırklarında müslüman olmaya başlamasıyla "Cennet dili arapçadır" "liderlik kureyştendir" vb. hadislerle araplara üstünlük verilmiş sonradan müslüman olduklarını gördükleri kavimlere üstünlük taslanmıştır. Seçim ortadan kaldırarak emevilerle saltanat başladı. Müminler birbirinin ancak kardeşidir diyeceğimize ancak müminler birbirinin kardeşidir.  Diye mealleri bile kendilerine çarpıtmışlar.

Cihat iyilik için cehdetmekten gayret etmekten gelirken yani iyilik ve gerçekler için çalışmakken sadece beş anlamından bir tek anlama indirgemeleridir. Size savaş açarlarsa savaş açın vb. manasını cımbızla alarak genelleştiriliyor. Halbuki o ayetlerin başına ve sonuna bakıldığında hiç alakası olmayan manalar verildiği gündüz gibi görülmektedir. Kasten adam öldürmede ki devletin eliyle olan kısas ise günümüzde amerika vb. her yerde uygulanmaktadır. Ayrıca affı ve diyeti tavsiye etmiştir. Bu konu farklıdır. Fakat maalesef bir çok mezhepte ise Kurana ters düşen öldürme emirleri vardır. Size saldırınca olayın "öldürmeyin" emriyle çatışmaması için "savaşta aşırı gitmeyin prensibiyle, zaten haklıysanız savaşıyorsunuz, barışçı olun" bu eksikliği gidermiştir Kur'an-ı Kerim. Yoksa adamlar sana savaş açıp, seni öldürürmeye gelirken ben onları öldürmeyecekmiyim çelişkisi bu şekilde net olarak giderilmiştir. Karşı taraf savaşı başlattığında manası, savaş sırasındaki manası vb. gözden kasten çıkarılmıştır. Normalde Kuran herkesi iyilikle islama çağır diyor. Zaten medine döneminde peygamber oranın yöneticisiydi ve yönetimi altında herkes(yahudi, dinsiz, müşrik vb.) vardı. Ve hatta hepsi isteyerek peygamberin yönetici olmasını isterdi. Federal laik bir devlet gibiydi. Günümüzde hangi müslümanın, mezhebin, cemaat liderinin yönetici olmasını isteriz. Yazık ya nereden nereye gelmişiz. Yani Kuran adalet diyor, hak yemeyin vb. diyor. Savaş esirleri içinse "köleleştirin demiyor Muhammed suresi 4. ayet onları ya fideye karşılığı bırakın, ya da serbest bırakın" diyor. Tabi hali hazırdaki fakirliği bitirmek için önlem aldığı gibi..Merhale merhale kölelikle bitirmek için mücadele etmiştir(Nur 33, Muhammed 4, enfal 68 ). Çünkü Kuran geldiğinde bunları hali hazırda bulmuştur kendisi getirmemiştir. Aynı içkiyi merhale merhale kaldırdığı gibi. Önce "zararı faydasından çok daha fazladır, sonra namaza sarhoşken yaklaşmayın, sonrasında fal ile birlikte yasaklanması" gibi..Kadınla ilgili ise bu kadar erkek kölesi yapılması acaba tefsirleri erkelerin yazmasından olabilir mi:) Yolcuya yani müslümanlara kızıp, yola yani islama küsme:) Zaten sahabe döneminden sonra Kur'anı Kuran ile açıklama metodu unutulması bu problemlerin ve yanlış algılamaların temelini oluşturmuştur.

Sahabe "arkadaş" demektir. Allahtan başkasını büyütmemeyi ders veren peygamber kendine sadece arkadaşlık vermiştir. Büyüklüğü sadece Rabbimize ait sıfat olduğunun üstünü çizmiştir. Kuranda "çobanımız, reaya vb." demeyin diyor. Akledin, sorgulayın diyor mukallid taklitçi, mürit olun demiyor. Her türlü pislik israiliyat(sonradan müslüman olan yahudi, hiristiyanlar alimlerinin müslüman olduklarında bilgilerini islam olarak aktarması.  Çünkü onlar müslüman olduklarında eski ilimleri yok olmadı, islama büründü.) ve hadis külliyatı yoluyla İslamın içine sokulmuştur. Hatta Kuran-ı Kerimdeki bir çok kıssalar-Firavun ve ondan kaçan Musa peygamber, Süleyman ve karınca ki buradaki karınca belli kavimlerin simgesiydi, mısırlıların hiyeroglif yazılarındaki temsili milletler gibi- bunların yorumlarıyla gerçek dışı hale ve anlama getirilmiştir.

    Ayrıca bence sanıldığı gibi inanç somuttan soyuta gitmedi. Soyuttan somuta gitti. İnsanlara inancı peygamberler getirdiğinde inançlarını somutlaştırmak istediler. Yapıları gereği bunu hep yaparlar. İsa peygamberde bu azizliğe uğrayıp sonraları tanrılaştırılmadı mı? Temsili putlarla temsil ettiler.  Böylece putperestlik doğdu. Başlangıçta "biz putlara tapmıyoruz, o sadece yaratanla aramızdaki bağ" dediler. Tabi zamanla bu da unutularak inanç soyuttan somuta gitmiş oldu. Ya da önem verdikleri şahısları unutturmamak için temsili putlar nesiller sonrasında aracı ve vesileler unutuldu putperestliğe döndü. Mekke deki aracı olarak tapınılan 4 putta da aynı olay gerçekleşmiştir. Lat, menat ve uzza zamanlarının büyükleridir. Önce hürmet olsun diye putları dikilmiş sonrasında ise tapınılmıştır. Ancak insanoğlunun en tehlikeli handikabı şeytanın çok üzerinde durduğu şeydir bu “İnsanı tanrılaştırmak, tanrıyı insanlaştırmaktır.” Kuran’da ihlas suresiyle bu konu belirtilmiştir. Her dinde tek tanrılı dinlerde bile hatta bugün bile Yahudilik, hiristiyanlık ve Müslümanlık ta bile bir şekilde tarikat, cemaat liderlerine vb. tanrısal insanlar ya da özler bulaştırılarak hak yol içinde bile bu hastalıklar görülmektedir. Kişisel gelişim vb. denilerek bile sen içindeki devi tanrı parçasını uyandıra vb. varıncaya kadar gidebilmekteler Olay baştan beri yani insanlık kuruldu kurulalı tek ilahçılıkla yani “hanifçilikle” ve karşısındaki “sabilik” mücadelesidir. Son yüzyıllarda ise birbirinin içlerine girerek sapıklığa yol açmaktadır. “HANİFLİK ve ŞEYTANİ KOMPLO SABİİLİK” 

Ancak insanoğlunun en tehlikeli handikabı şeytanın çok üzerinde durduğu şeydir bu “İnsanı tanrılaştırmak, tanrıyı insanlaştırmaktır.” Kuran’da ihlas suresiyle bu konu belirtilmiştir. Her dinde tek tanrılı dinlerde bile hatta bugün bile Yahudilik, hiristiyanlık ve Müslümanlık ta bile bir şekilde tarikat, cemaat liderlerine vb. tanrısal insanlar ya da özler bulaştırılarak hak yol içinde bile bu hastalıklar görülmektedir. Belki o zatlar öyle dememişlerdir ama zamanla ilahlaştırılmışlardır. Aynı Hz. İsa, hiristiyanlıktaki azizler, Paulus vb. gibi...Eğer Kuran İsa peygamberin peygamber olduğunu dememiş olsaydı biz belki onu suçlayacaktık. Bu alimler ve evliyalarda zamanla ilahlaştırılıyorlar yoksa kendileri masum olabilirler.. Kişisel gelişim vb. denilerek bile sen içindeki devi tanrı parçasını uyandıra vb. varıncaya kadar gidebilmekteler Olay baştan beri yani insanlık kuruldu kurulalı tek ilahçılıkla yani “hanifçilikle” ve karşısındaki “sabilik” mücadelesidir.  Son yüzyıllarda ise birbirinin içlerine girerek sapıklığa yol açmaktadır. “HANİFLİK ve ŞEYTANİ KOMPLO SABİİLİK” Haniflik tarihin ancak ya da son olarak gidebildiği İbrahim peygamber hanif di. Yine peygamber zamanında Ebu bekir vb. leride hanifti. Aslında asıl hak din bu noktada tek dindir. Yani bir tanedir. Tabi kurallar kavim kavim ya da zaman zaman hikmete binaen değiştirilmiştir ama inanç esasları olarak tek din vardır. Zamanla tahrif olmuşlardır. Bir de zamanla kendi kültürleri de dinden destek alınarak, dinselleştirilerek yani kültürlerini yaşantılarını dinle destekleyerek törelerini, kültürlerini din yapma hastalığı da çok önemli rol oynamaktadır.

SAPMANIN ÖNCELİKLE NEDENİ, İLÂHİ BİLGİNİN KAYNAĞININ , KİŞİLERİN GÖRÜŞ İNSİYATİFİNE İNDİRGENMESİDİR. AYRICA KÜLTÜRLERE ALET EDİLMESİDİR. OYSA Kİ KUR-AN' IN BİLGİSİ, TÜM ÇAĞLARA, İNSANLARA IŞIK TUTACAK ŞEKİLDE, RABBİMİZ TARAFINDAN BELİRLENMİŞTİR.
HER İNSAN VE TOPLUM, ANCAK KUR-AN'A UYDUĞU ORANDA ONDAN FAYDALANACAKTIR.
Bağnazlıkla cehalet yan yana gelince dinde bu şekilde bağnazca ve cehaletce yorumlanınca işte her sorun burada..

(-Bir örnek: Yahudilerin kesilecek inek hakkında aşırı sorularla yaptığı gibi-) RİTÜELLER çoğaltılarak ya da abartılarak namazda, abdestte, duada, kıraatta vb. İnsanları bu yolla bir çeşit islamda olmaması gereken ruhban sınıfı çıkarılıyor. Bu ruhbanlarda dini bir kaç noktaya takıntı hale getiren, dini darlık:) denilerek, takva denilerek haram olmayan şeyler haram ilan edilerek-halbuki Allahtan başka kimse helali haram haramı helal yapamazken-kadına ve  başörtüsüne takan, koltuk altı kıllarına takan, müziği bile haram kılan, sakala takan-traş olmaya şirk diyebilen-, hz. peygamberin dönemiyle sonraki dönem arasındaki uygulama farkını anlamayan, ahlak boyutunu unutturan bir hale getirebiliyorlar. Namaz peygamber döneminde cemli olarak kılınabilirken ayrıca sabah, öyle, ikindi, akşam-bir rekat ya da üç-, yatsı iki sadece iki rekat iken insanların eklemeleriyle kolaylık iken zorluk haline getirilmiştir. Gerçi günümüzde de peygamber dönemi gibi kılan ve uygulayanlarda yok değildir. Mekke döneminden Medine dönemi sonlarına kadar-14 sene- iki rekat kılmıştır peygamber sonraları dört rekat müekked sünnet olandır. O da kendisi kıldığında. Fakat dinin içine olmayan namazlar nafileler-hatta onlarca isimlendirilerek- farz gibi eklenmiştir. Halbuki peygamber iki rekatlık namazları dört rekate o da şahsi olarak kendisi için kılmak ve bu zorluklara ümmeti girmesin diye kendisinin şahsi ibadet yapmalarını gizlemeye çalışmıştır. Hatta Hz. ömer zamanında ikindiyi arttıranları dövdürdüğü bile tarihte bilinmektedir. Yanlış anlaşılmasın isteyen Allah için sonsuza kadar nafile namaz kılabilir burada eleştirilen eklemeleri farz yani Allahın emri gibi artırarak dinin özünden uzaklaştırma çalışmalarına eleştiriyoruz. Hz. Peygamberden iki yüz elli yıl sonra toparlanan hadislerle ve aralarına sızmış uydurma hadislerle, hadis çöplüğüyle ya da sünnilik, şia, mezhep vb. leriyle insanların beyinleri devre dışı bırakılarak onlara itaat etmemeyi ya da aklı kullanmayı inançsızlık vb. diye tehditlerle kendi hakimiyetini kuruyorlar. Dini işkence aletine çeviriyorlar, hatta namazı, abdesti vb. o kadar zorlaştırıyor ve eklemeler yapıyorlar beşerin bulaşık eli karıştığından, pis burunlarını his ve heveslerini görüşlerini desteklemek için soktuklarından işkence haline getiriyorlar. Halbuki rabbimiz kolaylıktan başka bir şey getirmezken. İndirilen dinden kendi uydurulan dinlerini dayatıyorlar. Dolayısıyla birer put gibi oluyorlar. Bu yolla din dogmaları, düşünemeyen, sorgulamayan, teslimiyetle aptallaşan insan tipleri oluşturularak iyi insanlar bile kötü insan haline getirilebilmektedir. Diğer ideolojiler gibi gücü eline geçirinceye kadar iyi insan olurlar. Daha sonra liderinin yeşil düğmeden kırmızı düğmeye basmasıyla kötü insan zalim insan oluverir. Bunun nedeni Allahtan başkalarına kul olmaları, beyinlerine ihanet etmeleri vb. Kendilerine uymayanları mürted vb. ilan edip o insanlar eliyle öldürülebiliyorlar. Ayetlere de kasten yanlış manalar verilerek islamın mücadele ettiklerini islam içine katabiliyorlar. Zaten iftiralarla bile dine saldıran dinsizlerinde malzemeleri buradan çıkıyor. Nâsih ve mensuh uydurmasıyla bütün barışçı ayetleri iptal edebiliyorlar islamı bile savaş dini haline getirebiliyorlar. Çünkü direk karşı çıkamıyorlardı. İbrahim peygamberin babası dinini oğluna dayatmaya çalıştı. Dayatma yapan yanlış yapar İbrahim gibiler ise dayatma yapmaz. Sadece hakikatin peşinde koşar. Bir başka örnek daha "yok kadın erkeklerle oturup yemek yiyemez, gülemez millet içinde, sesini duyuramaz. Kadınlarla konuşmak günah vb. Yahu Kuranda erkek kılığında gelenlerle İbrahim peygamberin eşi beraber yemek yiyor, kahkaha atarak gülüyor, vb. Yine Kur'anda "güzellikleri dikatini çekse bile, hoşlansan bile yani çarşafın içindeki kadının mı güzelliği dikkatini çekecek:)" Sakın Kuran okumayın bizi dinleyin ayaklarına girmiş oluyorlar. Unutmayın bir helali takva denilerek haram yapanlar daha değişik nedenlerle onlarcasını ekleyebilir. Bu yollu bazen samimi olarak dengesizliğinden bazen de işine geldiği noktada sahtekarlığından yapabilir. Dolayısıyla din ritüelleri artırılarak kendilerini araya yerleştirmişte hatta putlaştırmışta oluyorlar. Bir kısmı da değişik yollarla din tüccarı, mukallit yani eskilerin taklitçisi oluyor.  Yani ilk çağlardan beri her tarihte ve milletlerde, amerika vb. olduğu gibi..

Ne komiktir ki uydurma hadislerdeki hükümlerin tersini söyleyen aynı kitaplardaki hadisleri ise hiç görmüyorlar:) Örneğin peygambere namaz kılmıyor diye şikayet eden bir kadını peygamber "o adamı dövün felan demiyor" Neyse yüzlerce örnek yazılabilinir. Ayrıca mezhebini dinleştirme ve paket program gibi her imamın mezhebin vb. demelerini mutlak doğru kabul etmek en büyük yanlışlıktır. Şunu unutmayın imamı azamın talebeleri onunla aynı fikirde değiller ve çatır çatır tartışmışlar. Zaten mezhep kuruyorum diye yola çıkmamışlar. Zaten ebu hanife hadisleri bile kabul etmeyen biri..Hatta Buhari bunun için ve sadece aklı esas aldığı için "ümmetin en şerlisi" demiş. Biz de fıkıh, iman vb. her konuda otorite kabul etmek imana terstir. Bu mezhepçi vb. mantık islam içinde bile savaşa sebep oluyor. Hocaları vb. lerini fikirlerini alıp tartışabilin. Önemli olan Kuran ve akıl süzgeci değil midir? Tek etiket Müslümanlık..Allah kime ne kadar imkan verdiyse o kadar soru sorar..İnsan mezhepli olabilir ama mezhepçi olamaz. Tek hak benim mezhebim deyince ipler kopar. Bir ayrıca daha hz. peygamber "salı günü kuzu sarması yiyelim bir de yürüyüşe çıkalım" dediğinde salı günü kuzu yemek ve yürüyüş yapmak sünnettir diye algılayanlar bile var:I) Ya da o zaman savaş kılıçlaydı sünnet kılıç bomba yoktu:) Yani diş temizlemek sünnet olabilir ama illa misvak değildir. Amaç 1500 yıl önce diş temizliği dersi olmalıdır. vb.

Dini kendi malı görenler her zaman uydururlar. Fakat dini Allah ın olarak görenler ise uyduramazlar Allah ın emaneti olarak görürler. Takva diye, daha iyiye yönlendiriyorum diye uyduruk hadislerle hikayelerle, olmadı evliya hikayeleriyle kendi görüşlerini –insanları etkilemek için- kullanırlar uydururlar dini din olmaktan ve özünden çıkarırlar. Halbuki Allah tan başak kimse buna yetkili olamaz.

Bunun için Said Nursi’nin saat örneğini hatırlatayım. Bir saati inceleyen  kişi onun salise çarkının önemini kavrıyor. Ve sonra diyor ki bu kadar önemli bir çark neden bu kadar küçük diyerek onu büyütmeye başlıyor. İşte tehlike burada başlıyor ve saat saat olmaktan çıkıyor. Bir de takva denilerek eklemelerin yapılması da aynı şekilde dini din olmaktan çıkarıyor. Peygamberimiz kumlarda namaz kılabilirken bizimkiler maşallah seccade üstüne seccade çorabın üstüne mes ekle ekleyebilirsen….Sonrada dinimizi hiristiyanlar gibi ritüeller çoğaltarak kendilerini ruhban haline getiren din adamları..olmadı hiristiyandaki papazlar gibi insanları kurtaran şia ve Sünni lerdeki hazretler vb…

Burada ölçü size Kuranı gösterenlerin araya kendini koymayanları ve kendini aradan çekenleri maddi manevi kullanmayanları dikkate alabiliriz. Yoksa araya kendini yerleştirenleri-aziz, papaz vb.- asla..Zaten bu teslimiyetle İslam dünyasında ilerleme durmuş, gelişim durmuştur. İslamın mücadele ettiği dogma haline gelmiştir. Bundan sonra ise İslamın ve peygamberin mücadele ettiği ne varsa cehalet, recm(hatta maymunlara bile uydurmalarla recm yaptırmışlar), büyük bilir, kadın düşmanlığı(özellikle hep erkekler tefsir, meal vb. yazdıklarından çoğunlukla ona göre hep erkek lehine uydurmalar ve yöneltmeler yapılmıştır), kölecilik, cariyecilik, öldürme, padişahlığın kardeş katli, üstün hanedanlık, barışcı olma yerine savaşçı olma, eleştirenleri işkencelerle öldüren ve öldürten peygamber tasavvuru, ahlaksızlık, rontgencilik, sex manyağı bir peygamber, şefaatle vb. İsa peygamber gibi peygamberi ilah gibi büyütme, cinsi sapıklık, pedofil, diktatörlük, akılsızlık, kadınları aşağılama, kendi ırklarını ya da peygamberin soyunu üstün ve hatasız gösterme vb. islamın içine sokulmuştur. Bunu uydurma hadislerle vb. yollarla yapmışlardır. Fakat aynı sahtekarlar hiç sünnet diye kara köpek avlamaya, kertenkele avlamaya gitmez, ya da dokuz yaşlarındaki kızlarını sahtekarlar sünnet diye 40 yaşındaki hacılara vermez. Sahtekarlar bu pislikleri sadece zayıf, aciz insanlara uygular sadece onların ellerini hırsızlık yaptılar diye keserler..Halbuki Kuran el kesmeyi hırsızlığa engel olun anlamında kullanmasına rağmen çarpıtırlar. Peygamber sadece dul, garibanlarla evlenmesine bunun nedeni yeni Müslüman olan milletlere, kabilelere düşmanlığın kesilmesi için vb. nedenleri olmasına rağmen. Kendilerine gelince çok evliliğe bahane bulmaları ve cariyelik yoluyla yine islamın mücadele ettiği köleliği, kadınları kullanmayı geri getirmelerini görmemiz gerek.. Aslında bu hurafelerle bu sapıklıkla ciddi manada mücadele edilerek -ki ateizm ile mücadeleden daha mühimdir, ayrıca ateistlerin çoğu bu sapkınlıklar nedeniyle ateist olmaktadır- ortadan kaldırılmalıdır. Yok kadın erkeğin kemiğinden yaratıldı, erkeğin rızasını almayan kadın cehennemlik vb. israiliyatlarla da mücadele etmek küfürle mücadele etmenin önemini kavramalıyız. Zaten yalancılık, iftiradan ibaret olan küfür ve inkar bu uyduruk iftiralardan ibaret olan malzemeleri kullanmakta ve dinsizliğe delil olarak sunmaktadır. Halbuki insanı başta aklını, kalbini, ruhunu ve mahiyetini imandan başka bir şey doyurmaz. Yani tesadüflere bağlanan inkar insan için doyurucu tatmin edici değildir. İnsan günahlarda bile, bir atomada bile, en kuytu bir köşedeki bir çiçekte bile hatta bir mikroorganizmada bile tesadüf safsatasını yıkarak yaratanı bulmasına yetecek delilleri görür.

Kur'anda Firavun politik sömürüyü, Karun emek, mal ve mülk sömürüsünü, Haman siyasi ve ekonomik sömürüyü askeri güç olarak gerekirse zorla yaptıran gücü, 4. olarak fravunun sihirbazları gibi propoganda gücü, afyonlama ile sömürünün devamı için insanların kandırılması ve insanların onaylaması. Bu dört güç insanları ıvır zıvır ile dinin asıl emirlerinden uzaklaştırırlar. Bu dört güç çoğu zaman el birliğiyle bu aldatmaları götürmektedir. İşin garibi açlıktan nefesi kokanların bankaları savunması, ya da zenginleri savunması vb. gariplikler..:) Kölelerin efendilerini savunması vb. Bu nedenle beyin yamyamları yoluyla Kur'an ineği kesin emrini vererek kutsallarını yıktırıyor. Yani tek rabbinizi bilin onu kullanarak hürriyetinizi ele alanları bitirin diyor..Zaten hürriyet giderse zihinler giderse, taklitçi ve hür düşünemez olursa o bireylerden icat ilerleme vb. çıkmaz.

 

Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar.

Giordano Bruno

 

Günümüzde bile 30 yıllık araştırma yapıp Bediüzzaman seyyittü kürt değildi demek için uğraıyorlar. Halbuki kürt olsa ne olur, türk olsa, ya da seyyit olsa. İslam ırkçılığı haram kılmadı mı? Yani asıl islam ruhundan uzaklaşmak budur. Sırf tıraş oluyor sakal bırakmıyor vb. maddelerle hatta kabak sevmiyor vb. bahanelerle önce insanları mürted ilan edip öldürme fetvaları verebilecek derecede cehaleti din olarak algılayabiliyorlar. Siyasete din alet edilip muhalifleri öldürme aracı da yapıp hak dinin ruhuna tamamen ters bir yapıya bürünebiliyorlar. NEzaket dinini kılla uğraşan, yatak odalarını dikizleyen, idrarla uğraşan vb. bir cehalet halini aldırıyorlar. 1400 yüz yıl öncesi diş temizliği dersi veren misvağı bile herkesin içinde dişlerini göstere iğrenç hale getirerek nezaketten uzaklaşabiliyorlar.  Bu gün afganistan vb. ülkelerdeki durumları görebiliyoruz. Yanlış yorumlamalarla kadın dışlanıyor mücahit dediklerimiz pedofil derecesinde kız çocuklarıyla evlendirilebilmeyi bile dine mal edebiliyorlar. Bu aklı devreden çıkararak cahil bir toplum haline farketmeden getiriliebiliyorlar. İslam dünyası bu dogmalarla geri kalmaya başlamıştır. Evreni oku diye emreden islam, hazenferi öldürmüş hatta bir çok aklını kullanan dünyaya yön veren bilim ve ilim adamlarının kaçmalarına neden olan yobazlığı takva adı altında islamdan göstermişlerdir. Halbuki İslam bunlarla mücadele etmiştir. (Kur'an merkezli, şahıslara bağlı olmayan yani tapılmayan, kendini hiç sayıp aradan çekenler, gerçeğin ve hakkın yanında olanlar, samimi, ihlaslılar bahsimizden hariçtir. Onlar birlik ve beraberlikten yana, ayrıca sosyal ihtiyacı sağlayan hak yol sahipleri olanlarda bahsimiz dışıdır. Şirk insanı aptallaştırır. Burada eleştirdiğimiz dini kullanarak zihinsel, ekonomik, politik olarak tarih boyunca ve günümüzde insanları soyanları, taklitçileri, sahtekarları, aklını teslim etmiş olanları eleştirip göstermektir. Maalesef bunların çoğu güçlüden yana olarak zalim iktidarlara çalışırlar ve bazılarının bundan haberi bile olmaz. Çözüm tevhit ile özgür bir insan olmaktır. Bu olmazsa insanları herkes kullanır, din adına muhammet, isa, mehdi vb. adına insanları kullanırlar. 

Elbette onlardan ritüelleri namaz, oruç vb. alacaksanız bile onlara tapmadan, aşırı büyütmeden, ondan öğrendiğin için aklınızı onlara vermeden, aşırı abartılarını anlayıp o bataklığa girmeden almalısın. Yoksa faydalanma anlamında değildir. Yani onlardaki hakikatleri alabilir hayatına uygulayabilirsin. Bir insandan dini birkaç bilgiler, hakikatler öğrendiniz diye onu büyütmeye gerek yok. Zaten o samimi ihlaslılar bunu bilir, bunu istemez. Allahla aralarına kendilerini koymaz. Aksine kendilerini aradan çeker. Direk hakkı göstermeye çalışır. Ellerini bile öptürmez. Büyüklük Allaha mahsus der. vb. Ayrıca yakındaki kişi daha iyi görebilir. Yani bir insanın yanında çamaşır makinesi olursa uzaktaki karıştırır. Bu çamaşır makinesimi bulaşıkmı diye uzaktaki şaşırabilir. Yani namaz vb. ritüellerde yakındakilerden o zamana yakınlardan öğrenebiliriz ama onlara tapmadan, onları büyütmeden, onların abartılarını fark edilerek ya da onlardan sonra gelenlerin eklemelerini çıkararak. Şunu da unutmayalım eğer Kuran olmasaydı biz İsa peygamberi kendine tanrı dedi sanırdık. Yani sonraki eklemeleri ya da kasdi şaşırtmaları unutmamalıyız. )

Buraya bahsettiğimiz konuyla biraz ilgisi olduğunu düşündüğüm küçük bir kısım alevilik ve sünnilik nedir bölümünden alınmıştır. Daha sonra daha uzun bir şekilde açıklamayı düşünüyorum tabi aklımın erdiğince..

Ciğerleri yakan o kara günlerde Hz. Ali ile Muaviye arasındaki aslında iki kabile arasındaki siyasi kavgalar itikat yani inanç meselesi olmuştur. Siyasi kavgalar şiilerde imamet, sünnilerde hilafet yani halifelik makamlarını doğurmuştur. Tabi bu makamlarada olabildiğince kutsallık vermişlerdir. Velayette de kutup vb. şekil aldığını da hatırlamak gerekir. İmparatorluklarını yıkan müslümanlardan öç almak için bu olaylara sahip çıkan sasaniler yani iran kısa sürede islamın içine kendi eski inançlarını -batinilikle beraber, tanrının insan şeklinde hurucu, rabıta, bu yollarla putlaştırılan, ilahlaştırılan milli ve dini insanlar, vahdetül vücut yani hemezost(herşey o değil doğrusu hemeezost olmalı herşey ondan olmalı) vb- (Yezidilik, Sihlik, Kadıyanilik, Dürzîlik, Bahailik batinilikle İslam'dan kopmuş batıni dinlerdir!)- yerleştirmiş ve bu olayı siyasi olarakta kullanmıştır. Kısaca tarihte ehli beyte sahip çıkarak, bu açığı görerek emevilerden öc alma yolunu izlemişlerdir, intikamlarını Ali sevgisi şeklinde göstermişlerdir. Siyaset dine alet edilmiş, dinleştirilmiştir. Ve ardından eski iran dini de dinin içine yerleştirilmiştir. Sünnilerde karşılıklı abartı olarak kendi kutup, hoca, şeyh vb. lerini aşırı hatasız, keramet, vb. şekliyle büyütmüşler aynı şekilde aynı hastalığa tutulmuşlardır. Bunda davalarına destek için uydurdukları hadislerinde hatta peygamberi aşırı büyütmeleri ve bu yolla kendilerini de büyütmelerinin de payları büyüktür. Bu yollarla da islamın temel prensibi olan aklı öldürmüşlerdir. Tabi içlerine samimi olarak iman edenlerde bu yolla rahatlıkla şekillendirilebilmiştir. Kendi içlerinde de beş imamcı, yedi imamcı vb. en son ölümsüz 12. imam şeklinde guruplaşmışlardır. Aslında mecusiliktende bir çok inanış bu tarikat vb. guruplara girmiştir.

Özellikle İslam tasavvuf geleneği mecusilikten de olağanüstü şekilde etkilenmiştir. Mecusilikte de hulul inanışı vardır. Yani Allah kullarına hulul eder. Bu hulul bazen kutuplar, bazen güzeller, vb. Bu tarz sapkınlıklar şii olsun sünni olsun vb. evliyalarında maalesef görülmekte bazen onları hiristiyanlıktaki azizler gibi bizdeki kutuplar, mezhep imamları, itikattaki eşari, maturidi vb. kutsallaştırmaktadır. Buradaki tenkidim sadece şiiliğe değil aynı şekilde sünni büyüklerinde, sahabelerinde, kutuplarında ve eserlerin de görülen hatalardır. Yani biz ne şii ne de sünni dininden değil Kuran dinindeniz. Çünkü peygamber döneminde bunların hiç biri yoktu. Ve aklımız kimsenin cebine verilmemeli ayrıca kesinlikle hür akıllı ve fikirli olmalıyız. Hadis ve diğer bütün eserlerden bunların merkezinde faydalanabiliriz. Yoksa içlerine karıştırılmış sapık ve dengesiz ayrıca aklımızı esir alan hiç bir şeye teslim olmamak hür olmak inancın temel prensibidir. Eski pagan inanışlarının etkileri , şeytan ademe secde etmediği için onu yücelten anlayış, ya da şeytanın tavus kuşu, yılan vb. hulul örnekleri her devirde gözükmektedir. Bunlardan İslama girenler ise bu hululleri değişik şekilde islama uydurmuşlardır. Hatta benim küçüklüğümde eve gelen bir kelebekle oynarken "Sakın onu rahatsız etme. O senin deden olabilir." şeklinde nenemden uyarı aldığımı hatırlıyorum. İslamiyet mücadele ettiği eski pagan inanışları dönem dönem onu çok etkilemiş ve içine değişik yollarla o mücadele ettikleri önce islama girselerde (eski arap, iran, hind, şaman, en son çevirilerle yunan) daha sonra şekil ve ad değiştirilerek en acısı da İslamlaştırılarak geri girmiştir. NEyse bu konu farklı bir konudur.   Konumuza dönecek olursak..

 

İki kabilenin Aralarında ki kan davasında haklı olan tüm sünniler tarafından da tekrarla belirtilen Hz. Ali'dir. Hz. Ali bütün hak tarikatların ve yolların, mezheplerin başıdır. Zeynel Âbidin Muaviyenin oğlu yezit tarafından Hz. Hasan halifeliği alır diye saldırdığında sağ kalan tek imamdır. Daha doğrusu Hz. peygamberin soyundan bir o kalmış ve oradan Ali beyt devam etmiş diyebiliriz. Ve Cafer-i Sadığında babasıdır. Cafer-i Sadık İmam-ı Azam başta olmak üzere hem sünni hem şia tabir edilen alimlerinde hocasıdır. Yani her kol aynı kaynaktandır. Mevlanalar, Şemsi Tebrizi,  Taptuk dergahından Yunus Emreler, Ahmet Yeseviler aynı kaynaktandır. Somuncu babalar, Hacı Bayramı Veli ve Onun İstanbulun Fethi için yetiştirdiği Akşemseddin aynı kaynaktandır. Ve biz el ele verdiğimiz zaman dünyaya islamı hakim kılmışız. Ayrılık sadece yezitliktir. İslamı herkes ayrı yorumlayabilir ama gayede, inançta ve ortak değerlerde birleşmemiz kuvvetlenmemiz için çok önemlidir. Yezidin yezitliğine lanet olsun. Emevi döneminde yapılan zalimliklere de.. Abbasilerle hatalar düzeltilmeye başlanmıştır. Fakat bu karışıklıkta zulumden kaçarak ehli beytten gelenler bu karışıklıkta kendilerini kurtarmak içinde olsa tüm islam yurduna yayılmış ve islamı anlatmıştır. Yavuz ile Şah İsmail olayı da  siyasidir. Safevi ordusu kadar Osmanlı ordusunun ve yeniçerinin de Bektaşi olduğunu unutmamalıyız. Olay iktidar hırsı sebebiyle sahabelerin bile birbirine girebileceği büyük bir imtihan ve kayıp. Siyasi ve tarihi olaylar itikat yerine ve din yerine konulamaz. (Anlaşılan siyasi bir mesele ya da olay itikat meselesi olmuş. İnanç konusu olarak görülmüş. Halbuki gerçekte sadece hepimizin karşı koyması gerektiği zalim ve lanet edilesi siyasal bir ya da bir kaç olay.Aişe validemizle olan Hz. Ali savaşı sıffin ise fetva farkından ve biraz daha farklıca ve uzunca değerlendirilebilir ama konu dediğimiz mahveldedir.)

                     

EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHÜ VE RASULÜHU(ŞAHİTLİK EDİYORUM Kİ MUHAMMET YARATICININ KULU-yani önce abd, kul sonra peygamber- VE PEYGAMBERİDİR. )

Ayrıca burada unutulmaması gereken asıl mesele İmanın bir bütün oluşudur. Ben Allaha inanıyorum fakat peygamberlere inanmam demek aynı zamanda Allah'a da inanmamak demektir. Karıncayı emirsiz, arıyı yasupsuz bırakmayan, güneşi, atom bile başıboş bırakmayan Allah insanı peygambersiz bırakmaz..Yani gönderdiği peygamber ve kitaplara inanmadığınız zaman yaratanı da kabul etmemiş en azından hükmünü tanımamış olursunuz. Bu da insanı dinden imandan çıkarır. Nasıl ki anyasa kabul edildiğinde, kanunlar, yönetmelikler, tüzükler vb. onunla ilgilidir bağlantılıdır.  Günahkar olmak ve dini yaşamamak ayrı şeydir, inkar etmek ve inançtan çıkmak ayrı şeydir. Bir insan faiz yese, namaz kılmasa ama deseki "Allah affetsin bu benim günahım" o zaman dinde kalır. Fakat "böyle günahmı olur, olmaz böyle hüküm" diyemez. Çünkü yaratan dairesi ayrıdır kul dairesi ayrıdır. Yaratan bizi imtihan edebilir biz onu edemeyiz. Hükümlerini inkar edemeyiz. Akılla bütün hükümler uygulanır. Vahyi anlayamadığımızda akılla yorumlanır. Mana-yı murat haktır. Yani Allah ne kastettiyse haktır denilir akılla yorumlanır. Belki bu nedenle aynı imamlar ya da mezheplerde bile duruma göre şartlara göre hükümler değişir. Suyun ishal için farz, ameliyattan sonra içmek haram, sağlıklı insanların içmesi mübah olması gibi..

************************************************************

Aşağıdaki kısım tevhid inanışı sonrası soyutu somutlaştırma adına bazı insanları ilahlaştırma meselesiyle ilgili diye düşündüğümden sünnilik, tarikat, dincilik, cemaatçilik vb. konu ile ilgili olduğundan tekrar aldım. Yalnız buradaki eleştirilerimde hep bu kesim var diye düşünülebilinir. Fakat unutmayın ki bu eleştiri dinci dinsiz her ideolojik kesimlerde vardır. Bununla mücadele edip farkına varmak gerekir. Yani Bağnazlık, partiler üstü bir şeydir. Her kesimde bulunur:)

(SÜNNİLİK, CEMAAT, TARİKAT, NURCULUK, SAİD NURSİ VB. OLAYLARA GENEL BAKIŞ İÇİN AŞAĞIDAKİ YILDIZ ARALARINDAKİ KISIMLARI BOŞ VAKTİNİZDE DİKKATLE VE ÖNEMLE GÖZ ATALIM DERİM. Fakat her yıldız arası ayrı yerlerden birleştirildiğinden örneklerde bazı benzerlikler olabilir. Bunun içini kusura da bakmayın. İnşallah bir ara onları düzenleyip tek bölüm yaparım. Ama aralarda farklı güzel analiz cümleleri de var.)

GİRİŞ:

    Tabi konuya girmeden evvel tarikat faydaları yanında hastalıkların konusundaki aşağıdaki üç kısım da giriş olarak dikkatlice okunmalıdır. Bunun nedeni kendi eserlerinde şahsına hiç makam vermeyen Said Nursinin günümüzde bazı kesimlerce kendi öğretisinin dışına itilmesidir. Bu hakikat yolunun kurucusu hakikat dışı haline getirilmeye çalışılmaktadır. Kendisi tarikat kurmamıştır. Sadece gerçek ve hakikatlerin yolunda olmuştur. Defalarca "Kur'an yeter" demiştir. Fakat maalesef benim gördüğüm kadarıyla özellikle bazı yerlerde başta lahikalar olmak üzere çok tehlikeli aşırı risale övgüleri, risaleleri rüyalarla da olsa kurtarıcı göstermeleri, gaybı bilme çabaları, yok hz. aliye kitap düşmüş o da risaleden bahsetmiş, eleştirdiğim mehdilik programı ki adını koymasa bile vardır. İslam tarihinde mehdi misal olaylar kişiler adaletli krallar vb. elbette olmuştur. Ama adı konulmamış haşa peygamberlik anlayışı gibi olmasını eleştirip yanlış buluyorum. O bölümlerde gerçi "LAYEGLEMUL GAYBA İLLALLAH" yani " gaybı Allah bilir" şeklindeki ayetleride başta ve sonda söyleyerek belki sadece yorum olarak görme, belki sonradan öğrencileri yerleştirme, ya da sonradan tövbe etme gibi umutlar besliyorum. Fakat kesinlikle bunun dışındaki risalelerde ki öğretileri için dinin inanç ispatları ve ibadet özü olaylarının açıklanmasında çok harika görüşler bulunmakta. Zaten bende onları alıp sadece onlarla ilgileniyorum. Evet biliyorum bir arsenik karışmış su içilmez hepsi zehir olur ama bütüncülük dışında Sözler vb. eserlerinde bu karışım yok ve faydalanılmalı. Olsa da onuda eleştiririm faydalı kısmını alırım. Çünkü bence İsa peygamber ben Allahın oğluyum demedi elbet ama sonradan tarih sürecinde o eklemeler yapıldı. Ona bakarsanız İslam da yeni bir şey getirmemiştir. En başta şirkle mücadele etmiş. Namaz, oruç, zekat, hac, kurban, sünnet  gibi ibadetle on binlerce yıldır olan ibadetlerdir. Özellikle bakarsanız yahudilikte vb. kadim inanışlarda şekliyle bile aynen vardır. Hz. peygamber zamanında onun gibi namaz kılıyorlardı. Zaten Hz. Peygamberde Mekke döneminde namazları iki rekat, sonralarda medine döneminin ilerleyen yıllarında dört rekat belki gafletle mücadele etme sebebiyle dörde artırarak kılmıştır. Diğer ibadetler içinde aynı şekilde eskiden beri bilinme vardır. Çünkü İslam insanlar tarafından bozulmamış bütün dinlerin adıdır ve her peygamberde onlardaki bozulmayı kaldırmak için aşırı eklemeleri, canlı cansız aracıları koymaları vb. engellemek için gelmiştir. Kuranda geçen ve geçmeyen bütün peygamberler Tarihte  ilk çağlardan beri ilk çağ felsefecileri belki bir kısmı peygamberde olabilir dahil Aristo, Sokrat vb. sonralarında çindeki konfiçyus, tao, irandaki zerdüş, yada putperestlikle mücadele eden Oğuz kağanlar, hindistandaki peygamberler vb. tevhid inanışını savunmuşlardır. Amerika ve diğer yerlilerde her şeyin yaratıcısı yüce ruh, gök tanrı yine Amerikalı inkalardaki inti vb..Aslında her peygamberde neredeyse eski tevhidten ayrılmış şirke bulaşmış dincilerle mücadele etmiş yani başta şirkle.

    "Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan(hak yani gerçek görüntüsünde) görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz." Said Nursi

     "Baktım ki, her bir Kur’an ayeti kainatı kuşatıyor gördüm. Artık ondan sonra başka bir kitaba ihtiyacım kalmadı. Kur’an bana kafi geldi." Said Nursi

SÜNNİLİK, CEMAAT, TARİKAT, NURCULUK VB. OLAYLARA GENEL BAKIŞ İÇİN AŞAĞIDAKİ YILDIZ ARALARINDAKİ KISIMLARI BOŞ VAKTİNİZDE DİKKATLE VE ÖNEMLE GÖZ ATALIM DERİM. Fakat her yıldız arası ayrı yerlerden birleştirildiğinden örneklerde bazı benzerlikler olabilir. Bunun içini kusura da bakmayın. İnşallah bir ara onları düzenleyip tek bölüm yaparım. Ama aralarda farklı güzel analiz cümleleri de var.

**********************************************

Platon'u(Hocamı) severim ama gerçeği daha çok severim__Aristo

**********************************************

SÜNNİLİK

Ayrıca sünniliğin temellerinden, kurucu babalarından Ahmed İBN HANBEL ki HANBELİ mezhebinin kurucusu er-RED ale’l-CEHMİYYE  esenrinde "her kimki Allah her yerde derse dinden çıkmıştır, eğer böyle diyen tövbe etmezse öldürülmelidir" demektedir. Yani biz o dönemlerde müslüman olsaydık hadisler bakıp Allah göklerde diyecektik. Sonra üç yüzyıl sonra fahreddin razi vb. Allah gökde olma inanışı yanlıştır her yerdedir diyerek sünnileri bu son inanışa sokmuştur. Yani en temeller de bile aynı mezhep içinde alt üst olan görüşler oluyorsa her hangi bir mezhebin görüşünü de tefarruattakiler özellikle mutlak doğru diye dayatılamaz. Hatta dört imam da bile benzer görüşler vardır. Yani Sünnilik: Bu bina yani sünnilik binası bildiğiniz insan yapısıdır.      

En genel anlamda sünnilik : Hakkını vererek konuşmak gerekirse hepimiz bende sünni gövdenin içinde olduğumuzu itiraf ederek bunu söylemeliyiz. Eğer Şiilik gibi sekreriyal bir dogmatizme ait değilseniz, içinde antropolojiyi barındırır İran eski kadim derin kültürünün barındığı ve mitolojiye dayanan imamet mitolojisine dayanan bir teolojik gövdeye pirim vermiyeceğiz tabi. Aynı şekilde Haricilik gibi o dönemde yine biraz kabile asabiyetinin ve bedeviliğin ürettiği bir dini çerçeveye bir teoloji ye de pirim veremeyeceğimize göre ortada kalan ana gövdeye ehli sünnet denmiş. Yani sünnilik denmiş. Yani İslamın ana gövdesini taşıyan 1400 küsur senedir ana yol olarak ister teolojide olsun, ister hukukta ister siyasette İslamiyeti müslüman halkları deruhte edip onları barındırıp getiren ana yol ya da ana binadır sünnilik. Tamam yolumuz ve evimiz burası ama aradan 1400 sene geçti ve bu çok ciddi düzeyde yara aldı, saldırıya uğradı, ve doğal olarak bir ağaç gibi bir ev gibi bir inşaat gibi zaman içerisinde tahrip oldu hiç de bakım yapılmadı. Bu bakımın ve eleştirinin yapılması acil olarak gerek.

Bu bina bir sürü badireden, tarihten milletlerden etkilenerek gelmiş. Sonrasında sünniliğin şeriat, hilafet, tarikat gibi temel kurumları ilga edildi. Ve maalesef bu yapı 1400 yıldan fazla hiçbir bakım görmemiş hadi şuna bir bakalım diyenlerinde dilleri mürted oldu vb. denilerek  kesilmiştir. Sünnilik öyle zannedildiği gibi hatasız dinin kendisi değildir. Bu maalesef böyle sanılmakta ve sünnilik eleştirildiği zaman ya da uyumsuzlukları, hayata uymayan, dediğiyle yaptığı zıt çelişkileri gösterdiğinizde ya da birbirine ters gelen bir düşünce üretileceği zaman ise hemen kılıç gibi sallanıp İslam dünyasında düşünceleri öldüren bir meta haline getirilmiştir. Bu da fikir gelişmelerini öldüren bir alet haline gelmiştir. Tabiki başlangıçta birleştirici olmak amacıyla oluşturulmuştur fakat daha başlangıçta bile şiayı yani başta iran tarafını düşman ilan etmesiyle bu konuda da ayrıştırıcı olmaya başlamıştır. Sadece kendi içindeki şafi, maliki, hanefi, hanbeli vb. 12 mezhebi birleştirmiş onların içindeki mezhep savaşlarını olsun bitirmiştir. Bir imamı azam ebu hanife yani sabit bin numan kendi mezhebindeki görüşlerini belirtirken buna din demedi fıkıh dedi. Yani yorum dedi. Ve kendi yorumlarını duruma göre şartlara göre değiştirdi. Hatta KUFE şehrinde verdiği fetvalar, BASRA şehrinde tamamen zıttına vb. oldu. Şunu da belirtelim kendi öğrencileri imameyn olan ebu muhammed, yusuf vb. onun sağlığında kendi düşüncelerinin tamamen zıttına fetva verebildiler ve mürted olmadılar. İmamı azam a itiraz edebildiler ve imamı azam onlara deliliniz nedir sadece ona bakarım diyerek saygıyla görüşlerini kabul ederdi ya da itirazlarına delil öne sürerdi.

Fakat bu gün sünnilik inanışın herhangi fetvasına itiraz ettiğinizde dinden çıkmış  muamelesi yağılarak tiz kellesi vurula deniliyor. Bu nedenlede fikir dünyasını öldüren bir kılıç gibi sallanıyor. Yani dindarlık sahtekarlıkta, tepeden bakmada, sopa sallamada kullanılıyor. Aynı bu günkü din ve dindar anlayışların dini yaşamayıp sadece üzerinizde sopa gibi sallanan bir meta olarak kullanması gibi. Halbuki bu sopayı sallayanlar seküler dünya yaşayışındalar sünniliğin hiçbir şeyine uymazlar, uygulamazlar. Sadece düşüncelerinde size söyleyip itikatlarının sağlamlığıyla egomanya kurmaya doğru giderler. Buna da takva diyerek takva her şeyi yerli yerinde hakkını vererek kullanmakken onuda dini itici, uygulanamaz eklemeli hale getiren, hatta bazen bozan bir yanlış anlamaya kurban ederler. Kendilerine gelince her şeye fetvalarını da bulurlar. Ülkelerinde kadınları yalnız çarşafa sokmalarına rağmen yalnız bile dışarıya çıkmalarına izin vermezlerken kendileri türkiyede onlarca mankenle gezerler. Yani dünyanın en sahtekar insanlarıdır. Bütün mezheplerinde şirk bile sayılan fotolarını çekerler, instagram, facebook vb. yerlerde fotolarını verirler ama foto çekmeyi şirk sayarlar. Bu ve bunun gibi binlerce çelişkili yaşam tarzını yaparlar, kredi alırlar, müziklerini dinlerler, çocuk yaşta evlilik var deyip hiç kızlarını 50, 60 yaşındaki hacılara vermezler ama alırlar, kertenkele avına çıkmazlar, deve sidiği içmezler-ki bunlar uydurma ama mutlak doğru kabul ettikleri buhari, müslüm, süneni davud, sahihler de olmasına rağmen onlara uymazlar. Her mezhepte yani sünni mezheplerinde namaz kılmayanları hapse atıp sonrasında öldürme fetvalarını-ki öyle bir ceza olsaydı mutlaka Kuran belirtirdi. Çünlü en ufak şeyden bahsedip böyle büyük cezalardan bahsetmemesi olamaz. Peygamber hiçbir ceza vermemesine Kuran da böyle bir ceza olmamasınarağmen- ya da benzer fetvaları görmezler. Işıd vb. nereden doğuyor J bla bla bla..Demezlerki bu fetvalar yanlış tarihsel süreçte örfi uydurmalar var düzenlenmeli, düzeltilmeli...

 

 

           ******************************************************

Said nursi ilk eseri MUHAKEMAT(ki aslında daha sonra yazacağı risalei nurları onun açıklaması gibidir) adlı eseriyle aslında dinde reform yapmıştır. Ve eski islam inanışının yeni gelen araştırmacı, soruşturmacı dünya karşısında yıkılacağını önceden tahmin ederek zikir ve ibadet için mağaralara vb. yerlere çekilen "biz olduğu gibi inanırız" diyenlere inat onları mağaradan doğaya bakın, evrene bakın, tahkiki araştırmacı imanı kazanın diyen bir görüşle aslında reform yapmıştır. Buradaki sorun risalei nurları okuyanların okudukları fikirleri islamın yada sünniliğin görüşü olduğunu sanmalarıdır. Halbuki risalei nurdaki bilimsel ve evrene araştırmacı bakış açısı aslında Said nursinin dinde yaptığı bir reformdur. Ve bunu TAKLİDİ imanı TAHKİKİ imana çevirme olarak adlandırmaktadır. Bu tamamen bir REFORMDUR...Ve Said i Nursi bu noktadan önemlidir. Maalesef tehlikeli tarafı ise tarikatlardaki bazı inanışların ki bu şia vb. her şey dahil içinde bulundurmasıdır. Fakat SÖZLER vb. imani ve islami kısımlarında bunlar az olmakla beraber LAHİKA VE ÖZELLİKLE SİKKE-İ TASDIK-I GAYBİ eseriyle sonradan eserrlerden çıkarılan 8. lemada bu tarikat hastalıkları görülmektedir. Bunlar aşırı risale övmeleri, kurtarıcı görmesi, Hz. Alinin vb.lerinin risaleden bahsetmesi, yetmeyip ayetlerle bağlaması-ki sen kendini 33 ayetle bağlarsan kimse sana itiraz edemez-, uydurma hadislerden ibaret olan mehdilik projesini oluşturması, ebced, gelecekten haber vermesi,  vb...... İslam kısa sürede her yere yayılınca o milletlerin adetleri islamı da etkiledi. İslamda onları etkileyerek adetlerini kendine çevirdi. Hinduluk, Şaman, Budist, Mecusilik vb. Hulul inanışı, batinilik,  çaput bağlamak, ruhuna yemek ve fatiha vb göndermek. O kültürlerde kendi kültürlerini İslamlaştırarak bir sonraki nesillere aktardı. Halbuki İslam onlarla mücadele etmek için gelmiştir. Örneğin tarikatların etkilendiği yapıyı şu tanımla belirtelim. Tarikat ya da tasavvuf:   Tasavvuf sünniliğin içerisinde hiristiyanlığın, hinduizmin ve hermetizmin islam elbisesi girmiş halidir. Tabiki islami bir elbisesi vardır. Tasavvuf genetiği dışarıdan olup islam meyvesinin içine girip etini islamdan yiyen bir meyve kurdudur. Tasavvufun özü birkaç maddedir. 1. Batinilik: neyse yani said nursi de de onların inanışı maalesef başka şeklede bürünerek te olsa girmiştir. Mehdilik ise olsa olsa ismi konulmamış bir peygamberliktir. Ya da mücedditlik ve asrın imamlığı. Bunlar hep uydurmalarla kendilerine makam verme hastalığıdır. Fakat beli Said nursi bunlara samimi olarak inanmış olabilir. Ya da ahir ömründe tevbe etmiş de olabilir. Ya da sonradan da eklenmişte olabilir. Hani İsa peygamberin kendisi ben Allahın oğluyum demediği kesin olması gibi. Yoksa hiristiyan lara bakarsanız aldanırsınız. Benim önerim said nursinin imana dair eserlerinden faydalanılması fakat o sapıttığı sikkeitasdikigaybi vb. leri ise çöpe atılmalı...

Bu konu ile biraz daha ilgili olduğundan mezhep konusundaki şu paragrafı da ekliyelim

1.      Mezhepler fanatizmi ve mezhep imamlarını aşırı öven uydurmalarda aynı şekilde bu fanatizmi beslemişdir. Bu beslemeler ise önce mezhep imamları vebenzerleri önce bu insanları kutsallaştırmada, Allahın onayladığı insan haline getirip tanrılaştırmada, mezhep için savaşmayı öldürmeyi haklı olarak görenlerin oluşumunu beslemektedir. Mezhepler tehlike değil mezhepçilik tehlikedir. Mezhep kudsanarak kuran yerine konması yanlıştır. Bir mezhep aynı konuda farklı fetva vermiştir. Hatta aynı imam aynı konuda ayrı fetva vermiştir. Kufede ayrı Basra da ayrı fetva vermiştir. Tabiki mezheplerden faydalanılır ama o Allah ya da Kuran yerine konarak mutlak doğru yerine konamaz..maz.

 

****************************************************

 

Yine Said Nursi den güzel anlamlar, hakiketler:

      

    Aziz kardeşlerim, Üstâdınız lâyuhtî-hatasız- değil... Onu hatâsız zannetmek hatâdır. Bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıymetten düşürtmez. Hasenenin on sayılmasıyla, seyyienin bir sayılmak sırrıyla, insaf odur ki: Bir seyyie, bir hatâ görünse de, sair hasenata karşı kalbi bulandırıp itiraz etmemektir. Hakaike dair mesâilde külliyatları ve bazan da tafsilâtları sünuhat-ı ilhâmiye nev'inden olduğundan, hemen umumiyetle şüphesizdir, kat'îdir. Onların hususunda sizlere bazı müracaat ve istişarem, tarz-ı telâkkisine dairdir. Onlar hakikat ve hak olduklarına dair değildir. Çünkü, hakikat olduklarına tereddüdüm kalmıyor. Said Nursi r.a. (Barla Lahikası)

    "Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattir, hakikat-i imaniyedir." vb. sözleriyle şahsına hiç nazar vermemiştir. Elini hiç öptürmemiş, öpmeye kalkanlara kızmıştır. "Bu et ve kemikte ne var?" vb. sözlerle şahsına yönelmeleri yasaklamak için mücadele etmiştir. Ziyaretine gelenlere defalarca gelmeyin risale okuyun Kurana hizmet edin demiştir. Hatta görüşmemiştir bile. Ayrıca kimseden para, hediye ve hiç bir menfaat, zekat vb. kabul etmemiştir. Vasiyetide öldükten sonra mezarının bile bilinmemesidir. Yani bütün bütün asırlarca şahıslara verilen önemi yıkmaya çalışmıştır. Kendisi sadece hakiket yolunun yolcusudur. Mehdiyim asla dememiştir. Mehdi olmadığını eserlerinde söylemiş.

*****************

Mehdilik adı konulmamış peygamberlik iddiasıdır.. Bir endülüs emevi alimi -İBN İ SEBİL -diyor ki "Muhammed son peygamber diyerek yolu kapattı" İşte o yol mehdilik, batinilik vb. şekillerle tekrar açtılar. Tabi uydurma hadislerin payını da unutmamak gerekir. Bu yolla insanlar kendilerine pay çıkararak "hocalık, şeyhlik, abilik" ve benzeri yollarla yıkadıkları kafaları kendi emirlerine alıp sömürüyorlar hatta hayatlarına varıncaya kadar...

******************

 

Tabi peşinden gittiğini söyleyenlerde ise bunun tam tersi olanları görülmektedir. Ne yazıkki binlerce yıllık yanlış yorumlamalar ve büyüklük anlayışları, şirke kapı açan örf ve adetler kendisinide sarmış, aynı şekilde görülmeye başlanmıştır. Halbuki mezarını bile kimsenin bilmesini istemeyen biri olmasına rağmen..Bakışları sadece asrın ihtiyacı üzerine Kuran tefsiri olan risalelerine ve bu yolla Kur'ana ve Kur'an hakikatlerine çevirmesine rağmen. Kitaba risalelere ve Kurana bağlanın bana asla bağlanmayın demesine rağmen...Rüya ile amel edilmez demesine sadık rüya nın 6. hissin fazla gelişimi vb. demesine rağmen hala rüya ile-aşağıda da göreceğiniz gibi- anlatıyorlar onu. Halbuki Said nursi iman esaslarını akılla ispat etme yolunu açabilmiş akaidde islam tarihinde harika bir çığır açmıştır. Maalesef kendi öğretisinin dışında bir şahıs oluşturulmuş Said Nurside bu geleneklerden bazı kesimler için kurtulamamıştır. Mezhep ve hadis handikabını aşamamış o harika keskin zekasıyla onları da mantığa büründürmüştür. Ama hazinedeki harikaları da görmememiz anlamına gelmemelidir bu durum. İman esaslarındaki ispatları harikadır mesela..Fakat aşırı risalelerini övmesi vb. ise onun yanlışlarıdır ve çok tehlikeli bir yanlıştır. Çünkü bu övgü şumullü ilham yok vahye yakın vb. benzetmelerinden şiddetle arındırılmalıdır. Bir de gayb bilgileri vb. yani kıyamet vakti Hz. Aliden öğrendim, ona verilen gayb bilgileri ki orada peygamber dururken neden Aliye gelsin? vb..Şiayı eleştirip bunları eleştirmemek aynı yanlış değil midir? Benim açımdan risale-i nurları sadece tefsir olarak kabul edip iman ispatlarını kullanmak ve islam konularındaki iknalarda kullanmak gerek. Maalesef bu sahada başka alternatifi olmayan bir eser. Bir hazinede bir kaç bakır çıktı diye o hazineyi almamak olmaz. Yada hazineye çağıran kişinin üstü başı perişan diye o hazineyi almamak "Senin elbisen yamalı, pis, ütüsüz vb. denilerek o hazineye bakmamak olamayacağı gibi:) Tabi aşırılıkları tespit edip karşı çıkmamızda diğer görevimizdir. Aşağıdaki şiirden sonraki sözleri bugün ona itiraz edenlerin o noktalarını kendisi zaten onlar itiraz etmeden, farketmeden olayı farkedip cevaplarını vermiştir.

 

Sofuluk satıyorsun, elinde boy boy tesbih
Çevrende dalkavuklar; tapınır gibi, la-teşbih!

Sarık cübbe ve şalvar; hepsi istismar, riya
Şekil yönünden sanki; Ömer'in devri, güya!..

Herkes namaz oruçta; hepsi sözünü dinler
Zikir Kur'an sesinden, yerler ve gökler inler!

Ha bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan
Sen onları kendine, taptırırsın vesselam!

Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın
Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatın!

Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut
Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put!.

[Mehmed Akif ERSOY]

 

"Eğer zaruriyat-i diniye anlatılırken doğrudan doğruya Kur'ân gösterilseydi zihinler tabii olarak kudsiyete intikal ederdi. Müçtehidlerin kitapları birer şeffaf cam tarzında olmak lâzım gelirken zamanla ve mukallidlerin(taklitçilerin) hatası yüzünden paslanıp Kur'ân'a perde olmuşlardır.(Bediüzzaman)
" Müçtehidlerin, mürşitlerin, kitapları cam gibi Kur'ân'ı göstermeli, gölge olmamalıdır. Kur'ân ayine ister, vekil istemez." (Sünuhat_Bediüzzaman)

Aklını başkalarına verenlere dikkat edin. Onların şimdiki iyi hallerine bakıp aldanmayın. Onlara şimdilik robot gibi iyi rolü oyna demişlerdir. Fakat yarın bir gün o sofi, dogma sahibi-sadece dini kesime demiyorum bütün dogmatik ideolojik tiplere söylüyorum- insanların boynunu koparan biri olabilir. Kimsenin ya da hiç bir kesimin beyinleri din, dinsiz, her hangibir dogma ile ele geçirmesine izin vermemek en dikkat edilecek husus bu yüzden. Çünkü bu argümanlar kullanarak beyin yamyamı, sersemit, zombi vb. hale insanları getiriyorlar. 

Ayrıca araya giren alimlere felan kızıp onları şirk ile suçlayanlara da dikkat edin. Unutmayın hadislere, şia ve sünni alimlerine karşı olabilirsiniz. Bu onlardan istifade etmeyeceğiniz anlamına gelmez. Yine okuyalım faydalanalım. Tabi aşırı büyütmeden. Alimleri ve tarikat liderlerinide aşırı büyütmeyip okuyup dinleyin. Ama onları şirkte deyip araya kendini koyanlarıda dikkat edin. Araya onları koyacağınıza hiç bir şey koymayın. Onlara karşı çıktığını göstererek yerine kendilerini koydurtmayın. Bu dediğim kişileri koyacağınıza mevlanayı koyun daha iyi olabilir.:)

 

 

Kuran ayetlerindeki çeviri hatalarına boş vaktiniz olduğunda ayrıca bakınız

KURAN MEALLERİNİ SONRADAN DİNİN İÇİNE KONARAK (UYDURMA HADİS VE MEZHEP YORUMLARIYLA) İSLAMIN MÜCADELE ETTİĞİ HER ŞEYİ NASIL İÇİNE KOYDUKLARINI ANLAMAK İÇİN Kuran çevirilerindeki hataları okumak yanında aşağıda bir iki örneğini koyduğum videoları MUTLAKA vaktiniz müsait olduğunda dinlemenizi ISRARLA öneririm. Bu videolarda nasih mensuh saçmalaması, recm ayeti vb. saçmalaları özellikle dördüncü saatinden sonrakini hatta hepsini mutlaka izlemenizi öneririm. Ayrıca "KURAN ÇEVİRİSİNDEKİ HATALAR" vb. videoları izlemenizi öneririm.

1. Teke Tek "IŞİD ve İslam ilişkisi, Cübbeli Ahmet Hoca'nın eleştirileri" 4 Ağustos

                  www.youtube.com/watch?v=nlqygXHscoI

2. Kurana göre hırsızın eli kesilir mi?

               www.youtube.com/watch?v=2Pg_BCCgmBs

 

 

HÜKÜM BİR OLUR NEDEN MEZHEPLER AYRI AYRI HÜKÜMLE VAR? SORUSUNUN CEVABINI VİDEODAN İZLEMEK İÇİN YAZIYA TIKLA:

Altı iman şartı bir bütündür. Bakara Sûresi’nin 285’inci âyetine göre, tamamına iman etmek gerekir. Birisini inkâr, tamamını inkâr anlamını taşır. Çünkü bunlar birbirini gerektirirler.
Evet, Tevhid, yani Allah’ın birliğine iman etmek, bütün iman esaslarını ihtiva ettiği gibi, meselâ meleklere iman da diğer iman esaslarına inanmayı icap ettirir. Zira melekleri inkâr eden, iman esaslarını sıralayan mezkûr âyetteki diğer şartları da inkâr etmiş sayılır. Meleklere iman, Allah’a, vahye, peygamberlere, kitaplara inanmayı gerektirir. Peygamber ve kitaplar da, kadere ve ahirete imanı lüzumlu kılar. Dolayısıyla, imanın bütün olabilmesi için, tamamına inanmak gerekmektedir.

KELİME-İ TEVHİD VE KELİME-İ ŞEHADET


Kelime-i Tevhid

"Lailahe illallah" olup "Allah´tan başka ilah yoktur" manasındadır.

Bütün hak dinlerin özü ve esası bu kelimedir. Bu kelime-i tevhidi biraz daha açıklarsak şöyle bir anlam karşımıza çıkacaktır:

Allah´tan başka ilah yoktur. Hüküm, saltanat ve tüm yetkiler O´nundur. Hayatımız, yaşantımız ve ölümümüz O´nun içindir. Hayatımız bo­yunca karşılaşacağımız tüm problemlerde ona müracaat etmeliyiz. Ka­nun koyucu, hüküm verici sadece O´dur. Burda kavram biraz daha geniş­liyor. Şöyle ki:

Birincisi, kalbiyle "En büyük O´dur, O´ndan başka büyüklüğe ortak olacak kimse yoktur".

İkincisi, "O´nun büyüklüğünü kabul etmekle beraber günlük yaşantı­mızda karşılaşacağımız tüm sosyal problemlerde ve tüm ibadetlerimizde, O´nun hükmü sürmeli, hakim olmalı. O´ndan başkasının hükmünün ta­nınmayacağı böylece ortaya konulmalıdır.

Kelime-i Şehadet

"Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden âbduhu ve Resuluhu."

Manası: "Şehadet ederim ki Allah´tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve Peygamberidir".

Müslüman olanın bu Kelime-i şehadeti sık sık tazelemesi ve daha son­ra bunu günlük hayatında pratiğe dökerek muhafaza etmesi lazımdır.

Günlük hayata dökülmesi şu şekilde olur:

Allah tarafından Hazreti Muhammed (s.a.v.)´e gelen Kur´an-ı Kerim´deki emirlere göre hayatı düzene sokmak, emredilenleri yerine getir­mek ve menettiklerinden sakınmaktır.

Zira İslam, bir bütündür. İnanılanların hepsinin yerine getirilmesi gere­kir.

 

Not: Bu konuların rasyonalist ve pozitivist delilleri  ve ispatları için iman kalesi konusunda (Allah vardır, Allah birdir ve Peygamberler, Son peygamber Hz. Muhammet sayfalarında sayısız delillerinden yüzlerce delil bulacaksınız)

 

İSPATLARA Ulaşmak için aşağıdaki başlıklara tıklayınız: VE MUTLAKA ALLAHIN VARLIĞI DELİLLERİNDEN 8. MADDEYİ "TARİH DELİLİ " OLARAK AŞAĞIYA TEKRARLADIM. MUTLAKA GÖZ ATMALISIN

ALLAH VARDIR

ALLAH BİRDİR, EŞİ VE BENZERİ YOKTUR

PEYGAMBERLER VE SON PEYGAMBER HZ. MUHAMMET(S.A.V.)

KUR'AN'IN ALLAH SÖZÜ OLDUĞUNUN DELİLLERİ

ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLMENİN (AHİRETİN) İSPATLARI

 

(

ALTINCI: Yüce Rabbimizin Nasılki bir çocuk kendi yürüyebiliyorsa aklıyla gerçeğe ulaşabiliyorsa anne babası ona müdahale etmemesi gibi “yürü be koçum” demesi gibi peygamber gönderilmesinin pek övünülecek bir şey olmadığını göreceksiniz. Kimi toplumlar akılla gerçeği adaleti bulmuş insanlık seviyesine ulaşmış. Vb. Kimseye tahdit getiremezsiniz. Milletin ne dediğinin kıymeti harbiyesi yok. Siz bir yaratana bağlandıktan sonra algınızı kurgunuzu hangi minhalde yürütürseniz yürütün. Felsefeyle harmanlayıp götürün. Başka türlü yapın.

    Sorulan soru şu: Peygamberler neden hep ortadoğuya geldi. Bir kere konuştu yaratan. Bizi mahkum etti sınırlı sayıda ayetin içeriğine. Zaten millette bunu daha işin içinde çıkılmaz hale getirmiş. Beni buraya niye mahkum ettin ey yüce yaratan? Tanrı o gün konuştu niye daha konuşmuyor?

                          Tarihte peygamberlik konusuna bakabilirsiniz. İnsanları nasıl soyut olanı somutlaştırdığını hatırlatırım. İnanışlar soyuttan sommuta da gidiş tarafı olduğunu. İnandıklarını görmek isteyip tanrıyı putlaştırmaya ve canlı cansız aracılar koyduklarını..Burada ondan bahsetmeyeceğim. Ayrıca ipek ve baharat yollarıyla ticari malzemelerin yanında büyük dinlerin yayıldığı -ki o zamanın televizyonu, interneti haberleşme ağı- noktasınada değinmeyeceğim. Hindistanda örneğin vedalar, brahma vb. ilişkiler tek tanrılı din sayılır. Brahma da her şeyi yaratan, eşi benzeri olmayan tek tanrı. Hititler vb. bile başlangıçta çok tanrılı değildi. Doğudan batıdan kuzeyden güneyden yeni yeni yerler fethettikçe tanrılarına tanrı eklediler. O fethettikleri yerdeki o tek tek olan tanrıları kendi saflarına katmak istediler. Belkide günümüzdeki “GAD, YÜCE RUH, el ilah yani ALLAH, TENGRİ, MEVLA, HÜDA, TAO, inkaların İNTİSİ,  BRAHMA, vb. Allah ibrahime "elohim", Musaya "yahve", Hz. İsanın mecaz diliyle ona "baba", kızılderiliye "manitu", türklere moğollara tengri(tanrı, göktengri), mısırdakilere "ra", bilmen nereye  ne, "god, gad" hatta "zeus" bizde Allah, Allah’ı da zaten müşriklerde kullanıyor. Yani kendisi hakkında farklı coğrafyalarda farklı zamanlarda farklı kullarının zihni üzerinden kendisi hakkında hatırlatmalarda bulunuyor. Kendisini tanıtıyor “0”Örneğin bu tanıtım fragmanı yani Kurandaki tanıtım fragmanı araplara uygun bir fragmandır(ayetel kursi ayetinde bir arşı var taşıyan zenci köleler, bazen kendi iş yapar, bazen melekler, kudretli, orduları var, gökte vb.)...nokta..  günümüzdeki her şeyi yaratan eşi benzeri olmayan Allah(cc)ın çeşit çeşit isimleri gibi.. bu konuyada girmeyeceğim. fakat önemli bir bakış açısına bakalım..

    Cevap: Kim mahkum etti ki seni ya? Hiç öyle bir angajman yok. Benim hiç öyle bir rahatsızlığım yok.

                Kardeşim Ortadoğu geleneklerinin, Sâmi ırklarının Tanrıyla insanlığı buluşturma alışkanlıkları antropolojik olarak peygamberlik müessesesi üzerinden oluyor. Bunun antropolojik bir kökeni var yani kültürel bir geçmişi var, arka planı var. Batı dünyasında da böyle bir alışkanlık yok. Onda da yani batı da da bilgelik, filozofya, akılcılık yani ordan götürüyor işi. Uzak doğuya bakıyorsunuz. Şamanı var, kamı var, dede korkutu var. Aşağıya iniyorsun Bilgeleri var, Tao su var, konfüçyusu var, şusu var busu var..Demek istediğim her coğrafya her kültür iklimi yukarıyla yani iyiliğin kaynağıyla buluşmayı farklı şekillerde gelenekleştirmişler. Ortadoğu ve Sâmi  ırkları bunu "peygamber vahy" diye ifade etmiş. Bizde buraya coğrafyaya yakın düştüğümüz için Talas savaşından başlamak üzere itişirken kakışırken biz de bu dairenin içine girmişiz. İyilik  Kuranı Kerimin ihdas ettiği ve insanlığa armağan ettiği bir şey değildir. Dinin bize vaaz ettiği ahlaki değerler..Bunlar her  kültürde, her kadim coğrafyada, her insanlık ailesinin sağduyusundan, vicdanından ve iyiliğin kaynağı yaratansa onunla bişekilde gönülbağı, zihinbağı, duygubağı kurarak bişekilde zihinlere yansımıştır.  Birisi bunu felsefe kitabı olarak yazmış, birisi başka türlü yazmıştır..Bak batı felsefesi derler bütün hepsi modern felsefe dahil "eflatuna" düşülmüş bir dip nottan ibarettir.. Zamanında büyük büyük adamlar gelmiş çerçeveyi paradikmayı kurmuş gitmişler ya..Şimdi Tanrı uzakdoğuda ya da ortadoğuda o coğrafyada Hz. Muhammed üzerinden bir kez daha adı üstünde "zikir" diyerek iyiliği hatırlatmış..Hangi ölçüde hatırlatmış? O toplumun muhayilesi, idraki, anlayışı çapında hatırlatmış. Sözünü bak Kuranı kerimin kendini en temelde vasfedecek nitelemesi "arabilik"tir. "Tike ayetül kitap inna enzalnahu kurânen arabiyyen lealleküm teğgilûn-Bu kitabın ayetleridir yani Allah katındaki kütüpten inen, kaynaktan inen ayetlerdir. İşte bu ayetleri biz şimdi de Muhammed arap olduğu için onun diliyle tercüme ediyoruz. Yani dolayısıyla bu seferde bunu  siz anlayasınız diye arapça indiriyoruz" Siz dediği arapça indirdikte sizin anlamanız arasındaki doğrudan bağ arap toplumunun muhayyilesine uygun şekilde indirdik demek..Mukatil diyor ki "deveye bakmazmısınız" diyor "file bakmazmısınız" demiyor. Niye? Yok o coğrafya da da onun için demiyor. Ya da kangru demiyor. Senin coğrafyanda fil varsa sen ona bakıp anlarsın, ya da ne varsa. Deve dedi diye illa deveye abanmanın deveye fokuslanmanın bir anlamı yok. Bunu deve örneğinden götürelim başka konulara başta sosyal konulara da teşmil edebiliriz.

                Yâni bu noktadan Kuran bir işaret fişeğidir, bir aydınlatma fişeğidir. Aydınlatma nispeti kendi indiği çağda bir erken aydınlanma olarak görülebilir. Fakat aydınlanmanın nihai yani son sınırları asla ve kata değidir. Aydınlanmaya dair bir yön gösterici fişektir. Dolayısıyla şimdi Kuranı anlama söz konusu olduğunda Aristonun örneğinden gidelim "Anlama konusunda Köpekle İnsan arasındaki fark  şudur der: Köpek bir parmak uzatıldığında direkt parmağın ta ucuna bakar, insansa parmağın ucuna değil parmağın gösterdiği yöne bakar. Parmağın ucuna bakarak Kuran anlarsanız bu sorunun cevabını bulamazsınız. Parmağın ucuna bakmayacaksınız Kuranın bir yön göstermesi var. İnsanoğluna söylenecek söylenmiş, o alışkanlık yani kültürel sami alışkanlığı içinde söylenmiş. Bir tip Allah tarafından görevlendirilmiş bir mesaj gelmiştir. Ve bizde şimdi o mesajın aydınlatma fişeğinden alınacak işaretleri ve köşe taşlarını alıp, insanlığın rüştüne olgunlaşmasına kani olduğumuzda yani ikna olduğumuzda alıp başınızı ya da başımızı gidebilirsiniz. Bu saatten sonra eğer niye konuşmuyor diyorsanız aslında bunu bir soru olarak değil bir imkan olarak görmemiz gerektiğini düşünüyorum. E size güvenmiş, reşit olduğun demiş, Siz ya yapasınız yok, israiloğullarının inek kesme hikayesindeki gibi kesesin yok rengini soruyorsun, kesesin yok yaşını soruyorsun, kesesin yok başka bişeyini soruyorsun...gibi bir şey ise muradın cevap yetişmez. Yok hakikati anlama, arama, bulma  yolunda mesafe almak yürümek ise arkadaşım peygambere meygambere daha ihtiyaç olmaması senin için bir kıvanç meselesi olması gerek. Demek ki "sen Allahın böyle doğrudan ensesine tokat atmak ihtiyacı duyulmayan, artık söyleneni anlayabilecek olan, kendi ayakları üzerinde durabilecek olan, aklı erginleşmiş olan reşit olmuşun işte..yürü git koçum:) yürü kim tutar seni..

          Cebindeki üç liranın bir lirasını paylaşmak için zülkarneyn kıssası okumana gerek yok. Dön dolaş şu kitabın başına üşüşüp işkencede etmeyin artık. Rahat bırakın işinizi gücünüzü yapın.:) Yorucu olmayın. Bu anlayasım yokta anlamak istemiyorum sorunuyla karşı karşıyayız sanki:) Yerim dar meselesine çevirme:)

         Deve ve fil örneği gibi şimdide sosyal bir işaret fişeği örneği: Tanrı cariyecilik getirmedi o toplumda hazır buldu ve zorda kalırsanız cariyelerinizden evlenebilirsiniz dedi fakat unutmayın işaret fişeği gibi araya "ben sizin kölemi hür mü olduğunuza bakmam dedi Bu kısımdaki "benim katımda takva önemli hürmü kölemi olmanıza bakmam demesi işaret fişeğidir.Ya da mekke döneminde köleciliği tamamen kaldırması vb. gibi.. bla bla..

"Kuranın mesajına sadakatten anladığım şudur: Allah ibrahime "elohim", Musaya "yahve", Hz. İsanın mecaz diliyle ona "baba", kızılderiliye "manitu", türklere moğollara tengri(tanrı, göktengri), mısırdakilere "ra", bilmen nereye  ne, "god, gad" hatta "zeus" bizde Allah, Allah’ı da zaten müşriklerde kullanıyor. Yani kendisi hakkında farklı coğrafyalarda farklı zamanlarda farklı kullarının zihni üzerinden kendisi hakkında hatırlatmalarda bulunuyor. Kendisini tanıtıyor “0”Örneğin bu tanıtım fragmanı yani Kurandaki tanıtım fragmanı araplara uygun bir fragmandır(ayetel kursi ayetinde bir arşı var taşıyan zenci köleler, bazen kendi iş yapar, bazen melekler, kudretli, orduları var, gökte vb.)...nokta..Yoksa siz hiç düşündünüzmü HAY ne demek. Bugün sünniyim diyen insanların tanrıya ait algıları tamamen agnostiktir. Tamamı agnostiktir. Gnostiklerin çoğu ise yani bilinebilir olduğunu düşünenlerin çoğu tanrıyla kendi özel duygu dünyasında mahrem olarak ilişki kuran ve tirmizideki hadis uyarınca “Kulum beni nasıl kavrıyor nasıl zannediyorsa nasıl idrak ediyorsa ben oyumdur” “ene ınde zannı bi” anlayışı daha sıcak. Tanrı öncelikle eserlerinden tanınır ve sıcak ilişki bire bir kurulur..Buradaki hikmet ise “Din güzel ahlaktır” da saklıdır. Yani “komşusu açken tok yatan bizden değildir, ya hayır söyle ya sus, sağ elin verdiğini sol el duymasın, böbürlenme, fitne yapma, iyilik yap vb. bla bla.."

      ***

1.      İbni haldun dediği gibi din toplumsal gelişmelerdeki, ilerleme ve gerilemelerdeki tek sebep olamaz ve değildir. Sadece sebeplerden bir tanesidir. Etken çoktur.

**        ***

2.      Ayrıca din her şeye maydanoz olmamlı ve olamaz. Örneğin suyun temizlik şartları yahu gönderirsiniz tahlile iş biter. Kadının iddet bekleme süresi hemen bir sidik tahlili vb. iş tamam. Diyanet uzunca zaman ev almak için kredi kullanamazsın derken sonra kullanabilirsin dedi. Ve bu nedenle ev alamayan emekli olmasına rağmen “faiz almak Allaha ve rasulüne savaştır” denilerek ev sahibi olamayan insanları gördük. Halbuki akılla yorumlandığında o ev rahatlıkla alınabilirdi. Hz. Ebu bekirin zekat vermeyenlere savaş açın ayeti olmamasına rağmen savaş açması yani devlet vergisi için, Hz. Ömerin iran ve suriye topraklarını beşte bir oranında ayet orda durmasına rağmen dağıtmaması ve hepsini devlete vermesi, kalbi islama ısındıranlara da ayette olmasına rağmen ve peygamber uygulamasına rağmen vermemesi, ayette ehli kitapla evlilik izni olmasına rağmen döneminde yasaklayıp hatta evlenmiş olan hz. Osman hz. Ali ehli kitap eşlerini boşalltması, barış aylarında ayette olmasına rağmen her islam devlerinin savaşa devam etmesi vb. nasih mensuh uygulamaları gibi..Bize gösteriyorki bu durum: hayat metin merkezli yaşanmaz ve yaşanmamalı. Danışılarak, meşveret yapılarak, akılla bilimle tartışmayla doğru yanlışı bularak ve şartlara göre bu doğru yanlışı değiştirilerek doğal olarak yaşanmalı..bla bla bla

 

 

YEDİNCİ: Din adamlarının tanrıcılık oynama yollarıyla, dine ve başta namaz olarak, ibadetlere eklemelerle, zorlaştırmalarla, başta namaz olarak ibadetleri işkence haline getirmeleriyle, haram olmayan her şeyi haramlaştırmalarıyla, kendilerini ilah yerine koymalarıyla(bir çeşit ruhban sınıfı oluşturmaları) dini insanlara işkence aleti haline getirdiklerini yani karl marx ın o sakalı boşuna koyvermediğini anlayacaksınız. Kendi görüş arzu ve isteklerini ayrıca kendilerine itaat ettirmek için manevi makamları kullandıklarını insanları kendilerine köle haline getirdiklerini göreceksiniz. Yani kendilerine itaati Tanrıya itaat şekline sokduklarını..

)

TARİH DELİLİ..

Bilirsiniz ki bilinen tarih yazının buluşuyla başlar. İlk yazıyı bulan(MÖ:3200) Sümerlerin eserlerden Sümerlerin "yaratılış" ve "tufan" destanları Kur'an Kerim'deki Nuh peygamberin tufanı ile yaratılış anlatımına çok benzer. Yani ilk eser bir dini mabed olduğu gibi hangi devre giderseniz gidin vahiy kırıntılarını kör gözler bile görür. Hem de tahrifatlarına-bozulmalarına- rağmen. Allah'ın varlığını birliğini anlatan Tevrat'da(MÖ.3000) ilk yazılı eserler arasındadır. Tek yaratana inanan ilk çağ medeniyetlerindendir İBRANİLER. Şunu unutmayalım ki tarih öncesi devirlere ve o devirlerdeki inançların nasıl olduğuna kazılarla karar verilmektedir. Argo deyimle atılmaktadır.

Mesela: Şu an yazı bulunmayan bir zaman olduğunu hayal edelim. Anadolu'nun yüzde doksan dokuzu müslüman, diğerleri yahudi ve hiristiyan. Şu an anadolu yerin dibine batsa ve binlerce yıl sonra kazılarla bulunsa verilecek karar şudur: Anadolu'nun bir kısmı putperestti. Çünkü tüm devlet dairelerinde, meydanlarında sayısız heykeller bulundurulmakta ve ona çelenkten tutun tüm devlet erkanları tazimde bulunmakta" diyebilirler. Halbuki yüzde yüzü inançlı bir toplum. O heykel sahipleri bile inançlı hatta inanç için hayatını ortaya koymuş kişiler. Peki tevrat nasıl oldu da bu kadar bariz bir şekilde günümüze ilk çağ medeniyeti olarak geldi. Çünkü Hz. Musa kendi inanalarını mısırdan kaçırıp yeni bir medeniyet kurduğu için ilkçağ medeniyetleri arasında tarih zikrediyor.

Yoksa her devirde her kavme peygamber gelmiştir. Çünkü tevhid inancının verdiği mesajları her dinde bulabiliyoruz.  Örneğin: Milattan önceki çok eski dinlerden olan şu an çinde görülen tek ilah inanışında olan TAOİZM, KONFİÇYUS vb. bütün dinler Kızılderili inançları gibi tek tanrı inancı barındırır ve inan, ahlak olarak tevhide peygamber öğretilerine çok benzer. Amerika ve diğer yerlilerde her şeyin yaratıcısı yüce ruh, gök tanrı yine Amerikalı inkalardaki inti vb..  Yine milattan sonraki dinlerde Zerdüşt inancında Allahın varlığı birliği, cennet cehennem, melek vb. tüm kavramlar peygamber öğretileriyle aynıdır. Ya da ilkçağ düşünürlerinden ARİSTO Allah'ın birliğini anlatmakta ve öğretileri içinde en başta anlatmaktadır. İlkçağ filozoflarından PLATON ve SOKRAT da aynı şekildedir. Bazıları Yunan da din yoktur der ama durum tam tersidir. Sokrat ta bence bir peygamberdir. Tevhid inanışını anlatmıştır. Hatta o yüzden asılmıştır. Türklerdeki Oğuz kağanında putları kaldırıp putperestlikle mücadele ettiğini biliyoruz. Hatta yunan mitolojisindeki inançlara inanmadığından "Zeus aşkına siz ZEUS'a inanıyor musunuz?" diyerek meşhur yunan mitolojisindeki şirkleştirilen tanrıları reddettiği için idam edilmiştir. Belki o da bir peygamberden ders almıştır. Belki de bir elçidir, Kuranda bahsedilmeyenlerden hani her kavme gönderdik dediklerinden.

ÖVÜNMENİN SONU
Üniversite yıllarında Urfalı bir dostumuz ikide bir
---“Ben peygamber şehri Urfadanım, ben peygamber şehrindeyim” şeklinde sürekli hava atar, övünür dururmuş.
Bu durumdan bıkan ve bezmeye başlayan arkadaşı ona
---Demek o kadar yamuk ve azgınsınız ki sürekli yüce Yaratan peygamber göndermiş size deyince. Nedense övünmeleri son bulmuş:)___yaşanmış hayat öyküsüdür
İşte bu mantıkla yüce Yaratan bazı yerlere çok az peygamber göndermiştir. Çünkü onlar akılla ve doğru felsefe ile evresel adalet, hukuk vb. gibi doğru ahlak kurallarına ulaşabilmiştir. Hatta bu nedenle eski yunan vb. gibi belki peygambersiz Tanrıya inanan ya da çok az peygamber gönderilen yerler var diyebiliriz.
 

Hindistanda örneğin vedalar, brahma vb. ilişkiler tek tanrılı din sayılır. Brahma da her şeyi yaratan, eşi benzeri olmayan tek tanrı. Hititler vb. bile başlangıçta çok tanrılı değildi. Doğudan batıdan kuzeyden güneyden yeni yeni yerler fethettikçe tanrılarına tanrı eklediler. O fethettikleri yerdeki o tek tek olan tanrıları kendi saflarına katmak istediler. Belkide günümüzdeki “GAD, YÜCE RUH, el ilah yani ALLAH, TENGRİ, MEVLA, HÜDA, TAO, BRAHMA vb. günümüzdeki her şeyi yaratan eşi benzeri olmayan Allah(cc)ın çeşit çeşit isimleri gibi..Amerika ve diğer yerlilerde her şeyin yaratıcısı yüce ruh, gök tanrı yine Amerikalı inkalardaki inti vb..Mısır da firavun Akhenatonun(mö.1300) da başarısız olan monotaizm(tek tanrıcı) denemeside başarısız olmuştur. Ondan sonra gelen oğlu yine eski çok tanrıcılığa gitmiş. Tabi her zamanki gibi olay tek tanrılıktan çok tanrıcılığa gidiş olmuştur.

 Aynı şekilde biz Türklerdeki Oğuz kağan kendi halkını putperestlikten kurtararak "gök tanrı" tek yaratıcı -tevhit- inancını milletimize yerleştirmiştir. Hatta dünyanın üçe bölündüğü sasani, bizans, göktürk döneminde göktürklerde zina gibi domuz etide haram yani şeriatı bile islamla aynı. Normalde her kavim ayrı şeriatlarla imtihan edilmiş. Gerçi İsa peygamberde hiç domuz eti yememiş. Hiristiyanlığın ilk döneminde 5. yüzyıl sonlarına kadar tevhid inancını ve gelecek son peygamber inanışını görüyoruz. Bugünkü tahrif edilmiş incil ve tevrat bile yüzlerce yerde hz. Muhammedden bahsettiği gibi barnabas incili gibi Kuranla uyumlu realiteler de önemlidir. Aslında teslis hiristiyanlığın amentüsüne ters. Sadece Kurandan kendinden sonra açıkca peygamber gelmeyeceğini der.

Yani peygamberler her devirde olmuştur. Ama peygamberlerin inançlarında ve öğretilerde heykel dikmek yasak olduğu için bize abide bırakmamışlardır. Bıraksalardı zaten onlara o ilk çağın insan yapısı tapındığından peygamberlerin getirdikleri diğer inançlar gibi zamanla bozularak putperestlik olarak bize gelecekti.

Zaten bence inançlar somuttan soyuta değil, soyuttan somuta gitmiştir. Önce tanrıyı anlatan peygamber gelmiş. İnsanlar daha sonraları onu somutlaştırmak için bir put ya da heykel yapmış ve zamanla o kutsallaşarak putperestlik çıkmıştır. Çünkü ilkçağ ve tarih öncesi çağları insanları buna çok müsaitti. Ayrıca bize Kuran'ın öğretisinde: "ilk çağlarda çok peygamberler geldiğini ama bir çoğunun hiç ümmeti bile olmadığını söylemektedir, ayrıca inançlar ve insanlar bozuldukça yeni yeni peygamberler gönderildiği tekrarla söylenmektedir. Ayrıca o dönemde aynı zamanda farklı coğrafyalarda farklı peygamberler o kavme uygun kurallarla yani farklı şeriatlarla bulunuyordu." Buda tarihi gerçeklerle uyuşmaktadır.  İlk peygamberde mekanı, zamanı coğrafyası farklı olduğu halde "lailahe illallah" diyor. Son peygamberde...Arıca böyle bir davanın yani zaman ve çağları farklı, birbirini tanımayanların aynı noktaya parmak bastığı bir dava benzeri yoktur. Çünkü felsefe ve insanlık hep birbirinin fikirlerini çürüterek ortaya çıkar. Birbirine destek vermez. Felsefenin talebeleri bir birini çürüterek vardır. Aynı şeyi dava eden aldatmaz ve aldanmaz ve bulunduğu dönemlerde düşmanları tarafından bile doğrulukları itiraf edilen sadece peygamberlerin öğretileridir. Biz de onlara inanıyoruz. 

    Ayrıca bence sanıldığı gibi inanç somuttan soyuta gitmedi. Soyuttan somuta gitti. İnsanlara inancı peygamberler getirdiğinde inançlarını somutlaştırmak istediler. Yapıları gereği bunu hep yaparlar. İsa peygamberde bu azizliğe uğrayıp sonraları tanrılaştırılmadı mı? Temsili putlarla temsil ettiler.  Böylece putperestlik doğdu. Başlangıçta "biz putlara tapmıyoruz, o sadece yaratanla aramızdaki bağ" dediler. Tabi zamanla bu da unutularak inanç soyuttan somuta gitmiş oldu. Ya da önem verdikleri şahısları unutturmamak için temsili putlar nesiller sonrasında aracı ve vesileler unutuldu putperestliğe döndü. Mekke deki aracı olarak tapınılan 4 putta da aynı olay gerçekleşmiştir. Lat, menat ve uzza zamanlarının büyükleridir. Önce hürmet olsun diye putları dikilmiş sonrasında ise tapınılmıştır. Ancak insanoğlunun en tehlikeli handikabı şeytanın çok üzerinde durduğu şeydir bu “İnsanı tanrılaştırmak, tanrıyı insanlaştırmaktır.” Kuran’da ihlas suresiyle bu konu belirtilmiştir. Her dinde tek tanrılı dinlerde bile hatta bugün bile Yahudilik, hiristiyanlık ve Müslümanlık ta bile bir şekilde tarikat, cemaat liderlerine vb. tanrısal insanlar ya da özler bulaştırılarak hak yol içinde bile bu hastalıklar görülmektedir. Kişisel gelişim vb. denilerek bile sen içindeki devi tanrı parçasını uyandıra vb. varıncaya kadar gidebilmekteler Olay baştan beri yani insanlık kuruldu kurulalı tek ilahçılıkla yani “hanifçilikle” ve karşısındaki “sabilik” mücadelesidir. Son yüzyıllarda ise birbirinin içlerine girerek sapıklığa yol açmaktadır. “HANİFLİK ve ŞEYTANİ KOMPLO SABİİLİK”

SON OLARAK AŞAĞIDAKİ KISMI DA MUTLAKA OKUYUN

Buyrun size bu konu ile ilgili TARİH VE PEYGAMBERLER DELİLİ:

Dinler tarihi şahittir ki, beşeriyet hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Hatayda bulunan GÖBEKLİ TEPE bile bir ibadethanedir. Hatta insanların toplayıcılık döneminde olmasına rağmen insanları birleştiren tapınak yaptıran ibadethane olması ne ilginç? Yani yerleşik hayat ve toprak sınırı hukuk yanında dini oluşturdu demek tezi gitti gidiyor nokta com:)

Ta sümerlerden, çinden, hindistandan hatta ilk yerli kavimlerden aynı Kuran ayetlerine benzer şeyleri bulursunuz. Bu ise gayet normal çünkü her devirde kadim bilgi vahy gelmiş insanlara. Zaten Kuran ibrahimi, musayı vb. hep aynı dinden müslüm kabul eder. Yani ilk peygamberle, son peygamber öğretileri aynıdır. Sadece insanlar ekleme ve çıkarmalarla işin içine etmişlerdir. Tabi sonra yeni gelen peygamberlerle bu düzeltilmiştir. Örneğin isa peygamber ben tanrıyım dememiştir. Belki Kuran gelmeseydi biz onu öyle mi dedi diye düşünürdük. Ayrıca insanlar bâtıl, hattâ gülünç dahi olsa hemen her devirde bir dine inanmış ve bir ma’nevî sistemi takip etmiştir. Ayrıca, inanmak bir zarûrettir; zira o fıtratta, yartılışta vardır. İnsan fıtratına bu ihtiyacı yerleştiren Zât'la, bize inanmayı emreden Zât, aynı Zât'tır. Ve O da Allah (cc)'dır. Metaryalizmi bile bir dine dönüştürmüş:) Kendisi animistlere eleştiri getirirken atom vb. güçlerin her şeyi yaptığını iddia ederek onlar sayısınca yani atomlar, zerreleri sayısınca ilahları kabul ettiğinin farkına bile varmamıştır.

İlk yazılarda sümerlerde Kuran, tevrat vb. semavi kitap ayetleri benzerlerine rastlıyoruz. Bu her devirde vahy ve elçiler yani peygamberler olduğunu gösteriyor. Tamam uzaydan da olsa belki evrenin yaratıcısı o vahyi uzaydan getirdi belki melek vebenzeri farklı yaratıkda olsa ihtimaller aynıdır. Ayrıca TEK TANRI İNANIŞI YANINDA bâtıl, hattâ gülünç dahi olsa hemen her devirde bir dine inanmış ve bir ma’nevî sistemi takip etmiştir. İlk bulunan yapıların hepsi ibadethanedir. Ayrıca, inanmak bir zarûrettir; zira o fıtratta vardır. İnsan fıtratına bu ihtiyacı yerleştiren Zât'la, bize inanmayı emreden Zât, aynı Zât'tır. Ve O da Allah (cc) ya da her ne diyorlarsa O'dur.

("İNSÂN suresinde (DEHR)-1: İnsan (henüz) anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti.) denilmektedir. Maalesef bu ayeti içerisinde hiç bir yaratılma kelimesi geçmemesine rağmen "insan yaratılmadan önce" diye çevirmekteler. BU YANLIŞ ÇEVİRİ AYETİN MANASINI TAMAMEN TERSİNE ÇEVİRMEK DEMEKTİR. Halbuki ayet açıkça insanın bu günkü deyişle muhatap alınıp vahiy yoluna tutuluşundan önce belki yüzbinlerce(ilk insan homosapien) yıldır var olduğunu belirtmekte. Bu vahiy olayından önce hangi dille bir metodla rable iletişimi olmuş bilmiyorum ama yazının bulunmasından sonra kitaplar, ondan önce suhuflarla olmuş. Bu gidişle yakında tabletlerle daha farklı bir durum oluşabilir:) Dinin de evrensel hukuğa, ahlaka katkılarının yanında bilime kattığı sayısız materyaller de vardır.

Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz.”Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.” (2Bakara30)

Aynı bir önceki ayetteki gibi burada “cailün” atama kelimesi olması rağmen ısrarla meallerde yine yaratma olarak çevriliyor. İki kelime arasında dağlar mana farkı var. Çünkü atama var olanlardan yani hali hazırda olanlardan olur. İnsanda aynı şekilde vardır ve melekler onların kan akıtan bir tür olduğunu biliyor ve bunları mı atayacaksın diyor. Çünkü melekler görmediklerini, kendilerine öğretilmeyenleri bilmezler. Bu ayette İnsanın ilk yaratılışından bahsediyoruz. Orda birileri var. Arıza çıkarıyorlar. Yani ayet şimdiki zamanda kalıbında meleklere bu bilgiyi veriyor. Bozgunluk çıkaran –şu anda-, kan döken –şu anda- birini mi halife atayacaksın diyorlar.

“Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Nur suresi 45. ayet) İnsan bu yaratmalardan müstesna değil. Ve Allah her şeye kadirdir ve her türlü yaratmaya kadirdir derken sanki bir uyarı gibi: Allah’a bir yaratma şekli dayatmayın. O her türlü yaratır.

Nuh 13, 14 te “İnsan aceleden yaratılmıştır. Siz benden acelecilik beklemeyin.” Yani kademeli evrimli yaratılış..

Kassas suresi 68 de “Rabbin dilediğini yaratır dilediğince seçer” yani doğal seleksiyon seçim evrim süreçlerine imadır.

Fatır suresi 1. De “Hamt, Fâtır olan Allah'adır; gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan O'dur. Yaratışta/yaratılmışlarda dilediğini ilave eder, artırır O. Hiç kuşkusuz, Allah her şeye gücü yetendir.” Dilediği gibi fıtrata yaratılışa kademeli ekleme yapacağını söylüyor. Nasılki sürüngen beyni bizim en ilkel beyin kısmıyla aynı, daha sonra ön lop ve beynimizin kısımları eklenmiş vb. gibi

Zaten yaratılış “Yeryüzünü dolaşın yaratılış nasıl başladı” bakın diyor ayetler. Eğer lap diye bir şeyi yaratıp indirgemiş olsaydı böyle demezdi. Demek aşamalı yaratılış başlamış ve olmuş ki bakın inceleyin diyor..vb. evrimin parametrelerine işaret ediyor. Zaten canlılardaki ortak yapı da bunu gösterir. Çünkü hepsinin Rabbi evireni aynıdır.

Evrendeki çeşitli yaratmaları görmemiz için at gözlüksüz bakmamızı istiyor bizden.

Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (altı evrede) yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.( KAF Suresi 38. ayet) Altı devirde yaratma hem Tevrat hem İncil de de var. Kurandaki diğer geçen gün kelimelerine baktığınızda devir anlamı olduğunu açıklar. “ (Ey Rasûlüm) bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah vadinden caymaz Bununla beraber Rabbinin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir. Hacc süresi 47 ayeti kerime, bazı günler milyonlarca yıldır vb. “ anlamında ayetlerle açıklar bunu.

Ateistlerin makara aldığı bir şeydir bu ama buradaki mucize günümüzde anlaşılmaya başlanmasıyla makaraları başlarını yemiştir. Aynı evrenin sabit olmadığı ve sürekli geliştiğini söyleyen ayet gibi. “Göğü gücümüzle biz kurduk ve onu biz genişletmekteyiz. ZARİYAT Suresi 47. Ayet”

“Biz altı günde-evrede- yarattık” ayeti o kadar çarpıcıdır ki: İnsan özellikle ilkel insanı düşünün bu insan tabiata baktığı zaman tabiatı durağan görür. Aristo vb. gibi inançlı dahiler dahil evrenin sabitliğini savunmuştur. İNSANLIK BİLGİSİNE KADEMELİ YARATILIŞ VE DÖNÜŞTÜRÜLEREK OLUŞ DİNİ METİNLERLE GİRMİŞ BİR GERÇEKTİR. İnsan dışarıya baktığı zaman o kadar yavaş süren kozmalajik değişim sürecini göremez. Ve  ilahi metinlerde yaratan sürekli “biz belirli merhalelerden, etvara-belirli günlerde, değiştirerek, geliştirerek yarattık.” Diye hep söyler. Aslına bakarsanız bu fikirlerin doğuşu dini metinlerden gelir. İnsan aklından kolay kolay çıkabilecek bir şey değildir. Zaten ateistler her devirde hatta yakın devre kadar evrenin ve maddenin sabit ve ezeliliğini savunmuştur. Tabiatın ve bizim yaratılışımızla ilgili daha bu gibi onlarca ayetler var.

 

Birinci yaratılışınızı biliyorsunuz o halde düşünsenize. (VAKIA-62) Yani dışarı bir baksan evrene, doğaya gözüküyor da ondan önce bişeyler düşüneceğiz senle. Ama önce sen bir bak. Bilim yap, incele geliştir kendini sonra düşüneceğiz beraber.  De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” (Ankebût Suresi 20. Ayet) Bu ayetteki “yer yüzünü dolaşın yaratılışa bakın, bu sonraki yaratmayı da öğreticek” emrine uyan var mı aramızdaJ Ne garip bu emre Darwin uymuş. Nasıl yaratılmış diye dolaşıyor. Adam yer yüzünün dolaşmış ve o zamanki kiliseyle papaz olacak evrim teorisini ortaya atmış. Ve demiş ki “Bütün canlılar ortak bir atadan geliyor” Fakat o dönemde kilise ile papaz olan Buruno, kelpler, galilo nun yanında oluruz ama nedense hepimiz darwin düşmanı oluyoruz. Peki İslam dünyasında bilimin zirve olduğu dönemlerde benzer şeyler söyleyen İslam alimlerini hiç duyduk mu? Birkaç örnek Darvinden 850 yıl önce İbn Miskeveyh ve Evrim  (M.S. 940-1030), El-Cahız ve Evrim (M.S. 761-898), Ebu Musa Câbir bin Hayyan(ms. 721), İbrahim Nazzam (d. 775, ö. 845), El-Biruni, ibni HALDUN, ,  vb. leri evrim teorisni açıkca yazmışlar ve savunmuşlardır. Sadece bunlarda değil onlarca vardır. Yine Kurana dayanarak benzeri teorileri savunmuş ve ortak atadan gelmeyi savunmuşlardır. Muhammedi Evrim kuramı diye avrupada darwini Müslüman okullarda yüzyıllardır okutulduğu için direncin olacağını savunmuşlar ve karşı çıktıklarını söylemişlerdir. (Kaynak: John William Driver)

 Abdülhamidin de evrim teorisi hakkında çalışma yapanlara destek verdiğini duymuş muyduk? (Kaynak: Alper bilgili)

Gerçi Konu ile ilgili son olarak Edip Yükseldende şu makaleyi kopyalamak istiyorum.

(Edip Yüksel’in ‘Adem Baba Paraşütle mi?‘ indi makalesindeki bazı bilgileri de bu yazıyı zenginleştirmesi açısından aşağıya ekledim.

Aslında tarihi belgeler Darwin?in (1809-1882) ve dedesi Erasmus Darwin?in evrim konusunda, kendilerinden yüzyıllar önce yaşayan islam bilginlerinin eserlerinden etkilendiğini gösteriyor. Dostum Dr. T. O. Shanavas, Creation and/or Evolution: an Islamic Perspective adlı kitabının 6?ıncı bölümünü buna ayırıyor. Örneğin, John William Draper, The Conflict Between Religion and Science adlı kitabında evrim teorisinin batı kökenli olduğu varsayımını reddediyor ve evrim teorisinin Müslüman okullarında yüzyıllar önce okutulduğunu ve hatta Müslümanların evrimi çok daha geniş kapsamlı düşündüklerini, minarelleri ve inorganik maddeleri bile evrim olayına dahil ettiklerini tartışıyor. Will Durant adlı Amerikan tarihçisi de ünlü filozof Ali İbni Sina (980-1037) ve Ebu Bekir Muhammed El-Razi?nin (844-926) tıp ile ilgili kitaplarının ve görüşlerinin ortaçağ Avrupasında üniversitelerde yüzyıllar boyu ders kitabı olarak kullanıldığı gerçeğini anımsatıyor ve 1395 yılında Paris Üniversitesinde el-Razi?nin Kitab el-Havi adlı eserinin kullanılan dokuz kitaptan biri olduğunu bildiriyor. Aynı kitap, Avrupa?da Avicenna olarak tanınan İbni Sina?nın bilimler ansiklopedisi olan Qanun fil Tibb adlı kitabının Montpellier ve Louvain üniversitelerinde 17?nci yüzyıl ortalarına kadar temel ders kitabı olarak okutulduğunu bildiriyor. Avrupa?da tıp bilimini etkileyen evrimci iki önemli Müslüman bilimadamı daha var: Batı?da Abubacer olarak bilinen Ebu Bekr ibn Tufeyl (1107-1185) ve Averroes olarak tanınan ünlü filozof Ebu el-Velid Muhammed ibn Rüşd (1126-1298).

Shanavas, yukarıda ismini verdiğim kitapta daha birçok belgeye yer veriyor. Örneğin, sosyolog tarihçi Ibni Haldun?un (1332-1406) ünlü Makaddime?si minerallerden başlayan bir evrimi savunur. Minareller evrimleşerek çekirdekli ve çekirdeksiz bitkiler oluştururlar. Bitkiler hurma ağacı ve asma ile zirveye ulaşıp hayvanların ilk evresi olan salyangoz, kabuklu deniz hayvanlarıyla gelişir. Çeşitlenerek artan hayvanlar yaratılışın yavaş işleyen evreleşmesi sonunda bilinç sahibi ve düşünme yeteneğine sahip olan insana dönüşüp zirveye ulaşıyor. Ibni Haldun?a göre insanlığın ilk evresine maymunlardan erişiliyor. İbni Haldun Mukaddime?sinde evrim olayını bilimsel bir dil kullanarak anlatıyor ve varlığın aslınının (yani genetik yapısının) çeşitli değişikliklerden (mütasyonlardan) geçerek bir cinsten diğer bir cinse evrimin gerçekleştiğini savunuyor. Ortaçağ?da dünyanın bilim meşalesini ellerinde tutan Müslüman bilimadamlarının evrimi ilahi bir sistem olarak kabul etmekte hiçbir çekinceleri olmamıştır. Örneğin, İbni Haldun insan cinsinin kökeni hakkındaki bir paragraftan sonra Allah?ın sünnetinin (yasasının) değişmeyeceğini bildiren bir ayeti anımsatıyor.

Bunlara ek olarak, batıda Alhazen olarak bilinen ünlü optik bilimcisi Muhammed el-Heysam (965-1039) optik bilimini incelediği Kitab-al Menazir adlı eserinde insanların mineraller, bitkiler, hayvanlar ile süren evrelerin bir sonucu olarak yaratıldığını savunur. İbni Arabi (1165-1240), Celaleddin Rumi (1207-1273) gibi ünlü tasavvuf liderleri de evrim teorisini savunmuşlardır. Geolog El-Biruni (973-1048) Kitab el-Jamahir adlı eserinde insanlığın basit organizmaların doğal ayıklama yoluyla uzun yıllar süren  evreden evreye gelişimleri sonucu oluştuğunu tartışır. )

 

Neyse bu kadar alıntı sabit fikirlilerin sabit fikrini kırmaya yeter diye düşünüyorum Bu konu ile ilgili her türlü ayrıntı prof.Sinan Canandan ve sitesinden bulabilirsiniz. Zaten buradaki alıntılarda ondandır. Konumuza dönelim artık:)  

 

Ayrıca Âdemle ilgili "secde suresi, nisa suresi 1.ayet, hucurat 13, zümer 6, fatır suresi 11, araf 10-11, nuh suresi 17, ali imran 33. ayetlerine" bakıldığında sadece bir anne babadan türeme(çünkü ayet 8 çift arasından peygamber olarak adem seçildi diyor, seçim varsa bir den fazla aile var), kaburgadan kadının yaratılması, çaprazlama kardeş evliliği teorisi vb. hepsi çöpe gider. Kur'an da "sarhoşken namaza yaklaşmayın" ayeti vardır. Fakat cımbızla sadece "namaza yaklaşmayın" kısmını alırsanız olayı tamamen farklı yere çekersiniz. Cerbeze yapmış olursunuz. Yani bir konuya bakarken de Kurandaki bütün diğer ayetlerle cımbızlamadan bakmanız gerekir. Ayrıca diğer dinlerden gelen dinin içine yerleştirilen bilgileri de sorgulamanız gerekir.  Nedir yahu şu israiliyattan çektiğimiz:) Hepsi Kur'ana fatura ediliyor. "Size nefislerinden peygamber gönderdik" deniliyor. Bu kendi parçamız anlamına gelmiyor. "Nefis kelimesi tür anlamına geliyor. Çünkü yer yüzü melekle dolu olsaydı melek türünden bir peygamber gelirdi diyor. Nefislerinizden eşler denilince aynı tür anlamına gelmiyor yani. Yoksa süt kardeşle bile evlenmeyi haran kılan bir din mantığında adem kendi parçasıyla evlendi saçmalığı, ya da kardeşlerin çaprazlama evlenmesi şeriat değişikliği vb. saçmalık olamaz.
    Bu gün dünyanın insan benzeri en az yedi kez doldurulup boşaltıldığını söyleyen tefsircilerde vardır.
İnsan o kanunları keşfedip kendi yönüne yönlendirme yetkisine sahip halifedir. Halife derken demek kendinden önce insan gibi bir selefi olmalı. Selef önce, halef ise sonra gelen demek çünkü. Ayette Melekler "yine kan dökecek" şeklinde Allah'a sormaları meleker "bunu nereden biliyordu" sorusunu gündeme getiriyor. Çünkü melekler bilgisayar programı gibidirler, iradeleri yalnız hayra ve itaate dir. Bilmediklerini ve görmediklerini bilmezler. Arkeologların bulduğu Göbeklitepe çok eski tarihlere dayanan insan tarihlerini keşfetmiş. İslam kaynaklarına dayanan peygamberler tarihine göre bakarsanız insan tarihi bildiğim kadarıyla sekiz, on bin yılı geçmiş olamaz. Yani daha eskiye gitmiyor. Antropolojik olarak insan türünün(homosapien) ortalarda ikiyüz üçüyüz bin yıldır olduğunu biliyoruz. Yani insan dediğimiz şey buralarda yer yüzünde ademden önce de vardı hep var oldu. Muhatap alınma tarihi ve şekli farklıydı. Yani bişekilde dinle ilişkiye geçmesi birkaç senelik bir geçmişe dayanıyor. Sümer metinlerinede baktığımızda mesajın formatı bugün yazı, dün neydi bilmiyoruz. Yarın belki yazı bile kullanamayağız googleplas lardan sonra neye geçeceğiz bilmiyorum ama antropolojik olark yazı çok kısa süredir bizim hayatımızda. Ve hani çok geçmişe gittiğimizde mesajın birliğini ve benzerliğini gösterin bir şey var. Bu tür söylenceler ortak bir kökenden çıkıyor. Ve bu arada bir tabiri caizse yeni versiyonlarla update ediliyor gibi bir durum var. Bu işin teknik boyutu. Ben bunu imani bir şey olarak çok görmedim. Ben ortadaki metne bakıyorum. İnsan suresinin 1. Ayeti maalesef çevirilerle kirletilmeden önce bana diyormuş ki: "İNSÂN suresinde (DEHR)-1: İnsan (henüz) anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti.) denilmektedir. Maalesef bu ayeti içerisinde hiç bir yaratılma kelimesi geçmemesine rağmen "insan yaratılmadan önce" diye çevirmekteler. Halbuki ayet açıkça insanın bu günkü deyişle muhatap alınıp vahiy yoluna tutuluşundan önce belki yüzbinlerce(ilk insan homosapien) yıldır var olduğunu belirtmekte. "İNSÂN suresinde (DEHR)-1: İnsan (henüz) adı anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti.) denilmektedir. Maalesef bu ayeti içerisinde hiç bir yaratılma kelimesi geçmemesine rağmen "insan yaratılmadan önce" diye çevirmekteler. Halbuki ayet açıkça insanın bu günkü deyişle muhatap alınıp vahiy yoluna tutuluşundan önce belki yüzbinlerce(ilk insan homosapien) yıldır var olduğunu belirtmekte. Abi ne çekiyoruz bu Kurandaki yanlış çevirilerden İnsan yani biyolojik anlamda homosapien ya da sapies miydi buradayken ama adı anılır bir şey değilken Kuran ona “beşer” diye hitap ediyor. Sonra mesajla işte bir şekilde o üflenen şey mahiyetini yazı öncesinde bilmediğimiz bir tarzda olabilir. Kulaktan kulağa suhuflar sahifeler hikayecikler vb. İşte bu mesajla beşer “insan” oluyor. ANKEBÛT-20: De ki: 'Yeryüzünde dolaşın da (Allah) yaratmaya nasıl başlamış bakın; sonra Allah, âhiret hayâtını yaratacaktır.' Muhakkak ki Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.) Yani evrimsel biyoloji, antropoloji, paleontoloji bunları bilmeden bu ayetler yorumlanabilir mi? :) Neyse yani Âdem daha dünkü çocuk:)

Tevratta da ilk insan, dünyada iki nehir arasında topraktan yaratıldı diyor. Fakat sonradan onların ruhban sınıfının etkisiyle olay tamamen başka tarafa çekiliyor. Zaten topraktaki her madde insanda da vardır. Yani günümüzde bile topraktan yaratılma devam etmektedir. İsrailiyattaki gibi hiristiyanlık ve İslam da da ruhban sınıfları oluşmuş, sonradan uydurma rivayetlerle oluşmuş ve hakikatin zıttına gidilmiştir.

 

TARİH DELİLİ..

Bilirsiniz ki bilinen tarih yazının buluşuyla başlar. İlk yazıyı bulan(MÖ:3200) Sümerlerin eserlerden Sümerlerin "yaratılış" ve "tufan" destanları Kur'an Kerim'deki Nuh peygamberin tufanı ile yaratılış anlatımına çok benzer. Yani ilk eser bir dini mabed olduğu gibi hangi devre giderseniz gidin vahiy kırıntılarını kör gözler bile görür. Hem de tahrifatlarına-bozulmalarına- rağmen. Allah'ın varlığını birliğini anlatan Tevrat'da(MÖ.3000) ilk yazılı eserler arasındadır. Tek yaratana inanan ilk çağ medeniyetlerindendir İBRANİLER. Şunu unutmayalım ki tarih öncesi devirlere ve o devirlerdeki inançların nasıl olduğuna kazılarla karar verilmektedir. Argo deyimle atılmaktadır.

Mesela: Şu an yazı bulunmayan bir zaman olduğunu hayal edelim. Anadolu'nun yüzde doksan dokuzu müslüman, diğerleri yahudi ve hiristiyan. Şu an anadolu yerin dibine batsa ve binlerce yıl sonra kazılarla bulunsa verilecek karar şudur: Anadolu'nun bir kısmı putperestti. Çünkü tüm devlet dairelerinde, meydanlarında sayısız heykeller bulundurulmakta ve ona çelenkten tutun tüm devlet erkanları tazimde bulunmakta" diyebilirler. Halbuki yüzde yüzü inançlı bir toplum. O heykel sahipleri bile inançlı hatta inanç için hayatını ortaya koymuş kişiler. Peki tevrat nasıl oldu da bu kadar bariz bir şekilde günümüze ilk çağ medeniyeti olarak geldi. Çünkü Hz. Musa kendi inanalarını mısırdan kaçırıp yeni bir medeniyet kurduğu için ilkçağ medeniyetleri arasında tarih zikrediyor.

Yoksa her devirde her kavme peygamber gelmiştir. Çünkü tevhid inancının verdiği mesajları her dinde bulabiliyoruz.  Örneğin: Milattan önceki çok eski dinlerden olan şu an çinde görülen tek ilah inanışında olan TAOİZM, KONFİÇYUS vb. Amerika ve diğer yerlilerde her şeyin yaratıcısı yüce ruh, gök tanrı yine Amerikalı inkalardaki inti vb..bütün dinler Kızılderili inançları gibi tek tanrı inancı barındırır ve inan, ahlak olarak tevhide peygamber öğretilerine çok benzer.  Yine milattan sonraki dinlerde Zerdüşt inancında Allahın varlığı birliği, cennet cehennem, melek vb. tüm kavramlar peygamber öğretileriyle aynıdır. Ya da ilkçağ düşünürlerinden ARİSTO Allah'ın birliğini anlatmakta ve öğretileri içinde en başta anlatmaktadır. İlkçağ filozoflarından PLATON ve SOKRAT da aynı şekildedir. Bazıları Yunan da din yoktur der ama durum tam tersidir. Sokrat ta bence bir peygamberdir. Tevhid inanışını anlatmıştır. Hatta o yüzden asılmıştır. Türklerdeki Oğuz kağanında putları kaldırıp putperestlikle mücadele ettiğini biliyoruz. Hatta yunan mitolojisindeki inançlara inanmadığından "Zeus aşkına siz ZEUS'a inanıyor musunuz?" diyerek meşhur yunan mitolojisindeki şirkleştirilen tanrıları reddettiği için idam edilmiştir. Belki o da bir peygamberden ders almıştır. Belki de bir elçidir, Kuranda bahsedilmeyenlerden hani her kavme gönderdik dediklerinden.

 

Bir hikaye arası ile gülüp düşünelim, sonra konuya devam edelim

ÖVÜNMENİN SONU
Üniversite yıllarında Urfalı bir dostumuz ikide bir
---“Ben peygamber şehri Urfadanım, ben peygamber şehrindeyim” şeklinde sürekli hava atar, övünür dururmuş.
Bu durumdan bıkan ve bezmeye başlayan arkadaşı ona
---Demek o kadar yamuk ve azgınsınız ki sürekli yüce Yaratan peygamber göndermiş size deyince. Nedense övünmeleri son bulmuş:)___yaşanmış hayat öyküsüdür
İşte bu mantıkla yüce Yaratan bazı yerlere çok az peygamber göndermiştir. Çünkü onlar akılla ve doğru felsefe ile evresel adalet, hukuk vb. gibi doğru ahlak kurallarına ulaşabilmiştir. Hatta bu nedenle eski yunan vb. gibi belki peygambersiz Tanrıya inanan ya da çok az peygamber gönderilen yerler var diyebiliriz. İhtiyaç duyulan yerlere ise çok gönderilmiş diye düşünebiliriz.
 

Hindistanda örneğin vedalar, brahma vb. ilişkiler tek tanrılı din sayılır. Brahma da her şeyi yaratan, eşi benzeri olmayan tek tanrı. Hititler vb. bile başlangıçta çok tanrılı değildi. Doğudan batıdan kuzeyden güneyden yeni yeni yerler fethettikçe tanrılarına tanrı eklediler. O fethettikleri yerdeki o tek tek olan tanrıları kendi saflarına katmak istediler. Belkide günümüzdeki “GAD, YÜCE RUH, el ilah yani ALLAH, TENGRİ, MEVLA, HÜDA, TAO, BRAHMA vb. günümüzdeki her şeyi yaratan eşi benzeri olmayan Allah(cc)ın çeşit çeşit isimleri gibi..Amerika ve diğer yerlilerde her şeyin yaratıcısı yüce ruh, gök tanrı yine Amerikalı inkalardaki inti vb..Mısır da firavun Akhenatonun(mö.1300) da başarısız olan monotaizm(tek tanrıcı) denemeside başarısız olmuştur. Ondan sonra gelen oğlu yine eski çok tanrıcılığa gitmiş. Tabi her zamanki gibi olay tek tanrılıktan çok tanrıcılığa gidiş olmuştur.

 Aynı şekilde biz Türklerdeki Oğuz kağan kendi halkını putperestlikten kurtararak "gök tanrı" tek yaratıcı -tevhit- inancını milletimize yerleştirmiştir. Hatta dünyanın üçe bölündüğü sasani, bizans, göktürk döneminde göktürklerde zina gibi domuz etide haram yani şeriatı bile islamla aynı. Normalde her kavim ayrı şeriatlarla imtihan edilmiş. Gerçi İsa peygamberde hiç domuz eti yememiş. Hiristiyanlığın ilk döneminde 5. yüzyıl sonlarına kadar tevhid inancını ve gelecek son peygamber inanışını görüyoruz. Bugünkü tahrif edilmiş incil ve tevrat bile yüzlerce yerde hz. Muhammedden bahsettiği gibi barnabas incili gibi Kuranla uyumlu realiteler de önemlidir. Aslında teslis hiristiyanlığın amentüsüne ters. Sadece Kurandan kendinden sonra açıkca peygamber gelmeyeceğini der.

Yani peygamberler ve tevhid inanışı her devirde, her yönde(kuzey, güney, doğu batı, hint, çin, iran, her tarih) olmuştur. Ama peygamberlerin inançlarında ve öğretilerde heykel dikmek yasak olduğu için bize abide bırakmamışlardır. Bıraksalardı zaten onlara o ilk çağın insan yapısı tapındığından peygamberlerin getirdikleri diğer inançlar gibi zamanla bozularak putperestlik olarak bize gelecekti.

Zaten bence inançlar somuttan soyuta değil, soyuttan somuta gitmiştir. Önce tanrıyı anlatan peygamber gelmiş. İnsanlar daha sonraları onu somutlaştırmak için bir put ya da heykel yapmış ve zamanla o kutsallaşarak putperestlik çıkmıştır. Çünkü ilkçağ ve tarih öncesi çağları insanları buna çok müsaitti. Ayrıca bize Kuran'ın öğretisinde: "ilk çağlarda çok peygamberler geldiğini ama bir çoğunun hiç ümmeti bile olmadığını söylemektedir, ayrıca inançlar ve insanlar bozuldukça yeni yeni peygamberler gönderildiği tekrarla söylenmektedir. Ayrıca o dönemde aynı zamanda farklı coğrafyalarda farklı peygamberler o kavme uygun kurallarla yani farklı şeriatlarla bulunuyordu." Buda tarihi gerçeklerle uyuşmaktadır.  İlk peygamberde mekanı, zamanı coğrafyası farklı olduğu halde "lailahe illallah" diyor. Son peygamberde...Arıca böyle bir davanın yani zaman ve çağları farklı, birbirini tanımayanların aynı noktaya parmak bastığı bir dava benzeri yoktur. Çünkü felsefe ve insanlık hep birbirinin fikirlerini çürüterek ortaya çıkar. Birbirine destek vermez. Felsefenin talebeleri bir birini çürüterek vardır. Aynı şeyi dava eden aldatmaz ve aldanmaz ve bulunduğu dönemlerde düşmanları tarafından bile doğrulukları itiraf edilen sadece peygamberlerin öğretileridir. Biz de onlara inanıyoruz. 

    Ayrıca bence sanıldığı gibi inanç somuttan soyuta gitmedi. Soyuttan somuta gitti. İnsanlara inancı peygamberler getirdiğinde inançlarını somutlaştırmak istediler. Yapıları gereği bunu hep yaparlar. İsa peygamberde bu azizliğe uğrayıp sonraları tanrılaştırılmadı mı? Temsili putlarla temsil ettiler.  Böylece putperestlik doğdu. Başlangıçta "biz putlara tapmıyoruz, o sadece yaratanla aramızdaki bağ" dediler. Tabi zamanla bu da unutularak inanç soyuttan somuta gitmiş oldu. Ya da önem verdikleri şahısları unutturmamak için temsili putlar nesiller sonrasında aracı ve vesileler unutuldu putperestliğe döndü. Mekke deki aracı olarak tapınılan 4 putta da aynı olay gerçekleşmiştir. Lat, menat ve uzza zamanlarının büyükleridir. Önce hürmet olsun diye putları dikilmiş sonrasında ise tapınılmıştır. Ancak insanoğlunun en tehlikeli handikabı şeytanın çok üzerinde durduğu şeydir bu “İnsanı tanrılaştırmak, tanrıyı insanlaştırmaktır.” Kuran’da ihlas suresiyle bu konu belirtilmiştir. Her dinde tek tanrılı dinlerde bile hatta bugün bile Yahudilik, hiristiyanlık ve Müslümanlık ta bile bir şekilde tarikat, cemaat liderlerine vb. tanrısal insanlar ya da özler bulaştırılarak hak yol içinde bile bu hastalıklar görülmektedir. Kişisel gelişim vb. denilerek bile sen içindeki devi tanrı parçasını uyandıra vb. varıncaya kadar gidebilmekteler Olay baştan beri yani insanlık kuruldu kurulalı tek ilahçılıkla yani “hanifçilikle” ve karşısındaki “sabilik” mücadelesidir. Son yüzyıllarda ise birbirinin içlerine girerek sapıklığa yol açmaktadır. “HANİFLİK ve ŞEYTANİ KOMPLO SABİİLİK”

(Göbeklitepeden önce Konyadaki Çatalhöyük ilk yerleşme merkezi olarak biliniyordu. Bundan onbin yıl öncesine dayanan Çatalhöyük, insanların ilk yerleşik hayata geçtiği, tarımın yapıldığı, ateşle yemek pişirildiği, evlere çatılarından girilen yani kapıları çatılarında olan, ölülerini alt kata eşyalarıyla gömen toplu yan yana evlerin ve insanların olduğu bir yerdir. İnsanların hukuğa ve dine de ilk geçtikleri yer olarak düşünülüyordu. Çünkü insanlar yerleşik hayata geçince, ekim dikim yaptıkları toprak sınırları için hukuk başladı, bir de din inanışı ve ibadethane başladı denilmektedir. Evet insan ormanda yalnızken gece Tarzan gibi bağırıp çığlık atabilir. Ama toplu yaşıyorsa bunu yapamaz ve hukuk, kanun vb. toplu yaşama geçişle daha belirgin başlamış olabilir. Hatta din konusunda daha ileri gidip insanlar her şeye(dağa, rüzgara vb.) tanrı diyeceğimize bir tanrı var diyelim dedikleri iddia edilmektedir.
Fakat bir ibadethane olan GÖBELİTEPE 13. Bin yıl öncesine dayanmasıyla insanların yerleşik hayata bile geçmeden daha toplayıcılık döneminde bile dine inanca sahip olduğunun görülmesi bütün tarihi tezleri değiştirdi. Yani din insanın olduğu her dönemde vardı ve varlığı saf öz evrensel. Öyle Celal Şengörün dediği gibi lavları boğa sanıpta tapınma tanrılaştırma olayı kadar basit değil. Çünkü o büyük boğalara tanrı deselerdi GÖBEKLİTEPE onları yenmiş iskeletleriyle dolu olamazdı. Çünkü insanlar çizgiden çıkıp taptıklarını ya da tapınmaya başladıklarını yemezler. Ayrıca orada tavus, yılan, küre taşıyan akrep, güneş tutulması figürü gibi onlarca hayvan figürleri var. Hilal şeklinde ay figürü bile var. Gerçi bu simgeler her neolatik çağdada görülmektedir. Tibette, hintte, çinde, islam kültüründe, mısırda, hiristiyan, yahudide rastladığımız simgeler namaza benzerde dahil. Göbeklitepe gibi o döneme ait mısır farklı yerlerde 20 adet var. Hepsi aynı yöne yani güneye bakıyor. 12 simgeli işaretler, o boğa da bir burç adı.  Hindistanda ineği kutsayanların onu yemedikleri vb. gibi.. Ayrıca tamamen sümer, hitit, hatta bugünkü alevi 12 imam vb. her kültürle bağlantılı. çatalhöyük te de mısırda da aynı simgeler. Sümer tabletlerindeki tanrı tektir yazıtlarını da unutmayalım..Tabiki her zamanda her türlüde sapmalı inanışlar çok tanrıcılık görülür. Sümer de de sapanlar 12 tanrıcılığa girdi. Onlarda 12 imam gibi 12 kutsal gördükleri, soyuttan somuta giderek aşırı övgüden tanrılaştırdıkları büyükleridir. Boynuz ise tevrat, hiristiyanlık, ilk çağdaki bütün kadim geleneklerde var. A harfi bile boynuzlu boğadan gelir. Be harfi bile arapçada boynuzdur. Hayat enerjisi..Ayrıca inek vb. her şeyiyle eti, derisi, ayaktınakları, boynuzu bile insanın menfaatine faydasına kullanılabilinen bir havandır. Yılan konusuda ...Neyse bu konuda din ve tarihle ilgili diye ekledim. Sonra bu paragrafa devam edeceğim)