HUZURLU OLMAK İÇİN 100 ÖNERİ

(Stress yönetimi)
 

01. Ufak şeyleri dert etmeyin. En büyük sorun sorunları büyütmemizdir. Büyük görürsünüz büyür, küçük görürsünüz küçülür. Gülerseniz tebeddül eder sorundan keyfe dönüşür. Aslında ölüm vb. yanında hangi sorunun ne önemi olabilir? Her gününüzü son gün bilin -ki olabilir- ve keyfini çıkarın. Ölümü bile uykuya dalmak gibi düşünün. Nasıl ki yorgunlukla uykumuz gelince vurup kafayı yatıyoruz sonra daha iyi hayata ve güne uyanıyoruz..Hayatın gülleri ile dikenleriyle birlikte yaşamanın keyfini bilin. Sadece dikene bakarsanız gülün tadını ve güzelliğini yani hayatı ıskalamış olursunuz. Elinizden geleni yapın sebeplere müracaat edin gerisini tevekkül edin. Asla geriye dönmeyin. Unutmayın ki sebeplere müracaat etmek de tevekkül tanımının içindedir. Yani asıl olan fiili duadır. Sonrasında ise..Bundan öğrenmem gereken bir şey vardır deyin hayır vardır deyin ya da affedin. Çözülmemiş travma haline getirmeyin. İşte "beni kimse sevmiyor vb." negatif düşünce kalıplarınızı kırın atın. Herkes seninle benzer şeyler yaşıyor. Yada sen yaşanmamış bir problem yaşamıyorsun ki..Negatif düşünce ve duygular insanı mahveder. Duygularınızı yönetin. İki şık var. Sorunun çözümü varsa elinden geleni yaparsın üzülmeye değmez. Yoksa Elinden bir şey gelmiyorsa nasıl olsa sonuç değişmeyecek yani yine üzülmeye değmez. Aksi halde "Geçmişini ne kadar ziyaret edersen et, orada yeni bir şey asla bulamayacaksın" Yani kısır döngünün faydası yok. Yani durum kontrol duygusunu yanlış kullanmayın. Sonuç odaklı olmayın süreç odaklı olun. Beyninizdeki yolu tıkamayın:) Unutmayın sevdiğiniz rengin mavi olması için sevmediğiniz renklerinde olması gerekir. Olumsuzluklarınızın olması olumluların keyfini çıkartmanıza vesile etmeyi unutmayın. Negatif olaylar olacak ki diğer olayların normal ve iyi olayların ve insanların kıymetini anlayalım. Hastalık sağlığın kıymetini, gece ya da karanlığın gündüzün kıymetini farkettirdiği  gibi..

1Negatif duyguları(kin, öfke, kıskançlık, nefret, düşmanlık) yönetmek önemlidir. Bu duygular bütün bedeni hasta yapar. Örneğin kıskanılan kişi bundan hiç etkilenmeyebilir ama asıl kıskanan için hayat zehir olur. Kötü duygular asıl ve önce o duyguyu taşıyan sahibini mahveder.  Bu duygular vardır. Önemli olan onları yönetebilmektir. Aslında insanda akıllı değil duygusal bir canlıdır. 15. insan akıllı değil akıllaştıran bir canlıdır. Yani insan duygusal bir hatta güdüleriyle hareket eden bir canlıdır. Frontal lop yani beynin ön kısmı arka kısmı yönetir. Ama duygular hakim olduğunda devreden çıkar. Öfke gibi bir duygu hakim olduğunda mesela en eğitimli insan bile kendini kaybedebilip suç işleyebilir. Bu nedenle sinirli bir insanı sakinleştirmek için "yanınızdayım", "hallederiz" vb. denmeli. Yangın sırasında önce yangını söndürmek gibi öfke söndürülme yoluna gidilmeli.

****

İnsanları kaybetmekten korkmayın..Asıl, çevrenizdeki herkesi memnun etmeye çalışırken, kendinizi kaybetmekten korkun.!

***

Kendinizden mahrum etmeniz en güzel cezanızdır..
En güzeli kızdığınız Ya da kırıldığınız arkadaşlara dostlara ya da akrabaları Her kim varsa.

onlara verilecek en güzel Ceza Kendinizden mahrum bırakmaktır, sensizliğinizle cezalandırmanızdır.

Sizi kızdıran ya da haksızlık yapan her kimse onu da Tanrıya, doğaya, enerjiye ya da neye inanıyorsanız ona havale etmek ve o bir yerlerde kaderin cilvesiyle o yaptığının cezasını çekerken siz onu hiç umursamadan aklınıza bile getirmeden, aklınızdan tamamen atın ve keyfinize bakın. Unutmayın verilecek en güzel cevap kahkahanızı ve neşenizi bomamanızır. onu cezalandır. yani kendinizi ondan uzak tutma, mahrum bırakma.

1.      Büyük görürsün büyür. Küçük görürsün küçülür. İlim onu kovar. Sen hayatını yaşamaya bakarken bir yerlerde zaten mevlan rabbin de doğa kanunu enerjisi de ne dersen de sonuçta onun ya da takıntı yaptığın seni sinir edenin terbiyesini, cezasını verir. Hiç takma çayını demle rahatına bak. merak etme.  Belki senin takıntında öyle bir terbiyeden ibarettir.. Zarar zarar zannetmendir, takıntındır bla bla..

 Seni kendinden uzaklaştıran ne varsa ondan uzaklaş_Bir söz

 

***

Meğer ne çok biriktirmişim. Unutmam gereken şeyleri.__Ahmet TELLİ

***

Tibette bir söz vardır eğer bir problem çözülebiliyorsa endişe etmeye gerek yoktur. Eğer çözülemiyorsa endişe etmenin bir yararı olmaz.:)

En yakınlarınız tarafından da olsa Üzerinize atılan topraklar bile dirilişinize neden olabilir. Yeterki egonuza değil Yıkılmaza dayanın ve şevkinizi, neşenizi asla bozmayın🤔

Hayattaki en önemli tecrübelerimden biri, şimdiye kadar kapıldığım kaygıların hemen hemen hepsinin lüzumsuzluğunun ya da anlamsızlığının er ya da geç ortaya çıkması.__Wilhelm Genazino
 

    Sakın mutlu olayım diye de strese girmeyin:) Araştırmalar mutlu olacağım diye uğraşanlarında mutsuz olabileceğini söylüyor:)

Yok bizim programımıza uyun mutlu olun, zayıflama programımıza uyun mutlu olun, bla bla bla. Geçin bunları. Mutluluk programlarını yazanların mutsuzluklarına, hayatlarına bakarsanız demek istediğimi anlarsınız:)

 Çünkü hayat hayaldeki gibi değil. İllaki terslik vb. çıkacaktır. Bunu baştan kabullenin..Zaten bir yeri hayal kurmadan olduğu gibi kabullenirseniz hatta gideceğiniz yeri bile hayal kurmadan giderseniz hayal kırıklığı yaşamazsınız mesela.

     Mutlu olmak mı istiyorsun ? O zaman bakış açını değiştir...

     Şunu da unutmayalım. Sen herkesin senin taktığın konuyla meşgul olduğunu, herkesin senin o meseleni düşündüğünü ya da kendinin rezil olduğunu düşünüyorsun. Halbuki onların aleminde ya da dünyasında senin bu meselen yok hükmünde. Yani onlara göre senin meselen bir hiç. Hiçde senin algıladığın ve taktığın gibi değil onların dünyalarında. Sen sanıyorsun ki onlar hep senin bu meselenle ilgileniyorlar. Aslında bu algının hiç alakası yok. Onlar kendi dertleriyle ve onların dertleri, meseleleri kendine yetiyor. Senin büyüttüğün ve algıladığın gibi değil ne dünya ne de insanların bakış açısı. Sen sadece habbeyi kubbe yapıyorsun.

    Bazende (ya da genel de bile olabilir) tepeden kendinizi bir başkasını izler gibi izlemeniz ve hatta kendinizi o şekilde gözlemleyip değerlendirmeniz size psikolojik fayda sağlayabilir. Bu şekilde gerektiğinizde kendinizin ilkel beyniyle, duyularıyla, hareketlerinizle gırgıra almanız bile mümkün olabilir. Nasılki "toplum içinde gözleniyorum milletin gözü üzerimde" diye takıntı yaşayan birinin o kendisini gözlemlendiği sandığı tarafa bakması ve onunla mertçe:) yüzleşmesi, sonrasında rahatlaması gibi..ya da toplum karşısında yapılacak her hareketin insanı rayatlatması gibi..

    Ya Mutluysak da Bilmiyorsak? NAsılki eski öğrencilik yıllarındaki fotoya onlarca yıl sonra bakınca “ne güzel günlerdi” diyorlar. O gün yani okuldayken “mutlumuydun dertlimiydin” dediğinizde HAYIR mutlu değildi vb. diyorlar. Askerlikten nefret edenler o fotolara bakınca onlarca yıl sonra yine “ne güzeldi ne güzel dostluklar oldu hatılralar oldu” vb. diyorlar, onlarca yıl hatira anlatıyorlar...Yani şimdiki şu beğenmediğiniz hal onlarca yıl sonra acısı bitecek ve sizin için maddi manevi yükselmenize sebeb bir hatıra vb. olacak. Neden hep geçmişe bakıp mutlu olacağınıza şimdiki halinize onlarca yıl sonra bakıyormuş gibi davranıp şimdiden mutlu olsanız ya da olsak ya.....O halde en son günümüzmüş gibi -ki olabilir- bu güne bakıp keyfimize baksak ya:)

"Zevâl-i lezzet(lezzetin son bulması) elem(acı) olduğu gibi, zevâl-i elem(acının son bulması) dahi lezzettir." Said Nursi

İnadına mutlu, güler yüzlü, neşeli, pozitif psikoloji içinde olun. Pozitif psikoloji polyannacılık da değildir. HAyata karşı oluşturulması gereken bir dildir.

Hayırlısı neyse o olsun. Nasılsa kalpler O'nun elinde. Sen dünyayı bir insanın önüne koysan rızasını ve kalbini kazanamazsın.

BU DÜNYADAKİ EN MUTSUZ İNSANLAR BAŞKALARININ NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ TAKINTI HALİNE GETİRENLERDİR." LUNYTHA HERMİN

“Diğer insanların hakkınızda ne düşündüğünü kafanıza takarsanız, daima onların kölesi olursunuz.” Lao Tzu Ayrıca olaylara ve diğer kişilere önem verdiğiniz ya da merhamet gösterdiğiniz

kadar kendinize de saygı, merhamet ve koruma gösterin.

1.       İnsanın zayıf ve iyi yönleriyle olduğu gibi mutluluğa gitmek gerekir. Yapı değişmez. Ona göre şekil almak.

2.       “İnsan nedir? ”i felsefeciler saçmalamış. Yok düşünen hayvan, konuşan hayvan..İnsan mutluluğu arayan canlıdır. Bakmayın, inanmayın siz onlara:)

3.       Eğer karşılaştırma olmasaydı herkesin mutluluğu kendine yeterdi..

       Stres durumlarını ve olayları fırsata çevirin...Anı biriktirmek te mutluluk sebebidir. Yaşadıklarınızı bu şekilde de düşünebilirsiniz.

Geçmiş tozdur üfle gitsin:) Dikiz aynasına bakarak ilerleyemezsin. :)

Egzersiz yani sporunda mutluluk hormonu yaptığını unutmayın..

_____________________

Eskiden insanlar 300 milyon yıldır Aslan'dan korkmuşlar. Hayatta korunmak için her türlü mücadeleyi yapmışlar ve beyin hayatta kalabilmek için sürekli kaygılanmış, mücadele etmiş. Fakat son 100 yılda artık eskisi gibi yiyecek için,  avcılık için uğraşma telaşını Bırakmış onun yerine beyin artık geçmişte meşgul oluyor. Hayatımızı bize zehir edecek uğraşıyor. Veb biz buna deprasyon diyoruz. Yani Eskiden insanlar yemek bulabilmek için hayatta kalabilmek için kaygıdan uzaklaşmak için, vahşi hayatta yaşamda kalabilmek için ayarlanmış iken Şimdi ise yemekleri hazır markette yiyecekleri paket içinde alabiliyor ve bu nedenle de beyni eskisi gibi ya da eskisi kadar iş düşmüyor. Yani işsiz kalıyor. O da bunun yerine geçmişteki yaşadığı olayları takıntı yapmakla yani hayatı bize zehir etmekle ya da Gelecekten kaygılarla hayatı bize zehir etmekte Yani bizi depresyonu sokmakta kendini buluyor yani işsizlikten bunalım üretiyor. Takmayın kardeşim. Neşenize bakın..Normal bu olay..Adam işsiz kalmış işte..:))_

____________________

(Önemine binaen aşağıdaki açıklama biraz uzun tutulmuştur. Fakat mutlaka dikkatle okunmalıdır.)

Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri, şu hikâyeye benzer:

            Vaktiyle iki adam hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir gemiye bir bilet alıp girdiler. Birisi girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup nezaret eder. Diğeri hem ahmak, hem gururlu olduğundan yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." O dedi: "Yok, ben bırakmayacağım. Belki kaybolur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhafaza edeceğim." Yine ona denildi: "Bizi ve sizi kaldıran şu önemli sultanın gemisi daha kuvvetlidir. Daha fazla iyi korur. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın gittikçe ağırlaşan şu yüklere dayanamayacak. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse, ya delidir diye seni kovacak. Ya haindir, gemimizi suçluyor, bizimle alay ediyor, hapis edilsin, diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünki dikkat edenlerin bakışlarında, zayıflığı gösteren büyük görünmen ile, aczi(acizliğini) gösteren gururun ile, riyayı(gösterişi) ve zilleti gösteren yapmacık hareketin ile kendini halka alay konusu yaptın. Herkes sana gülüyor." denildikten sonra o bîçarenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. "Oh!.. Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum." dedi.

            İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her olayın karşısında titremekten ve hodfüruşluktan(bencil ve kendini beğenmeden) ve maskaralıktan ve ahiret şikayetinden ve dünya ağırlığının hapsinden kurtulasın.(23.SÖZDEN)

*****************

Bir bahçeye giren iki kardeşten biri meyvelere, güzel çiçeklere yeşilliklere vb. bakıp istirahat alıp çıkıyor. Diğeri iyi bakılmadığı için kurtçuk dolmuş su birikintisine vb. bakıp midesini bulandırıyor. Hayat da böyle işte..Biri dikene bakar gülden rahatsız olur diğeri güle bakar..

*****************

Şu sabırsızlıkta misalin(örneğin) şöyle bir sersem kumandana benzer ki: Düşmanın sağ cenah(taraf) kuvveti onun sağındaki kuvvetine iltihak etmiş(katılmış) ve ona taze bir kuvvet olduğu halde; o tutar mühim(önemli, büyük) bir kuvvetini sağ cenaha gönderir, merkezi zayıflaştırır.

Hem sol cenahta düşmanın askeri yok iken ve daha gelmeden, büyük bir kuvvet gönderir, "Ateş et!" emrini verir. Merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür.

Düşman işi anlar, merkeze hücum eder; tar ü mar(darmadağın, komutanı yani sizi esir) eder."

Evet buna benzersin. Çünki geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş(dönmüş); elemi(acısı) gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, keramete iltihak(katılma) ve meşakkati(ağrılığı, zorluğu), sevaba inkılab etmiş(dönmüş). Öyle ise ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddî bir gayret almak lâzım gelir. Gelecek günler ise madem gelmemişler. Şimdiden düşünüp usanmak ve fütur(tenbellik) getirmek; aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir(deliliktir). Yani dövülmeden ağlamak hastalığı gibi bir şeydir.

""Yarın, öbür gün aç olacağım, susuz olacağım" diye bugün mütemadiyen su içmek, ekmek yemek ne kadar ahmakçasına bir divaneliktir. Öyle de, gelecek günlerdeki, şimdi adem olan musibet ve hastalıkları düşünüp, şimdiden onlardan müteellim olmak, sabırsızlık göstermek, hiçbir mecburiyet olmadan kendi kendine zulmetmek öyle bir belâhettir ki, hakkında şefkat ve merhamet liyakatini selb ediyor. Elhasıl, nasıl şükür nimeti ziyadeleştiriyor; öyle de, şekvâ musibeti ziyadeleştirir. Hem merhamete liyakati selb eder. "
Lem'alar ~2. Lem'a
      **********************

Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır; kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp levazımatını yerine getiremezsin. Öyleyse, beyhude ıztıraba düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. O Mâlik hem Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini itham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul.
Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi "Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler" de, pencerelerden seyret, içlerine girme.(22. Mektup'tan)

Yani ilmine, kudretine, kuvvetine, kendine güvenme. Ona karşı acizliğini fakirliğini bilerek Allaha güven.Tabi Allaha karşı aczini, fakrini bil. İnsan ilmine kudretine güvendiği nisbette, ölçüde burnu sürter. Acizliğini bildiği ölçüde de rahata erer. Bilmin ve bilmenin önemi elbette tartışılmazdır. Fakat bu da bir bilgi türündendir. "Ne kadar çok bilirsen o kadar başa bela" sözü anlamında demiyorum. Aciz acize karşı aciz değildir. Elbetteki elinden geleni hiç ümitsizliğe kapılmadan sonuna kadar yapacaksın. Hani meşhur süt kazanına düşen iki fare hikayesini unutmayacağız. Özetle farenin biri koca kazan diye kendini bırakmış ve boğulmuştu. Diğeri ise kendini bırakmadı çırpındıkça son nefesine kadar çırpındı ve sonuçta bir yağ tabakası oluştu ve ona zıplayıp kendini kurtardı. Açıklama için insa ve yapısı bölümünde 4. bölüme-acizlik bölümüne- bakmanızı öneririm. İnsanlara karşı dilencilik vaziyetini almak demek değil bu. Zaten vücuda gelen her şey Allahtan değil mi? Gurura kapılamayız. "Onun içindir ki, kâmil insanlar, aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki, kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle kaçınıp Allah’a acz ile sığınmışlar; aczi ve havfı kendilerine şefaatçi yapmışlar.

Acz ve fakrın gücü adına deyin He-man olun ve "güç bende artık" deyin dostlar..:) Yani en büyük güç acz ve fakre dayanmakla yokluk ve egodan uzaklık gücüdür.

Aciz bir tohumun bu güçle her şeyi emrinde koşturması gibi..



Diğer ilâç ise, şükür ve kanaat ile talep ve dua ve Rezzâk-ı Rahîmin(rızık veren)Allah rahmetine itimaddır(güvendir). Öyle mi? Evet, bütün yeryüzünü bir nimet sofrası eden ve bahar mevsimini bir çiçek destesi yapan ve o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir Cevâd-ı Kerîmin misafirine fakr ve ihtiyaç nasıl elîm(acı) ve ağır olabilir? Belki(bilakis, aksine), fakr ve ihtiyacı, hoş bir iştiha suretini alır; iştiha gibi, fakrın tezyidine(anlamasının artmasına) çalışır. Onun içindir ki, kâmil insanlar, fakr ile fahretmişler(övünmüşler). Sakın yanlış anlama, Allah’a karşı fakrını hissedip yalvarmak demektir. Yoksa fakrını halka gösterip dilencilik vaziyetini almak demek değildir." (yedinci söz)

"İnsan, şu kâinat içinde pek nâzik ve nâzenin bir çocuğa benzer: Zaafında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü, o zaafın(zayıflığın, acizliğini bilmenin) kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki, şu mevcudat ona musahhar olmuş.." kuralı hayatın her aşamasına kadar geçerlidir. Tabiki insan bu aczini ve zaafını Allaha karşı bilmesi ve göstermesi yeterlidir. Yoksa mahlukata yani yaratılanlara ve insana karşı bilmesi, göstermesi ve manevi dilenci şeklini alması değildir..

Fakrı kenz-i gına buldum.

Aczde tam kuvvet var gör.

"Evet evet.. acz ve tevekkül ile, fakr ve iltica ile nur kapısı açılır, zulmetler dağılır.
Elhamdülillahi alâ nur-il iman ve-l İslâm"
Mektubat - 26

Kendine güvenen ve ilmine güvenen yıkılır. Allaha güvenen yıkılmaz. En iyisi kendinizi ve gücünüzü, benliğinizi ondan olduğunu bilerek tevekkülle rahatlık içinde olun. Özgüven tanımınızda bu olsun. Ve bu yolla mutlaka kendi benliğinizede saygınız ve korumanız olsun. Kimseyi büyütmeyin. 

 

***(bir alıntı)

"Bir vakıa-i hayaliyede gördüm ki: İki yüksek dağ var, birbirine mukabil. Üstünde dehşetli bir köprü kurulmuş. Köprünün altında pek derin bir dere. Ben o köprünün üstünde bulunuyorum. Dünyayı da her tarafı, karanlık, kesif bir zulümat istilâ etmişti."

"Ben sağ tarafıma baktım, nihayetsiz bir zulümat içinde bir mezar-ı ekber gördüm, yani tahayyül ettim. Sol tarafıma baktım; müthiş zulümat dalgaları içinde azîm fırtınalar, dağdağalar, dâhiyeler hazırlandığını görüyor gibi oldum. Köprünün altına baktım; gayet derin bir uçurum görüyorum zannettim. Bu müthiş zulümâta karşı, sönük bir cep fenerim vardı, onu istimal ettim. Yarım yamalak ışığıyla baktım; pek müthiş bir vaziyet bana göründü. Hattâ önümdeki köprünün başında ve etrafında öyle müthiş ejderhalar, arslanlar, canavarlar göründü ki, 'Keşke bu cep fenerim olmasaydı, bu dehşetleri görmeseydim!' dedim. O feneri hangi tarafa çevirdimse, öyle dehşetler aldım. 'Eyvah, şu fener başıma belâdır.' dedim."

"Ondan kızdım, o cep fenerini yere çarptım, kırdım. Güya onun kırılması, dünyayı ışıklandıran büyük elektrik lâmbasının düğmesine dokundum gibi, birden o zulümat boşandı. Her taraf o lâmbanın nuruyla doldu, her şeyin hakikatini gösterdi. Baktım ki, o gördüğüm köprü, gayet muntazam yerde, ova içinde bir caddedir. Ve sağ tarafımda gördüğüm mezar-ı ekber, baştan başa güzel, yeşil bahçelerle nuranî insanların taht-ı riyasetinde ibadet ve hizmet ve sohbet ve zikir meclisleri olduğunu fark ettim. Ve sol tarafımda, fırtınalı, dağdağalı zannettiğim uçurumlar, şahikalar ise, süslü, sevimli, cazibedar olan dağların arkalarında azîm bir ziyafetgâh, güzel bir seyrangâh, yüksek bir nüzhetgâh bulunduğunu hayal meyal gördüm. Ve o müthiş canavarlar, ejderhalar zannettiğim mahlûklar ise, mûnis deve, öküz, koyun, keçi gibi hayvânât-ı ehliye olduğunu gördüm. 'Elhamdü lillâhi alâ nûri'l-îmân.' diyerek, اَللهُ وَلِىُّ الَّذِينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ âyet-i kerimesini okudum, o vakıadan ayıldım."(2) 

Buradaki el feneri, felsefenin itimat ettiği akıl ve lamba oluyor DENİLSE DE ben ego olarak da algılamaktan ders ve mana anlıyorum. İnsan kendi egosuna ilmine güvenirse el fenerini kırmazsa terakki edemez, yeteri derecede hiçbir şey öğrenemez, ilerleyemez, kendini geliştiremez, öğrenemez, keyif alamaz, hayatına faydalı şeyler ekleyemez vb..Yine kendine güvenip el fenerini kırmayanlar dinlemeyide öğrenemez hep konuşmaya çalışır ve sıkıcı itici biri oluverir. Keşke el fenerini kırıp dinlemeyi öğrense ve en önemlisi dinlemenin ve bu dinlemenin keyfiyle öğrenmenin tadına varsa. Hem dinleyince bir şey öğreniyor dinlemeyince hiçbir terakkisi olmuyor yani yerinde saymış oluyor..

***

 

En Güzel İlaç Önce Tevekkül, Sonra Sabır, ŞÜKÜRLE dua ve Sonra Güler Yüz...

*****

Olumsuz duyguları besleyen insanlar olumlu insanlarla barışık yaşayamazlar.

*******

Hayattaki en önemli tecrübelerimden biri, şimdiye kadar kapıldığım kaygıların hemen hemen hepsinin lüzumsuzluğunun ya da anlamsızlığının er ya da geç ortaya çıkması.__Wilhelm Genazino

 

*******


Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al. Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar. O bela ve musibete düşersen اِنَّا لِلّهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ de, o belâdan kurtul...__Said Nursi


 

02. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin. Ve bunun keyfini çıkarın. Büyüklük ve kusursuzluk sadece Allah'a mahsus..EN büyük kusur insanın kendini kusursuz sanmasındır. Eleştirilere açık olun. Kendinizi eleştirilemez kabul etmeyin. Hatta kendi kendinizi eleştirn gırgıra alın bakın çok keyifli:) Zaten insanlar işine geldikleri gibi anlar ya da görmek istedikleri gibi.. İşine gelince öyle işine gelince böyle:)

Ahmaklara ya da bazen verilecek en güzel cevap da susmaktır. Edep edepsizlerin edepsizliklerine sabretme sanatıdır. Zaten tevekkülle ve sahibine havale ile en güzel cevap verilecektir. Sabret ve gör. O kişi zamanla da hatalarını anlayacaktır. Ya da anlamasa ne yazar. Eğer her havlayan köpeğe taş atmaya kalksan dünyada taş kalmaz. Hem senin o kadar vaktin ve uğraşında kalmaz. Enerjini boş yere heba edersin. Zaten bütün kalpler Allah'ın elinde. Yani sen ne kadar çırpınırsan çırpın bir kalbi elde edemezsin. Bırak boşver kalplerin sahibine. Sen kendini savunarak daha itici olma ihtimalinde olabilir. Hem savunmayıp susarsan daha çok sahiplenilir ve sevilirsin. Bir de affedin gitsin:)

*********************

Üslüp esastan bazen öncedir. Ne söylediğinden daha önemli olan; nasıl söylediğindir. Haklı olduğun bir konuyu söylerken araya öyle gereksiz ya da aptalca bir cümle sıkıştırırsın ki; haksız konuma düşersin…onun bazen nasıl söylerimki yi haftalarca bile kendini yormadan takıntı yapmadan düşünmen akıllıca olabilir. Net dağıtmadan bir şey söyle..

*********************
 

03. Rahat ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.

BU DÜNYADAKİ EN MUTSUZ İNSANLAR BAŞKALARININ NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ TAKINTI HALİNE GETİRENLERDİR." LUNYTHA HERMİN Çünkü sizin erişiminiz dışına kendinizi bağımlı kılmak mutsuzluk getirir. Sizin bağımsızınız siz ne yaparsanız yapın inadına bile olsa zıttınıza olabilir. O halde birinci kural bu noktada gizlidir. İnsanlar bugün över yarın söverler. Kim ne düşünüyorsa on kat fazlasını yaptım, sondan birinci oldum vb. deyin gülün ve geçin.

“Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.” "Cefa(hüzün, sıkıntı) vereni bırak, sefa(huzur, mutluluk) verene bak"  (Bediüzzaman)

Tadını çıkaramadığın şeyin cefasını sürersin. Sefasını süremediğin şey cefaya dönüşür..

 

"Şarkı söylemek, sağlığı koruyan en iyi egzersizdir." İbn-i Sina

Ne yaparsanız yapın aşkla yapın..

***

Homosapienssapiens fazla bi şey bekleme:) Sen gözünde büyütmediğin sürece, herkes kendisi kadardır...😏

***

Fazla tatlı dilli olmayın..!
Sonra delikten çıkanlarla uğraşırsınız...:)

 

04. Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüme etkisini göz önüne alın. Paranoyayı bırakın,  paranoya en büyük felaketlerden biridir. Hayat ve dünya ayna gibidir. Ona surat asarsanız o da surat asar.

Takıntıları iyi ağırlarsanız hep sizinle misafir kalır. Ama iyi karşılamaz ve ağırlamazsınız gider. Aynen evinize misafirlerinize ilgili olursanız gene gelir belki sürekli gelir. İlgilenmezseniz nadir gelir ya da gelmez olur..

"Mutlu olmak için, içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, 
bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır."
Konfüçyüs

Bir de başkasına mutluluk verirseniz ya da verme çabasında olursanız kendiniz de mutlu olursunuz.
 

Hayatta kendinizi bir dublör gibi düşünüp tepeden havadan vb. kendinizi izlediğinizi hayal edin. Bazen insanların bebeklik hallerini düşünün. vb. Hayatta kendinizi de gırgıra alıp, kendinizle isterseniz herkesin içinde bile alay edebilin ve keyfini çıkarın.

***

Hayat saplantıların, ideolojilerin bekçiliğini yapacak kadar uzun değildir...

***

“Zulmeden kişi bu zulmü bana yaptığını sandı"
"Bana yapılan zulüm geçip gitti ama vebali onun boynunda kaldı”(aLINTI)

***

Herkes bir yapıda olmaz. Kendinizdeki anlayışı, ya da anlayışsızlığı başkasından beklemeyin.:)

***

ENDİŞE BİTTİĞİNDE SAĞLIK BİR ANDA DÜZELİR Eğer sürekli hastalık yada nefret, kızgınlık ve olumsuzluk düşünceleri taşırsanız, bedeniniz bu düşünceleri fiziksel boyuta dönüştürecektir. Endişe, nefretten sonra insanın kendisine ölümcül zarar verdiği en kötü zihin aktivitesidir. Belki öfke vb. leride bunun diğer kısımlarındandır.…(Kronik stress beyni bile küçültür sonrasın beyin aynı şekilde yerine bile maalesef gelmez. Bunun için en çok mücadele etmemiz gereken stres ve endişedir. Özellikle trafik, aşırı kalabalık vb. strese sebebiyet veren ne varsa o sırada kendi kendinize müzik mırıldanarak ya da dinleyerek, bazen bir şeyler içerek, durumları gırgıra ve keyfe dönüştürecek 

bakış açısı kendinize vererek bu stresi keyfe çevirin ve yok edin. Bu birinci meseleniz olmalıdır kendinizi korumak için..Mutsuzluk ise eninde sonunda ayzaymır sebebi olur. Yani yaşlılıkta. Akut stresten çok kronik stress çok zararlıdır. İnsanın birinci olarak bu stresten çıkması gerekir. Unutmayın giden nöronlar geri gelmez..) Endişe, nefret, korku, anksiyete, acı çekme, sabırsızlık, hırs, tamah, anlayışsızlık, yargılama ve suçlama gibi ürünleriyle birlikte bedene, hücresel boyutta saldırır. Bu koşullarda sağlıklı bedene sahip olmak imkansızdır. Endişenin hiçbir anlamı, amacı yoktur. Ziyan edilmiş mental enerjidir. Endişe aynı zamanda bedene müthiş zarar veren biyokimyasal reaksiyona sebeptir.Hazımsızlıktan, kalp krizine kadar her türlü hastalığa neden olur. ENDİŞE BİTTİĞİNDE SAĞLIK BİR ANDA DÜZELİR… Neale Donald Walsch Endişenin ortadan kalmasında tahkiki imanın rolü büyüktür.

Hayat, harekâtla kemalâtını bulur; beliyyat(belalar, dertler) vasıtasıyla terakki eder. 
Mektubat - 45

***

Tadını çıkaramadığın şeyin cefasını sürersin. Sefasını süremediğin şey cefaya dönüşür..

***

“İç dünyası zengin insan tamamen yalnızken, kendi düşünceleriyle ve hayalleriyle eşsiz bir eğlence bulur; öte yandan, ruhsuz biri sürekli dernekten derneğe, oyundan oyuna, yolculuktan yolculuğa ve şenlikten şenliğe koşsa bile, can sıkıntısından kurtulamaz.”

Arthur Schopenhauer




 

05. Sevgi kapasitenizi geliştirin. Hayata gülümseyin. Affederek insanları cezalandırın:)

   

06. Unutmayın: Öldüğünüz zaman yapılacak işler listeniz hâlâ dolu olacaktır. Ayrıca ANİ KARAR vermeyin. Ani karar mutsuzluk ve keşke getirir. Ani karar vermenizi isteyenler ve durumlarda "bir düşüneyim" diyerek mutlaka zaman isteyin. Gerekirse bu konuda eğitim alın.

Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çok çoktur. Bediüzzaman (İç içe girmiş daireler gibi, her insanın kalb ve mide dâiresinden, cesed ve hâne dâiresinden, mahalle ve şehir dâiresinden, vatan ve memleket dâiresinden ve Dünya ve insanlık dâiresinden tut.. tâ canlılar ve evren dâiresine kadar, birbiri içinde dâireler var. Herbir dâirede, herbir insanın bir çeşlit vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dâirede, en büyük, en önemli ve sürekli devam eden görev var. Ve en büyük dâirede, en küçük ve geçici arasıra görev bulunabilir. Bu kıyas ile -küçüklük ve büyüklük ters orantılı- vazifeler bulunabilir. Fakat büyük dâirenin çekiciliği yönünden küçük dairedeki önemli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, boş ve âfâki işlerle meşgul eder. Hayat sermayesini boş yerde imha eder. O kıymetli ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harb boğuşmalarını merak ile tâkib eden, bir tarafa kalben tarafdar olur. Onun zulümlerini hoş görür. Zulmüne şerik olur. Bediüzzaman) Temizliği düşünelim, insan bedenini her gün temizler, evini haftada bir, sokağını ayda bir. Beş senede bir oy kullanır. Yani daire genişledikçe görev azalır. Ters orantılıdır. Fakat insan beş yılda bir oy kullandığı bir mesele için ömrünü harcarken, küçük dairelerdeki daimi görevini unutuverir.

***

Bir halterci 150 kg kaldırıyor ama 151 kg kaldıramıyor. yani insana şunları şunları yapıyorsunda bir şunu mu
yapamıyorsun demeyi bu noktadan düşünmek gerekiyor.
Ayrıca bazı iyi niyetli insanlar ya da annelerimiz vardır. Üzerlerine iyi niyetlerle çok yük alırlar. Fakat
bunun üzerinden kalkamazlar ve ezilirler. Yani kendimizede iyi niyetli eziyetleri düzgün bir dille terketmek
gerekir.

 

07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin. Ve dinlemenin önemini ve özellikle konuşmadan daha keyifli olduğunu bilin.

Dinleyen hem bir şey öğrenir kazanır. Dinlemeyen ve konuşan hiçbir şey de öğrenmediğinden zarardadır. Hem insanlar dinleyebilen şahısları daha çok severler. Dinle huzur bul yahu..Gerektiğinde ihtiyaç duyulduğunda konuş yani..söz hakkı verildiğinde..ya da fikrin sorulduğunda..diğer türlü çok yorucu ve sıkıcı, bıktırıcı olursunuz ve farkına varmazsınız bile..
 

08. Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.
 

09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın. Ya da kusuru üstünüze alıverin. Bir tartışma ve kavga ortamında "tamam bütün kusur benim" deyiverin bakın tartışma ve düşmanlık nasıl son buluyor. Nasıl olsa herkes kendi masalına inanıyor:)

Bazen reddi dava yani davadan vazgeçme gerek hele huzur için. Bazen unutmada gerek huzur ve mutluluk için. Bazende affetmek gerek…

"Mantığı kullanmayı reddeden biriyle tartışmaya girmek, bir cesede ilaç tedavisi uygulamaya benzer."
— Thomas Paine_Tartışmak için değil gerçeklere ulaşmak için münazara yapılmalı. Yani tartışılmamalı konuşan yalnız hakikat olmalı.

 

10. İçinde bulunduğunuz ânı yaşamayı öğrenin. Ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemli. Acele etmeyin nasıl söyleyeceğinizi düşünün sonra söyleyin.
 

11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün. Egonuzu bu şekilde eritmenin daha keyifli olduğunu görün. BAşta bir ameliyat gibi acısı olsada daha sonra iyileşme lezzeti daha üstün gelir. Sonuç odaklı olmayın süreç odaklı olun.

Beni üzecek gücü, önemi sana verdiğim için,
kendimden özür dilerim.__Franz Kafka


Zor zamanlar güçlü insanları; güçlü insanlar iyi zamanları; iyi zamanlar zayıf insanları; zayıf insanlar da zor zamanları yaratır!✍__aLINTI
 

12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın. Sabır kuvvetinizi geçmişe ve geleceğe dağıtmayın. Altı çizili örnekteki açıklamayı düşünerek okuyun. Bu örneği iş hayatı, hatta günlük iş hayatı, hastalık vb. her şeye uygulayın.

AYRICA 21.SÖZDEN  AŞAĞIDAKİ BÖLÜMDE SABRI KULLANMADA ÇOK ÖNEMLİ BİR REHBER  

TABİ BU ÖRNEK  HAYATIN KENDİSİ, MUSİBETLERİ, DERTLERİ, İÇİNDE DÜŞÜNÜLMELİ VE ÖLÇÜ OLMALIDIR..

Üçüncü ikaz: Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet külfetini(ağırlığını) ve namazın meşakkatini(zahmetini) ve musibet zahmetini, bugün düşünüp muzdarib olmak(ızdıraba düşmek, üzülmek), hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini(acısını), bugün tasavvur(düşünüp) edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl(akıl kârı) mıdır?

"Şu sabırsızlıkta misalin(örneğin) şöyle bir sersem kumandana benzer ki: Düşmanın sağ cenah(taraf) kuvveti onun sağındaki kuvvetine iltihak etmiş(katılmış) ve ona taze bir kuvvet olduğu halde; o tutar mühim(önemli, büyük) bir kuvvetini sağ cenaha gönderir, merkezi zayıflaştırır.

Hem sol cenahta düşmanın askeri yok iken ve daha gelmeden, büyük bir kuvvet gönderir, "Ateş et!" emrini verir. Merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür.

Düşman işi anlar, merkeze hücum eder; tar ü mar(darmadağın, komutanı yani sizi esir) eder."

Evet buna benzersin. Çünki geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş(dönmüş); elemi(acısı) gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, keramete iltihak(katılma) ve meşakkati(ağrılığı, zorluğu), sevaba inkılab etmiş(dönmüş). Öyle ise ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddî bir gayret almak lâzım gelir. Gelecek günler ise madem gelmemişler. Şimdiden düşünüp usanmak ve fütur(tenbellik) getirmek; aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir(deliliktir). Yani dövülmeden ağlamak hastalığı gibi bir şeydir.

Madem hakikat böyledir. Âkıl(Akıllı) isen, ibadet cihetinde(yönünde) yalnız bugünü düşün ve onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti(zorluğu) pek az, hoş ve güzel ve ulvî(yüksek) bir hizmete sarfediyorum, de. O vakit senin acı bir füturun(tenbelliğin), tatlı bir gayrete inkılab eder(döner).

            İşte ey sabırsız nefsim! Sen üç sabır ile mükellefsin(sorumlusun). Birisi: Taat(itaat) üstünde sabırdır. Birisi: Masiyetten(günahlardan) sabırdır. Diğeri: Musibete(başa gelen afetlere) karşı sabırdır. Aklın varsa, şu üçüncü ikazdaki temsilde görünen hakikatı rehber tut. Merdane "Ya Sabur" de, üç sabrı omuzuna al. Cenab-ı Hakk'ın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan, her meşakkate(zorluğa) ve her musibete kâfi(yeter) gelebilir ve o kuvvetle dayan.

    Halbuki biz tamamıyla bu komutanın tersini yaparak sabrımızı yönetemiyoruz. Yarın ölebiliriz. Biz ise ölmeyecekmiş gibi 65 yıl yaşayacağımızı planlıyoruz ve diyoruz:

-Benim bu gün altı saat dersim var. Üç saati geçti. Zaten benim safıma geldi, kuvvetlenmiş oldum. Geçmiş üç saat için sabırımı dağıtmak yanlış olur. Gelecek zaten su gibi gelmekte ve geçmekte..Bunun için of bugün şu kadar dersim vb. var diyerek sabır kuvvetin dağıtmamak gerek.

- Ben şu an 32 yaşındayım. hakiki ömrümü bulunduğum gün görmüyorum. Geçmiş kazalarıma bakıyorum. Önüme dağ gibi bir rakam çıkıyor. Ergenlikten sonra 17 yıl var diyorum. 17 yılıda güne çevirip günde beş vakitle çarpıyorum önüme dağ gibi bir rakam çıkarıp kendi şevkimi kırıyorum. Geleceğe bakıyorum. Yarın ya da hemen ölme ihtimalini tamamen unutuyorum. 33 yıl var. Onu da güne çevirip beş ile çarpıyorum. Yine karşıma dağ gibi bir şey çıkıyor. nefsim ve şeytanıma da sabır kuvvetim dayanamıyor. Bu işin çıkış noktası yukarıdaki harika benzetme olabilir...

Maddî musîbetler, büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. Geçmiş tozdur üfle gitsin:)
 

Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. meselâ, gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. hücum eden arılara iliştikçe fazla tehâcüm göstermeleri, lâkayt kaldıkça dağılmaları gibi, maddî musibetlere de büyük nazarıyla, ehemmiyetle baktıkça büyür. merak vasıtasıyla o musibet cesetten geçerek kalbde de kökleşir, bir mânevî musibeti dahi netice verir, ona istinad eder, devam eder. ne vakit o merakı, kazâya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi, maddî musibet hafifleşe hafifleşe, kökü kesilmiş ağaç gibi kurur, gider. bu hakikati ifade için bir vakit böyle demiştim.
 

13. Sevgi elini önce siz uzatın. İnat elini, kıskançlık elini bırakın. Unutmayın kıskançlık, haset, çekememe vb. kötü duygular önce sahibini yakar. Kıskanılan kişinin belki haberi bile olmayabilir. Kıymayın kendinize. İnadın işi meleği şeytan görür. (bediüzzaman) İnadın gözü, meleği şeytan görür.~

İnadın işi budur: Şeytan yardım ederse birisine "melek" der, rahmeti de okutur.

Muhalif tarafında eğer meleği görse; libasını değişmiş, onu şeytan zanneder, adâvet, lânet eder."


~ Bedîuzzamân Said Nursî ~
~ Sözler \ Lemeât ~

 

14. Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?

      Geçmişte ve gelecekte yaşamayın. Dikiz aynasına bakarak ilerlenemez. Affedin ve bütün ağırlıklarınızdan kurtulun. Affederek ve yaratana havale ederek cezalandırın. "Kul hakkı nedir bilir misin? Allah yarına bırakır yanına bırakmaz" Kaygılarınız ve korkularınızın son haddini düşünün. En sonunu ya da belki her şeyin en sonunu nihayetini. O zaman hepsinin değersiz ve gereksiz olduğunu keşfedeceksiniz küçük gördükçe küçüldüklerini keşfederek takmaz olacaksınız. Hem nasılki iyi ağırlanan önemsenen misafirleriniz size değer verir ve yanınıza uğramaya devam eder. Sizde takıntılarınıza iyi davranmaz ve iyi misafirperverlikle iyi ağırmazsanız onlarda gelmez olurlar :)
 

15. Gerçeği kabul edin: Hayat âdil değildir. Ya da hayatın adaleti çok farklı işler. Unutmayın nice saraylarda ki insanlar intihar etmektedir. Yediği baklavadan tat alamazken, kuru ekmeği bulan insan ondan daha fazla tat ve hayattan huzur alabilmektedir. Nice gece kondulardaki insanlarda mutludur. Nice hastaların başında ölecek diye ağlayanlar ölmüşlerdir, o hastalar şifa bulup yaşamışlardır..

Ayrıca verilmiş nimetlerle mutlu olmaya çalışın..Şükürle isteyin, isyanla değil. Sabırla tevekkül edin. Mutlu olun. Kanaat ve şükürle mutlu olunur.. Hırsla değil..Böbreğim ağrıdığı sabah bir böbreğimin olduğunu ve onun sağlıklı olmasının ne kadar harika bir nimet olduğunu anladım. Ya da şu an bütün dünyayı bana verseler fakat gözlerimi isteseler vermem.. Şimdi bu kadar çok nimet içindeyim neden bunlarla mutlu olmayalım ki.. hep gözümüz yükseklerde olduğunda mutlu olamayız.. evreni bize verseler bir evren daha isteriz..

1.       Meselâ madenler diyemezler: "Niçin bitki olmadık?" Şikayet edemezler; belki maden vücuduna mazhar oldukları için, hakları Fâtırına şükrandır.

Bitkiler, "Niçin hayvan olmadım?" deyip şikayet edemez. Belki, vücut ile beraber, hayata mazhar olduğu için, hakkı şükürdür.

Hayvan ise, "Niçin insan olmadım?" diye şikâyet edemez. Belki, hayat ve vücut ile beraber, kıymettar bir ruh cevheri ona verildiği için, onun üstündeki hakkı, şükrandır. Ve hâkezâ, kıyas et.

Ey insan-ı müştekî! Sen yoklukta kalmadın, vücut nimetini giydin, hayatı tattın, cansız kalmadın, hayvan olmadın, İslâmiyet nimetini buldun, dalâlette kalmadın, sıhhat ve selâmet nimetini gördün, ve hâkezâ... Ey nankör! Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki, Cenâb-ı Hakkın sana verdiği mahz-ı nimet olan vücut mertebelerine karşılık şükretmeyerek, imkânat ve ademiyat nev'inde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın yüksek nimetlerin sana verilmediğinden, bâtıl bir hırsla Cenâb-ı Haktan şikayet ediyorsun ve verdiği nimetlerini inkar ediyorsun?

Acaba bir adam, minare başına çıkmak gibi âli derecatlı bir mertebeye çıksın, büyük makam bulsun, her basamakta büyük bir nimet görsün; o nimetleri verene şükretmesin ve desin: "Niçin o minareden daha yükseğine çıkamadım?" diye şikayet ederek ağlayıp sızlasın-ne kadar haksızlık eder ve ne kadar küfrân-ı nimete düşer, ne kadar büyük divanelik(delilik) eder; divaneler dahi anlar. 

Ey kanaatsiz, hırslı ve iktisatsız, israflı ve haksız, şekvâlı, gafil insan! Kat'iyen bil ki, kanaat, ticaretli bir şükrandır; hırs, hasâretli bir küfrandır. Ve iktisat, nimete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır. İsraf ise, nimete çirkin ve zararlı bir istihfaftır. Eğer aklın varsa kanaate alış ve rızaya çalış. Tahammül etmezsen, "Yâ Sabûr" de ve sabır iste, hakkına razı ol, teşekkî etme. Kimden kime şekvâ(şikayet) ettiğini bil, sus. Herhalde şekvâ etmek istersen, nefsini Cenâb-ı Hakka şekvâ et; çünkü kusur ondadır..Mektubat 24. mektup'tan..

 


16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.

 
17. Strese dayanma gücünüzü azaltın.
Her şeyin fazlası zararlı dır. Balıklara bile fazla yem verince ölüyor. Merhamette, fedakarlıkta vb. yeteri kadar olmalı..Ayrıca her şeyi olduğu gibi tasvip etmeliyiz.


18. Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup ya da yazı yazın.

 
19. Sık tekrar edin: Hayat acil bir durum değildir.


20. Zihninizde özel bir bölüm açın. Ya da açmayın:)


21. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünmek için harcayın.


22. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba deyin.


23. Her gün kendinize biraz sessiz zaman ayırın.


24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.


25. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.


26. Daha iyi bir dinleyici olun.

İnsan ilişkilerinde hiç kimsenin şevkini  kırmaya gerek yok diye düşünüyorum. Örneğin takım tutmayan biri olarak takım tutan bir  çocuk size hangi takımı tutuyorsunuz dediğinde “mehter takımı” vb. şekilde şevkini bozmayacak dürüstlükte cevap vermeniz karşıki insan için daha faydalı ve keyifli, muhabbetli olur. Yada karşıdaki kişi heycanla bir yazarı, bir insanı ya da bir şeyi övüyorsa siz de “ o yazarı klonlamalı yani çoğaltmalı felan deyin” yani kırmayın şevkleri, duyguları bozmayın destekleyerek duygu birliği oluşturmanın keyfine varın..derim..

 


27. Savaşlarınızı akıllıca seçin.


28. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu hatırlamıyorsanız gidip siz çıkarın.

      "Bu evdeki bütün işleri tek başıma ben halledeceğim niyetinde, hizmetinde olursanız hem beklentiye girmez, hem mutlu olursunuz.

        Olur ya kazara da olsa biri bir işin ucundan tutarsa bile mutluluk için bu bile yeter:)


29. Eleştirme isteğinizi bastırın.

Üslüp esastan bazen öncedir. Ne söylediğinden daha önemli olan; nasıl söylediğindir. Haklı olduğun bir konuyu söylerken araya öyle gereksiz ya da aptalca bir cümle sıkıştırırsın ki; haksız konuma düşersin…onun bazen nasıl söylerimki yi haftalarca bile kendini yormadan takıntı yapmadan düşünmen akıllıca olabilir. Net dağıtmadan bir şey söyle..


30. Daha ılımlı bir sürücü olun.


31. Unutmayın: İnsanı edindiği huylar oluşturur.


32. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.


33. İpin ucunu biraz bırakın. Fazla ihsan ihsan değildir. Fazla fedakarlık fedakarlık değildir. Bazen olur hasen(iyi, güzel) ahsen(en güzelden, en iyiden)den ahsen(daha iyi). Bazen olur hak ehaktan(en iyi haktan) ehak. Yani daha iyiyi arayalım derken hayat zehir olabilir.


34. Bir bitki yetiştirin.
 

35. Namaza, her gün az da olsa cevşenden bir parça dua okumaya, yoga (ya da jimnastiğe) başlayın. Dua harika güç verir. Kendinize dayanırsanız yıkılırsınız, yıkılmaza dayanırsanız yıkılmazsınız.
 

36. Erken kalkmaya alışın.
 

37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın.
 

38. Planlarınızda esnek olun.
 

39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın. Fıtrilik ve doğallık, doğal yürüme, yapmacık hareketler girmeme, ayrıca fiziksel hareket her kusuru örter, toplum karşısındaki her türlü fiziksel hareket yürüme, ceketini düğmeleme, ya da düğmelerini açma, çıkarma her hangi bir yere asma insanı toplum içinde fiziksel ve ruhsal rahatlatır kendine getirir.hele hareket hatta her türlü fiziksel hareket yürüme, ya da ruhsal halinizi heycanınızı, sıkıntınızı paylaşma da aynı şekildedir. birlikte olursa daha iyi faydalıdır. Bir de çekindiğiniz sakındığınız ortama bakma ve merdane o yönü kontrol etme tamamen göz hapsiniz psikolojisinden sizi rahatlatır.
 

40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.
 

41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak.


42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.
 

43. Zihninizi sessizleştirin.


44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.
 

45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.
 

46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.
 

47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.
 

48. Biraz yüzünüz gülsün.
 

49. Bu da geçer.
 

50. Gevşeyin!
 

51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.
 

52. İç dünyanız için zaman ayırın. Her olayı ve konuyu öğrenmede kendi iç dünyanız önemlidir. Yani kendi iç dünyanızdaki doyumunuz ve tatmininiz önemlidir.

 

53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
 

54. Kendi işinize bakın, kendinizi başkasının yerine koymayın.
 

55. Hayatı olduğu gibi kabul edin.Bir de içinizde mümkün olduğunca bir şey bırakmayın. Uygun uslupla uygun ortamda ve zamanını ortamını ayarlayarak usulünce söyleyin. İletişiminizi ise mutlaka açık iletişim olarak seçin yani direkt konuşun.
 

56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.
 

57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
 

58. Daha sabırlı olun.
 

59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.
 

60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
 

61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın. Çünkü insanın bast ve kabz halleri vardır. Yani insan bazen sebepsiz içi içine sığmaz. Bazende sebepsiz daralabilir.

Bu durumu bilmek ve ona göre takmamak gerekir.


62. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.
 

63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı şeydir.


64. Rasgele iyilikler yapın.
 

65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.
 

66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.

Vuku bulan işte hayır vardır..şöyle olsaydı böyle davransayıdm, felan filan hesap etmek yanlış. Kısa bir düşün dersini al daha sonra da böyle vuku bulmuşsa hayır vardır de ve olayı tevekkülle sonlandır. Unutma ki bütün kalpler Allah’ın elinde. Sen ne yaparsan yap ya da öyle değil böyle davransaydım demen hep boşuna. Her şey O’nun elinde..Hayır vardır. Belki öyle değilde böyle yapsaydın kötü olacaktı. En küçük ego bile zarar getirebilir..İnsan haddini bilmek için dünyaya gelmiştir had bildirmek için değil diyelim ve egomuzu yüksek tutacak davranışlardan uzak duralım bu nedenle..Haddini bildirmiş olabilirsiniz ama sonuçta ezdiğiniz insanı kendinize gizli düşman ve dostluğunu kaybetme ya da kendisini kaybetme yönüne gitmek hizmet düsturuna ter gelebilir. Ve siz daha egolu gözüktüğünüzden haddini bildirdiğiniz zaman dolayısıyla hakikatte kaybetmiş olursunuz. Bildirmediğiniz zaman ise belki kazanmış olursunuz. Çünkü belki sonradan hakikate ulaşacaktır..
 

67. Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.
 

68. Alçak gönüllü olmaya çalışın.
 

69. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.
 

70. Her gün birkaç dakikanızı sevecek birini düşünmeye ayırın.
 

71. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini inceleyin.
 

72. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.
 

73. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.
 

74. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.
 

75. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.
 

76. Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.
 

77. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.
 

78. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın: Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.
 

79. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.
 

80. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.
 

81. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin
 

82. Yaşamı melodram olarak görmeyin.
 

83. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
 

84. Fırtınanın Gözü'nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında) bulunmaya çalışın.
 

85. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı düşünün.
 

86. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.
 

87. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.
 

88. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.
 

89. Bir iyilik yapın ve karşılığını ne isteyin, ne de bekleyin.
 

90. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.
 

91. Başkalarını suçlamayı bırakın.
 

92. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.
 

93. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.
 

94. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.
 

95. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.
 

96. "Anlamlı başarı"nın tanımını bir kez daha yapın.
 

97. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.
 

98. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.
 

99. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin.
 

100. "Daha fazlası daha iyidir" diye düşünmekten vazgeçin

 

TEVEKKÜL

YANİ İNSAN TEVEKKÜL ETTİKÇE HAKİKİ İNSAN YÜKSEKLERİN YÜKSEĞİNE ÇIKAR ETMEDİKÇE İSE AŞAĞILARIN AŞAĞISINA DÜŞER

            Üçüncü Nokta: İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın ağırlıklarından kurtulabilir. "Tevekkeltü alallah" “Allah’a tevekkül ettim” der, hayat gemisinde tam bir güvenle olayların dağ gibi dalgaları içinde gezer. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak' ın (mutlak  kudret sahibi yaratıcının) kudret eline emanet eder, rahatla dünyadan geçer, kabirde dinlenir, istirahat eder. Sonra sonsuz saadete girmek için Cennet'e uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i safilîne(aşağıların aşağısına) çeker. Demek iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül iki cihan saadetini gerektirir, iktiza eder. Fakat yanlış anlama. Tevekkül, (1)sebepleri bütün bütün reddetmek değildir. Belki(aksine, kesinlikle) (2)sebepleri kudret elinin perdesi bilip uyarak; (3)sebeplere teşebbüs ise, bir çeşit fiili dua olarak düşünüp kabul ederek; (4)sonuçları, neticeyi, meyveyi yalnız Cenab-ı Hak'tan istemek ve neticeleri ondan bilmek ve ona minnettar olmaktan ibarettir.

Peygamber efendimiz bile savaşa giderken en iyi planı uyguluyor çift zırh giyiyordu. Diğer hayat kuralları sırasında fiili olarak yapılması gereken her kurala en iyisiyle uyuyordu. Hastalanınca doktora gidiyordu. Yani ben peygamberim demiyordu. Öyle dese Allahın evrene koyduğu kuralları beğenmemek hükmüne geçer. Bir müslümanda apartmandan kendisini atsa düşer, kafirde..Yani Allahın yer çekimi kanunu herkesi kapsar. Tekvini yani yaratılış kanunlarına insan uymak zorundadır. Bu vb. yaratanın kanunlarıdır. Cezası karşılığı hemendir. Bir de kelamdan gelen namaz vb. kanunlar ise cezası daha çok ahirettedir. Mesela bir çiftçinin en iyi tohumu alması, en iyi yollarla toprağa yerleştirmesi, sulaması, ilaçlaması, gübrelemesi yani sebep olarak en iyi sebeplere müracaat etmesi de tevekkül tanımının içine girmektedir. Eğer bunlara uymazsa tevekkül etmiyor demektir. Burandan tevekkül yukarıda işaretlenen dört maddenin birleşmesiyle olur. Yani fiili dua esastır. Kavli dua ise ayrıca bir ibadettir. Her ikisi birden yapılmalı.

            Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri, şu hikâyeye benzer:

            Vaktiyle iki adam hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir gemiye bir bilet alıp girdiler. Birisi girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup nezaret eder. Diğeri hem ahmak, hem gururlu olduğundan yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." O dedi: "Yok, ben bırakmayacağım. Belki kaybolur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhafaza edeceğim." Yine ona denildi: "Bizi ve sizi kaldıran şu önemli sultanın gemisi daha kuvvetlidir. Daha fazla iyi korur. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın gittikçe ağırlaşan şu yüklere dayanamayacak. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse, ya delidir diye seni kovacak. Ya haindir, gemimizi suçluyor, bizimle alay ediyor, hapis edilsin, diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünki dikkat edenlerin bakışlarında, zayıflığı gösteren büyük görünmen ile, aczi gösteren gururun ile, riyayı(gösterişi) ve zilleti gösteren yapmacık hareketin ile kendini halka alay konusu yaptın. Herkes sana gülüyor." denildikten sonra o bîçarenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. "Oh!.. Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum." dedi.

            İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her olayın karşısında titremekten ve hodfüruşluktan(bencil ve kendini beğenmeden) ve maskaralıktan ve ahiret şikayetinden ve dünya ağırlığının hapsinden kurtulasın.

***

Muhabbetin de ihlâs ile bir zerresi, batmanlar ile resmî ve ücretli muhabbete tercih edilir. İşte bir zât bu ihlâslı muhabbeti böyle tabir etmiş:
“Ben muhabbet üzerine bir rüşvet, bir ücret, bir menfaat, bir mükâfat istemiyorum. Çünkü, karşılığında bir mükâfat, bir sevap istenilen muhabbet zayıftır, devamsızdır.” _İbni Kays (Said Nursi)